Tony Soprano efsanesi James Gandolfini'ye veda edeli tam 13 yıl oldu.
Ekranda televizyon tarihinin en acımasız figürlerinden biriydi ama kameralar ardında kendini "Ben sadece 120 kiloluk bir Woody Allen'ım" diye tanımlayacak kadar naif ve mütevazıydı.
O mütevazılığın ardında işine saplantılı bir profesyonel vardı. Tony'nin o öfkeli ve tahammülsüz halini yansıtmak için bilerek uykusuz kalır, içsel sıkıntıyı fiziksel olarak da hissetmek için ayakkabısına taş koyarak saatlerce o şekilde çekimlere girerdi.
Kalbi de cüssesi kadar büyüktü. Maaşı bölüm başına 1 milyon dolara çıkınca sette uzayan pazarlıkların yarattığı gerilimi dindirmek için 16 ana rol arkadaşının her birine kendi cebinden 33.000'er dolar bonus dağıtmış, set ekibine ziyafet çekmeyi bir gelenek haline getirmişti.
Dostluğu ise benzersizdi. John Travolta 16 yaşındaki oğlunu trajik bir şekilde kaybettiğinde tüm programını iptal edip apar topar Florida'ya uçtu. Dostu ayaklarının üzerinde durabildiğinden emin olana dek tam bir hafta boyunca evinden ve başucundan ayrılmadı.
İşini öylesine inandırıcı yapıyordu ki gerçeklikle kurgu birbirine karışıyordu. Dizinin ilk sezonunda şortla mangal yaptığı sahne sonrası gerçek bir mafya üyesinden telefon aldı: "Dizi harika, oyunculuğun mükemmel ama bir kural var: Bir Don asla şort giymez!" Bu efsanevi anekdot daha sonra senaryoya bile dahil edildi.
Ölümü de hayatı gibi gösterişten uzak ve sarsıcı oldu. 19 Haziran 2013'te, köklerini keşfetmek için oğlu Michael ile gittiği Roma tatilinde, henüz 51 yaşındayken geçirdiği kalp kriziyle aramızdan ayrıldı. Onu otel odasında ilk bulan kişi ne yazık ki baş başa tatile çıktığı 13 yaşındaki oğluydu.
Eğer bugün Walter White veya Don Draper gibi karmaşık, derinlikli ve karanlık başrolleri izleyebiliyorsak, televizyonun altın çağını başlatan bu yolu tek başına o açtı. Bıraktığın miras için teşekkürler. Hoşça kal, Patron.
CHP'den vekil aday adayı olan ancak listelere giremeyen Ali Haydar Fırat, Kılıçdaroğlu ile ilgili itirafta bulundu:
"Kılıçdaroğlu'na 'Koltuğa yapışmayacağınızı düşünenlerdenim' demiştim. O da, 'Hiç kuşkun olmasın' cevabını vermişti. Geldiğimiz noktada böyle olmadığını gördük"
#Turkey — Amedspor, who achieved promotion to the country’s top division, held massive championship celebrations. Almost every match and post of the club, which is mainly supported by Kurds, turns into a political issue in the country.
Far right circles in the country accuse Amedspor and its supporters of being “separatists” and announced that they will organize demonstrations calling for the club to be shut down.
Amedspor and its supporter groups, however, do not seem heavily affected by this pressure directed at them. The club, which also receives major support from Kurds living in different cities and in the diaspora, has a very large fan base.
Tipini beğenmedikleri kadının yüzünü değiştirdiler.
Bir kadın, Amedspor’un şampiyonluk kutlamalarını provoke etmek istemiş ancak karşılık bulamamıştı. Kadına destek paylaşımı yapan milliyetçi hesaplar ise yeterince “güzel” bulmadıkları için kadının yüzünü yapay zeka ile değiştirdi.
Tuncay Sonel, çizdiği senaryoda kendisi de rol almış bir oyuncu gibi Gülistan Doku'nun kaybedildiği yerde suçluluk duygusu yüzüne vurmuş olarak gazetecilere poz veriyor. Bu fotoğraf karesinde şuan gözaltında olan koruma polisi Şükrü Eroğlu' da hemen vali Sonel'in arkasında duruyor. Tuncay Sonel Gülistan Doku'nun atlamadığı baraj gölünde Gülistan'ın bulunması için görev yapan dalgıçları izliyor.
AKP'liler bir yandan "Bu savaş ortamında Kılıçdaroğlu iktidarda olsayd�� halimiz harap olurdu" diyor, diğer yandan "Kılıçdaroğlu CHP'si iktidar ortağı yapılmalı" diyor. İlk bakışta büyük çelişki gibi görülen şey aslında çelişki değil.
