Dil Bayramı kutlu olsun!🇹🇷
26 Eylül 1932’de Dolmabahçe Sarayında, Türkçenin zenginliğinin araştırılması ve öz güzelliğinin ortaya çıkarılması için Cumhurbaşkanı Atatürk’ün katılımıyla Birinci Türk Dil Kurultayı toplandı.
İlk Türk Dil Kurultayı'nın toplandığı 26 Eylül gününün her yıl “Dil Bayramı” olarak kutlanması teklif edildi. Bu teklifin oy birliğiyle kabul edilmesiyle her yıl “26 Eylül Dil Bayramı” olarak kutlanmaya başlandı.
Bkz. Dil Devrimini Anlamak👇 https://t.co/k6gwFlvUNb
Atatürk, 1930 yılında, kendisine ömür boyu cumhurbaşkanlığı teklif edilmesi üzerine şu açıklamayı yapmıştı:
"Bana öteden beri bu ve buna mümasil tekliflerde bulunanlar çok oldu. Siz ve efkârı umumiye bilmelisiniz ki bu yoldaki teklifler hoşuma gitmemiştir ve gitmez.
Benim gayem Türkiye'de yeni Türkiye Cumhuriyeti'nde millet hâkimiyeti takviye etmek ve ebedileştirmektir. Dediğiniz gibi bir teklifi benim idealimi cidden rencide eden bir manada telâkki ederim. Bu noktada şu veya bu tefsirlerle giden sözlerin manasını, beni iyi tanımış olan Türk milleti benden daha iyi takdir eder." (Gazi Mustafa Kemal, Akşam gazetesi, 25 Eylül 1930)
Kendisine yapılan “tek adamlık" tekliflerini “gülünç” ve “budalaca” bulduğunu söyledi. Bir gün Hasan Rıza Soyak’a şöyle demişti:
“Şaşarım o efendilerin perişan akıllarına! Hep biliyoruz ki memleketimizin başına gelen felaketlerin çoğu şahsi idareden gelmiştir. Bu kadar geri kalmamızın başlıca nedenlerinden biri de odur. Biz öteden beri böyle bir idareyi bertaraf etmek için mücadele ettik. Şimdi nasıl olur da benim ayrı yoldan gitmekliğim, yeniden devlet hayatında, tarafımdan böyle bir çığır açılması istenebilir.”
(Kaynaklar: Akşam, 25 Eylül 1930; Atatürk’ün Bütün Eserleri, C. 24, s. 282; Hasan Rıza Soyak, Atatürk’ten Hatıralar, C. 2, İstanbul, 1973, s. 435-436).
Ayrıntı için bkz.👇
Sinan Meydan yazdı : ATATÜRK UYARMIŞTI: ‘EGEMENLİĞİNİZİ ASLA BİR ŞAHSA VERMEYİN’ | Cumhuriyet https://t.co/7T1CQCtnsH
REİSİN FALAKA ÇEKMESİNİ DEVLET YÖNETİMİ SANANLAR
TÜM YETKİ ONDA AMA SORUMLULUĞU YOK...
Anlıyoruz ki “Şahsım Devleti”nde yolsuzluklar tavan yaptığında, işler çığırından çıktığında, usulsüzlükler her yere bulaştığında, bunları düzeltmek için başvurulacak tek makam var o da “reis” diye hitap edilen kişi.
Hukuk yok, kurumlar yok, denetim yok, sorumluluk yok, hesap verebilirlik yok ama adalet dağıtan reis var!
Bir falaka çekiyor, herkes etrafında mum gibi diziliyor.
Bir dayak atıyor, yolsuzluk yapan tövbe ediyor.
Bir silkeliyor, kişisel çıkarı peşinde koşanlar aniden toplumsal çıkarları öne alıyor.
Bir tokat atıyor, disiplini sağlıyor.
İnsanın aklına eski dönemlerde cetvelle öğrencilerin parmak uçlarına vuran gaddar sınıf öğretmenleri geliyor!
