-10th Man-Her beğeni beğeni anlamı taşımaz--Her gerekli twit için not Allah hakkıyla bilendir.- İslam- hristiyanlık eskatolojisi - Tek DİN İslam -Rüya analizi
İslamda Dabbe Hristiyanlıkta beast ahir zamanda ortaya çıkan insanlara inanmadıklarını söyleyen insanoğlunun günahlarla şeytanın işgaline uğramış halidir.Bilinç kapalıdır.İnsan bedeninde şeytan ve avaneleri devrim yapmıştır. Konuşan şeytandır ama görüntüde insandan başka görülmez
İşte bu muazzam benzerlik, materyalist bilimin "tesadüf"çarpıtmasını kalbinden vuran ilahi bir imzadır.
Mikro-kozmostaki beyin haritası ile makro-kozmostaki uzay haritası, aynı merkezden kodlanmış tek bir yazılım nizamına tabidir.
Evrendeki her varlık, her suret ve her nitelik aslında Hakk’ın isim ve sıfatlarının dış dünyaya yansımasıdır.
Hak, mutlak ve gizli bir varlıkken [el-Bâtın], bilinmeyi istemiş ve yarattığı alemler yoluyla kendini açığa çıkarmıştır.
1/6 "Çocuğunda hoşlanmadığın bir davranış görürsen Allah'a dönüp tövbe et. Çünkü bu davranışın gerçek amacı sensin." İbn Ebi'd-dünya'nın bu sarsıcı sözü, unuttuğumuz derin bir manevi kuralı, hal ilminin temelini özetliyor. Gelin bu işin perde arkasına bakalım. 👇
1/6 "Çocuğunda hoşlanmadığın bir davranış görürsen Allah'a dönüp tövbe et. Çünkü bu davranışın gerçek amacı sensin." İbn Ebi'd-dünya'nın bu sarsıcı sözü, unuttuğumuz derin bir manevi kuralı, hal ilminin temelini özetliyor. Gelin bu işin perde arkasına bakalım. 👇
1. A’yân-ı Sâbite Nedir?
İbnü’l-Arabî’ye göre:
A’yân-ı sâbite = Varlıkların Allah’ın ilmindeki ezelî hakikatleri.
~Temel özellikleri:
-Haricî varlıkları yoktur (yani henüz yaratılmış değiller)
-Ama Allah’ın ilminde sabittirler.
-“Şey”tirler ama varlık kazanmış şey değil.
-Bir tür ilmî taayyün (belirlenim).
Henüz yaratılmadan önce bile “senin hakikatin” Allah’ın ilminde vardır.
Ama dikkat:
Bu, bağımsız bir varlık değildir.
İbnü’l-Arabî bu yüzden der ki:
“A’yân-ı sâbite koklanmamış varlıklardır.”
(Yani henüz varlık kokusu almamış)
2. A’yân-ı Sâbite = İlahi Bilgide Ontolojik Tasarım:
A’yân-ı sâbite = Allah’ın kendi kendini bilmesindeki farklı nispetler
Yani:
-Allah Alîm ismiyle bilir,
-Bu bilme içinde çokluk görünür,
-Ama bu çokluk gerçek bir çokluk değil, sadece bilgide temayüz.
~A’yân-ı sâbite:
-Ne tamamen var,
-Ne tamamen yok.
“Bilinen” olarak vardır.
Bu yüzden:
Berzahî bir statüye sahiptir.
3. İstidat Nedir?
İstidat = Her ayn’ın tecelliyi alma kapasitesi.
İstidat = İlahi tecelliyi kabul etme ölçüs��.
Örnek:
Güneş aynı
Ama:
Varlık: Tepki
-Ayna: Yansıtır
-Taş: Isınır
-Mum: Erir
Güneş değişmedi
Alıcı değişti
İşte bu alıcı yapı = istidat
4. A’yân-ı Sâbite – İstidat İlişkisi:
Her ayn’ın istidadı, onun a’yân-ı sâbitesidir
Yani:
-Senin hakikatin (ayn)
-Aynı zamanda senin kapasiten (istidat)
Formül:
A’yân-ı sâbite → İstidat → Tecelli → Fiil
5. “Allah herkese aynı tecelli etmez” ne demek?
Bu cümle yanlış anlaşılmaya çok açık.
