Gazeteci Erdem Atay,
“Cem Küçük, İsrail'in köstebeği."
“ Mavi Marmara olayında bu Cem Küçük, o gemide bulunanların hepsine 'manyak sürüsü' dedi.
Sonra bir gerçek ortaya çıktı. Deniz Ülke Arıboğan -o zamanlar soy ismi Deniz Ülke Arıboğan'dı, şimdi Deniz Ülke Kaynak-
Mahir Kaynak'ın kızı, bir açıklama yaptı.
'Cem Küçük hakkında babam Cem Küçük için şu ifadeyi kullanmıştı:İsrail'in köstebeği.'
Bakın, Milli İstihbarat Teşkilatı'nın üst düzey bir yetkilisi bir adamın tarifini yaptı.
Ve bu adam İsrail'in köstebeği olmasına rağmen bu adam FETÖ'ye hizmet etmesine rağmen, Adnan Oktar'a hizmet etmesine rağmen, CIA'ye hizmet etmesine rağmen bu adam ayakta kaldı.
Her gün televizyonlarda orada burada gezdi, tozdu.
İşte böyle bir utanmazla karşı karşıyayız.
Yetti mi? Yetmez.
Ne yaptı biliyor musunuz? Demirören'e büyük hizmetler yaptı. Aydın Doğan'ı tehdit etti ya.
Aydın Doğan'a dedi ki: Sen artık bana tabisin.
Ben ve benim arkadaşlarıma tabisin. Bu şeyi bırakacaksın.
Doğan Haber'in, aynı zamanda Hürriyet'in, Milliyet'in Demirören'e satılmasında baş aktör."
Masonik baronik dinazorların bütün itirazlarına rağmen 4 minaresi olacak Kadıköy Rıhtım Camii inşaatına başlandı.
• 7 bin kişinin namaz kılabilecek
• sosyal ve kültürel faaliyet alanları olacak.
Kadıköy Rıhtım Camii, Taksim Camii gibi sembolik değeri ve anlamı büyük bir cami. Muhteşem bir eser olacak. Kadıköy’e karakter ve ruh kazandıracak inşallah.
Az önce bir çay ocağında yüksek sesle Türkiye İsrail'e limanlardan daha yeni ihracat yapıyor diyen bir gruba itiraz edip, hangi firma, hangi tarihte ihracat yapıyor ispat et dedim!
Türkiye 2 yıldır İsrail ile ihracatı durdurdu dedim; yalan söylüyorsun dedi.
Bunun üzerine Ticaret Bakanımızın danışmanı sn: @bekir_kaplan beyi aradım ve buyur hangi firma ihracat yapıyorsa, Bekir beye söyleyin dedim!
Taa 14 yıl önce yapıyordu şimdi demedim diye kıvırdı!
Bekir Bey çok net ifadelerle 2 yıldır sıfır ihracat yapılıyor dedi!
Ha öyle mi, biz yanlış biliyormuşuz dedi:)
Bu vesile ile bu tür yalan ve algılara her seferinde sabır ve nezaket içinde izahatta bulunan sn: Bekir Kaplan beyfendiye çok teşekkür ederim.👏
Dünya'da Çin hariç hiçbir ülkenin ulaşamadığı gemi inşa hızı!
Normal şartlarda modern bir savaş gemisinin tasarımı, inşası, donatılması ve testleri 5 ila 7 yıl sürebilir. Türkiye, farklı tersaneleri aynı anda devreye sokarak ve blok inşa yöntemini mükemmelleştirerek, neredeyse bir otomobil fabrikası disipliniyle fırkateyn üretmeye başladı.
🔹İstif sınıfının ilk gemisi TCG İstanbul (F-515) halen aktif olarak görevde
🔹TCG İzmir’in (F-516) seyir testleri devam ediyor
🔹TCG Karadeniz (F-520),TCG İzmit (F-517), TCG İçel (F-518) ve TCG Akdeniz (F-519) denize indirildi.
