Kapalı kapılar ardında yürütülen, şeffaflıktan uzak ve toplumla paylaşılmayan bir süreçten ne milli dayanışma çıkar ne de toplumsal uzlaşı doğar. Daha yasa teklifi TBMM’nin önüne gelir gelmez milletvekillerinden kısa süre içinde eksiksiz imza istenmesi, Meclis’in millet adına tartışan ve karar veren bir kurum olmaktan ne kadar uzaklaştırıldığını göstermektedir. Milletvekilleri talimatla imza atmak için değil; Anayasa’ya, Cumhuriyet’e ve ettikleri yemine bağlı kalarak millet adına vicdani kanaatleriyle karar vermek için seçilir.
Terörün sona ermesi, silahların susması ve insanlarımızın yaşamını yitirmemesi elbette hepimizin ortak arzusudur. Ancak bu ortak arzu, yürütülen sürecin yöntemini, hukuki niteliğini ve siyasi sonuçlarını sorgulamaya engel değildir. Hiçbir demokratik hukuk devletinde bir terör örgütünün elebaşı, meşru bir siyasal aktör haline getirilemez. Terörün karşılığı hukuk devletidir; toplumu ilgilendiren siyasal sorunların meşru çözüm zemini ise demokratik siyasettir.
Hukukun kişi, örgüt ya da sürece göre şekillendirilmesi hukuk devleti ilkesi ve Anayasa’nın eşitlik ilkesiyle bağdaşmaz. Bu nedenle bu düzenlemenin nedenini, hangi ihtiyacın ürünü olduğunu, neyi amaçladığını ve Türkiye’yi nasıl bir siyasal istikamete taşıyabileceğini sorgulamak en doğal demokratik haktır.
Asıl dikkat edilmesi gereken, bu sürecin hangi siyasal istikamete yöneldiğidir. Bugün atılan adımların, Cumhuriyetimizin kuruluş ilkelerini, laik demokratik hukuk devletini, millet egemenliğini ve yurttaşlık anlayışını tartışmalı hale getirecek yeni bir siyasal yönelimin parçası olup olmadığı dikkatle sorgulanmalıdır. Bu nedenle tavrımız nettir: Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyetin temel nitelikleri bizim için tartışmanın değil, bağlılığın konusudur.
Adına “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşme” deniliyorsa, bu sürecin gerçekten toplumda bir karşılığı olduğuna inanıyorsanız, toplumun değerlendirmesinden de kaçınmamanız gerekir. Türkiye’nin geleceğini ilgilendiren böylesine önemli bir konuda toplumsal uzlaşı, birkaç siyasi aktörün mutabakatıyla değil, halkın özgür iradesiyle ortaya konulmalıdır.
Dün olduğu gibi bugün de Atatürk’ün emaneti Cumhuriyete, laik demokratik hukuk devletine, yurttaşlık anlayışına ve millet egemenliğine bağlılığımızı kararlılıkla sürdüreceğiz.
TBMM gündemine getirilen “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi”, yalnızca bir kanun teklifi olarak değerlendirilemez. Türkiye’nin geleceğini doğrudan ilgilendiren böylesine önemli bir süreçte asıl tartışılması gereken; yürütülen sürecin yöntemi, demokratik meşruiyeti ve ülkemizin geleceği bakımından doğurabileceği sonuçlardır.
Terörün sona ermesi, silahların susması ve insanlarımızın yaşamını yitirmemesi hepimizin ortak arzusudur. Ancak bu ortak arzu, yürütülen sürecin yöntemini, hukuki niteliğini ve siyasi sonuçlarını sorgulamaya engel değildir.
Kapalı kapılar ardında yürütülen, şeffaflıktan uzak ve toplumla gerçek anlamda paylaşılmayan hiçbir süreçten ne milli dayanışma çıkar ne de toplumsal uzlaşı doğar. Daha teklif TBMM gündemine gelir gelmez milletvekillerinden kısa süre içinde eksiksiz imza istenmesi, Meclis’in millet adına tartışan, denetleyen ve karar veren anayasal konumunun nasıl aşındırıldığını göstermektedir.
