Kız kardeşim nişanlıyken aldatıldı. Annem bir defa olsun “Nasılsın?” Bile demeden “Şimdi yüzük mü atacaksın elaleme ne diyeceğiz?” diye karalar bağladı evde. Kız çalışıyor, eve harcıyor, dışarı çıkmak istese bir ton kavga etmesi gerekiyor çıkabilmek için.
Yanlış yere çekilmesin diye ön bilgi ekleyeyim. Eski kız arkadaşıma çok güveniyordum hatta arkadaşlarıyla kaç defa plaja denize tatile gittiler güzel güzel eğlenip geldiler. Bundan daha doğal birşey yok. Herkes özgür kimse kimsenin sahibi değildir. Kimsenınde özgürlüğünü tatil hakkını elınden alamazsın bu zihniyetinde karşısındayım tamamen ama daha sonradan benim tecrübe ettiğim şuydu.
Neyse eski kız arkadaşımla antalyada bir plaja gitmiştik tuvaletim geldi tuvalete gideyim dedim bi geldım saçları yandan sıfır kesilmiş birsürü aşırı esmer arkadaş kıza turan taktiği yapmış. Etrafını sarmıslar arayada takip mesafesi koymuşlar national geographic gibi izleyip yorum yapıyorlar. Kendi aralarında fısıldasıyorlar falan. Belki 7-8 erkek ellerde bira fıstık oturmuş izliyorlar amk neyse
Kızın yanına gidince elemanlar hayırr abi yaaa diyip dağıldılar çil yavrusu gibi. Hayırdır lan diye bağırıncada bana kitlendiler sen görürsün diye hareketler yaptılar. Yani büyük ihtimalle yorumda tepki verenlerde hayatlarındaki kişiye sonsuz güveniyorlar fakat bu durum gerçek yaşadıgınız coğrafyanın farkına varın. Insan endişeleniyor kıskanıyor huzursuz oluyor. Bunun özgüvensizlik veya güvenmemeyle alakası yok. Videodaki hanım efendiye katılıyorum. Bencede aynı değil :D
Ben Londra'da bir şirkette uzaktan çalışıyordum bundan 10 sene önce falan. İyi para kazanıyordum. Evde çalışıyordum. Yani hanımı 40'dan fazla ülkeye götürmüştüm. Maldivler'e bile tatile gittik.
Ama ona rağmen çok çalışmam problem oluyordu. Hem kazandığım para ile çok rahat bir hayat sürüyordu, hem de benim bu çalışmamdan rahatsız oluyordu. Kendisine sıfır araba almıştım, oturduğumuz evden hariç bir ev almıştım, kiraya vermiştik, kredi kartı vs vermiştim. Ayda iki asgari ücret falan kredi kartının borcunu ödüyordum. Yine de memnun olmuyordu. Çalışmam hep problem oluyordu.
@yagmurbey78@hirozaki2020 Belli bir bilişsel düzeyden sonra insanların boktan dertlerini ciddiye almıyorsun. Senin ergenken aştığın aşamaları hala beceremediklerini görünce soğuyorsun. Kibirle olayın hiç alakası yok. Kibir gösterecek enerjisi kalan varsa helal olsun valla.
@memduhtv Böyle bi adam nasıl 300k takipçiye dayanmış ibretlik. 2026 yılındayız ama saflığınız m.ö. devirlerdeki kadar kristal. Yalana bu kadar talep varken arzının artması şaşırtıcı değil. Sizi kullanmak lazım
6 yıllık bir ilişkinin enkazından çıkan bir dostumun çok acı bir itirafı var: "Bir kadını en basit sınır ve saygı kuralları için sürekli uyarmak, hayattaki en büyük ruhsal çöküntü."
"Belki düzelir, sevdiğim için sabredeyim" diyerek yıllarını heba ediyorsun ama o ucuz onay bağımlısı zihniyet 6 değil 60 yıl geçse de gram değişmiyor.
Sosyal medyada kendini sergilemeyi ve milletin ilgisini çekmeyi normal sanan bu kitle; sen daha ilişkinin içindeyken o kırmızı çizgilerini her gün sinsice esnetiyor.
En sonunda dayanamayıp haklı olarak patladığında ise usta bir manipülasyon devreye giriyor. "Çok abartıyorsun, aşırı tepki veriyorsun" diyerek anında seni suçlu ve takıntılı ilan ediyorlar.