Doğrusu:
Allah’ın tecellisi birdir,
Ama alıcılar farklıdır.
Bu yüzden:
-Aynı Hakikat
-Farklı insanlar
-Farklı idrakler
Örnek:
-Peygamber → hakikati doğrudan görür
-Veli → hakikati yaşar
-Sıradan insan → hakikati kavramakta zorlanır
Bu fark Allah’tan değil, istidattan gelir.
İbnü’l Arabî’nin en yakın talebesi ve 23 yıl boyunca ayrılmadığı yol arkadaşı olan Abdullah Bedr el-Habeşî’dir.
Bedr el-Habeşî, İbnü’l Arabî’nin sohbetlerini ve sözlerini kayda geçirerek Kitāb al-Inbāh adlı eseri yazmıştır. Bu eser, İbnü’l Arabî’nin hayatı ve sözleri için en güvenilir biyografik kaynaklardan biri kabul edilir. Eser, sistematik bir tasavvuf kitabından çok, şeyhinden bizzat işittiği sohbetleri, öğütleri ve vecizeleri kayda geçiren bir “irfan defteri” niteliğindedir. Bu yüzden İbnü’l Arabî’nin düşüncesini günlük sohbet diliyle yansıtan en erken ve en güvenilir kaynaklardan biri kabul edilir.
Eserde öne çıkan başlıklar şunlardır:
1. Nefsi Terbiye Etmek:
İbnü’l Arabî’ye göre bütün yolculuğun başlangıcı nefsi dizginlemektir.
-Nefis eğitilmezse kişiyi yönetir.
-Akıl tek başına yeterli değildir; vahyin rehberliği gerekir.
-Ümit (recâ) ve korku (havf) nefsi dengeleyen iki kanattır.
Bedr el-Habeşî’nin aktardığı meşhur benzetmede nefis “huysuz bir at”, akıl ise onun dizginini tutan binicidir.
2. Kalbin Korunması:
İbnü’l Arabî şöyle özetler:
Organlarını kontrol eden kalbini dinlendirir; onları başıboş bırakan kalbini yorar.
Kalbin Allah’ın nazargâhı olduğu, bu yüzden gereksiz meşguliyetlerle doldurulmaması gerektiği vurgulanır.
3. Zâhir ve Bâtın Dengesi:
Şeriata bağlılık vazgeçilmezdir.
Ancak:
-sadece zahire takılıp kalmak eksiktir,
-sadece bâtına yönelmek de sapmaya götürür.
Hakikat, şeriatın sırrıyla birlikte yaşanmalıdır.
4. Fakr (Manevî Yoksulluk):
İbnü’l Arabî’nin en çok üzerinde durduğu ahlâkî makamdır.
Fakr;
-muhtaç görünmek değil,
-Allah’tan başka hiçbir şeye sahiplik iddia etmemektir.
Gerçek zenginlik fakrın içinde doğar.
5. Tevazu:
Müridin en büyük tehlikesi manevî gururdur.
-kerametle övünme,
-makam iddiası,
-insanların övgüsünü isteme
yolu kesen perdeler olarak anlatılır.
6. Riyâzet ve Mücâhede:
Hakikat okumakla değil;
-nefis terbiyesi,
-sabır,
-hizmet,
-zikir,
-ibadet
ile elde edilir.
Bilgi yaşayarak hakikate dönüşür.
7. Müşâhede ve Keşif:
Keşif amaç değildir.
Asıl amaç Allah’a yakınlıktır.
Keşif sadece bunun bir sonucu olabilir.
Bu yüzden keşifle övünmek en büyük perdelerden biri sayılır.
8. Hikmet:
Eserde geçen çok meşhur sözlerden biri şöyledir:
“Hikmet, kendisini bulana; onu arayanın hikmete duyduğu sevgiden daha fazla âşıktır.”
Yani hakikat, sadece onu isteyen değil, ona liyakat kazanan kalbe gelir.
9. Sürekli Murâkabe:
Mürid;
-her nefeste,
-her düşüncede,
-her davranışta
Allah’ın huzurunda olduğunu unutmamalıdır.
Bu hâl “ihsan” makamının yaşanmasıdır.
10. Mürşid-Mürid İlişkisi:
Mürşid;
-Allah’a götüren işaret levhasıdır.