Ümit Özdağ: Artık 2023'te gerçekleşen seçmen iradesini zerre kadar temsil etmeyen Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin iradesiyle Türk milletinin iradesi ayrışmıştır. Bölünme sürecini durduracak tek irade Türk milletinin iradesidir.
https://t.co/D97ebmLaVW
1 Eylül 1922’de Mustafa Kemal’in emri gök kubbede yankıladı: “Ordular! İlk hedefiniz Akdeniz’dir. İleri!”
Türk süvarisi 9 günde 450 kilometreyi aşarak İzmir’e ulaştı. 9 Eylül’de yalnız İzmir kurtulmadı; Sevr parçalandı, emperyalizmin Anadolu’yu Türk’ten koparma hesabı denize döküldü.
Anadolu’dan sökülüp Asya’nın içlerine itilmek istenen Türk milleti, Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde yeniden Akdeniz’e kavuştu.
9 Eylül, Türk’ün al bayrağının Akdeniz’in mavisiyle buluştuğu gündür.
O mavi bugün Mavi Vatan’dır. 104. yıl kutlu olsun.
Atatürk, 1932 yılında Türk kızlarına şu büyük hedefi gösteriyordu: “Asıl uğraşmak zorunluğunda olduğunuz şey, analarınızın ve atalarınızın oldukları gibi, yüksek kültürde ve yüksek erdemde dünya birinciliğini tutmaktır.”
Aradan neredeyse bir asır geçti. Cumhuriyet’in kızları bugün o hedefin çağdaş temsilcileri olarak dünyanın zirvelerinde Türk bayrağını dalgalandırıyor.
Temmuz ayında Milletler Ligi finalinde Brezilya’yı 3-1 yenerek VNL şampiyonu olan Filenin Sultanları, bu kez bambaşka bir büyük organizasyonda, Avrupa Şampiyonası finalinde İtalya’yı 3-2 mağlup ederek üst üste ikinci kez Avrupa’nın zirvesine çıktı.
İki ayrı büyük turnuva, iki final, iki büyük rakip ve iki şampiyonluk…
Ancak bu başarıların anlamı kupalardan çok daha büyük. Sahadaki özgüvenleri, disiplinleri, dayanışmaları ve en zor anlarda dahi vazgeçmeyen mücadele ruhları Cumhuriyet’in özgürleştirdiği ve Atatürk ‘ün ruhen donattığı Türk kadınının neleri başarabileceğinin bütün dünyaya verilmiş en güzel cevaplarından biridir.
Atatürk Türk kadınına güvendi. Cumhuriyet onun önünü açtı. Cumhuriyet’in kızları ise bugün bu güveni zaferden zafere taşıyor.
Filenin Sultanlarını, teknik kadromuzu ve bu büyük başarılarda emeği geçen herkesi yürekten kutluyorum.
Yaşasın tam bağımsızlık, kahrolsun emperyalizm!
Yaşasın laik cumhuriyet, kahrolsun gericilik!
Yaşasın halkın egemenliğine dayalı cumhuriyet, kahrolsun saltanat!
Türkiye’yi esir olmaktan, halkı kul olmaktan kurtaranlara, yurtta barış dünyada barış hedefini ilke edinenlere saygıyla 30 Ağustos Zafer Bayramı kutlu olsun.
Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere bu ülkeyi emperyalizmin işgalinden kurtarmak ve bağımsız, özgür, laik bir ülke kurmak için mücadele verenlere minnetle…
Ve bir tavsiye: Tarihi öğrenin, Nutuk’u mutlaka dikkatle okuyun.
#30ağustoszaferbayramı
Anadolu'yu ebedi olarak Türk vatanı yapan, emperyalizmi dize getiren Büyük Zaferlerin Büyük Komutanı Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün huzuruna çıkıyoruz!
30 Ağustos Zafer Bayramı'nın coşkusunu birlikte yaşamak ve Ata'mıza şükran ve minnetimizi sunmak için yarın saat 14.45'te Anıtkabir'deyiz.
Bugüne kadar Suriyeliler ile ilgili çok haber yaptım. Ses getiren haberlerdi. Çoğu emniyet operasyonuyla doğru çıktı.
Suriyeli sayısı konusunda da gerçekleri aktardım. Esad devrildikten sonra bile...
