Karatepe Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumu’ndan selamlar.
Size bu satırları hemen yan hücremden gelen “Aşkın mapushanee, içindee ben mahkum” dizeleri eşliğinde yazıyorum.
Bir düzeltmeyle başlayayım; tanımadığım ve görüşmediğim bir avukat “Deniz bizi unutmayın dedi ” gibi bir bilgi yaymış. Ne böyle bir duygum var ne de öyle bir talebim oldu. Aksine sürekli beni paylaştığını öğrendiğim arkadaşlarıma şu mesajı yolladım: “Abartma be king, yaz böyle geçmez.” Hazır hayatımın ilk tekzibini yapıp kendimi bir şey sanmışken hız kesmeden ikinciyi de yapayım. Biraz gecikmeli olacak ama tutuklandığımı öğrenince söylediğim “neşemizi çalamazlar” mesajını tırnak içinde olduğunu vurgulayarak söylemiştim. Nöşömözü çolomozlor gibi. Ama adliyeden Twitter’a ulaşana kadar yolda ironik tırnaklar kaybolmuş. Bana bu haberler geç geldiği için özetle şöyle diyebilirim; romantik, arabesk ya da talepkar bir cümle duyarsanız bilin ki doğru değildir. Çünkü ruh halim — olumlu anlamda — üçünden de uzak.
Evet, Çorlu’da birinci ayımı doldurdum. Ankara, Çorum, Antalya ve İstanbul’dan sonra en çok vakit geçirdiğim şehir Tekirdağ oldu. Beş Şehir’i tamamladım. Gelirseniz gezdiremem ama şehrimizin en çok ziyaret edilen noktası olan cezaevine çoğu Tekirdağlıdan daha hakimim. En iyi köfteciyi herkes bilir.
Moralim yerinde, sağlığım iyi. Bir ay boyunca kötü hissettiğim tek bir an bile olmadı. Tabii ki cezaevi romantize edilebilecek bir yer değil. Bunu herkes bilir. Monopoly’de bile kodese girince sinir krizi geçiren arkadaşlarım oldu. Yine de adettendir, benden de duyun; cezaevine girmeyin mecbur kalmadıkça.
Aile, arkadaşlar, iletişim ve seyahat özgürlüğü, gözetlenmediğim bir oda, güneş, sahne, sokakta yürümek gibi mahrumiyetlerin yanında önemini burada anladığım şeyler de oluyor. Klavye ve bıyık makası benim için önemliymiş. Klavyeye hazırlıklıydım ama bıyık makası sürpriz oldu. Berber prosedürünü öğrenene kadar bıyıklar ağzımı kapattı. Kantin listesinde olmamasına rağmen şansımı deneyip “Bıyık makası?” diye dilekçe yazdım; cevap verilmeyen tek dilekçem oldu. Bir filmde dev makası olan bir adam gördüm. Çok özendim. Hayatımda ilk kez canım makas çekti. Neyse ki bıyığım Türkiye’de övgü alabileceği en kritik kişiden övgü aldı; ziyarete gelen Erkan Baş’tan.
Özetle cezaevine girmemeye çalışın ama işinizi olması gerektiği gibi yapmanın karşılığı buysa en huzurlu uykular burada uyunuyor. Sonraki gün yapacak işinizin ya da verilmiş sözünüzün olmaması da cabası.
Kaldığım cezaevi “Kuyu Tipi” olarak biliniyor. Bu konuda uzmanların, avukatların ve uzun süre tecrübe etmek zorunda kalmış insanların yazdıklarını okumanızı tavsiye ederim. Benim kısa süreli gözlemim; güneşsizlik, havasızlık ve sosyal izolasyonun kalıcı fizyolojik ve psikolojik zararlar vermesi kaçınılmaz. Sayımlar dışında insan sesi duymadan günleri, haftaları geçen mahkumlar var. Cezaevi deyince aklımızda canlanandan çok daha yalnızlaştıran bir sistem.
Ben belki kısa süreli olacağını umduğum için dışarıda da bazen yaptığım goblin moduna geçerek şimdilik uyum sağladım. Ama öğlen 7 metrelik duvarları olan avluda yüzüme gelsin diye güneşle köşe kapmaca oynamam gerekiyor. Yolu bir şekilde bu kuyuya düşen güvercin* ve dev çekirgeler duvarları aşamadıkları için benimle beraber kalıyorlar, haklarında CİMER şikayeti olmamasına rağmen. Yalnız hissettirmiyorlar. Gönderdiğiniz kitap kargoları ve şimdiden plastik komodinimin iki çekmecesini dolduran mektuplar hayatımdaki en kalabalık zamanımı yaşamamı sağladı hücrede. Hepsini okudum mektupların, kalışım uzarsa cevap da yazacağım. Yakın arkadaşlarımdan “Niye cevap yazmıyorsun şerefsiz, bu sefer turnede olmadığını hepimiz biliyoruz” tarzı mektuplar gelmeye başladı. WhatsApp’tan kurtuldum, bu sitemden kurtulamadım. Kitap hediyeleri ve mektuplarla memurlara ek mesai çıkardık. Size de, şikayet etmeden hızla yardımcı olan memurlara da teşekkürler.