-Ama hedef değildir.
Bağlanılacak olan şahıs değil, Hakk’ın gösterdiği yoldur.
11. İlim ile Marifet Arasındaki Fark:
İbnü’l Arabî bilgiyi ikiye ayırır:
-Kazanılan bilgi (ilm)
-Verilen bilgi (marifet, keşif)
Hakiki arif, sadece bildiklerini tekrar eden değil; her nefeste Allah’tan yeni bir hikmet alan kişidir.
12. Yolun Sonu Değil Sürekliliği:
İbnü’l Arabî’ye göre velâyette “tamam oldum” denilecek bir an yoktur.
Her nefes yeni bir tecellidir.
Her an yeni bir marifet gelir.
Bu anlayış daha sonra el-Fütûhâtü’l-Mekkiyye’de “halk-ı cedîd (sürekli yaratılış)” öğretisinin temelini oluşturacaktır.
~Eserin özü:
Kitāb al-Inbāh’ın tamamı tek cümlede şöyle özetlenebilir:
“Kalbini Allah’tan başka her şeyden boşalt; nefsini terbiye et; şeriata sımsıkı sarıl; tevazu içinde yaşa; hikmeti yaşadıkça Allah sana hakikati açacaktır.”
Bu yönüyle eser, İbnü’l Arabî’nin metafizik sistemini anlatmaktan çok, bir müridin günlük hayatında nasıl yaşaması gerektiğini öğreten pratik bir irşad kitabıdır. Daha sonra Fütûhât ve Fusûsu’l-Hikem’de ayrıntılı biçimde açıklanacak pek çok ilkenin sade ve yaşanmış hâlini bu küçük eserde görmek mümkündür.
"Sâliklerin (manevi yolculuk yapanların) deneyip de doğruluğunu tecrübe ettikleri hususlardan biri de şudur ki: Her kim 'Yâ Hayyu Yâ Kayyûm, Lâ İlâhe İllâ Ente' sözünü çokça tekrar ederse, bu o kişiye kalp ve zihin canlılığı kazandırır."
İbn Kayyım Rh.
"Güneşin doğduğu yere ulaşınca, onu kendileriyle güneş arasına örtü [sitre] koymadığımız bir halk üzerine doğar buldu"
[Kehf 90]
Zülkarneyn AS'ın bulduğu "güneşle aralarında siper olmayan kavim" kimlerdi?
Katı bir zemini olmayan bir gaz devinde insan dışı bir yaşam mümkün mü?👇
mecnûn'a sordular leylâ nic'oldu leylâ gitti adı dillerde kaldı benim gönlüm şimdi bir leylâ buldu yürü leylâ ki ben mevlâ'yı buldum leylâ leylâ derken Allah'ı buldum yûnus emre
mecnûn'a sordular leylâ nic'oldu
leylâ gitti adı dillerde kaldı
benim gönlüm şimdi bir leylâ buldu
yürü leylâ ki ben mevlâ'yı buldum
leylâ leylâ derken Allah'ı buldum
yûnus emre
🧵 CIA'nın gizli tuttuğu bu belgeyi okuyunca aklım durdu.
1983'te bir ABD Ordusu Yarbayı şunu sordu: "Ya meditasyonla insan beyni gerçekten zaman ve uzayın dışına çıkabiliyorsa?"
Ve bunu resmi bir askeri rapor olarak yazdı.
İşte o raporun özeti 👇
Önce şunu bilin: Bu belge uydurma değil.
CIA, 2003'te "CIA-RDP96-00788R001700210016-5" numarasıyla bunu kamuoyuna açtı.
Yarbay Wayne McDonnell, Monroe Enstitüsü'nün "Gateway Experience" adlı programını ordu adına analiz etti.
Soru şuydu: Bu teknik istihbaratta kullanılabilir mi?
Gateway ne yapıyor?
Sol kulağına 100 Hz, sağ kulağına 110 Hz ses veriyorlar.
Beynin ikisi arasındaki 10 Hz farkı "duyuyor" ve kendi dalgasını ona uyduruyor.
Uyanıksın ama beynin derin uyku modunda.
Buna Hemi-Sync diyorlar.
"Hologram" deyip geçme.
