Yetişecek çocuklarımıza alacakları eğitimin sınırı ne olursa olsun İlk önce Türkiye nin bağımsızlığına ve geleneklerine düşman olanlarla mücadele etmeyi öğretin
“Ölür ise ten ölür, canlar ölesi değil.”
Türklük, Turan ve Atatürk aşığı, Azerbaycan Azatlık Hareketi Lideri, Merhum Cumhurbaşkanımız Ebulfez ELÇİBEY’i aramızdan ayrılışının 26. yıl dönümünde rahmet, minnet ve özlemle anıyoruz.
ELÇİBEY VAKFI
#EbulfezElcibey#Elcibey
@TOPRAK_2_ Cumhuriyet yeni eğitim sisteminin yegane başarısızlığı bu topluma,sayıları henüz 13 milyon iken tarihsel gerçekleri iyi anlatacak bir metod geliştirememiştir.Olası çaba filizleri bilerek sulanmadığı için kuruyup gitmiştir.Yazık ettiler bu topluma yazık.Finler aynı yoldan geçti.!
Tarih boyunca krallar, imparatorluklar ve rejimler değişti ama halkı dinle uyutup onların sırtından geçinen ruhban sınıfının lüksü hiç değişmedi. Din tüccarlığı insanlığın en eski mesleğidir. #RuhbanSınıfı#DinSömürüsü
SUYU ARAYAN ADAM...
Daha ilk derste belli oldu ki bölükte, hangi dinden olduğumuzu bile doğru dürüst bilen bir kişi yok.
. Bir gün askerlere sordum:
-"Bizim dinimiz nedir?"
Hepsinin bir ağızdan, "Elhamdü-l-illâh Müslümanız" diye cevap vereceklerini sanıyordum. Fakat öyle olmadı, cevaplar karıştı. Kimisi "İmamı âzam dinindeniz", kimisi "Hazreti Ali dinindeniz" dedi. Kimisi de hiçbir din tayin edemedi. Arada, "İslâmız" diyenler de çıktı ama "Peygamberimiz kimdir?" deyince, onlar da pusulayı şaşırdı. Akla gelmez peygamber isimleri ortaya atıldı. Hatta birisi, "Peygamberimiz Enver Paşa’dır" bile dedi.
İçlerinden peygamberin adını duymuş olan birkaçına da, "Peygamberimiz sağ mıdır, ölü mü?" deyince, iş gene çatallaştı. Herkes aklına gelen cevabı veriyordu. Bir kısmı sağ, bir kısmı ölüdür tarafını tuttu. Fakat birisinin kuvvetle konuştuğunu yahut bir tarafın daha ağır bastığını görünce, diğer tarafın da kolayca o tarafa kaydığı görülüyordu.
"Peygamberimiz sağdır" diyenlere, "O halde hangi şehirde oturur?" diye sordum. Cevaplar tekrar karıştı. Onu İstanbul’da, Şam’da yahut Mekke’de yaşatanlar oldu. Hiçbir yer tayin edemeyenler daha çoktu.
"Peygamberimiz ölmüştür" diyenlere de "Ne zaman ölmüştür?" denildiği zaman bu sefer onlar şaşırdılar. Yüz sene önce, beş yüz sene önce, bin sene önce diye gelişigüzel cevaplar verenler oluyordu. Fakat çoğu vakit tayin edemiyordu.
Dinimizin adı ve peygamberimiz bilinmediği gibi, din ilkelerini ve ibadetleri doğru dürüst bilen kimse de çıkmadı. Ezan dinlemişlerdi. Fakat ezan okumayı bilen yoktu. Namaz kılan bir iki kişi çıktı. Onlar da namaz surelerini yanlışsız okuyamadı. Daha garibi, niçin namaz kıldıklarını bir türlü anlatamadılar.
Bu bölük, o zamanki milletin bir parçasıydı. Hepsi Anadolu köylüleriydi. Biz Anadolu köylüsünü dindar, mutaassıp bilirdik. Halbuki bu gördüklerim sadece cahildiler.
Fakat asıl şaşkınlığım ikinci derste oldu. Bu askerler yalnız hangi dinden olduklarını değil, hangi milletten olduklarını da bilmiyorlardı:
"Biz hangi milletteniz?" deyince her kafadan bir ses çıktı:
"Biz Türk değil miyiz?" deyince de hemen, "Estağfurullah" diye karşılık verdiler.
