Turkey arrested a stand-up comedian on charges that his jokes insulted President Recep Tayyip Erdogan and incited the public to hatred of religion https://t.co/2XzuDx3xmx
Bir sanatçı veya aydının özerklik veya kişisel bağımsızlık çabası, kendi halkından, sınıfından ve onların değerlerinden kaçmak anlamına gelmez. Bu çaba, siyasi ve sanat komiserlerinin ideolojik baskısından, keyfi taleplerinden kurtulma ve yaratıcı üretimde bulunma arzudur sadece. Tarih her zaman bu tür sanatçı ve aydınları haklı çıkarmıştır, onların eserlerine hakettikleri değeri vermiştir..
Sevgili Mikail Aslan, MESAM'da yönetim kurulundasınız. Kürt sanatçıların fonograma haklarını kurullarınızda tartışmaya açmayı düşünüyor musunuz? Görev aldığınız günden bugüne, bu neviden konularda ne gibi çalışmalar yürüttünüz? Meslek örgütleri olarak, plak şirketi ile eser sahipleri arasındaki akitlerin sanatçılar lehine yeniden ele alınması (en azından miras hakkı) konusunda, tavsiye düzeyinde dahi olsa bir deklerasyonunuz olacak mı? 'Sorun ne Mem'dir ne Kom'dur ne teliftir, sorun yapısaldır' minvalindeki, daha çok duygusal bir saikle yaklaştığınız konuya ilişkin inşa odaklı fikir ve önerilerinizi dinlemek isteriz. Vurgu yaptığınız 'yapısal' soruna karşı eyleme geçmemizin önündeki engel nedir?
Plak şirketleri, eser sahipleri ve meslek örgütlerinin katılımıyla gerçekleşecek kapsamlı bir çalıştaya öncülük etmenizi talep ediyoruz. 'Tüzüğü gereği ' eser sahiplerinin haklarını korumakla mesul kurumlar olan Mesam, Msg, Müyorbir, Mü-yap ve diğer meslek örgütlerinin yöneticilerinin de konuya gereken önemi vereceklerini umuyoruz. Artık geri dönemeyeceğimizi bildiğimiz bir yerlerde çırpınıyoruz. Biz 20 yıl önce o sözleşmeleri imzalarken dünya bu dünya değildi. Çok şey değişti. Her şey hızla değişti, dönüştü. Neden sanatçıları o günün koşullarına uyumlanmaya çalıştığı için bugün adeta cezalandırılmasınas eyirci kalıyorsunuz? O gün, bugün olan hemen hiçbir şey yoktu. Gelir getiren, tanınırlık sağlayan hiç bir mecra yoktu. O gün imzalanan tüm sözleşmeler kadük mahiyetindedir. Dijital gelir? Miras hakkı? Bunların yeniden düzenlenmesini talep ediyoruz.
Bu oyunun kurallarını artık "Unkapanı" değil, halk yazmalı.
Mesele ne pere ye helbet! Mesele ne nirxên gelê kurd e jî. Mesele demokrasiya nava malê ye, heke malek mabe. Ji gelan re demokrasî, ji nava malê re otokrasî, nabe! Dem guherî, em ne di salên 90î de ne. Ji vê meseleyê re komxebatek lazim e. Mixabin, di nava me de diyalog tune.
Yaprağından dalına, gövdesinden damarlarına kadar tahrib edilmiş bir kültürün varlık yokluk mücadelesinde kurulan parti ve parti kurumlarının başvurdukları doğru-yanlış yöntemlerin tümü araçsaldır ve geçicidir. Verilen bütün bedeller bilincin ve kültürün açığa çıkarılması içindir.
Bu cümleleri siyasi toplantılarda ve diyaloglarda sürekli duyarız.
Kürt-Zaza sanatını açığa çıkarmak amacıyla siyasal hareketin bünyesinde sanatsal kurumlar oluşturuldu. Sahipsiz kalan bu alanın meşruiyeti ve temsili için de büyük bedeller verildi. İlk başladığımız yıllarda bu kurumlar hep yanımızda oldular, sanatımızı icra etmek için bizlere yeni alanlar açtılar. Dükkanları, büroları, evleri basıldı, kol kanatları kırıldı, zulüm gördüler, hapis yattılar. Bahsedilen süreçte yanımızda duran Hunerkom, Mîr Muzîk, Kom Muzîk gibi kurumlara minnetdârız. Bu birlikteliği, omuz omuza mücadeleyi da her zaman ve her yerde gururla anlatırız. Ancak değerli sanatçı kardeşim Mem Ararat'ın bahsettiği tartışmayı birbirimizi kırmadan devam ettirmemiz, kendimiz, tarihimiz ve değerlerimize duyduğumuz saygının gereğidir.