Düzenli ziyarete gelen avukatlar da nefes oluyor. Cezaevinin yıldızları onlar. Ton balığını cezaevi kantinine ekleten avukatla tanıştım, çok heyecanlandım. Burada Oğuzhan Uğur’dan daha popüler. Dışarıya dair haberleri de onlardan alıyorum.
Okul arkadaşlarım başta olmak üzere dışarıda destek olan, dayanışma gösteren herkese de çok teşekkürler. Sabah 8 sayımlarında memurlar gelene kadar uyanık kalabilmek için “Bugün kim tutuklandı” temalı programlar izlemeye alışmışken, bir sabah ODTÜ Mezuniyet pankartlarıyla uyandım. Gözlerim doldu ilk kez. İyi ki varsınız. Athena Gökhan’ın törende benle ilgili yaşadığı kafa karşılığına çok güldüm. Sansürcü Punkçı da Türkiye’ye kısmetmiş.
Anarchy in THE UK
AcunMedya in Turkey
Böyle diyorum ama NATO ve Dünya Kupası bittiğinden beri Masterchef izliyorum. Açar açmaz orada da bir Karadenizli kazandı. Bütün ülkeyi kısık ateşte karadenize ettiler. (Deniz içerde şimdi ne şaka malzemesi biriktirmişsindir? Aynen kardeşim ful böyle notlar alıyorum, özür.) Burçin ve Tolğa favorim.
İlk hafta ülkeme dair moral tazelemek için Aktroll kanalları izledim; NATO Zirvesi Özel. Programlarda önce bana sövüp ahlak dersi veriyorlardı, sonra Donald Trump övüyorlardı, Türkiye için büyük şansmış varlığına duacılar. Ben de dersimi aldım.
“Değerleri aşağılayan komedyen” den, “Değerli dostum”a terfi etmek için eksiklerim:
- Epstein ile kanka olmak
- Gazze’yi Netanyahu ile birlikte tatil köyü yapma vaadi
Bir kelime şakası ve bir didaktik çıkış yaptığıma göre aylık güncellememi sonlandırabilirim. Hala kararlıyım, Moby Dick’i bitireceğim. Geçen öyle yazdım ama elime geçmedi henüz. Diğer kitaplar geldi, Moby Dick hala kontrolde. Cezaevi okuma komisyonu da bitiremiyor, bela bir kitap. Aslında cezaevi kütüphanesi çok iyi, Chomsky bile var. Belki o da Epstein kontenjanından girmiştir.
(*) 2 haftadır benimle yaşayan güvercin Leo ile tanıştığımız günün öyküsünü yazdım, Uğur Gürsoy Uykusuz Ağustos sayısında çizdi. Benim yerime de okuyun, buraya Uykusuz sokamıyormuşuz.
Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.
ALİ YALÇIN HANGİ NARKOZUN ETKİSİNDE KONUŞUYOR!
Birleşik Kamu-İş Konfederasyonu olarak, Memur-Sen Genel Başkanı Ali Yalçın’ın kamuoyuna yansıyan açıklamalarını ibretle takip ediyoruz.
Bu cumhuriyetin hangi koşullarda, nasıl bir yokluk ve yoksulluk içinde, emperyalizme karşı verilmiş destansı bir mücadeleyle kurulduğunu bilerek çarpıtıyorsunuz. Bu ülke, Sevr’i dayatanların parçalamak istediği bir coğrafyadan, halkın kendi iradesiyle ayağa kalkarak var edilmiştir. Bugün Cumhuriyet’e “narkoz” diyen bir anlayış, bilinçli şekilde o gün bu millete Sevr’i reva görenlerle aynı zihinsel çizgiye düşmektedir. Siyasi iktidarla birlikte hareket ederek Cumhuriyet değerlerine karşı gerici bir hatta birleştiğiniz açıktır. Bu duruş ne sendikacılıkla ne de kamu emekçisinin hakkını savunmakla bağdaşır.