🔹TCG Ege (F-521) ve TCG Marmara’nın (F-522) inşası devam ediyor.
Tabi bu hızı daha da değerli kılan unsur, gemilerin %80'in üzerinde yerlilik oranına sahip olması.
Dünyanın en zengin 8. insanıydı. Adına kayıtlı servet tam 58 Milyar Dolardı. İstese dünyanın her şehrinde bir saray yaptırır, en lüks jetlerle gezebilirdi.
Ama o, 20 yıllık döküntü bir Volvo kullandı. Uçaklara hep ekonomi sınıfında bindi. İkinci el kıyafetler giydi ve saçını sadece ucuz olduğu için gelişmekte olan ülkelere seyahat ettiğinde kestirdi.
Karşınızda devasa IKEA imparatorluğunun kurucusu: Ingvar Kamprad.
Kamprad, İsveç'in küçük bir köyünde kibrit çöpü satarak başladığı işi, dünyanın en büyük mobilya devine dönüştürdü. Ama milyarder olduğunda bile IKEA restoranında indirimli sosisli sandviç yiyordu.
Bir gün "Yılın İş Adamı" ödülünü almak için prestijli bir galaya davet edildi. Oraya halk otobüsüyle gittiği için güvenlik görevlileri onun içeri girmesine izin vermedi. Çünkü dünyanın en zenginlerinden birinin otobüsten inebileceğine ihtimal dahi vermemişlerdi.
Çevresindeki zenginler onunla alay etti, herkes ona "cimri" dedi.
Ama onun meselesi üç beş kuruş tasarruf etmek değildi. O, vizyonun sözle değil eylemle aktarılacağına inandı. "Ben lüks içinde yaşarken, çalışanlarımdan nasıl maliyetleri kısmalarını isteyebilirim?" diyordu.
Kamprad, bugün hepimizi esir alan "statü" hastalığına kendi yöntemiyle başkaldırdı.
Bugün sosyal medyada "başarı" dediğimiz şey; kiralık lüks araçlarla, marka kıyafetlerle poz kesmekten ibaret. Hiç tanımadığımız insanları etkilemek için, aslında ihtiyacımız olmayan şeylere tonla para döküyoruz.
Kamprad ise bize şunu öğretti: Gerçek güç, ne kadar harcayabildiğinde değil, kimseye hiçbir şey kanıtlamak zorunda hissetmemendedir. Gerçek zenginlik, gösteriş köleliğinden kurtulmuş bir zihindir.
Çin jet motoru geliştirmek için 42 milyar dolar harcadı.
EUV litografi ve nükleer denizaltı reaktörü ile birlikte üretmesi en zor 3 teknolojiden biri.
87 yıllık bir teknoloji, üretebilen ülke sayısı hâlâ 5.
Yanma odası zor, türbin diski zor, kontrol sistemleri zor ancak kristal türbin kanatçığı çok zor. Ticari ölçekte üretebilen 7 firma var, hepsi ABD ve İngiltere'de.
Erimesi gereken sıcaklıkta. 1.400 derecede çalışıyor, üzerine binen kuvvet 10 ton.
Kristal kanatçıkların yaklaşık yarısı kalite kontrolünden geçemiyor.
GE bir motor geliştirirken 47 farklı alaşım kombinasyonu test eder. Hindistan ancak 3 tanesini test edebildi. 1986'da başladılar. 40 yıl oldu, motor hâlâ yok.
Çin 30 yılda yaptı, 2 kere motor test sırasında parçalandı. Bu iş için 96.000 kişilik bir şirket kurdu.
Bugün jet motoru üreteceğim diyen ülke en az 20 yılını ve 25 milyar doları gözden çıkarmalı.
Kısayol yok.
🇹🇷🇬🇧 KAAN ve HÜRJET Martin-Baker Mk18 fırlatma koltuğu kullanacak.
Firma tarafından paylaşılan görselde iki uçağımızın da aynı fırlatma koltuğunu kullanacağı görüldü.