Milletvekilleri talimatla hareket etmek için değil; Anayasa’ya, Cumhuriyet’e ve ettikleri yemine bağlı kalarak millet adına vicdani kanaatleriyle karar vermek için seçilmiştir. Türkiye Büyük Millet Meclisi, yürütmenin önceden belirlediği kararları onaylayan bir makam değil; millet egemenliğinin tecelli ettiği anayasal yasama organıdır.
Hiçbir demokratik hukuk devletinde bir terör örgütünün başı meşru bir siyasal aktör haline getirilemez. Terörle mücadele hukuk devleti ilkeleri içinde yürütülür. Toplumu ilgilendiren siyasal meselelerin meşru çözüm zemini ise demokratik siyaset ve Türkiye Büyük Millet Meclisi’dir. Cumhuriyetimizin temel nitelikleri, üniter yapısı ve Cumhuriyet’in yurttaşlık anlayışı hiçbir siyasi pazarlığın, hiçbir müzakerenin ve hiçbir sürecin konusu yapılamaz.
Açıklamanın tamamını okumak için tıklayınız:
https://t.co/EOUSuznlRH
Bugün Gazi Meclis'in gündemine gelmesi beklenen çerçeve yasa, milletimizin vicdanında ciddi soru işaretleri oluşturmaktadır. Milletin seçtiği temsilcilerin dahi içeriğine ilişkin belirsizlikler yaşadığı böylesine önemli bir süreçte, terör örgütü elebaşı ve çevresinin bu tartışmaların merkezinde anılması, milletimizin vicdanını derinden yaralamaktadır.
Barış değerlidir evet ancak değeri, milletin vicdanın terazisiyle ölçülür. Adına ne denirse densin, toplumu ayrıştıran her yeni süreç yeni yaralar açar. Bu ülke teröre karşı yalnızca yıllarını değil, en değerli evlatlarını verdi. Şehitlerimizin aziz hatırası ve gazilerimizin fedakârlığı, atılacak her adımın en büyük ölçüsü olmalıdır.
Bugün milletin beklentisi çok açıktır: Böylesine hayati düzenlemeler, hiçbir tartışmaya mahal bırakmayacak kadar şeffaf yürütülmelidir. Millet adına yasa yapma yetkisi yalnızca Gazi Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne aittir. Milletin iradesinin önüne gölge düşürecek hiçbir görüntü, hiçbir ilişki ve hiçbir yöntem kabul edilemez.
Cumhuriyet'in temeli müzakere değil, milli egemenliktir. Atatürk'ün bize bıraktığı miras da budur: "Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir." Bu ilke, şehitlerimize borcumuzun, gazilerimize vefamızın ve Cumhuriyet'e sadakatimizin en açık ifadesidir.
Şehitlerimizin kanıyla kurulan bu Cumhuriyet'te, millet iradesinin üzerinde hiçbir güç, hiçbir odak ve hiçbir hesap olamaz. Türkiye Cumhuriyeti'nin geleceğine yalnızca aziz Türk milleti karar verir.
Milletler, tarihlerini unuttuklarında geleceklerini de kaybeder.
5 Ağustos 1921'de verilen Başkomutanlık unvanı; yalnızca bir komutana değil, bağımsızlıktan asla vazgeçmeyecek Türk milletinin iradesine verilmiş bir güvendi.
Bugün bize düşen görev, o iradeyi Cumhuriyet'e, laikliğe ve tam bağımsız Türkiye idealine sahip çıkarak yaşatmaktır
.
Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ü saygı, minnet ve özlemle anıyoruz.
Başkomutanlığının 105. yılı kutlu olsun.
#Başkomutan
@samiltayyar27@memetsimsek Memuru, emeklisi, işçisi olmak üzere sabit gelirlinin yıllarca beli bükülmüşken halen yaşam refahını artırmaya yönelik söylemlerle gün geçirilmesi halk için değil seçim için hazırlanma stratejisi devam mı edecek? Peki seçimden sonra ne olacak? Yine tekrar başa mı dönülecek?