Kamu emekçilerinin haklarını savunmakla yükümlü bir konfederasyonun başında bulunan bir kişinin, toplumu ayrıştıran, kutuplaştıran ve siyasal iktidarın diliyle birebir örtüşen ifadeler kullanması kabul edilemez. “Anadolu 100 yıllık narkozdan çıkıyor” şeklindeki sözler, Cumhuriyetimizin kuruluşunu ve onun aydınlanmacı değerlerini hedef almakta; Gazi Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde verilen bağımsızlık mücadelesini yok saymaktadır. Bu ifadeler, sadece tarih bilincinden uzak değil, aynı zamanda Cumhuriyet’in temel kazanımlarına açık bir saldırıdır.
Açıklamanın devamı için:
https://t.co/JWEUTMZl84
Bazı sözler vardır; sahibini anlatır, niyetini ele verir. “100 yıllık narkoz” ifadesi de tam olarak böyle bir itiraftır. Bu sözler; aklın değil önyargının, muhakemenin değil ideolojik körlüğün dışavurumudur. Çünkü küçümsenmeye çalışılan şey, gerçekte hâlâ hazmedilemeyen büyük bir uyanıştır.
Onlar, cehaletin karanlığından kurtulup fikri hür nesiller yetiştirmeyi “narkoz” sanıyor; biz buna uyanış diyoruz. Onlar, kul olmayı fıtrat, biat etmeyi meziyet sayan bir düzeni özlüyor. Biz ise aklın ve bilimin rehberliğinde ayağa kalkmış bir milletin iradesini savunuyoruz.
“Narkoz” diye karalanan şey; bu toprakların makûs talihini yenen, tebaayı yurttaş yapan devrimci ruhtur. Sizin rüyanız bu ülkenin kâbusudur; bizim uyanışımız ise Cumhuriyet’in en güçlü teminatıdır.
Bu söz, bir zihniyetin maskesinin düştüğü andır. Cumhuriyet karşıtlığının açık ilanı, ideolojik husumetin inkâr edilemez belgesidir. Bu yüzden hedef aldıkları o uyanışı doğru tanımlamak gerekir.
O uyanış; kulluktan yurttaşlığa geçilen, biatin yerini aklın aldığı tarihsel bir kırılma anıdır. “Diriliş” diye sunulan hayal ise yeni değildir; sorgulamayan, itiraz etmeyen, verilenle yetinen bir toplum özleminin güncellenmiş hâlidir. Emek yerine itaati, hak yerine sadakati esas alan bir düzen anlayışıdır.
Emekçi hakları gasp edilirken susanlardan, makam ve paye peşinde koşanlardan, saray kapılarında el pençe duranlardan, üyesi yoksulken yöneticileri zenginleşenlerden, sefalet zamlarına alkış tutanlardan sendikacı olmaz; olsa olsa figüran olur.
“100 yıllık narkoz” dedikleri şey; eşitliğin, özgürlüğün ve kardeşliğin adıdır. Haksızlığa karşı hakkın, hukuksuzluğa karşı adaletin adıdır. Çünkü o dönüşüm, itaati değil özgürlüğü; biatı değil aklı büyütmüştür.
Açıkça söylemek gerekir ki; içinde zerre kadar Cumhuriyet’e ve Atatürk’e sevgi, saygı ve bağlılık taşıyan hiç kimse bu anlayışın olduğu zeminde duramaz. Bu zemin, “sarı sendika” denildiğinde herkesin aklına gelen o malum çizgidir. Cumhuriyet’e bağlı olanların yeri orası değildir; ne orada kalınır ne de oraya üye olunur.
Bizim yolumuz nettir:
Eğitim, Cumhuriyet’in temelidir.
Emek mücadelesiyle Cumhuriyet ve aydınlanma mücadelesi ayrılmaz bir bütündür.
Biz talimatı saraydan değil,
Başöğretmenimiz Mustafa Kemal Atatürk’ten alıyoruz.
O nedenle;
Biz asla susmayız.
Asla boyun eğmeyiz.
Mustafa Kemal Atatürk’ün “en büyük eserim” dediği Cumhuriyet’ten asla vazgeçmeyiz.
Siz, tarihin işbirlikçileri gibi geçicisiniz.
Cumhuriyet kalıcıdır.
İlelebet Cumhuriyet!
Talat Bey;
İdrak etmeniz kolay olsun diye tane tane yazayım:
- Söylediğiniz gibi sizi bu topraklarda “bin yıldır tanırlar!” mı bilemem ama biz sizi de sarı sendikacılığınızı da biliriz, tanırız. Eğitim emekçisini sefalete, mobbinge, güvencesizliğe mahkum eden mevcut tabloda hatrı sayılır bir payınız olduğunu da her daim hatırlayacağız. Müsterih olunuz.
