@KildenKus Peki kehanetlerin gerçekleştiğini düşünüyor musunuz? Burada gerçekleşmediği iddia edilen kehanetler hakkında yorumunuz ne? Yani tevrattaki mesih kehanetleri ile İsa ne kadar uyumlu?
@Monoteist_@_para__bellum haram yiyecekler, nas-felak-fatiha kurandan değil, peygamber kabede namaz kıldı mı kılmadı mı, namazda besmele okunur mu okunmaz mı, kamet, abdest, leyl 3 ( buhari 4944 ), müslim 1050, tefsirde sahabelere nispet edilen rivayetlerin çeşitliliği.
Hiçbirinde çelişki yok öyle mi?
@Euleryy1a@Mucizatofficial Aynen parçalara muhtaç olan mümkündür diyosak bu doğru.
Ama bu teistik, deistik, pananteist, panteist modellerin hepsini hala mümkün kılıyo sadece bu hali pek bir sonuca götürmemize imkan tanımıyor gibi. Zorunlu varlıktan kastımız bu modellerin herhangi birisi ise yine iş uzun.
@enis_doko Tabii burada kozmolojikten sonra ontolojik temel / delil de gerekiyor:
Çünkü zorunlu olduğunu gösterdikten sonra
Neden doğası onu zorunlu kılıyor sorusu da var.
İmkan delilinde parçanın bütünü öncelemesi de tartışılabilir oraya katılıyorum.
Dogmatik olmayalìm yeter ki :)
@Euleryy1a@Mucizatofficial Panteist tarz bir yapı sunulabilir parçaları mümkün iddiasına karşın parça bütünü öncelemesi olayı değil mi zaten fark ne?tartışmayı oluşturan burada ispat edilen zorunlu varlığın ne olduğunu da ayırt etmek lazım.
@dmrpizza@Mucizatofficial Ben arapça bilmiyorum bunu nasıl tespit edebilirim? İlk dönem dilcilere baktığımda ise bazı sahih kıraatlerin caiz görülmediği ve kıraat konularında ihtilaf görüyoruz objektif olsaydı ve görünüre bu kadar açık olsaydı böyle olmazdı diye düşünüyorum.
@dmrpizza@Mucizatofficial yarın kalp krizi geçirmeyeceğin varsayımıyla uzun vaadede plan yapmam anlamsız mıdır? Emin olmayabilirsin ama inanmak için yeter sebebin olabilir bu da inancında seni duyarsız yapmaz. Matematiksel ispat gibi %100 sonuç verecek bi ispat sunabilceğimizi düşünmüyorum.
@dmrpizza@Mucizatofficial Hocam temelleyebiliriz ama ben kati şekilde temelleyebileceğimizi düşünmüyorum mucize / samimiyet vb. bunlar ispatlayan şeyler değil. Zannı galip max. Ancak inancımıza yeter sebep verebiliriz ki bu daha rasyonel olduğumuzu gösterebilir.
Aslında asıl ve öncelikli mesele mülhitlere cevap verebilmek değil. İnsan öncelikle kendisini şüphe durumundan ve dalaletten çıkarmalı, bilgiye ve hidayete yönlendirmeli. Delile sahip olmayan her insan özü gereği şüphe duyar. Hele günümüzde. Şüpheyi duygu yoğunluğu, retorik, coşku, kitlesellik gibi sahte etkenlerle bastırmak ve örtmek gerçeği ve ahireti değiştirmez. Bir şey bedihi değilse onun bilinmesi delile muhtaçtır. Bu bir tavsiye değil, olgusal olarak delil yoksa şüphe vardır. İşin değişmez tabiatı budur. Bu konuda yapılan zayıf acâiz edebiyatları gerçeği değiştiremez.
İnsanın şüphe duyduğu hususlara karşı tutumu şüphe duyduğu şeye verdiği değere göre değişir. Mesela şu dağın arkasında bir karınca olup olmadığından şüphe etsem kalkıp da dağın arkasına gitmeye zahmet etmem. Ama bir mal sattığımda karşılığında verilen şeyin gerçek altın olup olmadığından şüphe etsem o şüpheyi susturup bastırıp örtmem, gider güvenilir bir kuyumcuya sorarım.
