Bir hayalim daha gerçekleşti. Kitabımın ilk baskısı elime ulaştı.
Kitabım Salihli ve çevresindeki tarihi ve doğal güzellikleri konu alan 11 bölüm ve 72 sayfadan oluşuyor. Görselleri ve konusu çocukların ilgisini çekecek.
Çocuklara faydalı olması dileğiyle.
“Bir Öykü, Bin Düş” yolculuğunda çocuklarımızın kalbine dokunduk.
Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli doğrultusunda düzenlenen bu anlamlı kongrede, onursal başkanımız Millî Eğitim Bakanımız Sayın Yusuf Tekin’in öncülüğünde, çocuk edebiyatının evlatlarımızın dil, sosyal-duygusal ve kişilik gelişimine katkılarını öğretmenlerimiz ve yazarlarımızla birlikte konuştuk.
Emek veren tüm paydaşlarımıza teşekkürler. 👏
14 yıl boyunca Atatürk'ün aşçılığını yapan Mehmet Usta anlatıyor:
- Hatıralarımı soruyorsunuz. Anlatayım size...
- Onda kibir, azamet falan yoktu.
- Devrimler sırasında 36 saat masa başında kaldığını biliyorum. Biz mutfakta çeşit çeşit yemekler hazırlardık. "Bunları yemeyeceğim" diyordu. "Bana bir dilim ekmek verin. Yanında da ayran getirin. Şimdilik bunlar kâfi. Diğer yemekleri yemeyi henüz hak etmedim" derdi.
- Yemeğe çok düşkün değildi. Öğlen ve akşam mutlaka çorba yerdi. Yemek listesini ekseriyetle ben hazırlardım. Bazen canının istediği şeyleri söylerdi.
- Bir gece geç vakit yaveri mutfağa geldi. Paşamız aşure istiyor, dedi. Nasıl olur, gece yarısı aşure pişmez, dedim. Yaver, paşamızın yanına döndü. "Mehmet usta buraya gelsin" demiş. Kalktım gittim. "Ben aşure istiyorum Mehmet usta" dedi. "Paşam emredersiniz ama aşure bu ha deyince pişmez, zaman ister hazırlaması" dedim. "Ben yapılıncaya kadar beklerim" dedi ve bir pazarlığa giriştik. Ben, "Hiç olmazsa 1,5 saat müsaade buyurun" dedim. "Hayır, olmaz" dedi. 45 dakikada mutabık kaldık.
- Köşkte olsun, trende olsun, vapurda olsun daima ihtiyatlı davranırdık. Bir yere gittiğimiz zaman oranın yemeğini yemesi icap ederse ben gider her şeyi kontrol ederdim.
- Yemeği önce ben tadardım. Ödüm kopardı içine bir şey atarlar diye. Yemeğin başından bir dakika ayrılmazdım. Tencerenin kapağını kimseye açtırmazdım. Aylığım 200 lira idi. Benim için para mevzubahis değildi. Atatürk’e hizmet etme şerefine nail olmuşum parayı kim düşünür.
- 200 lira yetmezse "Benim param bitti paşam derdim." Hemen bir pusula yazar 500 lira hediye ederdi.
- Atatürk çok alçak gönüllü idi. Mutfağın telefonu çalardı. Telefonu açardım ve onun kimsin diye sesini duyardım. Mehmet Usta derdi, "Ben acıktım." "Peki paşam" der telefonu kapatırdım. Biraz sonrada mutfağa gelirdi. "Mehmet usta çok acıktım bana şuracıkta bir şeyler hazırlayıver" derdi bir çocuk gibi. Yemeğini yerken bazen bizi imtihan ederdi. Biz şaşırınca sorduğu sorunun cevabını kendisi verirdi.
- Yemeğini yedikten sonra "Eh bakalım Mehmet Usta bir kahve yap birde sigarandan ver" derdi. Sigara ve kahvesini içer, "Sağ ol Mehmet Usta, iyice doydum, Allahaısmarladık" der, giderdi.
- Atatürk seyahatine beni almadan çıkmazdı. Ben "Hazırız" dedikten sonra yola çıkardık.
- Bir vaka anlatayım. Balkan Antantı'nın imzalandığı sıralardı. Soğuk bir gece Kırşehir’e hareket ettik. Yolda kar fırtınasına tutulduk. O kadar çok zorluk çekiyorduk ki zaman zaman otomobilimizi kardan mandalar kurtarıyordu. Vakit gece yarısını çoktan geçmişti. Atatürk bir ara otomobilinden indi ve yanıma geldi. "Aşçıbaşı, ben acıktım bana yemek ver" dedi. Yanımda söğüş bir şeyler vardı. Hepsini saydım. "Kuru fasulye ile pilav isterim" dedi.