- Sizin de yamacında durarak ödül kaptığınız siyasi iktidarın deforme ettiği mevcut hukuk düzeninde, ne yazık ki bir şahsın tutuklanması suçluluğunun, serbest bırakılması da masumiyetinin göstergesi olamıyor. Bunu siz de biliyor olacaksınız ki Atatürk’e hakaret eden öğretmen tutuklandığında -günler sonra da olsa- yargıya tepki gösterdiniz. O yüzden malum şahsın şimdi serbest kalması üzerinden geliştireceğiniz boş tezleri kendinize saklayın.
- Pek sevdiğiniz laflardan biri de münferit. Öyle ki Ensar’da taciz skandalı koptuğunda bile “bir olay yüzünden tüm kurumu suçlamak yanlış” diyenleri hatırlatıyorsunuz. Atatürk’e hakaret olayının münferit olmadığını, birçok örneğinin yaşandığını ve o şahısların da ceza almadığını siz de gayet iyi biliyor ama alışık olduğu üzere takiye yapıyorsunuz. Sizin üslubunuzla cevap vereyim: “Yemezler.”
- “MESEM, ÇEDES, İHL, Seçmeli Dersler, TYMM, ÖMK... Gündeminiz bu kadar” demeniz ise ayrıca acınası. Gündemimiz bu kadar değil, milli eğitim sistemimizde o kadar garabet var ki ne yazık ki bu liste uzar gider. Ancak keşke bu saydıklarınız sizin de gündeminiz olsaydı. Çünkü:
- MESEM’de okulda olması gereken çocuklar/gençler sermayeye ucuz işgücü yapılıyor. Kimisi ölüyor, sakat kalıyor.
- ÇEDES’te okulların tümü imam hatipleştirilmeye çalışılıyor, dernek maskesi takmış tarikatlar eğitimde cirit atıyor.
- Kendi evlatlarını yabancı kolejlerde okutanların propagandasını yaptığı ve tüm devlet imkanlarının seferber edildiği İHL’lerin başarı oranı hala çok ama çok düşük. Siyasi bir proje olarak yürütülüyor ve binlerce öğrencinin geleceğinden daha önemli görülüyor.
- Seçmeli derslerin sadece adı seçmeli, dini içerikli dersler çocuklara dayatılıyor. Öğrenciler ve velilerin fişlenmesine zemin hazırlanıyor.
- ÖMK öğretmenlerin uzmanlığını hiçe sayıyor. Yıllardır verdiği emeği silikleştiriyor.
Bunlar sizin de gündeminiz olmalıydı ama siz muhtemelen o sırada dini araçsallaştırmakla meşguldünüz.
Şu “din düşmanı” safsatanızın da raf ömrü geçeli çok oldu. Bizim din ve inanışla değil, herhangi bir dinin siyasi güce ve ranta devşirilmesiyle sorunumuz olduğunu herkes biliyor. Yani sorunumuz dinle değil din tüccarlarıyla. Bu meslek her alanda o kadar rağbet görüyor ki sendikacılık yapmayıp din tüccarlığıyla koltuğunu koruyanlar bile var!
Takiye yapmayın, karnınızdan konuşmayın, sizin derdiniz Cumhuriyet ve onun devrimleriyle. Sizin derdiniz bu ülkenin kurucusu Atatürk ve onun aziz hatırasıyla. Sizin derdiniz ne yapsanız da toplumdaki Atatürk sevgisini silemiyor olmanızla. Derdiniz laiklikle. Bizlere aklınızca aba altından sopa gösteriyorsunuz, anladık. Ama siz de anlayın ki sizin bu lümpen tavırlarınız bizde yaprak kımıldatmaz. Biz Başöğretmenin eğitim neferleriyiz, biz yolumuzu seçerken sizin gibi kolay olduğu için değil doğru olduğu için seçeriz. Yolumuzdan da dönmeyiz!
Manisa Turgutlu’da yaşanan ve yargıya intikal etmiş olayla ilgili kamuoyuna yansıyan tartışmalarda gerçekler bilinçli biçimde çarpıtılmakta, vahim iddialar ise farklı kılıflarla görünmez kılınmaya çalışılmaktadır.
Gözaltı kararını veren savcılık; tutuklama ve tahliye kararlarını veren mahkemelerdir. Öğretmenler ya da sendikalar kimseyi gözaltına almaz, tutuklatamaz, tahliye ettiremez! Bunu en iyi bilenler, yalan ve çarpıtılmış söylemlerle kişileri hedef haline getirenlerdir. Eğer gerçekten haklı olduğunuza inanıyorsanız, neden bu kararları veren makamlara tek bir söz söyleyemiyorsunuz? Çünkü yargıya karşı aynı dili kullanmanın bir bedeli olduğunu bilirsiniz!
