Çok değil, 15 sene önce imkansız olarak görülen çok fazla şey, bugün herhangi bir şey olarak görülüyor. Hepsini bu adam başardı. Ömrünü ve sağlığını ortaya koydu ve başardı. O kazandı, Türkiye kazandı. Cumhuriyet tarihinin en büyük adamı. Tarih onu böyle yazacak, göreceğiz.
8 saattir sekerat halinde bir teyzemizin yanındayız. ‘Ne öğrendin?’ derseniz;
Zikrullahı dilimizden düşürmemeliyiz. Can verirken çok ihtiyaç duyuluyor. Ölümle pençeleşirken zikretmek o kadar da kolay olmuyor. Gündelik hayatta; para, şarkı, türkü, mal-mülk, dizi, film, top, pop, magazin (kim kiminle nerde ne yapmış?) dedikodu vs. yerine dilimizde Zikrullah olmalı. Heryerde, her ortamda paradan, ekonomide, dünyalık işlerden konuşmak yerine Kelime-i Tevhid-i konuşmalıyız, dilimizi ona alıştırmalıyız. Gün içerisinde ara sıra telefonu elimizden bırakıp tesbihi almalıyız. Evde, arabada, iş yerinde heryerde bir tesbihimiz olmalı.
Unutmayalım! Kur’an-ı Kerim ‘çokça namaz kılın’, ‘çokça oruç tutun’, ‘çokça zekat verin’ demez ama; "Ey iman edenler! Allah'ı çokça zikredin." der. (Ahzâb Suresi, 41)
Hala önemli bir vazifede bulunan bir hocamız anlatmıştı: "Genç yaşta hastalandım. Doktorlar başarı ihtimali düşük bir ameliyata karar verdiler. Ameliyata gireceğim ama beni ölüm korkusu sardı. Öyle ya hasta olarak yattığımız ameliyat masasından kalkamama ihtimali çok yüksek. Bir aile büyüğümüz benim telaşlı halimi fark edince bana: 'Korkma evlat! Hasta olan değil vadesi dolan ölüyor' dedi. Onun sözü beni kendime getirdi."
Kaderimizin bize ne hazırladığını bilmediğimizden elimizden geldiğince, olabildiğince tedbirlere, sebeplere sarılacağız elbette. Ama hasta olmanın ölmek anlamına gelmediğini de bileceğiz.
Korku tabiidir ve aynı zamanda insanidir. Utanılacak bir tarafı da yoktur. Ancak unutulmaması gereken; "Allah, eceli gelince hiç kimsenin ölümünü ertelemez" (Münafıkun,11) hakikatidir. Uhud’da savaşın seyri Müslümanların aleyhine dönünce bir grup münafık "Bizim sözümüze itibar edilseydi bu hale gelmezdik"; "Yanımızda olsalardı ölmezlerdi’’ gibi cümlelerle fesat çıkarmaya çalışıyorlardı. Rabbimiz "Evlerinizde dahi olsaydınız, yine haklarında ölüm yazılmış olanlar ölüp düşecekleri yere geleceklerdi." (Al-i İmran,154) buyurmak suretiyle takdir edilenin değişmeyeceğini anlatmıştı.
Hayatın kalitesi büyük oranda bize bağlıdır. Vücut emanetini nasıl kullandığımız hem sorumluluk hem de saadetimizle ilgilidir. Maddi ve manevi açıdan hesabı verilebilir bir hayat yaşadıktan sonrası bizim irademizin dışındadır.
Korkularımız kabusumuz olmamalı… Ölüm korkusu cennete daha çok hazırlanmaya vesile olmalı… Dünya hayatımız bir akşam ya da kuşluk vakti kadarken, ahiretimiz sonsuz ve sınırsızdır.
Ahiretin tarlası olan dünyadan ayrılma zamanımızı tayin eden Allah’tır. Evet, "Hasta olan değil, eceli gelen ölüyor." Rabbim sağlıklı, huzurlu ve rızasını kazandığımız bir hayat nasip eylesin…(28.9.2020)
#ölüm #hesabıverilebilirhayat
Konudan bağımsız. İbn Haldun şöyle der:
“Aşağı tabakadan gelen kimseleri Yönetimine, Kadılık makamlarına ve insanların işlerinin başına getirmeyin. Çünkü bu görevlere geldiklerinde, masumlara ve şeref sahibi kimselere zulmetmeye, insanları aşağılamaya çalışırlar. Zira kendilerini sürekli aşağı görme duygusu ve peşlerini bırakmayan eksiklik kompleksi onların iç dünyasına yerleşmiştir.”
deyip iade etmiyorlar. Geçen seneden beri bekliyoruz. Bayram öncesi de aynı şey oldu. WhatsApp yazışmaları da ancak bir işe yarayacağını düşünmüyorum. Çalışmayan sistem yapıp görünüşte depozito ile işlem yapılıyor ancak hiçbir işe yaramıyor, olan bize oluyor.
Bekir bey, @bekir_kaplan
İstanbul Havalimanında bulunan bagaj taşıma arabalarını işleten firma Leyla alakalı binlerce şikayeti olmasına rağmen neden hala bir yaptırım uygulanmıyor? Arabayı alırken verdikleri fişteki QR kod, iade ederken çalışmıyor, arayınca hesaba göndereceğiz+
İbrahim’in ve bizim inandığımız tanrı bizden onun için kurban kesmemizi istedi. Sen de sktir git kendi tanrına fidan dik. Ne darladınız, modern görünme çabasındaki kasabalılar sizi.