@egitimisorg Artık her ay maaş gününde sevinmek yerine, cebimizdeki paranın daha ilk haftadan nasıl eridiğini hesaplamaktan yorulduk. TÜİK’in açıkladığı rakamlar cebimizin gerçeklerini yansıtmıyor. Sadece emeğimizin karşılığı olan, insanca yaşayabileceğimiz adil bir ücret düzeni istiyoruz.
@edipuzen Sabit gelirlinin alım gücünün yükselmesine engel olan etmenlere neden müdahele edilmiyor. Halkın böylesine fakirleştiği, alım gücünün eritildiği, orta direğin yok edildiği şu dönem ne kadar daha sürecek? @memetsimsek
Çalışan memura verilip de emeklilerine verilmeyen seyyanen artışa ilişkin haksızlık giderilmeli ve adalet sağlanmalıdır. Geciken adalet, adalet değildir.
2026 FIVB Milletler Ligi Finali'nde Brezilya'yı 3-1 mağlup ederek ikinci kez VNL şampiyonu olan Filenin Sultanlarını yürekten kutluyoruz.
Cumhuriyet'in aydınlık yüzünü, azimleriyle, disiplinleriyle, çağdaş duruşlarıyla ve elde ettikleri tarihi başarılarla tüm dünyaya gösteren Filenin Sultanları, bir kez daha hepimize büyük bir gurur yaşattı.
Bu büyük zaferde emeği bulunan tüm sporcularımızı, teknik ekibi ve katkı sunan herkesi gönülden tebrik ediyor; Filenin Sultanlarının başarılarının artarak devam etmesini diliyoruz.
24 Temmuz 1923’te imzalanan Lozan Barış Antlaşması, yalnızca savaşı sona erdiren bir belge değil; emperyalizme karşı destansı bir mücadele veren bir halkın tebaadan yurttaşa, çökmeye mahkûm imparatorluktan modern bir ulus devlete geçişin uluslararası alanda tescillenmesidir. Yedi düvele karşı kazanılan Kurtuluş Savaşı’nın siyasi zaferi Lozan ile perçinlenmiş, emperyalizmin Sevr ile vurmak istediği pranga Lozan ile parçalanmıştır.
Türkiye Cumhuriyeti’nin bağımsızlığını tüm dünyaya kabul ettirdiği tarihi bir belge olan Lozan, sadece diplomatik bir başarı değil, aynı zamanda halk egemenliğine dayanan yeni bir rejimin, tam bağımsız bir devletin tarihsel kurtuluş ve kuruluş beyanıdır.
Tarihin ışığında biliyoruz ki siyasi egemenlik, ancak ekonomik bağımsızlıkla varlığını sürdürebilir. Lozan’ı zafer kılan en temel unsurlardan biri; asırlık kapitülasyonların prangasından kurtuluşumuzdur. Öte yandan Lozan, adı üstünde bir “barış” antlaşmasıdır. Genç Cumhuriyetimiz, Lozan’ın sağladığı kalıcı barış iklimi sayesinde yönünü çağdaşlaşmaya dönebilmiş; fabrikalarını, kurumlarını ve okullarını bu sağlam temel üzerinde inşa edebilmiştir. Bu yönüyle Lozan, ülkemizin sınırlarını çizmekle kalmamış, aydınlanma devrimimizin de temellerini atmıştır. Cumhuriyete ve Atatürk ilke ve devrimlerine yürekten bağlı eğitim emekçileri olarak “fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür”nesiller yetiştirme idealimiz, gücünü doğrudan Lozan ile sağlanan kazanımlardan almaktadır.
Açıklamanın tamamını okumak için tıklayınız:
https://t.co/C9IcRz3XBW
Atatürk’ün "şahsi meselem" diyerek milletine emanet ettiği, bu toprakların ayrılmaz parçası Hatay’ın Anavatan’a katılışının 87. yıl dönümünü gururla kutluyoruz.
Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü ve bu haklı mücadelenin tüm kahramanlarını rahmet, minnet ve saygıyla anıyoruz.
23 Temmuz 1919’da toplanan Erzurum Kongresi, emperyalizmin kıskacında parçalanmaya çalışılan bir ulusun, kendi kaderini ellerine aldığı tarihsel bir dönüm noktasıdır. Büyük Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk ve yol arkadaşlarının Erzurum’da yaktığı bağımsızlık meşalesi, Cumhuriyetimizin kuruluşuna giden yolu aydınlatmıştır.
