Tripoliçe'de o kadar çok Türk katledilmiştir ki şehre giren Yunan komutanın atının ayakları, cesetler yüzünden şehrin girişinden kaleye kadar toprağa basamamıştır.
Milletimizin unuttuğu böyle nice katliam ve soykırım var kim bilir.
📢DUYURU
🔴Kıymetli takipçilerim, olayların perde arkasını, diplomasi ve istihbarat savaşlarını "devlet aklıyla" okuyacağımız resmi YouTube kanalımız yayında!
📍Yılların askeri ve stratejik tecrübesiyle hazırladığımız analizleri kaçırmamak için hemen kanalımıza abone olmanızı rica ediyorum. Yayınlarımızın daha çok kişiye ulaşabilmesi adına kanalımızı çevrenizle paylaşmanız ve bu duyuruyu RT'leyerek (yeniden göndererek) destek vermeniz bizim için çok kıymetli.
‼️Özellikle böyle bir kanal açmamı isteyen sevgili gençler, şimdi sıra sizde! Beğenerek, abone olarak, paylaşarak desteğinizi gösterin...
Çok yakında görüşmek üzere!
🔗Kanala Abone Olmak İçin:👇
https://t.co/SrLxngG16g
Bahçeli, Öcalan’a konut yapıldığını açıkladı, şehit yakınlarından tepki geldi: ‘2 katlı villaymış, benim oğlum 2 metre kutsal toprakta yatıyor’ https://t.co/Pe1TxSyEtz @cumhuriyetgzt aracılığıyla
Ekrem İmamoğlu'nun eşinin süsüne, püsüne, havalarına laf ettik diye bir avuç konformist yandaş kudurmuş bakıyorum. O zaman bu adamın başına gelen bütün mağduriyete rağmen değil Cumhurbaşkanı, Silivri cezaevinin karşısındaki Çanta köyünün azası bile olamayacağını da söyleyelim de iyice kudurun.
Niye olamaz biliyor musunuz? Öncelikle sizin gibi yalakalarla örülü küçük bir dünyada yaşadığı ve bunun farkında olmadığı için. Utanmıyor musunuz memlekete hiç bir katkısı olmamış bir kadına Atatürk'ün annesi Zübeyde Hanım muamelesi yapmaya?
Şimdi daha fazlasını yazmaya başlayalım. Halkın büyük bir çoğunluğu tarafından sevilmiyorsunuz kardeşim. Kim olduğunuz, neyin mücadelesini verdiğiniz, hangi kutsal ideallere sahip olduğunuz da bilinmiyor. Dün boktunuz, bugün kokmaya kalkıştığınız için burnunuz duvarla tanıştı.
Azıcık aklınız varsa düşünün. Yedi yıl önce kimsenin tanımadığı bir adama "Altı ay sonra Cumhurbaşkanısın, dünyanın bütün büyük devletleri seni istiyor, Tayyip erken seçim yapmaya mecbur" diye öyle bir gaz verdiler, öyle kandırdılar ki adam işi gücü bırakıp kendi
kendine cumhurbaşkanlığı kampanyası başlattı. Seçim kampanyası parasını yığmak için olmadık işlere girişti. "Tayyip de böyle yaptı, merak etme sana da bir şey olmayacak" diye kandırmaya devam ettiler.
Kandırıldı çünkü geçmişinde kenar beldenin müteahhidi ve spor yorumcusu olmaktan başka bir kariyeri yoktu. Ne bir siyasi mücadele ve bilinç, ne doğru düzgün bir eğitim, topluma ilişkin ne bir ideal, ne bir proje...
Nagehan Alçı'yı akıl danışılacak gazeteci olarak görüp baş köşeye oturtan birinden ne bekliyordunuz ki?
Diyeceksiniz ki "Olabilir, CB adayı olmak, anayasal şartları taşıyan her vatandaşın hakkı". Evet öyle ama bu hak kimseye bu kadar bütün dengelerin kırılgan olduğu böyle bir ülkede şımarıkça hareketlerle İstanbul gibi bir mücevheri riske atma, insanların hayatını karartacak siyasi kumarlar oynama hakkı vermiyor. Öncelikle kendi beyniniz olacak, menfaat grupçuklarının sokuşturma aklıyla hareket etmeyeceksiniz.