- En düşkün olduğu yemek kuru fasulye ve pilavdı. "Paşam kuru fasulye yapmadım" diye cevap verince "Öyleyse hemen pişir" dedi. Paşam, dedim, "Yanımda yok hem burada pişirmek çok zor olacak." Durdu, yüzüme baktı. "Doğru aşçıbaşı. Hakkın var. Canım isteyiverdi işte. Aldırma. Yarın yaparsın" diye birde beni teselli etti.
- Atatürk katiyen yemek ısmarlamazdı. Yalnız bazen yapacağım yemekleri sayarken, "Usta peki ne kadar zamanda yapacaksın" diye sorar bende bir iki saat deyince pazarlık ederdi. Asgari müddeti söylediğimde de "Nasılmış Mehmet Usta ya" diye adeta çocuk gibi sevinirdi.
- Çok alçak gönüllü idi. Bir gün öğlen saat 2 olmuştu ve paşa hala öğlen yemeğine gelmemişti. Biraz sonra mutfağa geldi "Mehmet Usta, ben yol yapan amelelerle beraber yemek yedim adamların soğanlarını bitirdim sen onlara bir şeyler hazırla da götür" dedi. "Paşam siz doymamışsınızdır, size de bir şeyler hazırlayayım" dedim. "Amma da yaptın Mehmet Usta. Soğan, ekmek, zeytinden daha iyi yemek olur mu" diye cevap verdi. Atatürk bilhassa Türk yemeklerini çok severdi. "Bizim en kötü şeyimiz onların en iyisinden daha iyidir" derdi.
- Nihayet Atatürk hastalandı. Fransız doktor geldiği zaman beni de çağırttı. Bana doktorun söylediklerini anlattı. "Mehmet usta" dedi, "Ben iyi dinledim, sende iyi dinle, bundan sonra asıl doktorum sen olacaksın."
- Fransız doktor tarafından verilmiş bir yemek listesi vardı. Listeye göre tereyağı, süt, yoğurt, haşlanmış tavuk, külde patates gibi hafif yemekler yemesi gerekiyordu. Doktoru Neşet Ömer Bey yemek listesini bana verdi. Ondan sonra odasına girdim. Elini öptüm.
- "İnşallah geçti artık paşam" dedim. "Mehmet usta ben çok acıktım canım istedi bana bir fırın makarna yap" dedi. "Paşam fırın makarnayı doktorlar müsaade etmiyor ben size başka bir şey yapayım" dedim. Hiç unutmam. Dalgın dalgın durdu. "Canım istedi sen yapıver işte" dedi.
- Zaman ilerledikçe doktorların dediklerine aldırmamaya başladı. Mütemadiyen hamur işi kızartma ve dondurma istiyordu. Ben de olduğu halde vermiyordum. Yüzüme önce sert bakıyor, sonra yumuşak bir ifade ile "Mehmet Usta bana neden istediğim yemekleri göndermiyorsun" diyordu.
- Ben, "Paşam bunları doktorlar yasak ettiler" diyordum. "Doğru söylüyorsun aşçıbaşı hakkın var ama ne yapayım benimde bunları canım istiyor" diyordu.
- Ah ah... Hele ölmeden birkaç gün önceye ait şu hatırayı bir türlü unutamıyorum. Beni yanına çağırdı. Yüzü ve bakışları iyiden iyiye solmuştu. "Gel Mehmet Usta" dedi ve sordu. "Acaba yaşayacak mıyım?" "Tabi yaşayacaksınız, hastalığınız geçecek" dedim. "Haberin yok. Benden ne kadar su aldılar biliyor musun? Tam 11 kilo. Mehmet usta, dile kolay. Yaşayacağımı hiç ummuyorum."
Kaynak:
Cumhuriyet Gazetesi, 10 Kasım 1948, Sayfa 1-4
Manisa’nın, Salihli ilçesi sınırlarında yer alan Sardes Antik Kenti’ni keşfe çıkıyoruz. 🏛️
“Medeniyet Kaşifleri”, tüm bölümleriyle https://t.co/5eYUsgrVqt’da.