Nobel ödüllü fizikçi David Bohm ve nörobilimci Karl Pribram bağımsız olarak şunu keşfetti:
Evren devasa bir hologramdır.
İnsan zihni de bir hologramdır.
İkisi aynı dili konuşur.
CIA bunu 1983'te biliyordu.
En tuhaf kısım:
Vücut derin bir dinginliğe girince 7-7.5 Hz'de titreşmeye başlıyor.
Dünya'nın iyonosferi de 7.83 Hz'de titreşiyor. (Buna Schumann Rezonansı denir, bu gerçek bir fizik olgusudur.)
Yani vücudun Dünya'nın elektromanyetik alanıyla kilitlenebiliyor.
Ve sonra ne oluyor?
Beyin dalgası o kadar hızlanıyor ki Planck Mesafesi'ne (10⁻³³ cm) ulaşıyor.
O noktada bilinç zaman-uzay boyutunun dışına "tıklıyor."
Geçmiş, şimdi ve gelecek aynı anda var.
Ordu bunu neden önemsedi?
Rapor şunu söylüyor: Vücut dışı deneyim yaşayan biri, anlık olarak dünyanın her yerine gidebilir.
Ve bilgi toplayabilir.
"Remote viewing" yani uzaktan görme.
Ama sorun var:
Defalarca deney yapıldı. İnsanlar on rakamlı bir sayıyı okumak için binlerce kilometre ötedeki laboratuvara "gitti."
Çoğu rakamı doğru tahmin etti ama hiçbiri tam on rakamı doğru okuyamadı.
Hologram bazen ters ya da bozuk görünüyor.
Raporun sonucu:
"Gateway'in fizik bilimi açısından makul, rasyonel bir temeli vardır."
Bir ABD Ordusu yarbayı bunu yazdı.
CIA bunu 20 yıl sakladı.
Sen daha dün öğrendin.
Son not:
Kuantum fiziğinin kurucularından Niels Bohr, oğluna bir keresinde şunu söyledi:
"Düşünmüyorsun, sadece mantık yürütüyorsun."
İkisi arasındaki fark şu: Mantık, elindeki kurallarla adım adım ilerlemektir. Düşünmek ise o kuralların kendisini sorgulamaktır.
Bu raporu okuyunca içgüdüsel tepkin muhtemelen şu oldu: "Bilinç zaman dışına çıkamaz, bu saçmalık."
İşte tam da bu, sadece mantık yürütmek demek.
Oysa bir ABD Ordusu yarbayı, fizik ve kuantum mekaniğine dayanarak bunun neden mümkün olabileceğini 29 sayfa boyunca yazdı. CIA 20 yıl sakladı.
Belki evren gerçekten bu kadar tuhaftır. Belki de sorun evrende değil, zihinsel çerçevende.
@kayamerthasan_ Ve merhum Erbakan Hoca haykırır ama kimse anlamaz...:
"İslam Dinarı, altın teminatlı İslam ülkeleri ortak parası... Bu para atom bombasından daha önemlidir."
Dedi ve kimse anlamadı...
Hâlâ da anlayan yok!
İbn Arabi'ye göre tövbe, sadece geçmişte yapılan bir hatadan pişmanlık duymak değildir; o, varlığın üzerindeki "pasları" silen bir frekans temizliğidir.
Kişi tövbe ettiğinde, bu nur sadece kendi nefsine değil, kendisinden önceki (atalar) ve sonraki (nesiller) bağlarına da sirayet eder. Çünkü Arabi'ye göre "Vahdet-i Vücud" gereği tüm varlık birbirine bağlıdır; bir noktadaki iyileşme, tüm zinciri etkiler.
Kaynak: Fusûsu'l-Hikem (Nuh Kelimesindeki Tenzih Hikmeti bölümü). Burada "istiğfar" (bağışlanma dileme) kavramının, perdeleri nasıl kaldırdığı anlatılır.
İbnü’l-Arabi’ye göre ölüm, bir “yok oluş” değil; bir mertebe değişimi (intikâl)dir. Ruh, bedenle olan ilişkisinden ayrılır ama idraki ve şuur devam eder. Bu geçişin ilk durağı ise Berzah âlemidir.
~Ölüm Anı: Ayrılma ama Kopuş Değil
İbnü’l-Arabî’ye göre:
-Ruh, bedeni terk eder ama tam anlamıyla serbest kalmaz.