HÜRJET proje boyunca aynı koltuğu kullanmaya devam edecek. KAAN'ın ise Blok 10 ve Blok 20'de Mk18'i kullanması, Blok 30'dan itibaren de milli olarak geliştirme süreci devam eden fırlatma koltuğuna geçmesi bekleniyor.
🇧🇫🇱🇾 İbrahim Traoré.
"Libya'ya bakın — tam yanı başımızda bir örnek.
Huzur içinde yaşıyorlardı, değil mi? Huzur içinde yaşıyorlardı. Su bedavaydı.
O kadar çok bedava şey vardı ki. İnsanlar evlendiğinde, zaten sosyal yardımları hazırdı.
Ama bugün Libyalılar su arıyor her yerde… Oradaki sefalete bakın. Yüz binlerce çocuk öldü.
İşte bu 'demokrasi.'
Dünyada demokrasiyi kurmak istedikleri her yerde, felaketle sonuçlanıyor. Tanrı bizi bu 'demokrasi'den korusun."
Netanyahu ispanya'yı
açıkça tehdit ediyor:
"Bunun bedelini ödemek üzeresiniz. İspanya İsrail’e karşı durduktan hemen sonra yaşanan elektrik kesintilerini ve gizemli tren kazalarını asla unutmayın.”
Ne diyor bu?
İspanya içinde terör saldırıları yapacaklarını söylüyor.
Dünya bunu böyle not etmeli.
Ve İspanya'nın cevabı:
"Sizi karalamıyoruz, tanımlıyoruz: Siz soykırımcı ve suçlu bir rejimsiniz. Hepiniz Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin önüne çıkacaksınız."
Elon Musk, 2030'lu yıllarda artık maaşlı çalışanlara gerek kalmayacağını ve birçok işi robotların ve yapay zekanın yapacağını söyledi.
Ona göre şimdiden önlemini alanlar, rahat edecekler. Peki neler yapılmalı?
Elon Musk'a göre en fazla 3 yıl içinde değişim hissedilmeye başlanacak.
Şimdiye kadar maaş ödenen işlerin çoğu otomatikleşecek, "İnsanlara para ödemenin anlamı" ortadan kalkacak.
Tarihin en büyük ölçekli "para hareketi" gerçekleşecek.
"Kendi zamanını, makinelerin elinden alamayacağı bir varlığa dönüştürmek" zorundasınız.
Bunun için tarım arazisi almalı, gıda üretimine, arsaya ve para getiren varlık yatırımına odaklanmalıs��nız.
İnsanlarla güçlü bir bağ kurarak insan lojistiği oluşturmalısınız. Digital hesabınız güçlü olmalıdır.
Burkina Faso Devlet Başkanı İbrahim Traoré:
“Bir gün, Batılı bir ülkenin gizli servisinden yetkililer bizi görmeye geldi. Bize, teröristlerin bulunduğu bölgelere gönderilecek yiyeceklerin içine katılması için dört farklı ürün teklif ettiler.
Bu ürünlerin her şeye katılabileceğini belirttiler; bira veya şekerli içecekler, sigara, pirinç, süt... Kısacası her şeyin içine konulabiliyor.
Ürünlerin etkilerini şu şekilde anlattılar:
Beyni tahrip eden ürün:
Amacı beyni öldürmek. Yani kişinin düşünmesini engelliyor. Nöronlarınızı yavaş yavaş kapatıyor ve sizi adeta aptallaştırıyor. Birkaç yıl içinde düşünme ve iş yapma kapasiteniz tamamen azalıyor.
Fiziksel kapasiteyi düşüren ürün:
Bu ürün fiziksel dayanıklılığı hedef alıyor. Eğer bir kişi 12 kilometre koşabiliyorsa, birkaç yıl sonra bu oran belki 6 kilometreye, 4 kilometreye düşüyor; kişi giderek zayıflıyor.
