ViçeFest | Yeşil Altın Gümüş Deniz Festivali’nde açılış yürüyüşümüzle başlayan coşkumuzu müzikle büyüttük.
Fındıklı’nın gençlerinden oluşan Avare grubunun ardından, Fındıklı Belediyesi Kadın Korosu ve Serkan Gençdoğan ile hep birlikte şarkılarımızı söyledik, güzel bir geceyi paylaştık.
Bir kez daha gördük ki; meciyle yan yana geldikçe dayanışmayı çoğaltıyor, mücadeleyi büyütüyor, umudu hep birlikte yeşertiyoruz.
#FındıklıdaMeciVar #ViçeFest
Önemli bir oylamada parti üye ya da vekillerini “serbest” bırakmak gelişkin bir demokrasi anlayışının değil ilkesiz siyasetin göstergesi olabilir ancak. Parti olmak taraf olmaktır. Yurttaş sorduğunda ne yapmak gerektiği, “gönlünden ne geçiyorsa onu yap” diyerek siyaset yapılmaz.
Abdest almak, namaz kılmak, inşallah, maşallah, Rabbim, sallallahüaleyhivessellem vs. diye konuşmak hele de bunları göstere göstere yapmak tek başına bir değer olsaydı Maun suresi olmazdı.
Öyle ki 7 ayetlik o kısa sure içinde yoksulu doyurmaya teşvik (yoksulluğun nedenini sorgulama, ezilenin hakkını savunma) yoksa bunun gaflet, delalet ve riyakarlık olduğunu adeta bağırır.
AKP ülkemizi Yemen karşıtı Amerikancı bir ittifaka dahil etti. Böylece sıcak çatışma alanlarında Ukrayna’da, İran ve Yemen de açık bir biçimde taraf hale geldik. Uzlaştırıcılık, moderatörlük, arabuluculuk propagandası da bitti.
Ya yıllardır “AKP’nin Türkiye’yi batılı emperyalistlerin bölgesel planlarını bozan bir aktör haline getirdiği, ABD ile Rusya-Çin arasında kişilikli bir denge oluşturduğu” masalını anlatan onlarca yandaş gazeteci ve yorumcuya ne demeli?
Şimdi başka telden çalıyorlar. Bir tanesi bile “ben yanılmışım, yanlış okumuşum, özür dilerim” demiyor. Çünkü yanılmadılar, yanılttılar. Bilerek, isteyerek. Defalarca uyardık bu çarpıtmalara karşı ama ne yazık ki AKP’li olmayan bazı kesimler dahi etkilendi bu “ABD’den uzaklaşıyoruz” iddiasından.
Oysa bugün gelinen noktanın tarihsel, sınıfsal ve ideolojik bir arka planı var. O arka plan, gündelik olay ya da söylemlere bakarak ihmal edilince yanlış kaçınılmaz olur. Aynısı iç politika için de geçerli.
24 Temmuz 1923…
Lozan Barış Andlaşması,
Türkiye'nin doğum belgesi, kuruluş senedi ve tapusudur. Lozan olmasaydı, bu vatan olmazdı.
#LozanBarışAntlaşması
KAYIP İLANI!
Plaja gelirken yanında getirdiği "çevre bilincini" kaybeden vatandaşlarımızın, en kısa sürede belediyemize uğrayarak teslim almaları rica olunur.
NATO'yu protesto etmek suç değil, anayasal bir haktır. 🕊️⚖️
Derneğimiz Genel Sekreteri Av. Çisel Demirkan, anayasal hakların kullanıldığı NATO protestoları sırasında gözaltına alınmış ve hala gözaltında tutulmaktadır.
Baroların da vurguladığı üzere, temel hak ve özgürlükleri fiilen askıya alan keyfi gözaltı uygulamaları demokratik toplum üzerinde baskı oluşturmayı ve anayasal hakların kullanımını engellemeyi amaçlamaktadır.
