İçimde ne kadar sevgi var bilmiyorum. Bazen bunu düşündüğümde korkuyorum, çünkü sanki yıllardır biriktirdiğim bir şey var içimde; sessizce, kimseye görünmeden büyüyen, bir gün kapağını açarsam her yere taşacakmış gibi duran bir şey. Ben buna sevgi diyorum ama bazen sevgi demek bile yetmiyor. Çünkü bu, birini sevmek gibi değil yalnızca; birinin elini tutmak, yanağına dokunmak, uyurken ona sarılmak, “buradayım” demek gibi küçük şeylerin içimde birleşip devasa bir şeye dönüşmesi. Sanki içimde bir okyanus var ve ben yıllardır kıyısında oturup kimseyi ıslatmamaya çalışıyorum. Ama artık taşıyamıyorum. Birine vermek istiyorum. Öyle biraz değil, ölçerek, tartarak, azar azar hiç değil. İçimde ne varsa, bir insanın göğsüne başımı koyduğum anda hepsini bırakmak istiyorum. Sarılmak istiyorum. Uzun süre. Öyle birkaç saniye değil; sanki yıllardır ayrı kalmışız gibi, sanki o kolların arasında biraz daha kalırsam içimdeki bütün gürültü susacakmış gibi. Ve bundan korkuyorum. Çünkü biliyorum… Birine bu kadarını verirsem onu kaybettiğimde elimde hiçbir şey kalmayabilir. Ya bütün sevgimi ona verirsem? Ya onu kendime bir yuva yaparsam ve sonra o yuva kapısını yüzüme kapatırsa? Ya içimdeki bütün sıcaklığı birinin avuçlarına bırakırsam ve o eller bir gün beni bırakırsa? İşte bundan korkuyorum. Sevmekten değil, sevdiğim şeyin benden alınmasından korkuyorum. Çünkü ben sevgiyi küçük yaşamayı bilmiyorum galiba. Birini seviyorsam ona yalnızca sevgimi vermek istemiyorum; gecemi vermek istiyorum, sessizliğimi vermek istiyorum, en savunmasız hâlimi vermek istiyorum, yanında hiçbir şey kanıtlamak zorunda olmadığım hâlimi. Bazen düşünüyorum da, belki de içimdeki bütün bu sevgi aslında birilerine ulaşmak için çırpınıyor ve ben onu tutmaya çalıştıkça ellerimin arasında daha da sıkışıyor. Sonra sevgi olmaktan çıkıp ağırlığa dönüşüyor; özleme, yalnızlığa, öfkeye… Bazen çevremdeki insanlara baktığımda onlara verebileceğim sevginin içimde ne kadar büyük olduğunu düşünüyorum ve içimden bağırmak geliyor: “Benim içimde bu kadar şey varken neden verecek kimsem yok?” İşte o zaman anlıyorum; ben aslında birini bulmak istemiyorum sadece. Ben içimdeki bu sevgiyi koyabileceğim bir yer arıyorum. Bir çift kol, bir omuz, bir göğüs, bir insan. Ama sonra kendime kızıyorum, çünkü bir insanın benim içimdeki bütün boşlukları doldurmasını istemek ona haksızlık olabilir. Benim sevgim onun sırtına yük olmamalı, onu boğmamalı, onu beni ayakta tutmak zorunda bırakmamalı. Ben birine sarıldığımda “beni kurtar” demek istemiyorum. Sadece… “Biraz burada kalabilir miyim?” demek istiyorum. Çünkü belki de ihtiyacım olan şey bu. Bütün sevgimi birinin üzerine yıkmak değil, onu yavaş yavaş birine verebilmeyi öğrenmek. Korksam bile. Parçalanmaktan korksam bile. Çünkü sevgiyi hiç vermemek de insanı parçalayabiliyor. Bunu biliyorum artık. İçimde tutarsam taşacak. Birine verirsem kırılabilirim. Ama belki sevmenin doğasında biraz risk vardır. Belki mesele hiç kırılmamak değildir. Belki mesele, kırılabilecek kadar sevip yine de kendimi kaybetmemeyi öğrenmektir. Ve ben hâlâ birine sarılmak istiyorum. Hâlâ birinin yanında uyumak, uyandığımda hâlâ orada olduğunu görmek istiyorum. Hâlâ içimdeki bütün o sıcaklığı bir gün birinin ellerine bırakmak istiyorum. Ama bu kez kendimi de yanımda götürmek istiyorum. Çünkü içimdeki sevgi ne kadar büyük olursa olsun, ben yalnızca sevdiğim kişi değilim. Ben, o sevgiyi taşıyan kişiyim. Ve belki ilk defa bunu da sevmeyi öğrenmem gerekiyor.#Hugs #Love #NeedAHug #TouchStarved #Longing