Bugün esasa dair tek bir söz söyleyemeyip, çarpıtılmış ifadelerle öğretmenimizi ve sendikamızı hedef almanız; korkaklığınızın ve iki yüzlülüğünüzün açık göstergesidir. Üyemiz olan idareci, kendisine iletilen öğrenci şikayetlerini yasal prosedür gereği İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’ne iletmiştir.
Dürüst olun: “Biz istediğimizi yaparız, siz susarsınız” mı demek istiyorsunuz? Olayın özü nettir: Öğrenciler şikayetlerini birbirinden bağımsız şekilde dile getirmiş, idareci de bu dilekçeleri ilgili makama iletmiştir. Bu bir görevdir ve eksiksiz yerine getirilmiştir. Atatürk’e yönelik son derece ağır, aşağılayıcı ve kabul edilemez sözlerin dile getirildiğine dair ciddi iddialar bulunmaktadır. Bunun ötesine geçip üyemizi hedef göstermeniz ise açık bir çarpıtmadır.
Bu ülkede gazeteciler, sendikacılar, siyasetçiler ve gençler hukuksuzca gözaltına alınırken; iddianamesiz tutuklamalar yaşanırken; sağlık sorunları ağırlaşsa bile içeride tutulurken susanların, bugün esasa dair tek bir söz söylemeden “hukuk” hatırlaması samimiyetsizliktir.
Sizin “hukuk” söyleminiz sadece işinize geldiğinde hatırladığınız bir slogandır.
Şunu herkes bilsin: “Biz çürüğe çürük deriz” diyerek yaptığınız paylaşımlar ve suçu Atatürk’e hakaret kanununa yıkma çabanız, iddia edilen ağır hakaretleri inkâr edemediğinizin göstergesidir. Esasa dair tek bir cümle kuramayanlar, meseleyi usul tartışmalarına boğarak gerçeği örtmeye çalışmaktadır. Ortada Atatürk’e yönelik ciddi hakaret iddiaları varken, buna dair tek bir kınama cümlesi kurmak yerine algı üretmeyi tercih ediyorsunuz. Olayın gerçekliği ortaya çıktığında, aynı rahatlıkla konuşabilir misiniz? Yoksa utanır mısınız? Açık söyleyelim: Utanmayacağınızı biliyoruz!
Üstelik öğrenci ve velilere şikayetlerini geri çektirmek için baskı yapıldığını da duyuyoruz. Yargılama sürecinin sonucunu, iddiaları ve gerçekleri hep birlikte göreceğiz. Atatürk’e ve Cumhuriyet’e hakareti bu ülkenin vicdanlı hiçbir yurttaşı kabul etmez! Bizim için mesele nettir: Böyle zihniyetlerin Cumhuriyetin kurumlarında yeri yoktur; okullarda çocuklarımızın karşısına çıkamaz, çıkmamalıdır.
Atatürk’e hakaret kanununu hedef alanların derdi bellidir: Hakareti meşrulaştırmak! Sorun kanunda mı, yoksa bu ülkenin kurucusuna hakaret edebilecek kadar yozlaşmış bir zihniyette mi? Bir kere olsun dürüst olun! Sizde ne vefa var, ne vicdan, ne de akıl!
Kendine “sendika” diyen ama emekçiyi yıllardır satan, haksızlık ve hukuksuzluk büyürken susan, yakın çevresine makam ve koltuk peşinde koşan, üyesi yoksullaşırken yöneticileri zenginleşen, ulusal bayramlarda dahi Atatürk ve Cumhuriyet diyemeyen bu anlayışın samimiyetsizliği bir kez daha ortaya çıkmıştır. Sizin derdiniz emek değil, eğitim değil; güç, koltuk ve talimattır!
Sendikamızı, üyelerimizi ve öğretmenimizi ismiyle ve fotoğrafıyla hedef gösterenler, doğabilecek en küçük zararın doğrudan sorumlusudur!
Bir kere dürüst olun! Saklanmadan konuşun! Bu zihniyetinizi açıkça ortaya koyun ki herkes kimin ne olduğunu görsün! Biz her koşulda, her yerde gerçekleri söylemeye devam edeceğiz.
3 MART SALI – 4 MART ÇARŞAMBA
TÜRKİYE GENELİNDE 2 GÜN İŞ BIRAKIYORUZ
İstanbul Çekmeköy’de bir lisede yaşanan saldırı sonucunda öğretmenimiz Fatma Nur Çelik’i kaybetmiş, öğretmen ve öğrencilerimizin yaralandığı ağır bir tabloyla karşı karşıya kalmış bulunuyoruz. En güvenli olması gereken yerler olan okulların böylesine korunmasız bırakılması kabul edilemez.