Bir gerçek var ki sanatın yolu ile siyasetin yolu her zaman ve çağda tümüyle aynı değildir. Eğer bir yer ve çağda ikisi arasında sürekli ve tam bir uyum varsa ortada bir sorun var demektir. Siyaset bulunduğu zamana ve güne endekslidir, sanat ise toplumsal hafızaya hakim olan duygusal kodlarıyla zaman ve mekan ötesidir, en azından maksadı ve hedefi budur. Her ikisinin algısında farklılıklar vardır ve bu doğaldır. Bu gerçeği ve durumu anladığımızda iki alanın birbirlerini muazzam şekilde tamamladığını görebiliriz.
Bir çok sanatçı gibi benim de bu kurumlarla kavgam oldu. Kurumlara katılan, görev alan kişilerin beraberlerinde getirdikleri anlayışlar veya merkezden üretilen sanata yönelik yanlış yaklaşımlar vb.
Kürt-Zaza sanatının yeniden üretilmesiyle beraber siyasal hareketin bünyesi içinden ya da d��şından yeni sanatkarlar, yeni anlayışlar ortaya çıktı ki amaç ve sonuç buydu zaten.
Şimdi hareketin bünyesindeki kurumlar, "daire" dışında kalan veya "kurum dışı" olan yeni isim ve oluşumlarla nasıl ilişkilenecekler? Huzursuzluğa ve gerginliğe sebep olan durum tam da budur. Yoksa "telif", "Kom Müzik" veya bazı şahıslar değildir. Durum yapısaldır. Tartışılması gereken budur.
Devrimci ve ulusal bilincin geniş halk kesimlerine aktarılmasıyla beraber oluşan yeni yapıda toplum takip edeceği, seveceği ya da sevmeyeceği sanatçıyı kendisi seçiyor artık. Şimdiye kadar öncülük misyonunu üstlenen emekdar kurumlara düşen yeni görev, kendi halkına güvenmeleri ve bu yolda halka eşlik etmeleridir. Çünkü partiler ve siyasetler seçenek sunabilir, ama halk seçer, seçimi yapan halktır. Halk kendi sihirli dinamiğiyle bunu seçiyor veya vazgeçiyor. Kalıcı olmak da sanatçının çabasına, kendini geliştirmesine kalıyor.
Bundan kastım örgütsüzlüğü öğütlemek ve savunmak değildir. Her sanatçı siyasal yapılar içinde de örgütlü olabilir, sanatçı örgütleri içinde de. Örgütsüz sanatçı bir süre sonra kendi gölgesine tapmaya başlayabilir. Bizi sanatçı olarak diğer insanlarla eşitleyen şey, sosyal varlıklar olmamızdır.
Atalarımızdan miras kalan bahçe elimizden alınmıştı. Bahçemizi yakmışlardı. Tarumar etmişlerdi. Verilen ve daha da verilecek olan bedellerin toplamında bir bilince ulaştık ve bize ait olan bahçemize sahip çıkmayı öğrendik. Siyaset veya parti "bahçeyi ben size geri kazandırdım, benim sözüm geçer" dememelidir. Çünkü halk artık bunun bilincindedir.
"Kurum içi-dışı" anlayışını sorgulayarak bahçemize renk katan, değer katan her bireyi ve çabayı yüceltmeliyiz.
Sonuç olarak bahçe hepimizindir, o kutsal emaneti ekip biçerken kimse üstten konuşmamalı. Emek veren, üreten her kimse, o bahçede hakkı vardır. Bize ait olan değerlere, kendimizden birine hor davranmadığımız sürece doğru yoldayız demektir.
Diyar e, Memê sebra wî lê bar e êdî hew îdare kiriye.
Ez şahidê hevalê xwe yê delal im ku ji bo şerma malê di malê de bim��ne çiqas li ber xwe daye. Ez şahid im ku ji bo kesek bi hin rezaletan nehesin çawa tehemul kiriye. Ez şahid im ku çawa keda wî hatiye dizîn, lê ji bo Kurdek aciz nebe çawa ji xwe daye. Ez şahid im ku di dewra qeyûm û barbariyê de çawa şewqeya xwe kişandiye ser bijangan û çûye di karê giran de xebitiye da serî li ber dagirkeran netewîne. Ez şahid im ku çawa bi mehan li ser cilikekî razaye û balîfek xwe tunebûye ku bide navbera pişta xwe û dîwêr.
Memo yek ji wan zarokan e ku Roma reş gund û mal lê xerakiriye, şewitandiye. Li bin konên naylonî yên "karkerên demsalî" mezin bûye, di nav heriya zeviyên serdestan de xwe û neteweya xwe naskiriye. Di 13-14 saliya xwe de helbest şandine "Rewşen"ê, di 17-18 saliya xwe de xema şehîdên me xwariye.