Şimdi Türkiye'nin Şam Büyükelçisi
'Türkiye'de belli bir tarihte neredeyse 6 milyona yakın Suriye vatandaşı yaşıyordu. Şu anda bu sayı 2,3 milyona kadar inmiş durumda” diyor.
Oysa Esad devrilmeden önce resmi oran en fazla 3 milyonun üzerinde açıklanıyordu. Biz ise çok daha fazla olduğunu söylüyorduk. Buyurun; 6 milyon deniliyor şimdi...
Esad devrildikten sonra dönenlerin sayısı ise daha 800 bini bulmadı.
Bir de gidip tekrar Türkiye'ye dönenler var. Bununla ilgili yeni bir haberim yolda. Kaçak geçişler de hala sürüyor...
Türkiye'deki demografik tehlike hala devam ediyor. Hep, 'Demografik dönüşüm politik değişim getirir' dedim. 'Toplumun laik sosyolojisini dönüştürecek demografik dönüşümün anahtarıdır' dedik...
Ve haklı çıktık, çünkü Erdoğan her fırsatta 'Türk-Kürt-Arap' vurgusu yapıyor artık...
Türk halkının bilgisine...
Büyük Atatürk,
Zafer Partisi olarak 5. Kuruluş yıl dönümümüzü kutladığımız bu günde, ilkelerinizden, devrimlerinizden ve Türk milliyetçiliği ülküsünden aldığımız güçle, Cumhuriyetimizi hak ettiği parlak geleceğe taşımaya kararlıyız.
Bu mücadele, Türk milletinin mukadderatıdır. Bu mücadele, nihai bir zafer ile taçlanacaktır.
Türk vatanı bölünmez bir bütündür, ilelebet payidar kalacaktır.
Ruhunuz şad olsun.
SEN NE AYAKSIN!
Ümmet övgülerinin Yeni Osmanlıcı çizgiyle buluşmasından da anlaşılıyor ki İslami federasyon adım adım ilerliyor.
“Demokratik Cumhuriyet” denilen proje, 24 yıldır emekçileri, Aydınlanma savunucularını, toplumun ilerici güçlerini ezen siyasal İslamcı rejimin aktörleri arasına Öcalan’ı ve af çıkarılan PKK terör örgütünü katarak totaliterliği derinleştirmenin adıdır.
Öcalan’ın zırvalarını okuyunca, Kurtuluş Savaşı’ndan bu yana emperyalistlerin peşinde olduğu, Türkiye’de hem sağ hem de solda var olan anti-Kemalist projenin sözcülüğünü sürdürdüğü görülüyor.
Aslında terör örgütü elebaşı, sürecin en başından beri uyardığımız gibi, ABD Ankara Büyükelçisi Barrack ne diyorsa tıpış tıpış yapmaya aday olduğunu sergiliyor.
İçişleri Bakanı ile bir telefon görüşmesi yaptım ve kendisine; gazilerimizi İçişleri Bakanlığı'na davet edip bir kahve ikram etmesi konusunda ricada bulundum.
Bu insanları geri çevirmeniz, yollarından döndürmeniz mümkün değil. Burada ortaya çıkacak manzaralardan Türkiye'nin bir fayda görmesi mümkün de değil. 'Arkadaşlarımızı davet edin ve görüşün,' dedim. Dört defa görüştüğünü ifade etti. Ben de 'Bir defa daha görüşün, bir defa daha davet edin,' dedim ve 'Düşüneceğim,' dedi.
Anlaşılan şu ana kadar düşündü mü, düşünmedi mi, sonuçlandırdı mı, sonuçlandırmadı mı bilmiyorum ama ortaya çıkan manzara ne yazık ki bu işi polisiye tedbirlerle bitirme niyetinde oldukları doğrultusunda. Bu insanlara gösterilen bu şefkatsizlik hayret verici bir şey.
Bu insanlar Türkiye'nin birliği, devletin dirliği için savaşmış, terörle mücadele etmiş, vurulmuş, gazi olmuş, uzuvlarını kaybetmiş insanlar. Bu insanları yıldırmanızın mümkün olmadığını son 37 günde yaşananlardan görmüş olmanız lazım. Ama hâlâ ısrarla sanki geri adım atacaklarmış gibi davranıyorlar ve yok saymaya devam ediyorlar. Bunun Türkiye'ye bir hayrı yok. Bu insanlar geri adım atmayacaklar.