Bu acı olay, eğitim emekçilerinin can güvenliğinin sağlanmasının ertelenemez bir sorumluluk olduğunu bir kez daha göstermiştir. Görev yaptığı yerde korunamayan eğitim çalışanlarının olduğu bir sistem sürdürülemez.
Güvenli eğitim ortamı sağlanana ve gerekli önlemler alınana kadar sessiz kalmayacağız. Bu nedenle sendikamız tarafından 3 Mart Salı ve 4 Mart Çarşamba günlerinde Türkiye genelinde 2 günlük iş bırakma eylemi kararı alınmıştır.
Genel Merkez olarak 3 Mart Salı günü saat 11.00’de Milli Eğitim Bakanlığı önünde basın açıklaması gerçekleştirilecek, şubelerimiz ve temsilciliklerimiz de yerellerde eylem ve açıklamalarını hayata geçirecektir.
Öğretmenimiz Fatma Nur Çelik için 3 Mart Salı günü saat 12.00’de görev yaptığı okulda tören düzenlenecek, 4 Mart Çarşamba günü öğle namazının ardından Konya’da defnedilecektir. Meslektaşımızın ailesinin, yakınlarının, öğrencilerinin ve sevenlerinin yanındayız; acılarını paylaşıyoruz. Bu acı hepimizin acısıdır.
Kaybettiğimiz meslektaşımızı saygıyla anıyor, yaralı öğretmen ve öğrencilerimize acil şifalar diliyoruz.
Okullarda can güvenliği yoksa eğitim de yoktur.
#ÖğretmenSahipsizDeğildir
İnancı istismar edenlere, emeği yoksullaştıranlara ve çocukları ayrıştıran ikiyüzlülere boyun eğmeyeceğiz!
Bizim itirazımız inançlara, dindarlara ya da inanmayanlara yönelik değildir.
Biz önce insan deriz; önce hak, hukuk ve adalet deriz.
Çocukların inancı üzerinden fişlenmesine, etiketlenmesine ve ayrıştırılmasına ise her koşulda karşı dururuz.
Devlet okulu; kimin oruç tuttuğunu, kimin hangi dini pratiği yerine getirdiğini takip edemez. Bu hem çocukların vicdan özgürlüğüne müdahaledir hem de öğretmeni pedagojik rolünün dışına iten bir anlayıştır. Öğretmenin görevi öğrencinin inancını izlemek değil, eğitim vermektir.
Laik eğitimi savunmak din düşmanlığı değildir. Tam tersine, herkesin inancının güvencesidir.
Emekçiler yoksullukla mücadele ederken yüz binlerce lira maaş alan yandaş sendika yöneticileriyle nerede isterlerse yüzleşmeye hazırım. Her şeyi, herkesin önünde; sansürsüz ve sınırsız konuşalım.
Aldığınız maaşları, ayrıcalıkları ve memurun yaşadığı yoksulluğu konuşalım.
Hangi kanalda, hangi açık platformda isterseniz.
Hodri meydan.
Çocukların vicdanı sizin propaganda alanınız değildir.
Ant olsun ki; hiçbir çocuk ayrıştırılmayana, hiçbir emekçi yoksullaştırılmayana kadar mücadele edeceğiz.
Eğitimin sorunları milyonlarca insanı etkiliyor, eğitim her hane için büyük bir probleme dönüşüyor. Tespit etmenin, eleştirmenin ötesine geçecek, durdurmayı ve değiştirmeyi hedefleyen bir güç yaratmalıyız. Birlikte başarabiliriz. #EĞİTİMİÇİNBİRLİKteyiz.
Eğitim-İş; dün olduğu gibi bugün de baskılara boyun eğmeyecek; gerçeği söylemekten, eğitim emekçilerinin haklarını savunmaktan, Cumhuriyetin kazanımlarının, Atatürk ilke ve devrimlerinin sesi olmaktan asla vazgeçmeyecektir.
#EgitimisSusmayacak
Eğitim-İş; emekten, aydınlanmadan ve Cumhuriyetten yana mücadelesiyle, laik ve bilimsel eğitimi savunan çizgisiyle Türkiye’nin en büyük sendikasıdır.
Sendikal mücadele susturulamaz.
Eğitim emekçilerinin sesi engellenemez.
#EgitimisSusmayacak
Meclis’te çözümün adresi olarak terör örgütünün başı Abdullah Öcalan’ı göstermek, sloganlarının atılması; Meclis’i ve halkın iradesini alenen değersizleştirmek, terörü ve teröristi meşrulaştırmaktır. Bu asla kabul edilemez! Anlaşılan o ki çözümün adresi birilerinin söylediği gibi Meclis ve komisyonlar olarak görülmüyormuş; adres hep belliymiş. İşte tam da bu nedenle biz orada olmadık!
