Dua ederken sadece "hayırlı olanı" istemekle yetinmeyin.
Çünkü hayırlısını istemek bir evliya duasıdır; hayırlı olan ise çoğu zaman meşakkatli ve zorlu olabilir.
Bazen insan o yükün altından kalkamaz, sonunda hayırlı olanı bile kaybedebilir.
En güzeli şöyle niyaz etmektir
"Allah’ım, kolay ve güzel olanı hakkımda hayırlı eyle; hayırlı olanı da bana kolaylaştır ve güzelleştir."
İYİ VUR LAN!
Dün hepimizin akışına, Antalya’da bir okulda geçen akran zorbalığının görüntüleri düştü. Tepkimiz ne oldu peki? İki yorum yaz, arkadaşına gönder, “pöh”, “pöh”, “pöh” de, o çocukların anne babasına salla, yarın unut.
Benim çabam yarın unutulmasın diye. Onun için bu olayın videosunu paylaşıp geçmek yerine bir iki satır karalayacağım. Yazacağım ki belgesi kalsın, yazacağım ki kimse yarın “neden bizi uyaran çıkmadı” diye yırtmaya kalkmasın, yazacağım ki artık kendimize gelelim.
Önce olayı bilmeyenler için hatırlatalım. Antalya’da bir okulda bir kız çocuğu diğer bir kıza gidip sözlü saldırıda bulunuyor. Kurban kız yanıt vermeyince yüzüne bir tokat atıyor ve tahrik etmeye çalışıyor. Sonra saçından tutup bahçeye sürüklüyor ve kurbanını bir güzel dövüyor.
Bu vahşi olay yaşanırken arkadaşları ne yapıyor peki? Söyleyeyim; biri video çekiyor, sadist bir tanesi “iyi vur lan” diye talimat veriyor, bir başka zorba iş birlikçisi “kafasını yere vur” diye yol yordam gösteriyor, biri demedi ki “yapmayın”, “yazıktır!”
Öğretmenler mi? Videoda herhangi bir öğretmene rastlamadım. Olsa da ellleri kolları bağlı...
Sen coşmadan ben söyleyeyim. Ben de öğretmen olsam hiç karışmam. Çünkü yarın gelir sen de beni döversin. Dün görmedin mi koskoca öğretmeni nasıl taciz ettiler.
Okullarda bu tip çocuklara bir şey yapılamamasının asıl nedeni biziz. Hepimizin çocuğu “en kıymetli”.
Peki ne olacak? Söyleyeyim; eğer bir eylem planı gerçekleştirmezsek seneye daha kötü olacak. Kimse çocuğunu okula gönderemeyecek.
“Eylem planı ne?” diye soracaksınız. Hiçbirinizin işine gelmez ama ben yine de fikrimi yazayım...
Bugün, hemen şimdi bütün okular süresiz tatil edilecek. Önce şu “çocuktan kurtulmak” için okulu kullananların dikkatini çekeceksiniz. Çünkü onlar evde de “çocuktan kurtulmak” için ekranı kullananlar.
Sonra şu “bilgisayar oyunundaki şiddet gerçek hayata yansımaz” diyen kerameti kendinden menkul aptalların hesaplarını kapatacaksın. Adam (Ted Bandura) daha 1961 yılında deneyini yapıp ispatlamış. Çocuklar gördükleri şiddeti aynen uygular. Merak eden “Bobo Doll Deneyi” diye araştırsın. https://t.co/AcHSOZISrc
Bilgisayar oyunu meselesi daha bitmedi. Ulusal yüz tanıma sunucuları kurulacak. Her vatandaş kimliğini yüzü ile eşleştirecek. Bu sunucular yüz tanıma ile yaş tespiti yapacak. Bu sayede 18 yaşın altında şiddet içerikli oyunlar çocukların kullanımına kapatılacak.
Okullara gidiyorum, 11 yaşındaki çocuk 18+ oyunu oynadığını söylüyor. “Nasıl oynuyorsun?” diye soruyorum, “Tabiki yaşımı büyük göstererek” diyor. Yanında babası var, gül��yor, önünde öğretmenleri var, gülüyorlar. Gülmeyen bir ben varım. Çocuk yasal olmayan bir şey yapıyor, gülecek bir durum yok!
Öğretmenler ve okullar tekrar eski disiplin yetkileri ile donatılmalı. Şiddete meyilli öğrenci derhal okuldan uzaklaştırılarak psikolojik sürece sokulmalı. Okul kapılarına ızbandut gibi güvenlik görevlileri koyulacak, okul “veligeçirmez” hale getirilecek. O her şeye burnunu sokan sınıf anneliği işi de kalkacak.