2018 referandumu ile Türkiye'nin siyaset hayatında yeni bir müesses nizam kuruldu. Ülkenin %65'i sağ seçmendi ve buradan her türlü %50+1 oy alınabileceği hesaplandı. Muhalefet ise iktidara meşruiyet vermek için kurgulandı. Seçim var, muhalefet de var, hatta muhalefet istediği gibi aday da seçiyor ama seçimi kazanamıyor canım...
Müesses nizam açısından sistem kusursuz çalışıyordu. Erdoğan her seçimi kazanıyor ama Putin gibi, Aliyev gibi değil, muhalefet doğru adayı "bulamıyordu", Erdoğan da kazanıyordu.
Bu sistem 2023'teki CHP Kurultayı'nda patladı. Müesses nizam, CHP delegesi hakkında söylenenlere inanıyordu. CHP örgütleri Alevi kadrolaşması altındaydı, onlar da sorgusuz sualsiz Kılıçdaroğlu'nu destekleyecekti ve Kılıçdaroğlu devam edecekti. Bu plan, Kılıçdaroğlu'nun çok başarılı olmasına, örgütün de bu başarının arkasında durmasına dayanmıyordu. Aslında esas şaibeli kurultay kazanma modeli buydu. CHP delegesinin başka gerekçelerle irrasyonel davranacağı bekleniyordu.
Ekrem İmamoğlu'nu da zaten bu tabloda Kılıçdaroğlu tasfiye edecekti. Müesses nizam, elini kirletmek zorunda bile kalmayacaktı.
Ancak müesses nizamın beklediğinin aksine; CHP delegesi mezhep ve benzeri saiklerlerle irrasyonel davranmadı, 13 seçim kaybeden bir genel başkanı rasyonel bir kararla genel başkanlıktan aldı. Bu dünyanın en rasyonel, en hayatın olağan akışına uygun genel başkan değişim kararı, müesses nizamın en rahatsız olduğu şey oldu.
Genel başkan değişiminin ardından CHP'nin yerel seçimlerde 1. parti olması ve 19 Mart'a kadar da 1. parti olarak yerini koruması ile müesses nizam açısından alarm zillerinin desibeli iyice yükseldi.
Kendi içinden çökmeyen muhalefete yargı eliyle operasyon yapmaktan başka çare kalmadı. Ve operasyonlar başladı. Eskiden muhalefet içindeki aparatlarla yapılan muhalefeti etkisiz hale getirme operasyonları, mecburen yargı eliyle yapılmak zorunda kalındı.
Kılıçdaroğlu'nun CHP'de kurultay kazanma şansı olsa, müesses nizam partiye kayyum atayıp 50 milyar dolar daha yakmayı göze alır mıydı? Kılıçdaroğlu'nun genel başkan olup zaten İmamoğlu'nu tasfiye edeceğine emin oldukları bir denklem olsa, İmamoğlu'nu hapse atıp 50 milyar dolar yakmaya ihtiyaç duyarlar mıydı?
Netice olarak, müesses nizamın meşrulaştırma figüranı olarak görev yapan muhalefet 2023'teki kurultay ile bir anda patladı. Şimdi AKP'liler onu geri getirmeye çalışıyor. Kayyum/butlan planı da onun bir parçası. Ama orada da muhalif seçmenin bu tabloyu görmüş olması nedeniyle Kılıçdaroğlu geri döner, CHP %25 alıp iktidarı meşrulaştırmaya devam eder senaryosunun artık işlemeyeceğini de biliyorlar.
Buna karşı Mücahit'in geliştirdiği yöntem ise anlamlı. Kılıçdaroğlu CHP'si zaten iktidar aparatı olarak mimlenecek, muhalefette durması bir işe yaramayacak. O zaman onu da iktidar koalisyonuna katalım, iktidar koalisyonunun tabanını genişleterek bir meşruiyet tahkimi yapalım diyorlar. Son seçimin %52 alan kazananı ile %48 alan kaybedeni aynı fikirde, aynı ittifakta, kağıt üzerinde dünyanın en meşru iktidarı...
Bu planlar işe yarar yaramaz bunu bilmek güç. Ancak bu planların Türkiye'de kurulan müesses nizamı anlamamız açısından önemi fazla.
X’te “Xarriable” adlı Kürt karşıtı bir kullanıcı, gerçekle hiçbir ilgisi olmayan iki ayrı videoyu “Japonya’daki Kürtler” diye servis ediyor.
Oysa paylaşımlardan biri Ağustos 2025’te Tunus’ta kaydedilmiş. Diğeri ise yarı Türkçe yarı Arapça konuşan bir grup gencin TikTok videosundan ibaret.
Bu açık bir dezenformasyon örneği. Gerçekleri çarpıtarak nefret üretmek ve kitleleri manipüle etmekten başka bir amacı yok. @EmniyetGM@SiberayEGM@TC_icisleri