Hukuk savunucularının mesleki faaliyetleri, düşünceleri ya da anayasal haklarını kullanmaları nedeniyle hedef alınması hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmaz.
Hukuk savunucularına ve demokratik haklarını kullanan yurttaşlara yönelik bu uygulamayı kabul etmiyoruz.
Meslektaşımız ve yol arkadaşımız Av. Çisel Demirkan ile gözaltındaki tüm yurttaşlar derhal serbest bırakılmalıdır.
#AvukatÇiselDemirkanSerbestBırakılsın #SavunmaSusturulamaz
Devletlerinin utandığı Ankaralılar: NATO bariyerinin ardına gizlenen gecekondu mahallesinde neler yaşanıyor?
"Yahu insanın zoruna gidiyor. Hani ağırladıkları herifler adam olsa içim yanmayacak. Bu nedir Allah için söyle bana. Bu çekilen duvar nedir? Bizden mi utanıyorlar? Afedersin evin içindeki pisliği halının içine süpürür gibi. Değil mi? Zoruma gidiyor, ben bu ülkede vatandaşım vallahi zoruma gidiyor."
Haber: Özkan Öztaş (@ozkan_oztas)
https://t.co/xoJ3bKnVaN
Erdoğan bugün “Teksas’tan Ankara’ya uzanan bir güvenlik ve savunma ağı oluşturmalıyız” diyerek bir süredir zaten geri plana itilen “dünyaya kafa tutan dış politika” demagojisini bütünüyle toprağa gömdü.
NATO ile nikah tazeleme töreni öncesinde yapılan bu konuşma yalnızca Erdoğan değil, Bahçeli, Soylu gibi siyasetçilerin, bir kısım bürokrat ve gazetecinin yıllardır dillerinden düşürmediği “Türkiye’yi bölmek isteyen” dış güçlerin aslında düşman değil müttefik olduğunun da en yetkili ağızdan itiraf edilmesidir.
Zirveye az kaldı. Konuk edilecek NATO üyesi ülke liderleri nikah tazeleme öncesinde “yerli ve milli” silah sistemlerinden oluşan çeyiz sandığını da görme şansına erişecek.
Peki düşman kim? Bilindiği gibi zirvenin esaslı konuklarından biri Zelenski olacak. Zaten Ankara zirvenin üç-dört kritik başlığından birinin Ukrayna’nın savunulması olduğunu vurguluyor. Ukrayna’yı kime karşı savunacaksın? Sorunun yanıtı belli. Cumhur ittifakının diğer ortağı Bahçeli’nin birkaç kez işaret ettiği Çin-Rus-Türk ittifakı tam da söylediğimiz gibi hayal oldu. İttifak yok, düşmanlık var!
Yaklaşık on yıldır belli aralıklarla sözde ABD karşıtlığından ekmek yiyen “yerli ve milli”ci tayfa şimdi de “NATO’nun yükselen değeri” olmanın gururunu pazarlamaya başladı.
Biz ise malum bağnazız, fikri sabitimiz var: Kahrolsun emperyalizm, NATO’dan çıkılsın, üslere el konsun.
25 Haziran 2005'te, henüz 33 yaşındayken aramızdan ayrıldı. Ama türküleri hâlâ Karadeniz'in dağlarında, derelerinde, sahillerinde yaşıyor.
Kazım Koyuncu'yu, ayrılışının 21. yılında özlem ve sevgiyle anıyorum.
HAYDARPAŞA GAR'I BASINDA;
Sözcü TV Öğle Bülteni’nde @cancoskun dün yarıda kalan Haydarpaşa Garı haberini tekrar aynı saatte baştan yayınladı.
Genel Sekreterimiz Murat ORAL HAydarpaşa GArına kütüphane yapılmasıyla ilgili olarak; “kütüphane yapacağız diyorlar, 500 dönüm içinde yer mi yok da Gar binasını kütüphane yapıyorsun” eleştirisinde bulundu.
