@alpklnctr Instagram da döndü bu ikisinin olayı buraya düşmeyince olay olmuyor demek ki sağ ki eşini çocuğunu bırakmış dernek görevlisi diye yanında gezdirdigi kadınla yaşıyor diğer fosur bey de şarkıcı Hatice'nin eski korumasıymis doğal temizlik b*ykot diyip milleti kekliyor
geçen hafta kadıköy'de bir kafede otururken yan masadaki iki çocuğun muhabbetine denk geldim. 20 yaşlarındalar. biri app store'a basit bir kelime oyunu yüklemiş, oradan gelen reklam gelirini anlatıyor.
çocuk heyecanlı, "kanka her ay bankaya temiz 40 bin lira düşüyor" diyor. diğeri sordu: "ee vergi işini ne yaptın, şirket mi kurdun?"
çocuk sustu. "yok" dedi, "şirket kurarsam muhasebecisi, bağkur'u, vergisi derken para pul olur diye ellemedim."
büyük hata. ama çözümü çok basit.
çoğu genç içerik üreticisi veya app developer sırf "şirket kurma stresi" yüzünden ya kazandığı parayı çekmeye korkuyor ya da işi tamamen bırakıyor.
HERKES şirket açıp fatura kesmek zorunda olduğunu sanırken, asıl kolaylık BAŞKA YERDE: istisna belgesinde.
devletin yıllar önce çıkardığı mükerreer 20/b maddesi tam olarak bu durumlar için. mantık şu: şirket kurmuyorsun, fatura kesmiyorsun, muhasebeci tutmuyorsun.
nasıl yapılıyor, adım adım çıkardım 👇
1. istisna belgesi - interaktif vergi dairesine girip "sosyal içerik üreticiliği ile mobil cihazlar için uygulama geliştiriciliği istisna belgesi" talebi açıyorsun. bir iki güne belgen dijital olarak geliyor.
2. özel banka hesabı - o belgeyi alıp herhangi bir bankaya gidiyorsun. "bana bu kanun kapsamında bir istisna hesabı açın" diyorsun. sana özel bir iban hesabı tanımlıyorlar. app store, play store, youtube veya adsense gelirini sadece bu hesaba bağlıyorsun.
3. otomatik stopaj - üzel kısmı burası. hesaba 10.000 lira mı yattı? banka daha para sana görünmeden içinden %15 stopajı (1.500 tl) tık diye kesip devlete ödüyor. kalan 8.500 tl temiz para olarak senin oluyor. başka hiçbir beyanname vermiyorsun.
yıllık 5.3 milyon liraya kadar bu sistem geçerli.
tek bir detay var: eğer bir yerde sigortalı çalışmıyorsan, bu hesabı açtığın an bağkur'un otomatik başlıyor. aylık sabit ödemesini unutmamak lazım. ama bir şirketin stopajı, geçici vergisi, kdv'si ve muhasebe ücreti yanında devede kulak kalıyor.
klasik bilgi eksikliği yüzünden her ay binlerce genç potansiyel işini çöpe atıyor. adam haklı aslında, kimse durduk yere bürokrasiyle boğuşmak istemez.
çözüm yukarıda. ilgilenen arkadaşına gönder, işi resmiye döksün.
“Oğlumun hakkını aramaya geldim.”
“Onlar bir suç işlemedi, nedir suçları?”
“İnsan evine fatura gelince ağlar mı?”
Madenciler gibi onların eşleri, çocukları bu direnişin ve yoksulluğun özneleri.
Kadın örgütlerine, tüm kadınlara çağrımızdır. Bu sesi duyun, kadınların direnişini büyütün.
#HakkımıVerDorukMadencilik
Gülistan Doku cinayetinde en çok bilgiye sahip olduğu değerlendirilen dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel'in baş koruması ve şu an İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı koruma ekibinde yer alan Polis memuru Şükrü Eroğlu'u İzmir'de gözaltına alındı. Tunceli'den giden Jandarma ekipleri tarafından gözaltına alınan Şükrü Eroğlu Tunceli'ye getirilmek üzere yola çıkarıldı.