BÖLÜNME SÜRECİNİ DURDURACAK TEK İRADE TÜRK MİLLETİNİN İRADESİDİR. EĞER TÜRK MİLLETİ UYANIRSA…
DEDE KORKUT “OĞUZ’UN UYKUSU DERİNDİR. BIÇAK KEMİĞE DAYANMADAN UYANMAZ” DİYOR!
Türk Milleti İstiklal Harbi neticesinde Atatürk tarafından kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin ağır
çekim yıkıldığının farkında değil.
Farkında olmamasının nedeni yıkımın gizli olması değil. Yıkım çok açık. Ancak Türk Milleti bunun ağır çekim bir yıkım olduğunun ve durumun ne kadar vahim olduğunun henüz maalese farkında değil.
PKK’ya af ve yeni Anayasa ile birlikte milli-üniter-laik Türkiye Cumhuriyeti yıkılıyor.
PKK ve DEM temsilcileri 100 yıllık sorunun çözüldüğünü söylerken kastettikleri milli-üniter devletin yani Türk Milleti ve Türk devletinin çözülmesi.
Yerine ise adı Türkiye Cumhuriyeti olsa bile çok uluslu (eşit yurttaşlık) ve özerk bölgeli (Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı) ve iki resmi dilli (kamu hizmetlerinin Kürtçe olması ve Kürtçe eğitim) bir devleti kurulması hedefleniyor.
Nasıl DEM devletin yıkıldığını ve yenisinin kurulduğunu gizlemiyor ise AK Parti de gizlemiyor.
2017’de AK Partili Ayhan Oğan şöyle demişti: “Biz yeni bir devlet kuruyoruz… Bu yeni devletin kurucu lideri Tayyip Erdoğan’dır.”
AK Parti’nin 14 Ağustos 2026’da yayınlanan 25. Yıl Vizyon Belgesi’nde de dikkat çekici bir ifade var: “Önümüzdeki çeyrek asır, inşa ettiğimiz kapasitenin kurucu bir etkiye dönüşeceği dönem olacak.”
“Kurucu etki” evet devletin yeniden kurulması. Her şey çok açık.
PKK Affı ve yeni Anayasa süreci başlarken Devlet Bahçeli ne demişti: “Önümüzdeki dönemde çok şey değişecek, her şey değişecek. İnşallah Türkiye değişmez.” ( İnşallah Türkiye parçalanmaz demek istiyor)
Bölünme sürecini durduracak tek irade Türk Milletinin iradesidir. Eğer Türk Milleti uyanırsa…
Dede Korkut “Oğuz’un uykusu derindir. Bıçak kemiğe dayanmadan uyanmaz” diyor.
Mustafa Kemal Atatürk ise Anadolu’ya geçmeden önce İstanbul’da yaptığı hazırlıklar sırasında istiklal mücadelesine inançsızlıkla bakan arkadaşlarına Türk Milletinin direnç gücüne olan büyük inancı ile cevap veriyordu.
Üzerimize düşen görev Türk Milletini bu ağır çekim yıkıma karşı uyandırmak ve Türkiye Cumhuriyeti devletinin yıkılmasına engel olmaktır. @zaferpartisi
Yılmaz Özdil’in videosunu bu çerçevede izleyin lütfen
✍️🏻Bu daha başlangıç, daha neler duyacak ve göreceksiniz! Ben çoğunuzun okumayacağını bilsem de birkaç şey yazıp bu konuyu kendimce kapatayım!
✍️🏻İlk defa bu şekilde ifade edeceğim ama...
Biz görevimizi layıkıyla yaptık! (1984-2010, sonra cezaevinde tıkıldığım için yokum)
Bu katillere o dağları dar ettik!
✍️🏻Elbette yurt içinden ve dışından böylesi büyük destek gören bir örgütü askeri açıdan yenseniz de, başta mali kaynakları olmak üzere her sahadaki desteğini kesmezseniz varlığına tamamen son veremezsiniz!