Uyku hali yapan ürün:
Sürekli uyku durumuna neden oluyor. Bunun vücutta tam olarak neyi etkilediğini ve nasıl çalıştığını doktorlar daha iyi bilir.
Onları dikkatle dinledik ve ardından ürünlerin isimlerini sorduk. Bize isimlerini vermediler ve kalkıp gittiler.
Ancak gitmeden önce onlara şunu sorduk: 'Bunu daha önce bir yerde test ettiniz mi? Gerçekten işe yarıyor mu? Aksi takdirde neden buna para ödeyip böyle bir işe girelim?' Çünkü bize bu teklifi getirmelerindeki amaç, teröristlerin olduğu bölgelerdeki bireylerin zamanla zayıflaması ve birkaç yıl içinde tarafımızca kolayca ezilebilecek hâle gelmesiydi.
Bize verdikleri yanıt; 'Evet, bunu daha önce Afrika'da bir yerlerde ve Asya'da da kullandık' oldu. Bunu daha önce defalarca kullanmışlar.
Biliyor musunuz, kanımı donduran şey ne oldu?
Kendi kendime, 'Evet, Afrika'nın işi bitmiş' dedim.
Çünkü aslında bunu halihazırda Afrika'da kullanıyorlar.”
Trump İran'ı tehdit etti. Ama asıl tehlike, İran'ın cevabında.
İran, Yemen'deki Husilere bir emir gönderdi.
Bab el-Mendeb Boğazı'nı kapatmaya hazır olun.
İlk bakışta bu bir petrol hamlesi.
Boğaz kapanır, petrol geçemez, fiyatlar yükselir.
Ama İran'ın gözü petrolde değil.
Asıl hedefi, denizin metrelerce dibinde yatıyor.
Dikkatli okuyun.
Trump ilk kez enerji altyapısını hedef almakla tehdit ettiğinde, İran şunu ilan etmişti.
Bölgenin enerjisi, suyu ve bilgi altyapısı, hepsi meşru hedef.
Yani İran, bir emirle hem bir bölgeyi susuz, hem dünyayı internetsiz bırakabileceğini söyledi.
İkisini de göstereyim.
Önce veriden başlayalım.
Çünkü İran'ın Husilere verdiği o emir, doğrudan bu ayağı hedef alıyor.
Bab el-Mendeb'in dibinde, deniz tabanına döşenmiş 17 fiber optik kablo var.
Avrupa ile Asya arasındaki internet trafiğinin yaklaşık %90'ı bu kablolardan geçiyor.
Bankacılık, borsa, bulut servisleri. Körfez'in dünyaya bağlantısı da büyük ölçüde burada.
Bütün bu trafik de 26 kilometrelik o boğazdan geçmek zorunda. Kapanırsa, petrolle birlikte iki kıtanın ve Körfez'in verisi de kesilir.
Bu bir olasılık değil, geçmişte yaşandı.
Şubat 2024'te bir Husi füzesi Kızıldeniz'de bir gemiyi vurdu.
Geminin çapası deniz tabanındaki üç büyük kabloyu kopardı. Asya ile Avrupa arasındaki internetin dörtte biri aksadı, etkisi BAE'ye kadar hissedildi.
Üstelik bir kablonun onarımı normal zamanda bile haftalar sürüyor.
Savaşın ortasında tamir gemileri bölgeye yaklaşamaz, süreç aylara uzar.
Şimdi ikinci ayağa gelelim.
Körfez ülkeleri çöl.
Nehir yok, göl yok, yağmur neredeyse hiç yok.
İçme suyu neredeyse tamamen tuzdan arındırma tesislerinden geliyor. O tesislerin can damarı da elektrik.
Elektrik giderse tuzdan arındırma çalışmaz. Su üretimi durunca, çöl sıcağında milyonlarca insan günler içinde susuz kalır.
Ardından zincir uzar.
Hastaneler karanlığa gömülür, soğuk hava depoları çözülüp gıda bozulur, finans merkezleri işlemez hale gelir.