Sizi uyarmak zorunda bırakmayan, nerede nasıl davranacağını bilen biriyle yola çıkın. Yoksa o imzayı atıp üstüne çocuk yaptığınız an, geri dönüşü olmayan bir cehenneme hapsolursunuz.
📍Yaşadığım memlekette Brad Pitt gibi adamlar evlenmek için Filipinlere tatile gidiyor. Hatta Faroe adalarında bine yakın Filipinli gelin var. Tinder'da tanışıp sonra tatilde işi ciddiye döküyorlar. Neden kendi kadınlarınızla değil de Filipinlerden evleniyorsunuz? Dedim. Cevap ne oldu biliyor musunuz?
💬Because they are submissive.
Bak batılı erkek bile kadında itaatkârlık arıyor. Hizmet arıyor, kendisini önemsemesini istiyor, sadık olmasını istiyor. Bunları Nordik kadınlarına dese alay konusu olacakları için içlerinde tutup günü geldiğinde ülkesinin kadınından Filipinli ile evlenerek intikam alıyorlar.
📍Birçok Norveçli erkek, dedelerinin evlendiği kadınları eşi olarak görmeye şartlanmış bir kültürel DNA ile dünyaya bakıyor. Filipinli kadınlar da inadına sanki erkeğini kral hissettirmek için yaratılmış gibi gayretli, işli, hamarat ve çalışkan. Ayrıca sadıklar. Bu sonuncusu burda altın değerinde. Anladınız
📍Buradaki dişiler çok fazla özgür oldukları için akşam neredeydin? Demek dahi sınır ihlali oluyor. Bir çifte tatile nereye karar kıldınız? Dedim. Ben oğlanla Kanarya adalarına gideceğim sörf yapacağız karım kızımla Mikonos'a gidecek dedi.
📍Evet güzeller, elf gibiler ama ömür sek güzellikle geçmiyor. Zaten beden bedene doyunca geri kalan şey, ömrü geçirme sanatıdır. Evliliğin de özü budur. Balkanları zaten bu sebepten ayrıca severiz ve 18 sene önce şükürler olsun çok doğru tercih yapmışım. Zaten Balkan kadını itaatkârlığı içerisinde yanlışa ciddi şekilde itiraz koyan kuvvetli bir erkeksi direnç de taşır. İtaatkâr Kürt kadını gibi değildir. Az doğulu, az Avrupalı ama daha çok Türk. Boşnak da Arnavut da Pomak da davranışta Türktür. Sevdiğimiz üst nota da budur zaten
📍Kadının erkeğin ayaklarını yıkamasına gelelim, bizde hep karikatürize edilir ama o erkek o vakit o kadına kurban olur varını yoğunu avuçlarına teslim eder zaten. Olmalıdır da. Ola ki bir sadakatsizlik yapacağı zaman vefalı bir adamın gözünün önüne gelir o görüntü ve kıyamaz, yapamaz.
📍 Bir yangın çıktı geçen sene. Gelen polis kadın zabıt tuttu falan derken o da diğer ekipleri bekliyor arada ayak üstü konuşuyoruz. Zaten tanıdığım biriydi. O samimiyete ve hukuka güvenerek doğu toplumlarında kadın hâlâ ayak yıkıyor mu? Dedi
Yuh!
📍Karşındaki kişide Keşmir veya Kuzey Iraklı birini mi görüyorsun? Dedim şakayla. Ya İstanbul ne kadar doğu olabilir di mi? Ama şöyle düşünün bir Nordik için Macar bile bozkırlıdır, doğuludur.
Yok ama oralara daha yakınsın bilirsin dedi. Tmm
Oralar dediğin adamlar zaten burada da varlar. Sen gözlemleyerek görebilirsin dedim. Doğu toplumlarında ekmek,şeker, nişastalı bitkiler ve yağ çok tüketilir ve atçıl devecil hayat sebebiyle hareket az, göbek mutlak vardır sizin gibi dağlarda yürümez günde 15 km koşmaz arabası varsa 400m öteye araçla gider hatta arap araçtan hiç inmez ve eskiden göbeği fazla olduğu için erkekler ayaklarını yıkayamadıkları için bu kültür gelişmiş olmalı dedim.