Psikolog ordusu kurulacak. Toplumdaki şiddet eğiliminin kökleri araştırılacak. Anne babalar eğitime tabi tutulacak. Okullarda zorbalık ve dijital bilinçlenme ile ilgili eğitimler olacak. Bu eğitimlere gerekirse veliler de alınacak.
Son ve en önemli önerim için linçleneceğimi biliyorum, yine söyleyeceğim: Sınav saçmalıktır. Sınavlar kalkmalı!
“İyi vur lan!”, “kafasını yere vur!”
Bu sözler sadece sadist bir kişinin ağzından çıkar. Çocuklarımız şiddetten beslenen sadistler haline gelmiş. Biz sınav peşindeyiz.
Bu yazdıklarım benim görüşümdür. Beni ba��lar. Katılmayabilirsin. Mevcut durum hoşuna gidiyorsa savunmaya devam edebilirsin.
Ama 3 sene sonra bunu düzeltecek adam da bulamayacağız…
Gazze Şeridi’ne soykırım geri döndü.
Bugün Gazze’nin her bölgesinde bombardıman var, onlarca şehit var.
İsrail Refah Sınır Kapısı’nı da tamamen kapattı.
Kim ne derse desin, Barış Zirvesi’nin üzerinden 1 hafta geçmeden İsrail soykırıma geri döndü.
Arabuluculardan ise ses yok.
İsrail dün Refah Kapısı’nı tamamen kapatma kararı almıştı.
Bugün de bir yandan onlarca hava saldırısı düzenlerken bir yandan da Gazze’ye insani yardım girişini tamamen durdurma kararı aldı.
Bu lanetli soykırımcılara kim dur diyecek?!
#gazzedesoykırımdevamediyor
Kim söndürecek kalplerimizde yaktıkları o kayıp ve acı ateşini?
Kim onaracak içimizdeki o kırıkları?
Bunca ayrılığı, bunca felaketi nasıl unutabiliriz?
Ya Rabbi, Gazze’deki kardeşlerimizin kırıklarını sar,
kalplerindeki ateşi söndür
ve onlara daha hayırlısıyla karşılık ver…
Dünyanın farklı köşelerinde savaşın, zulmün ve haksızlığın gölgesinde büyüyen çocuklar var.
Biz, dünyanın unuttuğu vicdanı, çocuklarımızın kalbinde yeniden yeşertmek zorundayız.
Bu anlayışla, Millî Eğitim Bakanlığı olarak 81 ilimize gönderdiğimiz yazı doğrultusunda,
7 Ekim Salı günü tüm okullarımızda eşzamanlı olarak öğrencilerimizin katılımıyla Filistin ve Gazze temalı farkındalık etkinlikleri düzenleyeceğiz.
Amacımız, çocuklarımıza sadece bilgi kazandırmak değil; vicdanı, adaleti ve insan olmanın sorumluluğunu da öğretmek.
Çünkü insanın içindeki iyilik yeşermedikçe, hiçbir bilgi meyve vermez.
Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’nin merkezinde yer alan “Erdem-Değer-Eylem” anlayışıyla;
barışa, insan haklarına ve evrensel değerlere saygılı bir nesil yetiştirmeye kararlıyız.
Filistin ve Gazze’de yaşanan acılara duyarsız kalmadan, insanlık onurunu savunma bilincini çocuklarımızda yaşatmak hepimizin ortak görevi.
Bu anlamlı sürece yürekten destek verecek tüm öğretmenlerimize, yöneticilerimize, velilerimize ve öğrencilerimize şimdiden teşekkür ediyorum.
Gazze halkı, onları açlığa mahkum eden israil işgal güçlerini oyalayarak balık tutma fırsatı verdikleri için Global Sumud Filosu'na teşekkür etti.
Çocukların sevincine bakar mısınız?
Sanırım dakikalar içinde müdehale baslayacak, bu şahane insanlarla bu yolculuğun son fotoğrafını paylaşıyorum.
Sesi duyuyor musunuz?
NEHIRDEN DENIZE ÖZGÜR FILISTIN!
@gmtgturkiye
@gbsumudflotilla
🚨 Acil Çağrı 🚨
İnsanlığın vicdan hareketi olan Global Sumud Filosundan gözünüzü ayırmayın! MEYDANLARDA BULUŞUN!
SİVİL İNİSİYATİFLER, TEK YÜREK OLARAK BİRLEŞMELİ!