Dedem Yusuf Ziya, 1930'lu yıllarda eğitmenlik-öğretmenlik yapmış. Zaman zaman, eski bir banka ajandasına yazdığı notları bizimle paylaşırdı. Benim gibi Eğitim Fakültesi'nde öğretim üyesi olma hayali kuran bir doktora öğrencisine verdiği tavsiyeler hep aklımda kaldı:
"Çocuklara nasıl davranmasını istiyorsan, öğretmene öyle davran. Öğretmenin kalbini kırmak, çocuğun ruhunu incitmektir. Unutma, öğretmen de bir öğrenci gibidir; sevmediği kişiden öğrenmez, onun nasihatlerini ciddiye almaz. Adaletsizliğe karşı yaptığı beddua tehlikelidir, çünkü talebesinin dualarıyla birleşir. Unutma! Her bir taleben senin meslektaşındır, onlara bu bilinci aşıla ki senin izinden gitsinler. Adil ol, sevdiğin veya sevmediğin kişiler, durumlar seni doğruluktan saptırmasın. Öğretmen, bürokratik güç kullanan bir amirden veya bilgisiyle gösteriş yapan bir âlimden değil, şahsiyetiyle gönüller kuran meslektaşından etkilenir. Talebenle önce kalbinle konuş, sonra aklınla. Örnek ol ki, 'örnek olun' deme hakkın olsun. Onları eskileri tekrar ederek avutma, her an yeni bir kelamın olsun. Ufkun, geçmişten hız alıp istikbali kucaklasın. Her görevini ibadet niyetiyle yerine getir. İnsanlar senin için "Keşke benim çocuğumun öğretmeni olsa" desin. Sana emek veren öğretmenlerinin hatırını ölene dek gözet. Bahtın açık olsun, evladım."
Yapması ne zor görevler değil mi? Ama olsun, yol almak da bir yolculuktur.
Gönlü güzel öğretmenlerim, yeni eğitim yılınızı tüm kalbimle kutluyorum. Allah, yüreğinize ferahlık, aklınıza keskinlik, bedeninize sağlık versin. Çoluk çocuğunuzla neşeniz, gülümsemeniz, hanenizde bereketiniz eksik olmasın. Kalbiniz dolana kadar kendinizi alkışlayarak başlayın bu yeni döneme. Tam yol ileri! 😊
Mavitikli Yayıncılık 2024-2025 eğitim - öğretim yılı setleri.
Dizgisinden yazımına, tasarımından editörlüğüne kadar güzel bir ekiple hazırlanan bu kitapları web sitesi üzerinden inceleyebilirsiniz. Bulunduğunuz bölgedeki bayiden ve web sitesi üzerinden sipariş verebilirsiniz.
Genel Müdürlük ve UNICEF Türkiye Temsilciliği iş birliğinde yürütülen "Sınıf İçi Ölçme ve Değerlendirme Süreçlerinde Öğretmenlerin Güçlendirilmesi Projesi" kapsamında “İlkokullarda Biçimlendirici Değerlendirme Eğitici Eğitimi Kursu” başladı.
Kurs boyunca Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli öğretim programlarında ön plana çıkan süreç odaklı ve geliştirici ölçme ve değerlendirme yaklaşımına yönelik etkileşimli ve uygulamalı eğitimler gerçekleştirilecek.
Editörü olduğum Mavizor ile Okuma-Yazma Öğreniyorum setimiz baskıda. Öğrencilerimize faydalı olması dileğiyle. Seti incelemek için : https://t.co/gkKt0ZDWek
@Nurse537593151 @Cimbom0160@forensicmedmd Belirli aralıklarla vücudum taş üretiyordu. En son ameliyat oldum. Kahve ve kakaoyu bıraktım. Bol su içiyorum. Şikayetlerim kesildi.
Matematik konu özetleri bölümünü yazdığım ilk ortak yazarlı kitabım yayında.
Yayınlanan diğer kitaplarım;
📗İlkokuma ve Yazma Posterleri
📙Etkinliklerle Atasözleri ve Deyimler
📔2. Sınıf Tüm Dersler Konu Özetleri
📕3. Sınıf Şifresiz Hayat Bilgisi
2. sınıf öğrencileri için özenle hazırladığım, sene boyunca konu özetleri ve etkinliklerle öğrencilere destek olacak 4.kitabım baskıya girdi. Öğrencilerime faydalı olması dileğiyle 🙂 @mavitikliyayincilik
3. sınıf hayat bilgisi dersi etkinlik kitabı ile 2. 3. ve 4. sınıf serbest etkinlikler kitapları için yayınevleri ile sözleşme imzaladım. Öğrencilerimize faydalı olması dileğiyle.
Halide Edip Adıvar anlatıyor:
Salihli'de 8 bin binadan birkaç yüzü ayakta kaldı. Bir kadın dedi ki: “Sokaklarda koşuşurken 8 yaşındaki kızım Nigar beyaz mendilimi istedi. Yunan gelince diz çöktü, teslim teslim diye ellerini kaldırdı, ama onu kalbinden vurdular."
Unutma Türk!