En ağır kısmı da bu.
Bir rafineri yıkılsa yeniden onarılır. Ama bir elektrik santrali ya da tuzdan arındırma tesisi çökerse, yerine yenisini kurmak yıllar alır.
Bu bir tamir meselesi değil, bir bölgenin ayakta kalma meselesi.
Şimdi tabloya bütün olarak bak.
Doğuda Hürmüz İran'ın elinde, batıda Bab el-Mendeb Husilerin.
Körfez tam ortada.
İran, ağzından çıkan bir emirle hem bölgenin suyunu hem verisini durdurabileceğini ilan etmiş oldu.
İşte bu yüzden bugünkü kavga artık bir füze savaşı değil.
Görünmez altyapının savaşı.
Çünkü bir orduyu alt etmek zordur, ama bir arıtma tesisini ya da deniz tabanındaki bir kabloya zarar vermek kolaydır.
Trump İran'ı köprüleri ve santralleriyle tehdit ediyor. İran da buna karşılık, bölgenin suyunu ve iki kıtanın verisini hedef almakla tehdit ediyor.
Ama asıl soru şu.
Bu düğmelere basıldığında, bedelini İran mı öder, yoksa suyu ve interneti kesilen milyonlar mı?
Bu benim şahsi görüşlerim.
Savaşla ilgili tüm gelişmeleri ve analizleri buradan paylaşıyorum.
Önümüzdeki birkaç gün çok yoğun geçecek, sizi her şeyden haberdar edeceğim.
Ahmet Hakan:
📍"Haluk Levent olayından çıkarılacak 6 ders var."
1- "İktidara olan nefretiniz, bir kumarbaz tarafından dolandırılacak kadar yüksek olmasın."
2- "Kumarla sorunu olan birini, yardım dağıtma sorumlusu olarak konumlandırmadan önce ��ç kere düşünün."
3- "Devlet Bahçeli, herhangi biri hakkında olumsuz görüş bildirmişse... Mutlaka dikkate alın."
4- "Her İzmir Marşı söyleyenin, her Atatürk diyenin, her AK Parti karşıtının peşine takılmayın."
5- "Devlete güvenmeyip AHBAP’a güvenmek... Belki ilk etapta tatlı gelebilir. Acısının sonradan çıkacağını unutmayın."
6- "Başkalarına 'koyun, aptal, cahil, kandırılmış' falan demeden önce şöyle bir kendinize bakmayı ihmal etmeyin."
Çin'in gelecek haftaki hamlesi, ABD'nin en büyük kâbusu olabilir.
Xi Jinping, gelecek hafta hayatında ilk kez bir yapay zeka konferansına katılacak.
İlk bakışta sıradan bir ziyaret.
Ama o adım, sessizce başlamış bir savaşın ilk açık hamlesi olacak. Silahsız, gürültüsüz, ama tarihin en büyük ödülü için.
Anlatıyorum.
Son yüzyıl boyunca dünyayı tek bir şey yönetti.
Petrol.
Kimin elinde petrol varsa, ekonomi de ordu da onundu. Savaşlar onun için çıktı, ülkeler onun için devrildi.
Şimdi o taht el değiştiriyor.
Yeni petrol, yapay zeka.
Çünkü yapay zeka artık bir uygulama değil. Fabrikayı, orduyu, parayı, ilacı, her şeyi çevirecek olan akıl.
Kim bu aklı elinde tutarsa, 21. yüzyıl onun olacak.
Bu yüzden dünyanın iki devi, Amerika ve Çin, sessiz ama amansız bir yarışa girdi.
Önce Amerika'nın nerede durduğuna bakalım.
Amerika bu yarışa her şeyini yatırdı. Abartmıyorum, rakam ortada.