Cumhuriyet Halk Partisi'ne çok büyük bir tuzak kuruldu. Bu son olay, yani 21 Mayıs günü Bölge Adliye Mahkemesi'nin mutlak butlan kararı alması, bu tuzağın son adımı. Bu son adımın getirdiği başka sarsıntıları, olumsuzlukları yaşıyoruz. Genel Başkanımız Özgür Özel'in ve Cumhuriyet Halk Partisi'nin yöneticilerinin hakları gasp edilmiştir. Cumhuriyet Halk Partililer bir tuzağın, bir çukurun içine itilmiştir. Hakkımızın aranması için arkadaşlarımızın çabaları, girişimleri maalesef sonuç vermiyor. Bunu karara bağlaması gereken yargı organları, yüksek yargı organları maalesef karar vermiyorlar, uzak duruyorlar, işi bir başkasının üzerine atıyorlar.
Böyle bir devlet yönetimi olamaz. Cumhurbaşkanı, ‘Bu bizim işimiz değil, bu CHP'lilerin işi’ diyor. Meclis Başkanı aynı şekilde, ‘CHP'lilerin kendi sorunu’ diyor. Yani öyle bir ortamdayız ki ne yargı organları ne de devlet yöneticileri bizim bu durumumuzla ilgili gasp edilmiş hakkımızla ilgili ilgi gösteriyorlar, çaba harcıyorlar. İş başa düştü. Şimdi Cumhuriyet Halk Partililer olarak, hiç ayrım yapmaksızın söylüyorum; bunu biz çözmeliyiz, bunu biz çözeceğiz. Bu işin çözüm yolu kurultaydır. Bunun başka bir yolu yok. Tüm siyasi partilerde, demokrasinin olduğu her yerde karar üyeler tarafından verilir. Üyelerin verdiği karar ya da delegelerin verdiği karar geçerli olur, yargı kararları değil.
Şimdi atanan yönetimin bazı değerlendirmeleri var, onu da anlıyorum. Sayın Kılıçdaroğlu bir arınmadan söz ediyor. Tabii arınması gereken bir şey varsa arınılmalı, o da ortaya konulmalı. Sayın Kılıçdaroğlu, 'önce arınma, önce hesap sorulmalı, arınma olmalı, sonra kurultay yapılmalı' diyor. Şimdi arınacak bir şey varsa ortaya konulmalı. Ben Cumhuriyet Halk Partisi'nin bir kirlilik içinde olduğu kanısında değilim ama eğer parti içinde bu tür kişiler varsa, Sayın Kılıçdaroğlu bu konudaki bilgilerini, belgelerini yargıya vermeli. Bir yandan o süreç işlemeli, bir yandan kurultay yapılmalı, ikisi birlikte olmalı. Yani 'önce hesap soracağım, önce arınacağım, sonra kurultay yaparız' denilemez.
Kurultayın yapılamayacağına ilişkin değerlendirmeler doğru değerlendirmeler değil. Yani 'tedbir kararı alındı, o nedenle kurultay kararı alamayız’ deniyor. Bunu Sayın Zeynel Emre, Parti Sözcümüz açıkladı. Sayın Zeynel Emre diyor ki; tedbir kararına rağmen İstanbul İl Kongresi yapıldı. Yüksek Seçim Kurulu bunu yaptı. Aynı şekilde şimdi de tedbir olmasına rağmen bunu yaparız, yapabiliriz. Burada bir engel yok. Ama eğer bunun engel olduğu kanısındaysanız, o zaman başvuruyu çekin, bunu kesinleştirmiş olalım. Dolayısıyla tedbir kararı da olmaz. Hemen kurultaya gidelim.
Sayın Zeynel Emre'nin eklediği şöyle bir görüş var, onu da önemsiyorum. Eğer Temmuz'un 25'ine kadar galiba kurultay yapılamazsa, Cumhuriyet Halk Partisi'nin seçimlere girmeme olasılığı var. Bu nedenle kurultayı ivedilikle yapmalıyız. Sonuç itibarıyla birbirimizden saklayacağımız herhangi bir şey yok. Biz CHP'liyiz, biz kardeşiz.