Türklüğü kabul etmiyorlardı. Halbuki biz "Türk"tük. Bu ordu Türk ordusu idi. Ama onlara göre Türk demek, Kızılbaş demekti. Kızılbaşlığın ise ne olduğu bilinmiyordu. Ama onu herhalde kötü bir şey sayıyorlardı.
Dininde, milliyetinde birleşmiş olmayan bu bölük, dersler ilerledikçe görüldü ki, devletin şeklini, adını, padişahın adını, devletin merkezini, başkumandanı ve onun vekilini de bilmemektedir.
Hele iş vatan bahsine dönünce, büsbütün karıştı. Kısacası, vatanımızın neresi olduğunu bilen yoktu. Yahut da bütün bilgiler; belirsiz, köksüz, şekilsiz ve yanlıştı.”
***
Yukarıdaki satırlar Şevket Süreyya Aydemir'in "Suyu Arayan Adam" isimli kitabından. Yazarının ölümünün üzerinden sadece 44 yıl geçmiş. Anlattığı olaylar da günümüzden 100 yıl evveline ait…
Topraksız bir çiftçi ailesinin oğlu olan Şevket Süreyya, 1897 yılında Edirne’de doğmuş ve ailesinin çabasıyla iyi bir eğitim alıp öğretmen olmuş. Yedek subaylığını daha 18 yaşında ünlü Sarıkamış faciasında yer alan 28’inci Tabur’da yapmış. Bir yandan bitmek bilmeyen Rus baskınlarına direnirken, diğer yandan da öğretmenliğin verdiği sorumlulukla emrindeki askerleri eğitmeye soyunmuş.
Hani birileri her fırsatta, “üstat” ilan ettikleri “bohem” Necip Fazıl’dan alıntılar yaparak tarihi anlatıyorlar ya…
Acaba tarihi, gençliğinin tamamı cephelerde geçmiş bu gerçek yurtseverin kaleminden hiç okudular mı?
Doğrusu buna çok ihtimal vermiyorum.***
Bugünkü yanlışlara direnip, yarınki felaketlere engel olabilmenin en önemli şartlarından biri, geçmişi doğru ve iyi öğrenmektir.
“Cumhuriyet döneminde İslam yasaklandı” diyen din tüccarlarına karşı doğru ve etkili tepki verebilmenin yolu, geçmişte ne olduğunu iyi öğrenmekten geçer…
Görüldüğü gibi; Cumhuriyet, bu topraklarda yaşayan insanları dinsizleştirmediği gibi, din eğitimini yaygınlaştırarak ve dine duyulan saygıyı artırarak, gerçek dindarların artmasını sağladı.
Şevket Süreyya’nın kendi hayatını anlattığı bu kitabı okumuş olanlara bir daha…
Okumamış olanlara da hemen okumalarını şiddetle öneririm!
"Suyu Arayan Adam".
,/ Şevket Süreyya AYDEMİR
BURKA
Amerika Afganistan’ı vurdu ya, gazeteci olan eşim günlerini, hatta aylarını orada geçirdi ve Türkiye’ye dönerken, bana armağan olarak mavi, ipekli bir “burka” getirdi.
Evet evet, Afganlı kadınların Taliban döneminde giymeye zorlandıkları burkadan söz ediyorum. Burkayı bavulundan çıkarıp bana uzatırken de “Bunu giydiğin an, armağanın benden değil, Atatürk’ten olduğunu anlayacaksın,” dedi.
BURKAYI GİYİYORUM
Burkayı ambalajından çıkarıp, bu acayip örtünün neresine kafamı sokacağımı araştırdım bir müddet. İşlemelerle yapışmış yarım santimlik pencerelerden oluşan kafesi gözlerimin önüne denk düşürmeye çalıştım.
Dünyayı görebilmek için!!!
Daha ilk saniyelerde kendi nefesimden tiksinmeye başlamıştım.
Soluk alıp vermek tam bir işkenceydi.
Ağzıma yapışan kumaş nefesimle ısınıyor, içerde gitgide ağırlaşan bir koku oluşuyordu.
Ellerim de felaket durumdaydı doğrusu. Hareket kabiliyetimi tümüyle kaybetmiştim.
Eşime, “Bunun omuz kısmı neresi?” diye sormuştum burkayı giymeye çabalarken.
O da, “Omuz olursa, burka olmaz. Önemli olan kadının, hiçbir hattının belli olmaması,” demişti.
