"Yasal çerçeve", strateji ve olasılıklara bakmak...
Sürece dair "yasal çerçeve" artık meclisin gündemine hızla oturuyor.
Kafalarda haklı olarak çok fazla soru var ve doğal olarak her soru cevabını arar ve cevabı tam bulamadığında, komplo teorilerine, "kulis bilgisi" adı altında yayılan yönlendirmeli bilgilere açık hale gelir.
Bu hal, süreç ve barış karşıtlarının, algıyı negatifleştirme konusunda geniş bir alan sunar.
Farkındaysanız, sürece dair destek verdiğini söyleyen ve ortalama söylem tutturanlar bile, negatif cümlelerle barış niyetlerini sunuyorlar. Bu "niyet" aslında sürece karşıtlığın en uyanık biçimidir ve maalesef "makbul" içinde programlarda dolaşıyorlar.
Tuncer Bakırhan'ın son grup toplantısında "Barış karşıtı medya iktidar ya da muhalefet kime yakın olursa olsun oynadıkları ali cengiz oyunlarını siyasi sahiplerine yazarız. Kürtler bu oyunları siyasi sahiplerine yazar. Herkes bunu çok iyi bilsin" cümlesi oldukça önemli ve güçlü bir mesaj.
Özeti, "sanmayınki Kürt görmez"
Tekrar başa dönersek;
Belirleyemiyorsanız belirlenirsiniz,
Odağınızı koruyamıyorsanız sürüklenirsiniz...
Bunu bir kenara not ederek, meseleye stratejik yaklaşmayı, daha doğrusu bir strateji etrafında gözlemlemeyi ve bunun bir "süreç" olduğu hakikatinden bağımsız kılmayarak, tüm olasılıkların ardına bakmayı denemek, daha sağlıklı olabilir. (Sürecin en başından itibaren benim seçtiğim bir yol bu aynı zamanda)
Böylece ne "kulis"le yönlendirilebilirsiniz ne de "kaynağım" diyerek ortaya "söylenti" bırakanlara...
Özellikle Dem Parti seçmeni, bu konuda büyük bir deneyime sahip. Yani stratejik düşünme refleksleri, onları konuları anlamada çok önde tutuyor.
Bunu barış karşıtları da biliyor ve evet tam da bu refleksi felç etmeye dönük hamleleri, müthiş bir iletişim aklıyla ve ali cengiz oyunlarıyla sahne alıyorlar.
Yeni bir döneme giriyoruz ve oldukça kritik olduğu çok net.
Algılara büyük bir hücumun yaşanacağını söyleyebiliriz ve hatta en yakınımızda olduğunu düşündüklerimi dahi, bu işin parçası olabilir.
Bu yanıyla neye hazır olunduğu, olduğumuz sorusu, tüm sorulardan daha önemli bence.
Sürecin geldiği aşamaya ve gelişmelere bakarak ifade edersem, her ne olacaksa büyük, etkili ve "oluyor" duygusunu besleyen şekilde olacağı.
"Yasal çerçeve"ye paralel olarak, ülkeye bir çok alandan girişin arka arkaya olabilmesinin ve bunun etkisine paralel olarak, cezaevlerinden beklenen tahliyelerin gerçekleşmesinin, bu etkiyi yaratabileceği kanaatindeyim.
Hem süreci hem iç siyaseti hem de yeni bir dönemi en etkili şekilde sağlama almanın da bir yolu olur bu.
İkinci yüzyıl Türkiyesi fikriyatının en önce Kürtlerle barışmayı ve entegrasyonu hedeflemesi, karlşılıklı bir stratejik hedef olarak karşımızda durduğu çok ortada.
Yani Kürt siyaseti, yeni yüzyılın kurucu gücü olarak, barışçıl bir geçişi öngörüyor ve bunu sağlam adımlarla atmaya çalışıyor.
Entegrasyonun barışçıl geçişle yapılmasının önündeki en büyük engel, birinci yüzyılın kodları olduğu ise aşikar. Bunu aşmaya çalışan devletin yaşadığı krizde öyle...
Hiç kolay değil bu nedenle...
Özetle;
Odağından uzaklaşmayan, süreci ve barışı olmazsa olmaz gören, tüm gelişmeleri bu merkezi besleyecek şekilde stratejik kılan tutum, sadece yarının siyasetinde olmayacak, onu kuran güç olarak da kalıcılaşacak büyük ihtimalle.
Odağı etkileyen her alana bir iradi müdehale de görebiliriz bu yanıyla...
@Kaniwar_11 yahu niye anlamıyorsunuz kardeş değil eşit olmak istiyoruz,kardeş olmak eşitiz anlamına gelmiyor kardeş kardeşe zülüm etmiyor mu ama eşit olanlar arasında bu olmaz
İnan Akgün Alp, sürecin en başından beri CHP içinden en net tutumu ortaya koyan isim oldu. Öcalan'ı ziyaret edecek heyete üye verilmesi konusunda da netti tavrı.
Barış ve çözüm konusunda, durumu anlayan, doğru okuyan ve konuşan bir isim olmasına rağmen, nedense hep gölgede bırakıldı.
Haber ve konuya dair tartışma programlarında da pek göremiyoruz İnan Akgün Alp'i
Aynı isimler, benzer söylemlerle dolaşıp duruyorlar daha çok.