Yıllardır en küçük muhalif sesi bile “terörist” ilan eden siyasi iktidar ve ortaklarının bugün Öcalan üzerinden süreç örmeye kalkması; muhalif kesimleri türlü bahanelerle baskıya, soruşturmaya, tutuklamalara maruz bırakırken aynı zamanda terörle ilişkilendirmeye devam etmesi tam bir çelişki, büyük bir aymazlıktır.
Bu dönemde sessiz kalarak, suskunluğa gömülerek bu sürece ortak olanları da tarih yazacaktır. Sözde sendikaları, demokratik kitle örgütlerini ve yandaşlarını… Dün milliyetçiliği kalkan yaparak bizleri karalamaya çalışan, yıllarca beslendikleri iktidarın gölgesinde herkesi “şu bu” diye hedef gösteren yandaş Birsen ve Teslimiyetçiler, bugün ne hikmetse sus pus olmuşlardır. Böylece kendi iradelerinin olmadığını bir kez daha kanıtlamışlardır.
Bir kez daha vurguluyoruz: Çözüm kimliklerde, ırkçılıkta, gericilikte, bölücülükte değil; yurttaşlık temelinde, Cumhuriyet’in eşitlikçi ve özgürlükçü değerlerindedir. Antidemokratik uygulamaların mimarlarıyla, özgürlükleri ortadan kaldıranlarla, kimlikçi siyasetin taşıyıcılarıyla çözüm olmaz!
Ne şiddeti kutsayan anlayışlar ne de iktidarın baskıcı ve antidemokratik uygulamaları çözüm olabilir. Halktan gizleyip saklayarak, kamuoyunu yanıltarak, kapalı kapılar ardında şahsi çıkarlar ya da dar grup menfaatleri üzerinden masalar kurarak da çözüm olmaz!
Gerçek çözüm; yoksulluğu, adaletsizliği ve sömürüyü üreten düzene, demokratik yaşamı yok eden anlayışa karşı; kimliklerine bakılmaksızın emekçilerin, emeklilerin, üretenlerin, öğretmenlerin, kadınların ve gençlerin ortak mücadelesindedir.
Bugün görülen o ki, birileri Cumhuriyet’in kurucu değerleriyle hesaplaşma; anayasayı buna göre şekillendirme ve toplumu birlikte değil, yan yana ama kopuk; hatta ayrı ayrı yaşayan kimlikler yığınına dönüştürme hayalindedir. Buna asla izin vermeyeceğiz! Bu ülkede Cumhuriyetçiler var, bu ülkede Cumhuriyet’e sahip çıkanlar var. Cumhuriyet’e, birlikte yaşamaya, sınıf ve emek eksenli mücadeleyi büyütmeye her koşulda sahip çıkacağız.
Çözüm Cumhuriyet’tedir, İlelebet Cumhuriyet!
Milli Eğitim Bakanı, kendi çocuğunu temizlik personeli, güvenliği, sağlığı, laboratuvarı, yüzme havuzu, yemekhanesi ve sadece bir öğün değil; sabah kahvaltısı, öğle yemeği ve ara atıştırmalıkları olan özel okula gönderiyor.
Milyonlarca öğrencinin gittiği devlet okulları ise bakımsız bırakılıyor. Yönetici koltukları tarikat ve parti referansıyla dolduruluyor, müfredat çağdışılıkla kuşatılıyor, bir öğün yemek ve temiz su bile çok görülüyor. Bu tabloyu savunan Bakan, bununla da kalmayıp özel okullara mahkûm ettiği, atamasını yapmadığı öğretmene hakaret ediyor; kamuoyuna “devlet okulları çok iyi” diye ahkâm kesiyor.
Gönderdiği okul ne kız-erkek ayrı ne de imam hatip. Karma eğitimle, zorunlu eğitimle derdi olan Bakan, kendi çocuğunu tam da bu değerlerle yetiştiren özel bir okula gönderiyor.
Velilerin ve öğretmenlerin temizlik yapmak zorunda bırakıldığı, kalabalık dersliklerde, mesleki sömürü programlarında, imam hatip dayatmasıyla okuyan çocuklar ise görmezden geliniyor. Şaşırdık mı? Hayır.
Bakın etrafınıza: Kalabalık sınıfların olduğu hangi okulda iktidar temsilcisinin, ortağının, bürokratın çocuğu var? Kamunun kaynakları öğrencinin hakkına değil; özel okullara, proje imam hatiplere, tarikat kurslarına akıtılıyor. MESLEK eğitimi adı altında çocuklarımız ucuz işçiliğe mahkûm ediliyor.
Kendi çocuklarına sunduklarını, toplumun çocuklarına hak görmeyen; onların hakkını gasp eden, mahrum bırakan, mahkûm eden, mağdur eden bir anlayışla karşı karşıyayız.