Çok küçük düşürücü dedi.
Ya bağışla ama oral seks, deepthroat çok mu yüceltici? Dedim. Amk onu niye eleştiren yok?
Because that is something private between couples. Diyor. Yani çiftlerin özel hayatıdır bu...
E bu da private amk.
Sokağa bakır leğen koyup kasaba meydanında ayaklarını yıkatmıyor kimse.
Aşağıdaki konuşmayı yapan kızımız haklıdır. Güzel olduğundan dolayı iki kat haklıdır. İtiraz edenler de cehennemin dibine gidebilir veyahut bekar kalıp kuruyabilir.
Rabbim en submissiv'inden en iyi eşle tanışmanızı nasip etsin. Merhamet ve vicdan, erkeğin kalbindeki yegane jandarmadır. O da böyle devreye giriyor tabi. Kodumuz böyle.
Yapacağımız bir şey yok
Yazdıklarımızdan incinen feministler mutlaka olmuştur. Olabilir. İncinmeyin bacı. Gerçekler böyle
Türk erkeklerinin Rus kadınlarına gitmelerine de şahsen karşıyım. Belarus kadınları varken Rus'a gitmek, Audi varken Toyota'yı seçmektir
Şaka bir yana bu işin zirvesi Balkan ve Kafkas kadınlarıdır.(Allah sayılarını arttırsın). Lakin gerçekçi olalım,
Türksen, nazını Türk kadınından başkası çe-ke-mez!
Günümüz gençliğini kim, nasıl bir yalana inandırdıysa; kendilerinden yaşça büyük herkesi "eski kafalı" veya "cahil" sanıyorlar. Bir büyüğü akıllı telefonu kendisi kadar hızlı kullanamayınca onu yetersiz, sosyal medyanın viral diline hakim olmayınca geri kafalı, yeni nesil birkaç şarkıcıyı tanımayınca da dünyadan haberi yokmuş gibi görüyorlar.
Halbuki bir maymuna bile akıllı telefon verseniz zamanla ekran kaydırmayı öğrenir; bir papağana belirli sloganları dinletirseniz ezberler; bir eşeği aynı yoldan birkaç kez götürürseniz o yolu beller.
Her insan, içine doğduğu çağın şartlarına ve alışkanlıklarına göre büyür; bu durum ne bir ilericilik ne de bir gericilik göstergesidir. Bilişim çağının ortasına doğan bir gencin teknolojiye hakim olması, sanki o teknolojiyi kendisi icat etmişçesine bir kibre kapılmasına neden oluyor. Oysa bu yanılgıya düşen birinden daha cahil, daha çok hata yapan ve kendi geleceğini daha çok heba eden birini bulmak zordur.
Günümüzde asgari saygı ve nezaketin can çekiştiğini söylemek yanlış olmaz. Özellikle hiyerarşik ilişkilerde saygı, bağlılık ve nezaket olmazsa olmaz tutumlardır. Bizler; büyüklerimize, hocalarımıza ve ebeveynlerimize olan saygımızı aslında bir "emanet" gibi veririz; zamanı gelip onların konumuna ulaştığımızda ise bu saygıyı sonraki nesillerden "iade" alırız. Bu dengeyi bozduğumuzda, gençken saygısızlığı ve üslupsuzluğu kendimize hak gördüğümüzde, aslında kendi geleceğimizden çalmış oluruz. İlerleyen yaşlarımızda ne kadar arasak da ne bir hürmet ne de bir itaat bulabiliriz.
Sözün özü şudur: Edep ve ahlaktan yoksun birinin teknik bilgi öğrenmesi onu nitelikli biri yapmaz. Aksine; öz güveni tavan yapmış, ahlaksızlığı "aliyyülala" seviyesine çıkmış zararlı bir tümöre dönüştürür. Bu noktada burada hocanın tutumu haklıdır: Edepten yoksun birinin, elde ettiği statülerin tepesine çıkıp tepinmesine izin vermemek gerekir.
Ne var ki günümüz eğitim anlayışında, öğretmenin öğrenciye karakter üzerinden müdahale etme yetkisi yok; öğrenci sadece aldığı nota göre değerlendirilip sınıfı geçiyor. Oysa bana sorarsanız, bu tavırdaki biri okuldan atılmayı bile fazlasıyla hak ediyor.
