Aerial photos showing the impressive and vast turnout of mourners and the funeral prayers held for the martyred leader of the revolution and his family.
Japonya 80 yıllık kuralını bozdu. Bunu en net gören de Çin'in kendisi.
Japonya seksen yıldır bir kurala sadıktı.
İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana ordusunu küçük tuttu, silah ihracatından uzak durdu ve hiçbir askeri ittifakın merkezine oturmadı.
Bu hafta o kural bozuldu.
Japonya, Hindistan ile savunma üretimine kadar uzanması planlanan yeni bir ortaklığa imza attı.
Çin dün iki ülkeye resmi bir uyarı gönderdi: "İşbirliğiniz üçüncü bir tarafı hedef almasın."
Herkes bu cümleyi sıradan bir diplomatik çıkış olarak gördü.
Bana göre bu cümle, sahnesi 2010'da kurulan bir mücadelenin yeni raundu.
Cümlede tuhaf bir detay da var.
Üçüncü taraf, uyarıyı yapan ülkenin ta kendisi. Buna yazının sonunda döneceğiz.
Önce 2010 yılına, Doğu Çin Denizi'ne gidelim.
Japonya bir Çinli balıkçı teknesinin kaptanını tutukladı. Kriz büyüdü ve herkes askeri bir karşılık bekledi.
Karşılık geldi ama beklenen yerden gelmedi.
Çin donanma göndermek yerine, Japonya'ya giden nadir element sevkiyatını durdurdu.
O yıllarda Japon sanayisinin kalbi bu metallerle atıyordu. Japonya bu metallerin yüzde 90'ını Çin'den alıyordu.
Sevkiyat durunca ne oldu?
İlk haftalarda kimse inanmak istemedi. Resmi bir ambargo ilanı yoktu. Gümrüklerdeki gemiler evrak eksikliği gerekçesiyle bekletiliyordu. Ama limanlardan tek bir yük çıkmıyordu.
Sonra piyasa gerçeği gördü. Bazı elementlerin fiyatı birkaç ay içinde on katına çıktı.
Dünyanın en gelişmiş sanayilerinden biri, gözle görülmeyen birkaç gram metal yüzünden durma noktasına gelmişti.
Kesinti yaklaşık iki ay sürdü.
Japonya'nın çıkardığı sonuç netti.
Bu metaller her büyük gerilimde yeniden masaya sürülecekti. O halde bu kozun işlemeyeceği bir düzen kurmak gerekiyordu.
Devlet fonları Avustralya'daki maden şirketi Lynas'a ortak oldu ve Çin dışındaki ilk büyük üretim hattını finanse etti. Eski elektronik cihazlardan metal geri kazanan tesisler kuruldu, Japonlar buna şehir madenciliği adını verdi.
Ulusal stoklar büyütüldü. Japon mühendisler daha az nadir elementle çalışan tasarımlar geliştirdi.
Sonuç yıllar içinde ortaya çıktı.
2010'da dünya üretiminin yüzde 97'sini kontrol eden Çin'in payı, on yıl içinde yüzde 60'lara indi.
Burada tarihin sessiz kurallarından biri işliyor.
Tekel, kullanılmadığı sürece silahtır. Kullanıldığı an karşı taraf tek bir şey öğrenir: sensiz yaşamayı.
Peki bu, Çin'in kaybettiği anlamına mı geliyor?
Hayır.
Burası hikayenin en çok atlanan yeri.
Çin madencilikte pay kaybetti ama asıl kaleyi korudu. Madeni topraktan çıkarmak işin görünen yüzü.
Asıl güç, çıkan madeni kullanılabilir metale çeviren ayrıştırma tesislerinde. Bu iş pahalı ve kirli. Batı bu yükü yıllar önce Çin'e devretti.
Bugün dünyadaki her 10 ayrıştırma tesisinden 9'u Çin'de. Avustralya'da çıkan madenin yolu bile çoğu zaman oradan geçiyor.
Yani 2010'un dersi iki taraf için de farklıydı.
Japonya kaynağı çeşitlendirmeyi öğrendi. Çin ise şunu öğrendi: maden her yerde bulunur ama tesis her yerde kurulamaz.
Bu dengeyle 16 yıl geçti.
Birkaç ay önce denge yeniden bozuldu.
Japonya'nın başbakanı Takaichi parlamentoda şu cümleyi kurdu: "Tayvan'a bir saldırı Japonya'nın varlığını tehdit eder. Gerekirse askeri cevap veririz."
Bu cümle Japonya'da sıradan bir gündem maddesi olarak kaldı. Çin için ise kırmızı çizgiydi. Çünkü Çin, Tayvan'ı iç mesele sayıyor ve yabancı bir liderin Tayvan için asker kelimesini kullanmasını kabul etmiyor.
Cevap gecikmedi. Yine donanma değil, yine füze değil.
Nadir elementler.
Ama bu kez karşıda aynı filmi daha önce izlemiş bir Japonya vardı.
Tokyo üç hamleyle yanıt verdi. Üçü de aynı haritanın parçası.
Birinci hamle: Hindistan.
Takaichi bu hamle için Yeni Delhi'deydi. Modi ile yapılan zirveden kritik mineraller, savunma işbirliği ve enerji güvenliği anlaşmaları çıktı.
Neden Hindistan?
Hindistan, yaklaşık 7 milyon tonla dünyanın en büyük nadir element rezervlerinden birinin üstünde oturuyor. Ama üretimi dünya toplamının yüzde 1'i bile değil. Madeni işleyecek sermayesi ve teknolojisi yok.