Cumhuriyet’in kurduğu eşitlikçi ve kamucu eğitim anlayışı tasfiye edilirken, emekçi çocuklarına yoksulluk ve geleceksizlik dayatılıyor. Eğitimle ticaret yan yana gelmez; eğitim, devletin sorumluluğudur.
Cumhuriyet’in mirası açıktır: Eşit, parasız, laik ve bilimsel eğitim tüm yurttaşların hakkıdır.
Norm fazlası resen atamalar ve alan dışı görevlendirmelerin derhal durdurulması talebimizi basın açıklamasıyla duyurduk. Kanuna aykırı ve öğretmenleri mağdur eden resen atamaların vakit geçirilmeden iptal edilmesi gereklidir.
Norm fazlası resen atamalar ve alan dışı görevlendirmelerin derhal durdurulması talebimizi basın açıklamasıyla duyurduk. Kanuna aykırı ve öğretmenleri mağdur eden resen atamaların vakit geçirilmeden iptal edilmesi gereklidir.
#ResenAtamalarKalksın#ResenAtamaİptal
#ResenAtamaDurdurulsun
📢 NORM FAZLASI RESEN ATAMALAR VE ALAN DIŞI RESEN GÖREVLENDİRMELER DURDURULSUN!
Eğitim emekçilerinin iradesini yok sayan, mesleki onuru zedeleyen keyfi uygulamalara boyun eğmeyeceğiz!
✊ 5 Eylül Cuma günü Türkiye’nin dört bir yanında alanlardayız!
#ResenAtamaHaksızlığı #Eğitimİş #ÖğretmeneDokunma
Eğitim-İş olarak bugüne kadar birçok davayı kazandık, haksızlıkları ifşa ettik ve öğretmenlerimizin yanında olduk. Bundan sonra da plansızlığınızın, sorumsuzluğunuzun ve keyfiliğinizin bedelini öğretmenler ödemeyecek! Bu hukuksuz sürece karşı mücadelemizi sürdüreceğiz; daha önce kazandığımız gibi yine kazanacak, bu haksızlıkları kamuoyuna taşımaya devam edeceğiz.
Korkma; Eğitim-İş var…
#normfazlasiresenehayir
#ResenÖğretmeneZulümdür
#ResenSürgüneDur
#ResenAtamaİptal
#ResenÇözümDeğilSürgun
@tcmeb@Yusuf__Tekin
Norm fazlası resen atamalar, MEB’in yıllardır süregelen plansızlığının ve sorumsuzluğunun bir örneği daha olmuştur. Öğretmenler 100 kilometreden fazla uzaklıktaki ilçelere gönderilmekte, toplu taşımanın dahi olmadığı yerlere gitmeye zorlanmaktadır. Bu uygulama, öğretmenlerin günlük yaşamını imkânsız hale getirmekte, aile bütünlüğünü zedelemekte ve eğitim hizmetini aksatmaktadır.
MEB’in “Norm Fazlası Öğretmenlerin Yer Değiştirme Kılavuzu” hukuki zeminden yoksundur. Daha önce Danıştay tarafından yürütmesi durdurulan benzer işlemler gibi bu uygulama da açıkça keyfidir. Norm güncellemesi yapılmadan ve plansız biçimde gerçekleştirilen bu atamalar, öğretmenleri yeniden norm fazlası durumuna düşürecek, aynı branşlarda tekrar öğretmen ihtiyacının doğmasına sebep olacaktır.
Eğitim-İş olarak bugüne kadar birçok davayı kazandık, haksızlıkları ifşa ettik ve öğretmenlerimizin yanında olduk. Bundan sonra da plansızlığınızın, sorumsuzluğunuzun ve keyfiliğinizin bedelini öğretmenler ödemeyecek! Bu hukuksuz sürece karşı mücadelemizi sürdüreceğiz; daha önce kazandığımız gibi yine kazanacak, bu haksızlıkları kamuoyuna taşımaya devam edeceğiz.
Resen atama mağduru öğretmenlerimizin yanındayız. Bugün sendika ofisimizde şube avukatımızın da katılımıyla hukuki bilgilendirme toplantısı gerçekleştirdik. Resen ataması gerçekleşen norm kadro fazlası öğretmenlerin sorunlarını dinledik ve hukuksal anlamda destek vereceğimizi belirttik. Genel Merkezimizin açtığı davaların yanı sıra bireysel davalar da açacağımızı hatırlatarak, dava süreci hakkında bilgi verdik.
#normfazlasiresenehayir
#ResenÖğretmeneZulümdür
#ResenSürgüneDur
#ResenAtamaİptal
@tcmeb@Yusuf__Tekin