Gülistan Doku soruşturmasının en kilit iki ismi Ankara’da gözaltına alınan eski Polis memuru Gökhan Ertok ve Tuncay Sonel’in baş koruması Şükrü Eroğlu. Bu iki isimin vereceği bilgiler sonrası bir çok üst düzey bürokrat görevden alınabilir. Gülistan Doku’nun nasıl ketlediği ve nasıl ordadan kaybedildiği konusunda tek bilgi sahibinin vali Tuncay Sonel’in koruması Şükrü Eroğlu olduğu belirtiliyor. Sorgu sırasında ortaya çıkacak bilgiler Gülistan Doku’nun nerde nasıl katledildiği gerçeğinini de ortaya çıkaracak. Bu iki isimin vereceği bilgiler doğrultusunda ikinci dalga gözaltı operasyonu bekleniyor. Eski vali Tuncay Sonel’in de ikinci dalga gözaltı operasyonu sırasında gözaltına alınması bekleniyor.
Türkiye yeni bir susurluk ile tanışacak. Yer yerinde oynayacak, deprem etkisi yaratacak. Bütün gerçekleri biliyorum hepsini açıklayacağım. Baş şüpheli dönemin Tunceli valisi Tuncay Sonel’in oğlu Mustafa Türkay Sonel gözaltına alındı. Bir şüpheli ABD’ye kaçtı. Çok ilginç isimler gözaltına alındı.
Covid yalanı, uluslararası savaş hukukunun bitirilmesi, yangınlar, iklim değişimleri, ekonomik krizler, savaşlar tek şeye hizmet ediyor.
Great Resete!
Trump, Netanyahu, Carney, Macron, Von der Leyen, Merz, Starmer, Erdoğan, Modi ve Çin ve Rusya'daki milyarderler!!!
Herkes orada!
🔴Aşağıdaki metin bir iddiadır ve ne yazık ki bir çoğu karşılaştığımız durumlardır.
Bir Bebeğin Başına Gelenler:
Evlenecek kişilere sahte genetik test yaparak, sağlıklı anne ve baba olacak kişilere hasta teşhisi koyup tüp bebeğe yönlendirirler. Tüp bebek, dış müdahale ve ilaçlarla hayata yenilmiş olarak başlar.
Hamile kadına ikili tarama testi yaparak sağlıklı bebeğe hasta teşhisi koyup, bebeği anne karnında öldürürler.
Hamile kadına sentetik kimyasal olan folik asit verip, bebeği hasta ve sakat ederler.
Hamile kadına şeker yüklemesi yalanı ile saf glikoz verip, bebeği ve anneyi Tip 1 diyabet yaparlar.
Hamile kadına 5 doza kadar tetanoz aşısı yapıp anne karnındaki bebeği düşürürler; düşmezse erken doğuma alırlar. Normal doğuracak kadın, tetanoz aşısı yüzünden sezaryene alınır.
Sezaryende keserler, biçerler, kimyasalları verirler; anne ve bebek zehir bombardımanına uğrar.
Ciğer geliştirici yalanı ile kortizon iğnesi yapıp bebeği hasta ederler veya öldürürler.
Yenidoğan, onlar için en kârlı iştir. Bebeğin eşi olan plasentasını almak için göbek bağını hemen keserler. Oysa plasentadaki kan, bebek için en değerli rızıktır. O çalınan plasenta ve kanı nerede kullanılıyor, o da sizin takdiriniz.
Bebek doğar doğmaz, üzerini giydireceğiz yalanı ile gizlice sentetik zehir olan K vitamini yaparlar; arkasına Hepatit B aşısı yaparlar. Bir de topuk kanı alırlar.
K vitamini sarılığa; Hepatit B aşısı solunum sıkıntısına, CRP yüksekliğine, hastalık, sakatlık ve ölüme sebep olur.