2025'in ilk yarısında Amerikan ekonomisi büyüdü. Ama o büyümeden yapay zeka ve veri merkezi yatırımını çıkarırsanız, geriye kalan büyüme yüzde 0,1. Yani neredeyse sıfır. Bu hesabı Harvard'dan bir ekonomist yaptı.
Koca ülkeyi ayakta tutan tek bir şey var.
Yapay zeka.
Borsası da öyle. Tarihi rekorları kıran birkaç yapay zeka şirketi, geri kalan bütün piyasayı sırtında taşıyor.
Amerika'nın bütün zenginliği, tek bir cümlenin doğru çıkmasına bağlı.
Yapay zekayı biz kazanacağız.
Ama mesele zenginlikten de derin.
Çünkü Amerika sadece parasını değil, geleceğini de yapay zekaya emanet etti.
Bugün 39 trilyon dolar borcu var. Bu borç normal yollarla ödenecek gibi değil.
Tek çıkış, yapay zekanın ekonomiyi öyle büyütmesi ki bu borcun altında ezilmesin.
Bunu en açık söyleyen isim, dünyanın en zengin adamı.
Elon Musk diyor ki, yapay zeka ve robotlar başarısız olursa Amerika iflas eder. Bu borcu başka hiçbir şey çözemez.
Yani Amerika için bu bir yarış değil, bir mecburiyet. Kazanmak zorunda.
Peki Çin?
Uzun süre herkes Çin'in bu yarışta geride olduğunu sandı. Amerikan şirketleri önde, Çin arkadan koşuyor denildi.
Sonra bir sabah bu inanç sarsıldı.
Ocak 2025'te DeepSeek adında bir Çin şirketi ortaya çıktı. Amerikan devlerinin milyarlarca dolar harcadığı işi, birkaç milyon dolara yapan bir yapay zeka gösterdi.
O gün Amerikan borsası çakıldı.
Nvidia bir günde 589 milyar dolar kaybetti. Tarihte bir şirketin tek günde kaybettiği en büyük değer.
Şöyle düşünün.
Dünyanın en değerli şirketlerinden biri, sabahtan akşama koca bir ülkenin bütçesi kadar eridi. Sebep bir savaş ya da bir kriz değildi. Sadece Çin'den gelen ucuz bir modeldi.
Tek bir Çin şirketi, tek bir modelle bunu yapabildiyse, arkasında bütün devletiyle Çin durunca ne olur?
İşte asıl büyük resim burada başlıyor.
Çünkü bu yarış sanıldığı gibi sadece yazılım değil.
Yapay zeka üç şeyin üstünde ayakta duruyor. Enerji, üretim ve çip. Şimdi bu üçünü Amerika ile Çin arasında paylaştırın.
Birincisi enerji.
Yapay zekanın gerçek yakıtı elektrik. Tek bir veri merkezi, orta boy bir şehrin bütün elektriğini tüketiyor. Bu yarışı kim kazanacaksa, önce bu elektriği bulacak.
Burada Çin çoktan önde. Bugün Amerika'nın iki katından fazla elektrik üretiyor. Dahası, her yıl şebekesine eklediği yeni enerji, Amerika'nın eklediğinin kat kat fazlası. Yani aradaki fark kapanmıyor, açılıyor.
İkincisi üretim.
Yapay zeka bir bulut değil, fiziksel bir şey. Sunucular, soğutma sistemleri, robotlar, koca fabrikalar. Bu bedeni kuran ülke Çin. Dünyanın fabrikası o. Amerika beyni tasarlıyor, o beyni taşıyacak bedeni Çin üretiyor.
Üçüncüsü çip.
Amerika'nın önde olduğu tek yer burası. En gelişmiş yapay zeka çiplerini o tasarlıyor. Üstünlüğünü korumak için de bu çipleri Çin'e satmayı yasakladı.
Ama bu duvar ters tepti. Çin çipe erişemeyince, kendi çipini yapmak için bütün devletini seferber etti. DeepSeek zaten şunu kanıtlamıştı: daha az çiple, çok daha ucuza da bu iş yapılabiliyor.
