sahîh-i buhârî’de rivayet edilen bir hadiste resûlullah ﷺ şöyle buyurur: “müminin misali, taze bir ekin gibidir. rüzgâr onu bir tarafa eğer, sonra yine doğrultur…” bu müminin hâlini anlatan ne kadar latif bir misaldir. dikkat edin, resûlullah ﷺ mümini dimdik duran bir dağa yahut yerinden oynamayan bir kayaya benzetmemiştir. taze bir ekin, rüzgâr estiğinde eğilir, bazen neredeyse yere değecek kadar bükülür. fakat kökü sağlam olduğu için yeniden doğrulur. mümin de böyledir. başına gelen musibetler karşısında hüzünlenebilir, yorulabilir, gözyaşı dökebilir. zaman zaman yükü ağır gelebilir. bunların hiçbiri imanının zayıflığını göstermez. asıl mesele, kalbinin kökünün nerede olduğudur. kökü Allah’a bağlı olan gönül, eğilse de kopmaz. sarsılsa da yerinden sökülmez. bugün insanlara, kendi güçlerine güvenmeleri telkin ediliyor. nefislerine dayanmayı, her şeyi tek başlarına başarabileceklerine inanmayı öğretiyorlar. hâlbuki müminin kuvveti, nefsinde değildir. kul, kuvvetini acziyetini bildiği gün bulur. kendi gücüne güvenen yorulur. rabbine güvenen ise yükünü ona havale eder. bunun içindir ki resûlullah ﷺ, “lâ havle velâ kuvvete illâ billâh” zikrini cennet hazinelerinden bir hazine olarak haber vermiştir. bu söz, kulun bütün kuvvet iddiasından vazgeçip, gerçek kudret sahibine sığınmasıdır. Allah Teâlâ da şöyle buyurur: “sabret. senin sabrın ancak Allah’ın yardımıyladır.” sabrı veren de odur, dayanma gücünü ihsan eden de odur, kulunu düştüğü yerden kaldıran da odur. mümini ayakta tutan, Allah’ın lütfudur. kalp bu hakikati ne kadar derinden idrak ederse, o kadar sükûnet bulur. kul, rabbine olan ihtiyacını ne kadar çok hissederse, Allah da ona o kadar kuvvet, sebat ve yakîn ihsan eder. çünkü hakiki kuvvet, Allah’a dayanmayı öğrenen kalplere verilir.
Gündelik koşuşturmacaların ve dünyalık telaşların arasında kaybolan insan, en çok kendi içindeki o derin sessizliği unutup gidiyor. Kendine dönüş vaktini neredeyse bulamıyor. Düşünemiyor, tefekkür edemiyor. Halbuki tefekkür, ruhun nefes alma durağıdır. İnsan zihnini gürültüden arındırmadığı sürece, hakikatin o ince ve zarif sesini duyamaz, kim ve neci olduğunu, niçin buralarda olduğunu anlayamaz.
@1ucamayanserce Banaaa hem gönül ferahlığı hem işlerimin yoluna girmesi hemde dualarımın kabulü için. Şimdiden coook teşekkür ederimmm Allah razı olsun 💖
hayatımın son dönemleri bana şunu öğrettiki tevekkül aslında sandığımız kadar basit bir ibadet değil. belkide kendisini bu denli kıymetli kılanda budur.
kendi hâliyle meşgul olan insanlarda insana huzur veren bir edep vardır. gözünü insanların hayatına dikmez, her duyduğunun peşine düşmez, kendisine açılmamış kapıların ardını merak etmez. birinin kazancını, evini, ailesini, tercihini, kusurunu diline taşıyıp durmaz. kendi nefsinin ıslahı ona zaten uzun bir ömürlük meşgale olarak yeter. insan biraz kendine dönünce bunu daha iyi anlar. kalbin kendi ayıpları, dilin kendi sürçmeleri, ömrün kendi hesabı varken başkasının defterini karıştırmaya ne vakit kalır? resûlullah ﷺ efendimiz buyurdular : “kişinin kendisini ilgilendirmeyen şeyleri terk etmesi, müslümanlığının güzelliğindendir.” insanın kemâli biraz da burada saklıdır. her şeyi bilmeye heves etmemekte, her söze karışmamakta, insanların mahremine karşı gözünü ve dilini edeple tutmakta. böyle yaşayınca insan hafifler. başkalarının kusurlarıyla oyalanmayan kimse kendi içini görmeye başlar. nefsinin gürültüsü azalınca Allah’la arasındaki hâle daha çok dikkat eder. sûfîlerin “kendi ayıbını görmek” üzerinde bu kadar durması boşuna değildir. başkasının perdesini aralayan göz, bir müddet sonra kendi kalbinden gafil kalabilir. ne güzel bir nasiptir ki insanların senden emin olması. yanında bulunmayanın adını koruman, sana emanet edileni içinde saklaman, gördüğün kusurun üzerine bir örtü daha çekmen. insanın ömrüne yakışan bereketlerden biri de budur. rabbim bizi insanların hâllerini konuşarak kendi hâlini unutanlardan eylemesin. gözümüzü kendi kusurumuza, gönlümüzü kendi ıslahımıza çevirsin. dilimizden kimse incinmeden, elimizden kimse zarar görmeden, ardımızda kırılmış gönüller bırakmadan yaşayabilmeyi nasip etsin. âmin.