Buhari, hadisleri toplamak için çıktığı 16 yıllık yolculukta 600 bin hadis derlemiş.
Hesap edersek:
- Yılda: 37.500 hadis
- Ayda: 3.125 hadis
- Haftada: 781,25 hadis
- Günde: 111,6 hadis
- Saatte: 4,6 hadis
Bu durumda: hiç dinlenme yok, uyku yok, yemek yok, banyo yok, namaz yok, oruç yok, hac yok, yorgunluk yok, insanlarla konuşma yok, düzeltmeye ayıracak özel zaman yok…
Üstelik bütün bunlara rağmen kendi el yazısıyla bir tek nüsha bile bulunmamaktadır!
Tüm bunlara rağmen, hala aklınızı kullanmazmısınız?
Atatürk'ün Boyu 1.74,
Kilosu ise 75 civarıydı...
42 numara ayakkabı giyiyordu...
Ayakkabıları genelde siyah rugandı
Atatürk’ün TC kimlik numarası; 10000000146.
Aslında bu, birinci sıradaki TC kimlik numarası.
Sondaki 46, güvenlik amacıyla, sistem tarafından otomatik konulmuş.
Atatürk’ün en sevdiği yemek, etsiz kuru fasulye ile pilavdı. Kahveyi de çok seviyordu.
Günde 10-15 fincan Türk kahvesi içiyordu.
Atatürk’ün tüm gömlekleri beyazdı. Takım elbiselerinin modelini kendisi çiziyordu.
Lacivert rengi sevmezdi.
Bu nedenle dolabında lacivertte yer yoktu.
Kılık kıyafet konusunda çok titiz ve zevk sahibiydi. Çocukları çok severdi.
Fikriye içinde unutamadığı en büyük aşk ve üzüntüsüydü. Onun ölümü onu çok üzmüştü.
Rumeli türkülerini çok sever, zaman zaman mırıldanırdı.
Selanik türküsü onu çok duygulandırırdı. Protokolü sevmez gizlice köşkten kaçıp halkın içine karışmayı çok severdi.
Yalakalar ve boş konuşanları hiç sevmez ve hemen uzaklaştırırdı.
Atatürk'ün “Foks” adında bir köpeği vardı.
Atatürk Foks’u Yalova kaplıcalarına gittiği bir gün, seyyar bir fotoğrafçıdan 50 liraya satın almış.
Foks öldükten sonra doldurulup mumyalanmış.
Halen de "Atatürk ve Kurtuluş Savaşı Müzesi"nde sergileniyor.
Atatürk spor yapmayı çok severdi.
Düzenli ata biner, yüzer ve bilardo oynardı.
Mustafa Kemal, çok kitap okuyan biriydi. Yüzlerce kitabı vardı. Ancak en sevdiği kitap, Reşat Nuri Güntekin'in Çalıkuşu adlı romanıydı. Öyle ki, kitabı sürekli yanında taşırdı ve zaman zaman rastgele bir sayfa açıp okurdu.
Atatürk 44 sayfalık bir geometri kitabı yazdı. Bugün kullandığımız üçgen, dörtgen, çap, artı, eksi, bölü, oran gibi Türkçe kelimeleri Atatürk buldu. Atatürk’ün bu kitap dışında 13 kitabı daha var.
Mustafa Kemal; Medeni Bilgiler, Karlsbad Hatıraları, Bölüğün Muharebe Eğitimi gibi hem askeri hem de toplumsal konularda kitaplar yazdı.
Gecede 2-3 saat uyurdu. Uyumayı zaman kaybı olarak görürdü.
Atatürk isminde bir çiçek vardı. Rivayete göre, Atatürk çok seviyor diye bu ismi koymuşlar.
Bir başka iddiaya göre ise Meksika kökenli çiçeği Türkiye’de yetiştiren bitki bilimciler çiçeğe Atatürk ismini verdi.
Mustafa Kemal Atatürk, son söz olarak, “Aleykümselam” dedi. Anlatılanlara göre Atatürk, doktoruna dikkatle baktı ve “Aleykümselam” dedi. Ardından girdiği komada 30 saat kaldı.
10 Kasım günü ise maalesef hayatını kaybetti.
Atatürk'ü sevgiyle, saygıyla, minnetle anıyoruz...