Yani Amerika üç ayaktan yalnızca birinde önde. O bir ayak da altından kayıyor.
İşte Xi Jinping'in gelecek hafta o konferansa bizzat gitmesinin anlamı da bu.
Bir ülkenin lideri oraya kendi ayağıyla gidiyorsa, o iş artık ticaret değil, devletin en üst meselesidir.
Xi'nin o salona girecek olması tek bir cümlenin ilanı.
Çin bütün ağırlığını yapay zekaya koyuyor.
İşte bu yüzden gelecek hafta Xi Jinping'in yapacağı konuşmayı bütün dünya bekleyecek.
En çok da Wall Street.
Çünkü o kürsüden çıkacak tek bir cümle, koca Amerikan piyasasının dayandığı o hikâyeyi bir anda sarsabilir.
Aslında bu yeni bir şey değil.
Tarih hep aynı şekilde işledi.
Buharı bulan İngiltere bir yüzyıla hükmetti. Petrolü ve fabrikayı elinde tutan Amerika bir sonrakine. Şimdi sıra, yapay zekayı kimin elinde tutacağında.
Sun Tzu iki bin beş yüz yıl önce şunu söylemiş. En büyük zafer, savaşmadan kazanılan zaferdir.
Xi gelecek hafta sadece bir salona girecek.
Ama o salona girerek, 21. yüzyılın asıl savaşının çoktan başladığını ilan edecek.
Bu kez ödül bir ülke ya da bir petrol kuyusu değil. Bütün bir yüzyıl.
Bu benim şahsi analizim.
Gelişmeleri takip ediyorum, sizi bilgilendireceğim.
ASAM Başkanı Emekli Albay Dr. Eray Güçlüer Müjdeyi verdi!
🔊@DrErayGUCLUER :
"Bugün çok önemli bir gelişme yaşandı. TEI tarafından yapılan açıklamaya göre TF-6000 ve TF-10000 motorlarının üretimi tamamlandı. Böylece ANKA-3 ve Bayraktar Kızılelma'ya artık yerli motorlar verilmeye başlanacak. Bu gelişmenin ülkemize hayırlı olmasını diliyor, TEI'ye ve emeği geçen tüm mühendislere teşekkür ediyorum."
#PeakDefenceNews 🇹🇷
#pazar
🇹🇷🇮🇹 İtalyan Bakan: Avrupa Savunma Topluluğu kurulmalı; Birleşik Krallık, Norveç, İsviçre, Moldova, Batı Balkanlar, Türkiye ve Ukrayna da parçası olmalı.
İtalya Savunma Bakanı Guido Crosetto, İtalyan medyasına verdiği röportajda konuyla ilgili şunları söyledi:
“Bakanlığın 2027-2029 3 yıllık dönemine ilişkin yol haritasındaki stratejik öncelikler: “Eskiyen silahlara bağlanmamak. Türkiye ve Ukrayna ile NATO tarzı bir ittifak kurmak.”
Avrupa Savunma Topluluğu'nun kurulması artık ertelenemez.
Uzun vadeli çözüm, AB ile sınırlı kalmayan, coğrafi olarak gerçek anlamda kıtasal bir boyuta sahip; Birleşik Krallık, Norveç, İsviçre, Moldova, Batı Balkanlar, Türkiye ve Ukrayna ile ortaklıklara genişletilmiş bir savunma perspektifinin güçlendirilmesi olmalıdır.
Bu yeni Avrupa ittifakı, NATO’yu tamamlayıcı nitelikte olacak ve özellikle Trump’ın ‘değişken ruh haline’ karşı Avrupa’yı daha dayanıklı kılacaktır.”
🇹🇷🇨🇦🇦🇱🇧🇪🇱🇻🇱🇺🇷🇴🇺🇦🇬🇷 Türkiye Kanada'ya savunma bankasına katılacağını resmen bildirdi.
