Hayatı aceleyle tüketme. Bu dünyadan bir kere geçeceksin. Ömür, varılacak bir yer değil, her adımı fark edilmesi gereken bir yolculuktur. Kendine,sevdiklerine ve hakikate zaman ayır.
Yavaşla, düşün, hisset, şükret.
Kimseye sizi kaybetmenin nasıl bir his olduğunu göstermek için uğraşmayın. Hayat bunu sizden daha iyi yapar. Siz sadece yolunuza devam edin. Bazı dersleri insanlar sizden değil, yokluğunuzdan öğrenir.
Birine olan saygınızı kaybettiğinizde, kavga etmek bile istemezsiniz. Ne öfke kalır, ne açıklama arzusu. Sadece içinizde sessiz bir kopuş olur. Çünkü gerçek bitiş, gürültüyle değil, içten bir boşlukla gelir.
Bazı yollar insana başarı vaat etse de huzuru götürür, bazı ilişkiler yakınlık sunsa da değeri eksiltir,bazı mücadeleler haklı olsa bile ömrü tüketir. Bu yüzden insanın vereceği en doğru karar, neyin peşinden gidileceğini değil, neden vazgeçileceğini bilmektir.
Bazı insanlar yaş aldıkları için değil, yaşadıkları acıları anlamlandırabildikleri için olgunlaşırlar. Çünkü acı doğru okunabildiğinde insana sabrı, merhameti, adaleti ve insan olmanın kırılganlığını öğretir.
öfke en iyi manifest yöntemi.. yeter artık sizle mi uğraşacağım diyip kontrolü elinize aldığınızda değişim başlar. kendi mutluluğunuzdan başka hiçbir şeyi umursamazsınız ve bencil olduğunuz için sizi üzen şeylere son verirsiniz. bu yüzden arada öfke patlamaları gerekli bence😭
İyiliğe değil, başkasındaki iyiliğe tahammül edemiyorsunuz. Mutluluk sadece size yakışsın, başarı sadece sizi bulsun, aşk yalnızca sizin kapınızı çalsın istiyorsunuz. Sorun, dünyanın adaletsizliği değil; sizin başkasının mutluluğuna olan tahammülsüzlüğünüz.
Yalnızca kendi acısına değil, başkasının acısına da üzülebilen insan ağlar. Emeklerin değersizleşmesine, adaletin zedelenmesine, iyiliğin istismar edilmesine ve toplumun vicdanını yavaş yavaş kaybetmesine de ağlar. Asıl tehlike hiçbir şeye üzülmeyecek kadar hissizleşmektir.
Arapçada “tevafuk”, uygun düşmek, denk gelmek anlamına gelir. Belki de bu yüzden bazı insanlarla sadece karşılaşır, bazıları ise kalbimize denk düşer. Çünkü her karşılaşma bir tanışma, her tanışma da bir nasip değildir. Nasip olan, sadece yoluna çıkan değil; gönlüne dokunandır.
Hayatım artık çok sade..
Ben, bana ulaşırsan sana karşılık veririm ama sessiz kalırsan ben de sessiz kalırım. Halimi sorarsan ben de seni yoklarım. Senden aldığım enerji neyse ben de sana onu yansıtırım. Ama asla peşinden koşmam. Sana baskı yapmam ve ikilemde kalmam. Niye biliyor musun? Çünkü artık o "ilgiden" çok "huzura" değer veriyorum.
Sana o zamanın için asla yalvarmam, o bağı zorlamam. Kimsenin de alanına girmem. Her şeyi olduğu gibi bırakırım. Ben enerjiye inanırım, yani biri bana nasıl geliyorsa ben de ona öyle geri dönerim.
Benimle gerçek olursan sonsuz bir sadakatle ben de senin yanında olurum. Ama benimle oyun oynarsan, benden uzaklaşırsan veya sessizce kaybolursan tartışmam. Bana vermiş olduğun ipucunu alır, saygıyla çekilirim.
İnsanlara kapınızı açmadan önce sözlerine değil, davranışlarına bakın. Hayatınıza aldığınız insanlar ya huzurunuzu büyütür ya da yükünüzü ağırlaştırır.
İnsanların sana karşı gizlemeye çalıştığı kötü niyetlerini, Allah’ın göstermeyi murat ettiği gün hiçbir perde örtemez. Kul, insanlardan saklanabilir; fakat Allah’ın ilminden saklanamaz. Hakikat gecikebilir; ama asla kaybolmaz. Vakti geldiğinde mutlaka ortaya çıkar.
Çoğu insan seni kontrol edemeyince geçimsiz ya da aksi olmakla suçlar. Oysa onları asıl rahatsız eden şey, senin sınırlarının olmasıdır. Çünkü sen sınır çizdiğinde, onlar artık seni kendi çıkarlarına göre yönlendiremezler. Ve o hayal kırıklığını, senin kusurun gibi geri sunarlar.
Hepimiz görülmek,takdir edilmek,değer verilmek isteriz. Fakat başkalarının sizin hakkınızdaki düşüncelerini kendi karakterinizin ölçüsü hâline getirdiğinizde,kendi benliğinizi kaybedersiniz.O noktadan sonra sizi yöneten vicdanınız ve ilkeleriniz değil,başkalarının yargıları olur.