Yani genel merkezde olanlar, olmayanlar diye bir ayrım da yapmıyorum. Bir araya gelmeliyiz, bunu biz çözmeliyiz. Bize böyle bir tuzak kuruldu. Bu tuzaktan biz dayanışma içinde, birbirimize tutunarak çıkabiliriz. Ben bunu herkese söylüyorum. Herkesin de bunu düşünmesini talep ediyorum. Eski bir genel başkan olarak, bir partili olarak, bir Cumhuriyet Halk Partili olarak çıkış yolumuzun böyle olacağını düşünüyorum.
Bu halk zorbalara boyun eğmez!
2013 yılının 31 Mayıs akşamı binlerin akın ettiği Taksim’de başlayan ve memleketin dört bir yanına yayılarak milyonlarca emekçinin parçası olduğu Haziran Direnişi halkın boyun eğmeyeceğini, bu memlekette umudun tükenmeyeceğini gösterdi.
AKP, muhalefetin ve iktidar ortaklarının da yardımlarıyla Türkiye’yi esir almış ve düzen siyaseti halkı bu esarete alıştırma görevini üstlenmişti. AKP Türkiye’yi dönüştürmek için cüretli adımlar atarken ona engel olabilecek hiçbir güç yok gibi gözüküyordu.
Haziran Direnişi her şeyden önce bunun doğru olmadığını ispat etti: Düzen siyaseti ve meclis muhalefeti yıllar boyunca halkı oyalamıştı, oysa ki halk hareketi AKP’yi durduran ve Erdoğan’a sınırlarını gösteren asıl güçtü.
Haziran Direnişi’nden sonra 13 yıl boyunca yaşananlar da bunu kanıtladı. Halkın öfkesinden ve Haziran’da ortaya çıkan enerjisinden korkulmuştu. AKP bunu her fırsatta direnişin meşruiyetine saldırarak, direnişin kökünün dışarıda olduğuna dair kanıtlar uydurarak gösterdi. Muhalefet ise kendi kontrolünde olmayan bir hareketin mevcut sistemin meşruiyetini de sarsabileceğini bilerek buna yol açmaması için sorumluluk üstlendi.
Halbuki Haziran Direnişi’nde özgürlükleri için mücadele edenler laik ve yurtsever duyarlılıklarla hareket etmiş, AKP projesinin zıttı olarak “dış güçler”in müdahalelerine izin vermemiş, ayaklarını memleketin toprağına basmasını bilmişti. Haziran Direnişi’nin bu karakteri, topraklarımızın AKP eliyle yeni NATO birliklerine açıldığı, ülkemizin daha Amerikancı ve NATO’cu bir eksene doğru sürüklendiği bugünlerde daha büyük anlam kazanmaktadır.
Bu halk kaderini kendi eline aldığında parlamış, özgüvenini kazanmış ve Türkiye tarihinin en önemli toplumsal olaylarından birine imzasını atmıştır.
Karanlığın içerisinde bir işaret fişeği gibi parlayan bu direnişi selamlıyoruz.
GEZİ TUTSAKLARINA ÖZGÜRLÜK ✊
Can Atalay
Çiğdem Mater
Tayfun Kahraman
Mine Özerden
Osman Kavala
Bu toprakların tanık olduğu en haklı en kitlesel ve meşru toplumsal itiraz dalgasının, şanlı 2013 Haziran direnişinin sorumlusu olarak haksız yere mahkûm edildiler. Onlardan birer "ibretlik" yaratmaya çalıştı rejimin yargısı.
AYM kararlarına rağmen de hâlâ zindanda tutuluyorlar.
#GeziDirenişimizOnurumuzdur
#GeziTutsaklarınaÖzgürlük