Aşılarla zehirledikleri bebeği, hasta yalanı ile yoğun bakıma yani küvöze alırlar. Küvöz çok kârlı bir iştir. Bebeği anneye vermezler; haftalarca bebek küvözde tutulur, 10-20 yerinden damar yolu açıp vücudunu mosmor ederler. Anne sütü yerine sentetik zehir olan mamaları ve zehir olan antibiyotikleri verirler. Bebek burada ya sakatlanır ya da ölür. Ölmezse hayatı mahvedilmiş olarak annesine teslim edilir.
Görme testi yalanı ile gözüne zehir damlatılır; bebek görme sorunlu veya kör edilir.
Yenidoğan bebeği bağırta bağırta, ayağını sıka sıka topuk kanı alırlar. Bebeğe gizlice yaptıkları aşıların hasarını veya sahte hastalık testi ile hastalık teşhisi koyarlar. Bebek, sahte topuk kanı testi ve teşhisi ile hayata ilaç bağımlısı olarak başlar.
Hele bir de sahte PCR testi ile SMA teşhisi koyarlarsa, öncelikle bebekten BOS denilen beyin omurilik sıvısı alırlar. Bu sıvıyı almak bebeği felç eder veya öldürür. BOS sıvısı kimin işine yarar, o da sizin takdiriniz.
Topuk kanı ile sahte SMA teşhisi koyulan sağlıklı bebeğin beline Spinraza denen zehri enjekte ederler. Zehir bebeği felç eder; “Bebeğiniz SMA, gidin ilaç dilenin.” derler. 100 milyonluk, hiçbir işe yaramayan kimyasal zehir olan, çok ucuza üretilen SMA ilacının parası dilendirilir. 100 milyonluk SMA ilacını alan bebek de zehirlenir ve ölür.
Yoğun bakımdan sağ kurtulan bebeğin peşini bırakmazlar. İzlem yalanı ile iki aylık bebeğe tam 8 doz aşıyı aynı anda yaparlar. Biri altılı karma aşı, diğeri zatürre ve verem aşısıdır.
İlk ay sağ kurtulan bebekler, bu aşılardan sonra hasta olur, sakatlanır veya ölür.
8 aşı sonrası da bebek ölmezse, daha onu bekleyen toplamda 50 doz aşı vardır.
Tüm aşıları yapılan, hâlâ ölmeyen bebekler ve çocuklar; otizm, SMA, MS, kanser, diyabet, organ yetmezliği, fiziki ve zihinsel gerilik gibi yüzlerce hastalık ve sakatlığa tutulur.
Böylece dünyada kurulu olan sağlık sisteminin daimi müşterisi yapılır.
Bedava kanser testleri, kemoterapiler, HPV aşıları, 13 yaş aşıları, hac ve umre aşıları, askerlik aşıları ve daha nice müdahalelere rağmen sağ kurtulan bebekler ve çocuklar, büyük bir savaşın kahraman gazisidir.
Dünyaya gelen bir bebeğin başına gelenlerden çok az bir kesiti okudunuz.
Bu bebek nerede yaşıyor, ona da siz karar verin. Vesselam.
Üç yıl önce Malatya deprem bölgesinde yıkıntılar arasında, çadır yerleşimlerde, değerli arkadaşım Nasuh Mahruki ile incelemeler yaparken, mor çatı kadınlar derneğinden aldığım bilgiler doğrultusunda, depremden kurtulan küçük çocukların kaçırılmış olabileceğinden söz etmiştim.
Savcılık bunu ihbar kabul ederek soruşturma açacağına, yanlış bilgilendirme diyerek beni gözaltına almıştı.
Bugün gün yüzüne çıktı ki 6 Şubat depreminde 55 çocuğumuz kayıp.
Ayıkla pirincin taşını.
Kim suçlu kim suçsuz?
Bu çocuklarımız nerede?
6 Şubat 2023 tarihinde yaklaşık 90 saniye süren deprem ile yok olduk. Bu acıların bir daha yaşanmaması için deprem gerçeğini unutmayın, unutturmayın ve deprem suçluları cezasını çekene kadar hatırlatın...
#6Şubat#hatay#antakya#kahramanmaraş