Bu konularda da meselenin avamlık veya havaslıkla doğrudan bir alakası yok. Bütün mesele insanın Allah'ı sevip sevmemesinde, önemseyip önemsememesinde yatıyor. Taassubun ve radikalizmin sebebi de bu. İnsan ancak Allah'ı ve dini önemsemezse delile değil taklide bu kadar dayanır ve önem verir. Allah'ı ve dini gerçekten önemseyen kişide tahkik arzusu durdurulamaz. Bu yüzden gerçekte en dinsiz insanlar en mutaasıp olan mukallitlerdir. Onların zahiren dindar görünmeleri kimseyi aldatmamalı. Allah'ı ve dini önemseyen tahkik ve delil ister, Allah'ı seven O'nu görmek ve bilmek ister, taklitle ve ezberle yetinemez. İşin değişmez tabiatı budur.
Delile dayanmayan insan kendisine, başkalarına ve hatta Allah'a bile yalan söyler. Şüphe duymuyorum, kesin olarak inanıyorum der. Halbuki bu yalan gerçeği değiştirmez. Onun hayatı hep bu yalanla ve bu yalanın örttüğü şüpheyle geçer ve bunu en iyi kendisi bilir. Şüphesini bile inkar ederek yalan söylediği için hiçbir zaman onu gidermeye yönelemez. Allah'ı önemsemediği için şüpheyi gidermeye çalışmaz, örter, bastırır. Allah'ı ve dini bilme ihtiyacı hissetmez çünkü bu meseleler gerçekte onun için dağın arkasındaki karıncadır. Allah'ı görmek istemediği gibi O'na ve O'nun konuşulup araştırılmasına tahammül bile edemez. Sürekli aksi yönde bahaneler, gerekçeler bulmaya çalışır. O'nu delille bilmenin imkansızlığı veya aklın yetersizliği gibi konular dile getirildiğinde zincirlerinden kurtulmuş iblis gibi aşka gelir. Çünkü çok iyi bilir aklın şeytanı ve nefsi bağlayan zincir olduğunu.
Çünkü tabiatı yarasa gibidir, ışığa tahammül edemez. Teheccüde kalkar ama gerçek Allah'ın yüzünü bile görmek istemez. Çünkü taptığı şey gerçek Allah değil kendi hevasıdır. Hevasına öyle bir şevkle tapar ki en zor ibadetleri bile yapar hevasına taparken, ondaki huşu kimsede yoktur. Dışarıdan bakanlar ve hatta kendisi dahi onun huşusunu Allah'a ve dine yönelik sanır. Halbuki Allah ve din kelimelerini kullanırken işaret ettiği şeyler kuvve-i gazabiyyesine hizmetkar sahte tasavvurlardan başka şeyler değildir.
Şeytan insanları ikna etmek için vesveseler verecek tabi. "Herkes tahsil etmek zorunda mı, köydekiler ve bizden öncekiler ne olacak, ya en öncekiler?"
Bunların cevabı gerçekte seni ilgilendirmese de daha acı olan şey bu soruların ve cevapların seni ilgilendiren gerçeği ve ahiretteki karşılaşacağın durumları değiştirmiyor olması. Ne acı. Onlar bir ümmetti geldi geçti. Sen de geldin ama henüz geçmedin. Sen ne yapacaksın? Sana tavsiyem, önce hakikati öğren ve kendi şüpheni -elden geldiğince- gider. Sonra senin ve akıbetin için hiçbir önemi ve etkisi olmayan bu vehmî sorulara sıra gelir belki. Şüphenin bazen mazur olabildiği gibi kendini delilsiz bir şekilde teskin ettiğin bu tür vehimlerin Allah katında bir hükmü yoksa bu türden dilek temelli düşüncelerinin ve sorularının bir faydası da olmayacak demektir. Zaten bunların hiçbirini de delilsiz bilemezsin. Bu yüzden delil, yollardan bir yol değil, tek yoldur. Delil yoluyla didişen kendi kaybeder. Delil yolunda yürüyen kendi kazanır.