Mellotron M400 ile Progresif Rock tarihi 🎹 | Plak Koleksiyonu🎵 | Heroes of Might and Magic 3🐲 | Classic Roguelike RPGs⚔️ | Control Theory in 9/8✏️ | YTÜ'22
Genesis'in ilk albümü, hatta ingilizcedeki "very first" kalıbının tanımlayabileceği bir ilklikte olan "From Genesis To Revelation"dan sonraki ilk albüm, hatta kendilerinin ilk progresif rock albümü -> Trespass
https://t.co/la5TuqKGTZ
Her mitolojide ve dinde mutlak bir son belirlenmiştir. Kötü adam önceden belirlenmiştir. İyi adam da öyle. En sonda bunların dövüşeceği bellidir. Sonucu da öyle. İnsanlık tarihinin sonu da, Amerika'nın kazanacağı ve bunu bilmemize rağmen ona direndiğimiz savaşın sonunda gelecektir. Ne epik bir hikaye ama? Şimdiden fütürizm adı altında bu savaşın sonunda neleri kaybedeceğimizi, adını anmak istemediğim ülkeler vasıtasıyla görmekteyiz.
Ya yaşlılık, olgunlaşma ve yetişkinlik etkisi mi bilmiyorum ama Henry, Ibrahimovic, Del Piero gibilerini uluslararası turnuvalarda çevrede, orada burada bir şekilde görüyor olmak ağzımın tadını yerini getiriyor ve güven veriyor. Çok beklediğin birini kendi düğününde görünce gelen rahatlama hissi gibi. Yabancı bir ortamı konfor alanına dönüştüren minik detaylar
Hristiyanlara, Budistlere, ne bileyim Paganlara bile inancını yaşıyor diye saygı duyuyorum. İnanır mısınız onların da büyük bir kısmı bize karşı öyle. Ateistler de onlara karşı öyle. E peki neden Müslümana karşı öyle değil? Adam size zorla abdest mi aldırdı zorla namaz mı kıldırdı basitçe inancına göre başlangıç yapmış işte HERE WE GOOOOO yazsa havalara uçardınız Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla başladı diye utanmak nedir?
Eve giden yolda sazlık alan var. Ne güzel o bakımsız ve tenha bölgede kırmızı laleler çıkmış. Birkaç küçük çocuk ise o lalelerden topluyordu. Çocuklara çiçek koparmama işini öğretebilmek, uygarlık seviyesini doğrudan test eden bir parametredir benim için. Nazillideki müzik hocam Lütfi Selek, her konser sonrası nazik bir şekilde hediye olarak çiçek kabul etmek istemediğini söylerdi dinleyiciye. 9 yaşımda, dolaylı bir öğrenmeye maruz kalmıştım ve "hmm çok mantıklı" dedirtmişti bana. Yine de ondan görmesem belki de başkası öğretecekti. Kafamda aniden beliren anılar yine çiyuu çiyuuu yaptı kafatasımda. Koparmayın, yazıktır
Evrenin bir ucunda şu an belki de 16 gün süren ve adına "hafta" dedikleri periyodun en güzel gününü yaşıyorlar. Bizdeki Cuma akşamı yani. Biraz sonra Homm 3 Large map gireceğim mesela. Muhtemelen onların da tarihin en iyi oyunu sayılabilecek bir oyunu vardır.
Bu aralar evrenin öbür ucundaki medeniyetlere kafayı o kadar çok taktım ki, eve girince tavanla gözlerim arasında sadece bu hayal geziniyor ve çok tripleniyorum. Aynı lokal gelişmişlik ve timeline'da olduğumuz medeniyetlerin şu an muhtemelen kendi Amerika'sı, kendi coğrafyası, kendi tarihi, kendi duyguları ve evinde tavanı izleyip bu tarafları hayal eden insanları var. Bu girdaba daha önce girmişliğim oldu ama çıkamadığım olmamıştı. Şu an çıkamıyorum. Kafayı taktım. Evrenin kendi kendine saçma sapan bir mahremiyet duvarı örmüş olmasına kafayı taktım. Sabah işe gitmek için uyanan başka bir medeniyete kafayı taktım. Delirecek gibiyim.
Herkes şarkı söylemek, resim yapmak, hikaye anlatmak isteyebilir. Bu çok insani bir şey. Ama dijital platformlar ve yapay zeka özellikle müziği başka bir yere taşıdı. Artık mesele yalnızca üretmek değil, görünür olmak ve dolaşıma girmek. Bugün birkaç uygulama, hazır beat paketleri ve yapay zeka destekli düzenleme araçlarıyla insanlar birkaç saat içinde “single” yayımlayabiliyor. Spotify’a yüklenen milyonlarca parçanın önemli bir kısmı artık bir müzikal düşüncenin değil, dolaşıma girme arzusunun ürünü.
Belki de kabul etmek gerekiyor: Müzik uzun zamandır “sanat” değil. İlk ortaya çıktığında da saf bir sanat formu değildi zaten. Ritüel, eğlence, propaganda, aidiyet, kimlik ve topluluk üretiminin parçasıydı. Zamanla Bach’tan Coltrane’e, Aşık Veysel’den, Pink Floyd'a, Radiohead’e kadar uzanan çizgide daha sofistike, düşünsel ve estetik bir ifade alanına dönüştü. Ama bugün algoritmalar müziği başka bir yere çekiyor. TikTok için 20 saniyelik nakarat üretmek, şarkının tamamından daha önemli hale gelebiliyor. Çoğu şarkı TikTok dolaşımı ile patlıyor. Hatta parçalar dinlenmek için değil, kısa videolara fon olmak için yazılıyor.
Benzer bir durum görsel sanatlarda henüz aynı ölçekte yaşanmıyor. Evinde resim yapan, kolaj üreten ya da yapay zekâ ile görsel oluşturan biri, o işi birkaç saniye içinde milyonlara ulaştıracak aynı dolaşım mekanizmasına sahip değil. Çünkü müzik platformları artık devasa ekonomi kurdu. İnsanlar yürürken, spor yaparken, araba kullanırken sürekli müzik tüketiyor. Müzik sıradan, gündelik hayatın fonuna yerleşmiş bir araç sadece.
Bana eski kafalı ya da müzik üretmek demokratikleşti diyebilirsiniz ama görüldüğü üzere mevcut durum estetik derinliğin aynı ölçüde arttırmadı, arttırdığı şey gerçek üreticilerin emeğinin sömürülmesi. Kaldı ki bir şeye sanat diyebilmek için o işin uzun vadeli bir derdi, bir hikayesi, yaşanmışlığı ve en önemlisi de organik bir karakteri olmalı.
Birkaç kelimeyle yapay zeka blues, black metal, Anadolu rock yapabiliyor, vakti çok olan için iyi bir hobi olabilir bu. Fakat hayatı, deneyimleri, duygu ve duyularını üretemiyor.
Bu yüzden canlı konserler çok önemli. Müziği olduğu anda, icra edilirken dinleyin, konserlere gidin derim.
Son 7-8 yıldır Brutal vokal ile yokuş aşağı giden ilişkimin geldiği son noktada fark ettim ki artık bu ilişki hafiften saygıyı kaybetmeye başlamış. Bu noktadan itibaren "Bu ney la?", "ne diyon la?", "koca adamsınız napıyonuz la?" seviyesine geçtiğimizi duyurmak durumundayım. Komik gelmeye de başladı, bize müsaade. Bu sular ısınmış. Dudaklarımda tuz, kollarımda rüzgar hissedemiyorum. Ben gidiyorum alla emanet