Bizim bu Kürt gruplar var ya; hani #Casperler, #Daltonlar, #RedKitler falan… Biraz garibanı kollamak adına Zonguldak’ta Kürt soydaşlarına yapılan zulmün provokatörlerine ders verse, bir dahaki mevsimlik işçi sezonunda Kürtleri çiçeklerle karşılarlar.
2 Temmuz’u unutmadık. Madımak’ta yaşamını yitirenleri saygı ve özlemle anıyorum. Farklılıkların nefretle değil, hoşgörüyle karşılandığı; düşüncenin ve insan hayatının her şeyden değerli olduğu bir gelecek dileğiyle… #2Temmuz#Madımak
Cemil Bayık, PKK’nin en “iyi adamı!” 👇
📌 CEMİL BAYIK VE 17 YARALI GERİLLA
1992 yazı… Haftanin’in taşlı, kanlı vadilerinde… Güneş batarken dağlar kızıl bir yaraya dönüşüyordu.
Mağaranın içi buz gibiydi; nemli kayalar, barut dumanı ve inlemeler… 17 genç yürek yaralı hâlde yatıyordu orada. Bazıları bacaklarını kaybetmişti, bazılarının göğsü delik deşikti; nefesleri kesik kesikti.
Hepsi aynı hayalle dağa çıkmıştı: özgürlük, eşitlik, bir halkın onuru…
Annelerinin koynundan kopup gelmişlerdi. Gözlerinde hâlâ çocukluk ışığı vardı; ama şimdi o ışık sönüyordu…
Bir delikanlı — adı belki Rojhat’tı, belki Berivan… İsimler unutuldu zaten — elini uzattı arkadaşına:
“🗣️ Heval… su… annem…”
Yanındaki genç kız, saçları kana bulanmış hâlde, dişlerini sıkarak gülümsemeye çalıştı:
“🗣️ Dayanacağız yoldaş… Arkadaşlar bizi bırakmaz ki…”
Ama gelen, arkadaşlar değildi.
Kapıda gölge gibi duran adamın Cemil Bayık olduğu iddia ediliyordu. Yüzü taş kesilmişti, gözleri boştu. Elinde tabanca, arkasında birkaç sadık adam vardı.
Yaralılara baktı…
Bakışında ne öfke vardı ne de acıma. Sadece soğuk bir hesap…
“🗣️ Ele geçerlerse konuşurlar. Konuşurlarsa her şey biter. Parti biter. Mücadele biter…”
Genç kız başını kaldırdı. Gözleri yaşlı ama meydan okuyan bir hâlde fısıldadı:
“🗣️ Heval… Biz konuşmayız… Yemin ettik… Bırak bizi burada… İyileşiriz…”
İddiaya göre ardından emir verildi.
Sessizce…
Adamlar içeri girdi.
Tabancalar patladı.
Birer birer…
Her kurşunda bir çığlık kesildi, bir umut söndü. Bir annenin evladı daha sustu. Bir sevda yarım kaldı.
Mağara gözyaşı ve kanla doldu…
İddiaya göre son kurşun, hâlâ nefes alan en genç savaşçıya sıkıldı. Göz göze geldiler.
Çocuğun dudakları kıpırdadı:
“🗣️ Neden… heval… neden?”
Cevap yoktu…
Sadece arkasında 17 cansız beden, 17 yarım kalmış hayat ve 17 annenin sonsuz acısı kaldı…
📌 Yıllar geçti…
1999’da İmralı’daki sorgu sürecinde Abdullah Öcalan’ın, Cemil Bayık hakkında şu ifadeleri kullandığı öne sürüldü:
“92’de bir mağarada 17 kadroyu, yaralı oldukları ve ele geçmemeleri için öldürmüştür. Karargahta da 13 kadroyu disiplini sağlamak için öldürmüştür.”
Bu sözlerin çeşitli basın organlarına ve tutanaklara yansıdığı iddia edildi.
O mağaradaki 17 genç hâlâ orada yatıyor sanki…
Rüzgâr estiğinde inlemeleri duyuluyor…
Anneleri hâlâ ağlıyor…
Ve soru hâlâ aynı:
❓ Bu, özgürlük için miydi? ❓ Yoksa korku ve disiplin adına mı?
Cemil Bayık bugün hâlâ dağlarda “disiplin” ve “parti” söylemleriyle anılıyor.
Ama o mağaranın karanlığı peşini bırakmıyor gibi…
17 çift göz geceleri ona bakıyor sanki…
Ve fısıldıyor:
“🗣️ Bizi sen öldürdün heval… Gerçekten özgürlük için miydi?”
Cevap yok…
Sadece dağların sessiz çığlığı…
Ve vicdanlarda kalan derin bir
Murat İlgen