İlahi adalete inanın.
Çünkü bazı insanların özrünü duymazsınız, pişmanlığını göremezsiniz ama hayatın onlara verdiği cevabı mutlaka izlersiniz. Bugün sizi görmezden gelenin, yarın görülmek için çırpındığını; kıymetinizi bilmeyenin, bir gün yokluğunuzla sınandığını görürsünüz. O yüzden bırakın, herkes yaptığının ağırlığını kendi omzunda taşısın. Bazı hesapları siz sorarsanız eksik kalır; zaman sorarsa herkes payına düşeni alır.
İlahi adalet gecikir, eksik kalmaz.
İnsan, kaçınmaya çalıştığı şeyin tam ortasında bulur kendini. Ne kadar uzak durmak isterse, o şey sanki o kadar yaklaşır. İşte psikolojide buna ters çaba denir. Yani bir şeyi zorla kontrol etmeye, bastırmaya ya da olmaması için aşırı çaba göstermeye çalıştıkça, aslında onu daha da güçlendirmek. Zihin tuhaf bir şekilde çalışır. Ona bunu düşünme dediğinde, tam olarak onu düşünmeye başlar. Çünkü yok saymaya çalıştığın şey, dikkatinin merkezine yerleşir. Mesela hata yapmamalıyım diye kendini sıkarsın; o an tüm odağın hataya kayar ve en küçük bir aksilik bile büyür. Ya da heyecanlanmamalıyım dersin; kalbin daha hızlı atar, nefesin daralır. Çünkü zihnin, yasaklananı değil, odaklanılanı büyütür.
Ters çaba kuralı, kontrol etme isteğinin bazen en büyük kontrol kaybına dönüştüğünü anlatır. İnsan, her şeyi kusursuz yapmak, hiçbir hata yapmamak, hiçbir kötü ihtimali yaşamamak ister. Ama hayat böyle işlemez. Ne kadar sıkarsan o kadar kayar elinden. Ne kadar zorla tutarsan, o kadar yorulursun. Aslında çözüm çoğu zaman daha fazla çabalamakta değil, biraz geri çekilmekte saklıdır. Zihnini zorlamak yerine anlamaya çalışmakta… Bastırmak yerine kabul etmekte… Çünkü kabul edilen şey sakinleşir, bastırılan ise büyür.
Ters çaba, insana şunu hatırlatır: Her şeyi kontrol etmek zorunda değilsin. Her düşünceye inanmak, her korkuyla savaşmak zorunda da değilsin. Bazen sadece izlemek, gelmesine izin verip geçmesini beklemek en güçlü duruştur. Çünkü zihin, savaş açtığın şeyle değil; barıştığın şeyle yumuşar.