Uluslararası medyada yer alan haberlerde konuyla ilgili şu iddialar yer aldı:
“Türkiye, Kanada'ya Savunma, Güvenlik ve Dayanıklılık Bankası'na (DSRB) kurucu üye olarak katılacağını bildirdi.
Kanada Başbakanı Mark Carney'nin geçen haftaki açıklamasına göre Türkiye, Arnavutluk, Belçika, Letonya, Lüksemburg, Romanya, Türkiye, Ukrayna ve Yunanistan, merkezi Kanada’da olacak olan bankaya destek sözü verdi.”
Savunma, Güvenlik ve Dayanıklılık Bankası (DSRB)
Banka’nın ana amacı NATO müttefikleri ve benzer düşüncedeki ülkelerin savunma, güvenlik ve dayanıklılık projelerine uzun vadeli, düşük maliyetli finansman sağlamak.
Savunma harcamalarını artırmak isteyen ülkelerin bütçe baskısını hafifletmek, özel bankaları savunma sektörüne daha fazla yatırım yapmaya teşvik etmek için dizayn edildi. Kuruluş aşamasının 2027'de tamamlanıp tam operasyonel hale gelmesi için çalışılıyor.
İlk etapta 100 milyar Sterlin (Yaklaşık 134 milyar dolar) tutarında düşük maliyetli finansman havuzu oluşturması hedefleniyor.
DEĞERLENDİRME:
Banka Türkiye’ye 2 açıdan yararlı olabilir. Hem kendi ihtiyaçlarımız için ucuz finansman sağlamak hem de ucuz finansmanı hazır olan ülkelere ihracat gerçekleştirebilmek.
Kurucu üye olarak, DSRB kredisi ile yapılacak tüm savunma alımlarının DSRB/NATO üye ülkelerinden yapılması zorunluluğunu da ekletebilirsek savunma ihracatımız için büyük bir kazanç haline gelebilir.
Ayrıca, Türkiye’nin kurucu üye olması İsrail, GKRY, vb. ülkelerin DSRB’den ucuz finansman talep etmesi ihtimalinin önünü de kapatabilir.
MUHSİN YAZICIOĞLU SUİKASTI OPERASYONU BAŞLADI….
Bakanlık açıklaması:
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde, Ankara İl Emniyet Müdürlüğü Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü tarafından yürütülen 2026/140958 sayılı soruşturma dosyası kapsamında önemli bir aşamaya gelinmiştir.
25 Mart 2009 tarihinde TC-HEK tescil işaretli helikopterin Kahramanmaraş ili Göksun ilçesi Karayakup sırtlarında düşmesi sonucu hayatını kaybeden dönemin Büyük Birlik Partisi Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu ile beraberindeki 5 kişinin şüpheli ölümüne ilişkin soruşturma titizlikle sürdürülmektedir.
Soruşturma kapsamında; “Silahlı Terör Örgütü Kurmak, Yönetmek ve Üye Olmak” ile “Tasarlayarak Kasten Adam Öldürme” suçlarını işledikleri değerlendirilen 29 şüpheli tespit edilmiştir.
Tespit edilen şüphelilerden 2’sinin cezaevinde bulunduğu belirlenmiştir. Ankara merkezli olmak üzere; Ankara, İstanbul, İzmir, Balıkesir, Adana, Antalya, Çanakkale, Bursa, Isparta ve Afyonkarahisar illerinde bulunan 27 şüphelinin adreslerine yönelik 13 Temmuz 2026 günü saat 05.00’te eş zamanlı operasyon düzenlenmiştir.
Operasyon kapsamında 25 şüpheli yakalanmıştır. 2 şüphelinin cezaevinde, 2 şüphelinin ise yurt dışında bulunması nedeniyle yakalanmalarının mümkün olmadığı tespit edilmiş olup söz konusu şahısların yakalanmasına yönelik çalışmalar devam etmektedir.
Soruşturma, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından tüm yönleriyle ve titizlikle sürdürülmektedir.