Evre Başak Clarke genç yaşında kanserle verdiği mücadelenin ardından hayatını kaybetti. Onun hikayesi dijital çağda kadınların bedenlerine yönelen tarihsel güvensizliğin bir yansıması oldu.
Evre, sosyal medyada yalancılıkla, bağış kampanyasını suistimal etmekle suçlandı. Kanser olduğunu kanıtlaması beklendi. Belgelerinin, raporlarının peşine düşüldü. Hatta dolandırıcılıkla itham edildi. Bu suçlamaların hiçbiri yasal bir karşılık bulmasa da, sosyal medyanın mahkemesinde Evre ‘şüpheli’ ilan edildi.
Bu tablo yeni değil. Tarih boyunca kadınların bedensel deneyimleri hep kuşku, küçümseme ve sessizlikle karşılandı. Viktoryen dönemde kadınların yaşadığı hemen her sağlık sorunu histeri torbasına atıldı. Regl ağrıları abartı sayıldı; kürtaj, düşük, doğum sonrası depresyon… Kadın ne yaşarsa yaşasın, anlatısı sürekli sorgulandı. “Gerçekten hasta mı? Rol mü yapıyor? Abartıyor mu?”
Evre’nin kanserine yönelen şüphe, bu tarihsel zincirin bir halkasıydı.
Ben menopoz üzerine yazmayı seçtiğimde de aynı zinciri gördüm. Menopoz, kadınların hayatının en az üçte birini kapsamasına rağmen hala görünmez kılınmak istenen bir konu. Kadınların bedenlerindeki değişimler, menopozal sıkıntılar genelde “Kafanda büyütüyorsun” diye geçiştiriliyor.
Menopozu çevreleyen sessizlik de kadın bedenine duyulan bu tarihsel güvensizliğin güncel bir yüzü. Kadınların biyolojik deneyimleri hala yeterince meşru kabul edilmiyor.
Evre’ye yaşatılanlar bize şunu hatırlatıyor… Kadınlar hasta olduklarında bile, acılarının gerçekliğini kanıtlamak zorunda kalıyor. Bu sorgulama onur kırıcı bir toplumsal yargı mekanizması.
Kadınların bedensel deneyimlerine neden inanmıyoruz?
Ben menopozu yazarken bu sorunun peşinden gittim. Görünmez bırakılan her deneyim, kuşaktan kuşağa taşınan bir sessizlik zinciri yaratıyor. O zinciri kırmadıkça kadınların bedensel hakikatleri hep gölgede kalacak.
6 Mart 2025. Hava sıcaklığ�� 17 derece. Kıyamet ne zaman kopacak. Tüm keyfim kaçtı. 17 derece ne? Kıştan yeni çıktık. Bari iki ay sonra gorseydik su rakamı.
Bear, Barry, Monk, Loudermilk, Silicon Valley.
Son izlediğimiz diziler.
Beşinin de ortak özelliğini soruyorum kocama.
Hiç bir şey diyor. Hepsi birbirinden farklıymış.
Halbuki beşi de erkekleri anlatıyor. Hatta ilk dördünün adı dosdoğrudan erkek karakterin adı.
Kocam görmüyor.
Burada bir parkta duzenlenen festival sirasinda agaclar hasar gordugu icin festival duzenleyicilere 25 bin€ ceza verilmis. Agaclari battaniyelere sariyorlar, zarar gormesin diye. Bruksel'deki meydanda da bir parcasini kirdigi bir heykel icin de bir turiste 17 bin€ ceza kesilmis
Tr'de o kadar dayanışmacı bir yaşam tarzı hakim ki gruplar bir üyelerinin yanlış yaptığını kabul edemiyor. Bu tavrın arka planında dayanışmayı tek tiplilik üzerine kuran kolektivizm var.Aynı biçimde bir grubu bir konuda desteklemek onu her konuda desteklemenin karinesi sayılıyor.
Hava durumuyla ilgili soylenegelen sozler hosuma gidiyor; Mesela Iskocya'da yilin 10-11 ayi yagmur yagarmis, geri kalani da winter. Ya da soyle bir sey; "Iskocya'da yaz cok guzel. Yilin en favori gunu.", "Eger yagmur yagmiyorsa ya yeni yagmistir, ya da yagmak uzeredir."
Bhutan'in %71'i ormanlarla kapliymis. %60'in altina asla hic bir zaman dusurulmemesi anayasalarinda yaziyormus. Hindistan'in Bengal kaplanlari Bhutan'a gocmus, kendi dogal yasam alanlari kalmadiginda. Hemen TR'ye baktim. Tr'nin %14.7'si ormanlik. Ve sadece %8.6'si gercek orman.
Mine Sogut'un oykusu 'Lagimlarin Aleksandrasi'nda Aleksandra saclarini kesince 'deli'nin olecegine inaniyor. Biz de bir seyler yapip, bu sayede baska bir seyleri olduracagimiza inaniyoruz. Keske olsa..
Ne yapacaksin, diye soruyorum. Yani su an ne yapacaksin manasinda. 8 yas cocuguna. Bekledigim cevaplar; kitap okuyacagim, tv seyredecegim vesaire. O ne diyor; yasayacagim.