Bu sahalardaki çalışmayı da siyaset kurumu yapar! Ama yapılmamıştır, gerekçeler muhtelif!
✍️🏻Baştaki konuya dönersek, evet PKK dünyada en çok uluslararası desteğe sahip ve en fazla cana kıymış kanlı bir terör örgütüyken, hem 1996, hem de 1999'da askeri olarak yenildiğini kendi kaynaklarında bile ifade etmek durumunda kalmıştır!
Ama sonrasında hep bir biçimde cansuyu verilmiştir Türkiye içinden, dışından!
✍️🏻2002'den sonra yeniden toparlanmışlar, özellikle 2009 Habur rezilliği, sonrası "Analar ağlamasın" süreci ile büyük güç kazanmışlar, şehirleri bile kontrol edecek hale gelmişlerdi!
✍️🏻Durum içinden çıkılmaz hale gelince yine asker sahaya sürülmüş, pek çok şehit ve gazi verme pahasına PKK yine askeri açıdan mağlup edilmişti!
✍️🏻2023 yılında kesin bilgi olarak ifade edeyim ki, Türkiye içinde 35 ila 40 arası terörist kalmıştı. Kafalarını çıkartamıyorlar, bölgede hiçbir etkili eylem yapamıyorlardı!
✍️🏻Sonra birden 2024 yılında adı lazım değil sözde liderin çağrısıyla malum süreç başladı!
Şimdi "barış" çığlıklarıyla yapılanları Türk Halkı anlayacak ama iş işten geçmiş olduktan sonra mı, önce mi bilmem!
✍️🏻Bu zamana kadar ateş, hep ocağına düştüklerini yaktı, halkın AZIMSANMAYACAK KISMI sadece baktı, üzülür gibi yaptı, ama yeterince empati yapmadı! Bu anlamda yeterince umursamadığını söyleyebilirim!
✍️🏻İşte halkın oy verdiklerinin %88'i, bugün biraz da bu tavra güvenerek, halkın tepki göstermeyeceğini düşünerek PKK'lıları serbest bırakacak yasayı çıkarttı!
Son diyeceğim budur!
Artık sòz konusu olayı ben balkondan izleyeceğim...
✍️🏻Düşünün sosyal medyadaki bu konuyla ilgili tehlikeye dikkat çekme, gerçekleri anlatma girişimlerimize bile tepki, 300-500 kişiyi geçmiyor! Onlar da olayın nereye gittiğini en az benim kadar bilenler, ya diğerleri?
✍️🏻Toplumun büyük çoğunluğunun, yaşadığım/yaşadığımız acıların birazını yaşadığını gördüģümde yeniden meydana inerim...
Bu anlamda şimdilik sadece bu konuyla ilgili paylaşımlarıma son veriyorum...
1923’te Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran herkese hukuk önünde aynı haklara sahip vatandaşlık veren Cumhuriyet Devrimi, ağaların ve şeyhlerin olmadığı bir sistemi yaratmak için en büyük adımdı ama bugün “100 yıllık yıkım” diyenlerin devrim karşıtı fikirdaşları ve 2. Cumhuriyetçiler tarafından devrime darbe üstüne darbe vuruldu.
PKK'ya af çıkaran, katil teröristleri aramıza katmaya çalışan, onlara siyaset hakkı vermeyi planlayan, bebek katili Öcalan'a çalışma ofisi ve yaşayacağı yeni bir bina tahsis edip, sonra yasalarda değişiklik yapıp, umut hakkı vermeye çalışan ve nihayetinde yeni bir anayasa ile milli-üniter-laik Türkiye Cumhuriyeti'ni sonlandırmaya çalışanlar bilmelidir ki, son sözü Büyük Türk Milleti söyleyecektir!
Madem siz Sevr'in 106. yıl dönümünde terör örgütünün siyasi taleplerini de kabul eden bir teslimiyet sürecini başlattınız, biz de Atatürk'ün Birinci Meclis'te bütün milli unsurları bir araya getirmesi gibi tarihi bir sorumlulukla bütün milli unsurlarla bir araya geleceğiz.