Japonya'nın durumu bunun tam tersi. Sermayesi var, teknolojisi var, madeni yok.
İki eksik parça birbirini tamamlıyor.
İkinci hamle: Grönland.
Japonya ayrıca Grönland'a resmi heyet gönderme kararı aldı. Adanın altında, dünyanın el değmemiş en büyük nadir element yataklarından bazıları duruyor.
Üçüncü hamle: savunma.
İki ülke ortak tatbikat, teknoloji paylaşımı ve ortak askeri üretimi hedefleyen yeni bir savunma çerçevesi kurdu.
Seksen yıllık kural işte tam burada bozuldu. Savunmasını hep başkasına emanet eden ülke, ilk kez silahını bir ortakla birlikte üretmeye hazırlanıyor.
Üç hamle alt alta okunduğunda ortaya bir alışveriş listesi değil, bir harita çıkıyor.
Avustralya 2010'un cevabıydı. Hindistan ve Grönland bu seferin cevabı.
Üstelik hedef bu kez sadece maden değil. Japonya, ayrıştırmayı da Çin'in dışına taşıyacak bir zincir kurmaya çalışıyor. Yani doğrudan kaleye oynuyor.
İşte dünkü uyarı tam bu noktada geldi.
"İşbirliğiniz üçüncü bir tarafı hedef almasın."
Şimdi baştaki detaya dönebiliriz. Çin bu cümlede adını neden koymadı?
Çünkü zirveden çıkan anlaşmalarda itiraz edilecek askeri bir madde yok. Mineral, enerji, ekonomi.
"Bu anlaşmalar beni hedef alıyor" demek, o anlaşmaların gerçek ağırlığını herkese ilan etmek olurdu.
Bir tekel, hangi noktadan zorlanabileceğini kendi ağzıyla duyurmaz.
Peki tablo kime avantaj gösteriyor?
Tablo bir kazanan değil, bir saat yarışı gösteriyor.
Bir tarafta Japonya'nın haritası var. Kağıt üzerinde güçlü ama zamana muhtaç.
Bir ayrıştırma tesisi kurmak 5 ila 10 yıl istiyor. Grönland'da buzun altındaki madene ulaşmak daha da uzun. Hindistan'ın rezervi bugün hâlâ toprağın altında.
Diğer tarafta Çin'in kozu var ve bugün hâlâ çok güçlü. Ama 2010 bir şeyi gösterdi: her kullanım, karşı tarafın hazırlığını hızlandırıyor.
İlk seferinde bu hazırlık madencilikte yaşanmıştı. Bu kez sıra ayrıştırmada.
İki taraf da aynı takvime bakıyor: Tayvan.
Çin bu kozu en çok o masada isteyecek. Japonya ise o masa kurulmadan haritayı bitirmek istiyor.
Önümüzdeki aylarda iki habere dikkat edin.
Hindistan'da Japon ortaklı ilk ayrıştırma tesisi ve Grönland'da maden ruhsatı.
Bu ikisi, yarışın hızını gösterecek.
Bu benim şahsi analizim.
Gelişmeleri takip ediyorum, sizi bilgilendireceğim.
C'EST GRAVE !!!
Une loi vient de passer qui autorise conjointement le Ministère de l'Intérieur et le Ministère des Finances de confisquer les fonds, les revenus des personnes physiques ou morales qui auraient commis de l'incitation à la haine...
Sans passer par un tribunal !!!
🚨🚨 Debes hacerlo 2 veces al día... Solo necesitas masticar unos cuantos clavos de olor secos 30 minutos antes de comer...
Esto es una medida preventiva muy efectiva si no hay gusanos. Si los hay, el cuerpo te lo agradecerá...
Un solo clavo contiene 20 % de aceite esencial, que incluye sustancias aromáticas como eugenol, cariofileno y ylangeno. Los clavos también contienen una gran cantidad de taninos...
Gracias a una composición tan rica, los clavos son eficaces no solo contra los gusanos, sino también contra otros patógenos, como Staphylococcus aureus, el bacilo de la difteria e incluso el bacilo de la tuberculosis, los cuales les temen...
📌 Sus principales propiedades y beneficios para la salud incluyen:
• Analgésico y anestésico natural: Se usa frecuentemente para aliviar el dolor de muelas y reducir la inflamación de las encías (gingivitis) gracias a su compuesto activo, el eugenol.
• Mejora la digestión: Estimula la producción de enzimas gástricas y ayuda a eliminar gases (efecto carminativo), reduciendo la hinchazón y los espasmos intestinales.
• Propiedades antimicrobianas: Combate bacterias, hongos y parásitos intestinales, ayudando a equilibrar la microbiota.
• Acción antiinflamatoria: Reduce dolores musculares y articulares, aliviando la rigidez corporal.
• Poder antioxidante: Ayuda a combatir los radicales libres, protegiendo las células del daño oxidativo y previniendo el envejecimiento prematuro.
• Refrescante bucal: Tradicionalmente utilizado para combatir el mal aliento, ya que elimina las bacterias causantes del mal olor en la boca
Pffffjajajajaja
A grok le suspendieron la cuenta por decir que EEUU e Israel están cometiendo un Genocidio en Gaza
A grok
La IA que censura autocensurándose por decir la verdad
Si esto no es el final de los tiempos yo ya no sé…