“Manda ve himaye kabul edilemez” ile “Milli sınırlar içinde vatan bir bütündür, bölünemez” kararları, yalnızca işgalcilere karşı direnişi değil; kulluktan yurttaşlığa, saray iradesinden halk egemenliğine geçişin de müjdecisi olmuştur.
Ancak bilinmelidir ki tam bağımsızlığın kalıcı olmasının tek yolu; fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller yetiştirmekten geçmektedir.
Eğitim-İş olarak yürüttüğümüz laik, bilimsel ve kamusal eğitim mücadelesi; Erzurum Kongresi’nin temsil ettiği anti-emperyalist ruhun, Cumhuriyetimizin kurucu değerlerinin ve aydınlanma devriminin günümüzdeki devamıdır. Karanlığa, gericiliğe ve sömürüye karşı verdiğimiz bu mücadele, Cumhuriyetimizi ve tam bağımsızlık iradesini aydınlık yarınlara taşıyacak olan en büyük teminattır.
Erzurum Kongresi’nin 107. yıl dönümünde, bağımsızlık ve özgürlük mücadelemizin önderi Gazi Mustafa Kemal Atatürk başta olmak üzere, tüm kongre delegelerini saygı, sevgi ve özlemle anıyoruz.
#Atatürk #ErzurumKongresi #Türkiye
KIBRIS HAREKATI EMPERYALİZME VURULMUŞ TARİHİ BİR DARBEDİR
20 Temmuz 1974, Kıbrıs Türk toplumunun varlığına ve özgürlüğüne yönelik gerçekleştirilen her türlü tehdide karşı, emperyalist baskılara ve dayatmalara boyun eğmeden verilen şanlı bir varoluş mücadelesinin tarihidir.
Kamu-İş olarak; bugün adada huzurun ve barışın tesisini sağlayan Barış Harekatı’nın 52. yıl dönümünü kutluyoruz.
Başta halkının geleceğini koruma noktasında kararlı ve bağımsızlıkçı bir tavır sergileyen dönemin Başbakanı Bülent Ecevit’i, Kıbrıs davasının lideri Rauf Denktaş’ı ve bu haklı mücadelede emeği geçen tüm kahramanlarımızı saygı ve minnetle anıyoruz.
#KıbrısBarışHarekatı
Derneğimizin değerli üyesi Sayın Semih Yalçın'ı, Şerife Bacı Ortaokulu Müdür Yardımcılığı görevine atanması dolayısıyla ziyaret ederek hayırlı olsun dileklerimizi ilettik.
Cumhuriyet'in çağdaş eğitim anlayışını yaşatan her eğitimci, yarının Türkiye'sine bırakılan en kıymetli mirastır. Sayın Semih Yalçın'a görevinde başarılar diliyoruz.
Henüz 23 yaşında, gençliğinin ve mesleğinin baharındaki öğretmenimiz Necmettin Yılmaz, 9 yıl önce Tunceli Pülümür kara yolunda hain terör örgütü PKK tarafından kaçırılarak katledildi.
Şehit öğretmenimiz Necmettin Yılmaz’ı ve teröre kurban verdiğimiz tüm eğitim emekçilerimizi saygı, sevgi ve minnetle anıyoruz.
Eğitim-İş olarak şehit öğretmenlerimizin mirasını laik, bilimsel ve kamusal eğitim mücadelemizle yaşatmaya devam edeceğiz.
#NecmettinYılmaz
2 Eylül 1930’da “Türk dili, dillerin en zenginlerindendir; yeter ki bu dil şuurla işlensin. Ülkesini, yüksek bağımsızlığını korumasını bilen Türk milleti, dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır.” diyen Büyük Atatürk’ün bu amaçla Kemalist Devrim’in en önemli uluslaşma adımlarından birini atarak 12 Temmuz 1932’de kurduğu Türk Dil Kurumu’nun (TDK) 94. yaşı kutlu olsun.
#AtatürkteBirleşmeZamanı
#YenidenAtatürkCumhuriyeti
@TDK_govtr@add_genelmerkez