Memê ku bi hevaltî û biratiya wî şanaz im, di dewra xerakirina bajaran de li ber serê Cemîlayê giriyaye, "Li Rûbarê Dêrgulê" bi hestên salên 90î qêriyaye, li pey xewna qulingan di xewa kûr re çûye.
Ez barê Memî zêdetir nekim, lê Mem em in. Em çawa ji ber qîlên gurên har ku hezaran salan cîhanê xerakirine xelas bûne û mane ew jî ji ber dagirkeriya çavsor û jiyana ne-bextewar xelas bûye û maye.
Mem, "Darbesta Wedat Aydin, lê Amedê Amedê, kesk û sor zer pêçane" nekiriye "Sanma ki bizbizeyiz lê Amedê Amedê, olene dek sizleyiz!" Mem, "Li Bota' dîlan e, Egîdan ser hildane" nekiriye "Bu şehre sozumuz var, sahalar rakiplere dar!" Berê serdestan stranên me didizîn, niha golikên qol ketine nav stranan dikin Tirkî û dibin kesên "maqûl" lê Mem Ararat ku "Kurmancê reş" e dibe nîşange?
Nabe ku rantiye keda Memî û hunermendên me bixwin. Ne qanûnên serdestan ên "telîf"ê lê isûla civata me û şoreşgeriyê pîvêr e. Berê karê "sazî"yan ji bo şoreşê bû, lê hin sazî êdî malê şexsan in, şexsan dest danîne ser. Divê ji pişt mertalê qanûnên Tirkan derkevin û mafê hemû hunermendên Kurd radestî wan bikin. Nabe hunermendên Kurd li hemberî desthilatdariya Kurdan "jî" têbikoşin! Nabe ku saziyên "me" yên heyî bi qeydê serdestan bikin.
Memê me yê çargurçik hunera me dibe ser dikên qurre yên cîhanê. Mem navê serkeftina Kurdiya me ye. Hez dikî godarî bike, hez nakî godarî neke. Lê neheqî lê neke, xîreta wî nahêle ku dilê te bişkîne, lê dizanim ku dilê wî wek Kurdistana me fireh û xemgîn e.
Selîm Temo
Van çend salên dawî Mem Ararat, yek ji tiştên herî xweş e ku hatiye serê muzîka kurdî. Eyarê muzîka me ya folklorîk rast kirin, birin ser eslê wê û di wê astê de stranên nû çêkirin.
Bi sekna xwe jî gelekî cihê bû, dernedikete pêş, qet min hevpeyvîneke wî nedîtibû, jiyana wî ne li ber çavan bû, vê jî sêhrek didaye.
Berî demekê li ser rûpelên xwe bersiva hinek pirsên nivîskî da. Min hinekî temaşe kir, destpêka wê. Wek ku mecbûr kiribin, bi zextên psîkolojîk, gelek tişt; jimara zarokên xwe, zewaca xwe ya berê, heta bi temenê jina xwe… Xwezî qet giringî bi wan tiştan nedaba, boxçika jiyana xwe nevekira. Ez ber ketim.
Helbet wekî herkesî, hunermend jî li hember civaka xwe mesûl in. Tişta ez dibînim civak ne wisa ye, normaltir e. Bi tu awayî mirov nikare wan kesên di pişt heft deriyan de veşartî, îqna bike. Û mecbûriyeta kesî tune wan îqna bike. Divê mirov guh nede van tiştan.
Tu nepeyivî ê bêjin çima bêdeng î? Bipeyivî dibên çima ne wek me dipeyivî? Tiştekî di gotinên te de nebînin, bixwe ji te re gotinan çêdikin û çêr dikin. Tiştek nemabe vê carê jî kenê te dikin problem. Bo wê tu qîmetê helwesta wan tune, divê wek ku tunene bên hesibandin.
Du-sê ro berê Mem Ararat eşkere kir ku şaredariyên Stenbol, Bursa û hin bajarên din bo konserên wî salonê nadin, heta bersiva daxwaza salonê jî nadin. Hevkara CHPê DEM bêdeng ma. Li dewsa wan, kevneşoreşgerên me deng kirin û mesele girtin ser xwe, bûn berdevk. Berê digotin eybiya mezin, fêhtiya giran, em êdî bi tiştekî wan şaş nabin. Li hember hunermendekî kurd ku bi tena serê xwe ye, partiya avakar a cumhuriyetê diparêzin.
Wisa dikin ku hunermendên kurd, ji şaredariyên DEMê tu caran salon nexwazin. Jixwe helwesta wan ji ya CHPê xirabtir e. Gelek hunermendên kurd bi perê xwe jî nikarin li wan salonan konser bidin. Rojekê muheqeq ê hunermendên kurd behsa wê miameleya wan a xirab bikin. Lê eynî salon ji hemû hunermendên tirk re vekiriye. Vêce bi vî halî ev partî ê “statû���yê ji zimanê kurdî re çêke?