#SumudFlotillaSaldırıAltında
Sayfama düştükçe şaşkınla okuyorum…
ABD motor vermiyor diye adamlar bayram etmiş..
İnsan ülkesine ancak bu kadar düşman olur…
Ama merak etmeyin… WW başlamadan önce..
Aslan parçası Türk mühendisleri KAAN’nın motorun da yapar… Bu milletin kaderini de değiştirir…
Sumud Günlüğü -3
Filomuz iki gündür Akdeniz sularında yavaş yavaş ilerliyor… Ancak rüzgârlar sanki her zamankinden farklı ve anlamlı esiyor. Rüzgâr, sadece dalgaları değil, umutları da dünyaya yayıyor.
Sumud Filomuz şu an Akdeniz’in içinde bir yerde demirlemiş durumda. Ama burası bir bekleyiş değil; bir kavuşma anının hemen öncesi gibi…
Sanki herkes içten içe biliyor: Bu yolculuk; bir varış hikâyesi, bir vicdan yürüyüşüdür.
Gün boyunca onlarca kişiyle konuştum. Farklı diller, farklı milletler, farklı hayatlar… Ama hepsinin kalbi aynı yere yönelmiş: Gazze
Bu filodakilerin çoğu geri dönüş planı yapmıyor. “Nasıl döneceğiz?” demiyorlar. Tam aksine, dillerinde sadece tek bir cümle var: “Nasıl kavuşacağız?”
Kimi doktor, kimi gazeteci, kimi öğretmen, kimi aktivist… Kimisinin yaşı genç, kimisinin omzunda yılların yükü var. Ama hepsi bir noktada buluşuyor: Gazze’ye ve Gazzelilere kavuşmak.
Sanki her biri yıllardır görmediği kardeşine, çocuğuna, sevdiklerine gidiyor… Bu yüzden buradaki hava, bir sefere çıkıştan çok, bir vuslat hazırlığını andırıyor gibi… Gözlerde korku yok, endişe yok. “Ya başaramazsak?” sorusu bile yok. Çünkü bu filo, başarının adını varmakla değil, yola çıkmakla koymuş.
Sumud Filosu’nun demirlediği bu yer artık sadece bir konum değil; bir vicdan durağıdır. Gemilere yüklenen sadece yardım değil; asıl yüklenen azık, umuttur. Her paketin içinde bir çocuğun yüzünü güldürecek bir parça umut, her yürekte bir annenin gözyaşını dindirecek bir damla merhamet var.
Burada sessizlik bile bir şey söylüyor: “Biz buradayız ve sizinleyiz.”
Geri dönmek mi? Bu şimdilerde konuşulan bir gündem değil… Normalde böyle yolculuklara çıkarken insanlar geri dönüş planları yapar; uçak bileti, vize, tarih… Ama burada böyle bir gündem yok. Bu insanların gündeminde sadece kavuşmak var; kavuşmak ve hasret gidermek…
Bazıları açıkça söylüyor:
•“Eğer Gazze’ye ulaşabilirsem, o izzet toprağını öpeceğim…”
•“Eğer kavuşabilirsem, o çocukların ellerini ve ayaklarını öper, geç kaldığımız için bizi affedin, diyeceğim.”
•“Eğer kavuşabilirsem, birine sarılır, dakikalarca ağlarım!”
Bu sözleri duyunca insanın içi titriyor ve bu filonun bir yardım filosu değil, bir umut ve hasret filosu olduğunu daha derin kavrıyoruz…
Filomuz yola çıktığında belki bir grup insanı ve biraz yardım malzemesi taşıyordu. Ama bugün, çok daha fazlasını taşıyor: Mazlumların duasını, yeryüzünün vicdanını, susanların yerine konuşanların cesaretini…
Sumud, sadece Gazze’ye değil, insanlığın kalbine doğru yelken açıyor. Çünkü bu yolculuk coğrafi değil, adâlet yolculuğudur.
Gün gelecek, belki bu filo tarih kitaplarına girecek. Ama inanıyoruz ki, kitaplara girmeden önce insanlığın kalbinde yer alacak. Çünkü bu filo, bütün umutların tükendiği bir anda, hâlâ yeryüzünde umudun var olduğunu gösterdi.
Ve unutmayalım:
Kavuşmak, bazen kazanmaktan daha büyük bir zaferdir.
Yola çıkmak ve yolda kalmak, daha büyük bir kazançtır…
Muhammed Emin Yıldırım
@m_eminyildirim