-Çünkü ruhun “beden” ile ilişkisi tamamen kesilmez; bu ilişki artık hayal�� (misalî) bir beden üzerinden devam eder.
Bu yüzden ölüm:
“Kesilme değil, suret değiştirmedir.”
~Berzah: İki Âlem Arası Ara Yüz
Berzah, ne tam dünya ne de tam ahirettir.
İbnü’l-Arabî burayı şöyle tanımlar:
-Maddi değildir ama tamamen soyut da değildir.
-Hayal (âlem-i misal) düzeyindedir.
-Ruh burada kendine uygun bir “suret” giyer.
Yani:
-Dünya → kesif (yoğun) beden
-Berzah → latif (ince) beden / hayalî beden
-Ahiret → daha sabit ve hakiki zuhur
~Ruhun İlk Hali: Kendi Hakikatinin Açığa Çıkması
Ölümden hemen sonra ruh:
-Artık dış dünyayla değil, kendi iç hakikatiyle karşı karşıyadır.
-Ameller, niyetler ve içsel yönelimler: → dış gerçeklik gibi görünür hale gelir.
İbnü’l-Arabî’nin temel ilkesi:
“Ahiret, bâtının zâhir olmasıdır.”
Bu yüzden:
-Güzel ahlak → huzur, genişlik, nur.
-Kötü yönelimler → sıkıntı, daralma, karanlık.
Bu ceza/ödül değil, hakikatin açılmasıdır.
~Kabir (Berzah) Hayatı: Şuurlu ve Canlı
İbnü’l-Arabî’ye göre ruh:
-Ölümden hemen sonra şuur sahibidir.
-Kendini bilir, hatta durumunun farkındadır.
-Kabir azabı veya nimeti:
→ psikolojik değil ontolojik bir tecrübedir.
Yani:
-Bu bir “rüya” gibi ama rüyadan daha gerçektir.
-Çünkü hayal burada yaratıcı bir alandır.
~Zaman Algısı: Lineer Değil
Berzahta:
-Dünya zamanı gibi “geçen saatler” yoktur.
-Bir an, uzun bir süre gibi; uzun bir süre, bir an gibi yaşanabilir.
Bu yüzden:
Kıyamete kadar beklemek, ruh için bizim anladığımız anlamda “uzun bir bekleyiş” değildir.
~Kimlik Meselesi: Aynı Kişi mi?
İbnü’l-Arabî’ye göre:
-Ruh, dünyadaki kimliğini taşır
-Ama bu kimlik:
→ bedenle değil,
→ şuur ve hakikat ile devam eder.
Yani:
-“Sen” kaybolmazsın,
-Ama “sen”in hakikati açığa çıkar.
~Berzah = Ayna
Berzah, ruhun kendini seyrettiği aynadır.
Burada:
-Allah doğrudan ceza vermez.
-Ruh, kendi istidadının sonucunu yaşar.
-İstidat → Amel → Zuhur.
~Özetle:
İbnü’l-Arabî’ye göre ölümden hemen sonra:
1.Ruh bedenden ayrılır.
2.Berzah âlemine girer.
3.Hayalî bir bedenle varlığını sürdürür.
4.Kendi iç hakikati dış gerçeklik olarak görünür.
5.Şuuru devam eder.
6.Zaman algısı değişir.
7.Kendi hakikatini “yaşamaya” başlar.
‼️3.TEBLİĞ - HAKKINI HELAL ETMEMEK ÜZERİNE GELEN UYARI / ALLAH C.C RIZASINI HAFİFE ALMAK! 18.12.2020
▪️Eğer o cehenneme girer, yanarsa keyif mi süreceksin? Efendimiz üzüldü, gözyaşları döktü hoşuna mı gidecek? Ne olacak? Senin cennete gidebilmen için, o kadar ağır bir haksızlığa uğrayacaksın ve de sen bunu Allah için affedersen, Allah-u Teala da seni affedecek.
➖Mustafa Hocamız; @Mkayakendiyas
Hocalarımız uyarıyor, ciddi bir uyarı yedim; Allah-u Teala'nın rızasını hafife alıyorlar…Allah rızası için hakkınızı helal ettiğinizde, Efendimiz Aleyhisselam sevinecek, Rabbim kendinden, nurundan olan bir kulunu cehenneme atmak zorunda kalmayacak Çünkü adil.