Burkayı giydim.
Aynanın karşısına geçtim ve kendimi aradım!
Yok olmuştum.
Gözlerim, yüzüm, mimiklerim, bakışım, hatta sesim yok olmuştu.
Ezilmiştim.
Küçülmüştüm.
Görüş alanım daralmıştı.
Görebildiğim dünya minik karelere bölünmüştü.
Kafamı çevirmek yetmiyor, vücudumu komple oynatırsam daha fazla bir şeyler görürüm zannediyordum.
Ama olmuyordu. Gözler 180 derece görür ya, benimkiler o an ancak 30 dereceye hakimdi.
Zannedersem bir dakika kalabildim burkanın içinde.
Bir ömür böyle yaşayanları anlayabilmek için, bir dakika zor dayandım, itiraf ediyorum.
Bir çırpıda çıkardım.
Ama, o günlerde evime gelen tüm kadınlara burkayı giydirmeye karar verdim. Benim öğrendiğimin, yani “Atatürk’ün kadınlara en büyük armağanı”nın farkına daha iyi varabilsinler diye.
Çünkü ben, bir kadın için çarşafa bürünmenin ne demek olduğunu, ancak burkanın içinde bir dakika kaldığımda algılayabilmiştim.
SONRA ATATÜRK’Ü DUYARIM
Ne vakit karamsarlık dolsa içime, ATATÜRK’ü duyarım:
“Seyahatim esnasında köylerde değil, bilhassa kasabalarda ve şehirlerde kadın arkadaşlarımızın yüzlerini ve gözlerini çok kesif olarak kapattıklarını gördüm. Erkek arkadaşlar, bu bizim bencilliğimizin eseridir!
Onlar da yüzlerini cihana gösterebilsinler ve gözleriyle cihanı dikkatle görebilsinler. Bunda korkulacak bir şay yoktur!” sözlerini.
Ansiklopedi karıştırıp hatırlarım Atatürk’ün bu sözlerinden sonra, Türk kadınının önce peçeyi, 25 Kasım 1925 Şapka Devrimi’nden sonra da çarşafı bıraktığını…
Gülümserim, sessiz şükranlarımla…
Figen Ünal
@umitozdag Yani yabancılara toprak satılmıyor mu?
Haberler doğru ise
halktan haber mi gizleniyor?
Ya da yabancılara satılmış arazilerin
gerçek sahipleri başka mı?
https://t.co/JjcyhEEoWP
#ÜmitÖzdağaÖzgürlük
Ümit Özdağ usulsüzce, hukuksuzca,
suç işlenerek
hapis tutuluyor.
#YeterArtık
Hatay E. Büyükşehir Belediye Başkanı, Suriyelilerin Hatay’da ekilebilir arazi satın aldığını söylemiş. Bu bir haber sitesinde yayımlanmış.
Ben de haber sitesinden alıntılayarak "Suriyeliler, Hatay’da ekilebilir arazi satın alıyor" notunu paylaşmışım.
Savcı, bu paylaşımın Kayseri’deki olayları kışkırttığını iddia etti. Hâkim de bu iddiayı kabul ederek beni tutukladı.
TSK'dan ayırma cezasıyla Disiplin Kuruluna sevk edilen 5 teğmenin savunmalarına "Mustafa Kemal'in askerleriyiz" diyerek başladığı öğrenildi.
Ayrıca Teğmen Ebru Eroğlu, savunmasını şu sözle bitirdi:
"Omzumdaki rütbeyi alabilirsiniz, ama göğsümdeki Harp Okulu brövesini alamazsınız"
🔗ANKA
Bayrampaşa Belediyesi’nin vergi borcu yüzünden iki tane camiyi satışa çıkarttığını söyleyen muhabire;
"belediyesi belli değil mi" diyen kadın, Belediyenin AKP’li olduğunu öğrenince "sil bunu çabuk" diye tepki gösterdi.
Ezberlenmiş kindarlık + koşulsuz itaat =👇
Bana Amerika’nın yap deyip de Erdoğan iktidarının yapmadığı, yapma deyip de yaptığı tek bir örnek verebilir misiniz?
- Rahip Bronson’u ver.
- Suriye’de operasyonu durdur.
- Ege adaların etrafında sondaj yapma..
- Mavi Vatan, Kıbrıs etrafında gazı unut..
- İran’a yaptırımlara uy..