Rabbimiz Celle Celaluhu buyurdu ki;
Bir kötülüğün cezası yine onun gibi bir kötülüktür ama kim affeder, bağışlarsa onun mükafatı Allah'a aittir. Şüphesiz ki Allah zalimleri sevmez. (Şûrâ Suresi 40. Ayet Kerime)
Adil olduğu için cehenneme gitmesi gerekenler gidecek. Merhametlerin en merhametlisi Rabbim, yollarda bir sürü çıkış noktaları var, bir sürü sebepler var. Bu sebepler ne için? Kullarını temizlemek için. Ey kul belki sen temizlendin! Ben diyor hakkımı helal ettim ama o diyor ne olacak, onun yaptığı yanına kar mı kalacak diyor. Ya sen Allah-u Teala'nın rızasını kazanabilmen için, bir kul sana sıkıntı verecek, sen de bunu Allah rızası için af edersen cennete girebileceksin. Şart bu. Anca o şekilde kurtulabiliyorsun. Niye hala zorluyorsun? Eğer o cehenneme girer, yanarsa keyif mi süreceksin? Efendimiz üzüldü, gözyaşları döktü hoşuna mı gidecek? Ne olacak? Senin cennete gidebilmen için, o kadar ağır bir haksızlığa uğrayacaksın ve de sen bunu Allah için affedersen, Allah-u Teala da seni affedecek. Bunu sebeple delil gösterecek diğer kullarına. Kulum ben adilim. Bu kulum bu imtihanla ‘Benim rızam için hakkından vazgeçti’, sen ‘Benim rızam için bu haktan vazgeçmedin’. Onun için o cennete, sen cehenneme diyecektir. Delillendirecektir.
Orada gittiğimiz zaman cehennemi de göreceğiz, cennette gösterilecek. Gizli, kapaklı bir şey yok. Yani gayba oradaki imanın şekli görerektir. Burada gayba imanı olarak inanıyoruz. Çünkü imtihan yeri olduğu için gerçekler hep subliminaldir. Anlatılır insanlar onu tam değerini yaşayamaz. Yaşarsa eğer zaten imtihan olmaz. Hala diğer kişinin bize yaptığı haksızlıklar, haklarımızı yedi, bize dayak attı, küfür etti, işte bize kandırdı, mirasımızı elimizden aldı, onu yaptı, bunu yaptı yaptı, yaptı. O kullar bunu yapacak. Sen de onu Allah için affedeceksin. İşte o zaman kazanabiliyorsun. Başından çok büyük musibetler geçti, demek ki sen o kadar günahkarsın, o kadar fazla sabun lazım seni temizlemek için.
Onun için hocalarımız, maneviyat o kadar üzülmüş ki bu insanların hala bunu söylüyor olması gerçekten çok çok çok üzüyor. Allah rızası ya. Allah-u Teala razı olmadan, nasıl ki Allah-u Teala razı olmadı, iblis azazel oldu. Halbuki eğer o mücadelelerde kibrini yenebilseydi, başarabilseydi o da cennetlik kul olurdu ve bu affedemeyişimizin sebebi iblisten geliyor, azazelden geliyor. O da affedemedi Adem Aleyhisselam'ın üstün olmasını, istemedi, dayanamadı, tahammül edemedi ve çok iyi bilmesine rağmen melek vasfının üstüne çıkmış olmasına rağmen, cennetin yöneticiliğini yapmasına rağmen, başka gezegenlerdeki yaşayan büyük devasa ifrit ordularına, melek ordularını gönderdi, bunları yönlendirdi, başarılar geldi. Aynı zamanda inanmış 3-5 inananlardan kendi cinsinden olanları oraya komutan olarak da gönderdi, savaşlar da kazanıldı. Ne kadar büyük bir iş yaşam ve zaman geçmiş milyon, trilyonlarca yıl ama dönm��ş Adem Aleyhisselam'ın yaratılmasına kibre düşmüş. İblisten gelen kibrin etkisidir Allah rızası için diğerlerini affedememek. Çünkü affettiğin kendini affediyorsun. O kadar büyük mebla lazım ki senin affedilmen için ve bunu anlamıyorsun.