İşiniz gücünüz soluk aldığınız her alanda kendinize ayrıcalıklı bir dünya yaratıp başkalarını aşağılamak. "Bazı şeyler yanlış gidiyor" diyenlere küfür, hakaret yağdırmak.
Aynı şeyi 17 aydır Silivri'de de yapıyorlar. Şunu hep yazdık, yine yazalım; bu kadar seçilmiş insanın tutuklu yargılanması gerekmiyor. Bu davaların bir torbaya dönüştürülerek suçlunun bile masumluk iddia etmesine fırsat verilmeyebilirdi. Soruşturmalar ve davalar devam etmeli ama bu kadar insan iki yıla yakındır bir arpa yol gidilemeden özgürlüğünden edilmemeliydi.
Madem özgürlüğünüzden oldunuz, orada da kendinize ayrıcalıklı bir dünya yaratırsanız, başta oradaki diğer tutuklular sizden nefret etmeye başlar. Silivri'de olan tam da budur. Tutukluluğu yaşamış bir insan olarak en kötü özgürlüğün en iyi tutukluluğa yeğ olduğu biliyorum ama konfor tutkunuzu yenemezseniz, yan koğuşta yatan dava arkadaşlarınız bile size yabancılaşır, hatta düşmanlaşır.
Halkın diline "Silivri" olarak yerleşmiş Marmara Kapalı Ceza ve İnfaz Kurumu kampüsündeki C Blok'ta Ekrem İmamoğlu ve ağırlıklı olarak İBB davası sanıkları yatıyor. Kampüsün büyüklüğünü anlatabilmek için bir blokun en az sekizer koğuş ve sekizer hücreden oluştuğunu belirtelim.
Cezaevi kuralları son derece sıkı. Tutuklu ve mahkum olarak uymanız gereken şartlar var. Bunların ne olduğunu aklınızda tutmanız için daha cezaevi kapısında elinize "Tutuklu hak ve yükümlülükleri" kitapçığını tutuşturuyorlar. Esasen akıllı bir insan, bunlara uyarak şartları daha katlanabilir kılacağını bilir.
Sözün uzaması pahasına şunu da söyleyelim. İşte istisnai bir tedbir olan tutukluluğa bu kadar bol ve keyfi bir şekilde karar verilmesi toplumun adalet duygusunun dejenere olması bakımından riskli. . Özellikle bazı suçlarda tutuksuz yargılama esas olmalı çünkü bir hükümlü ile aynı şartlara katlanması istenen insan beraat edince yaşadıkları ne olacak? Haydi geri verin bakalım Ergenekon, Balyoz sanıklarının ve yakınlarının kaybettiği yılları...
Bütün bunlara rağmen, toplum için yola çıkmış insanların haksız zorluklarla karşı karşıya kalsalar bile kendilerine ayrıcalık yaratma lüksleri yoktur. Halk hangi koşullarda yaşıyorsa siz de o koşullarda yaşayacaksınız.
Cumhurbaşkanı, vekil vs. olma amacımız olmadığı halde biz ne yaptık? Silivri'de birine ayrıcalıklı muamele yapıldığını görünce bunu hemen Adalet Bakanlığına şikayet edip dışarıda da haberini yazdırdık. Tutuklu bir kadın avukata elbette kelepçe takılmasın ama bu kural en azından kendisi ile benzer durumda tutuklulara uygulanmıyorsa (Saldırgan ve tehlikeli mahkumlar var, kelepçe uygulamasından tamamen vazgeçilsin demiyoruz) işte orada adalet duygusu incinir.
Sonra ne oldu biliyor musunuz? Talepte bulunmadığım halde beni tekrar doktora çıkardılar. Doktor gayet nazik davrandı ve ihtiyacım olan ilaçları yazabileceğimi söyledi, "Yok ihtiyacım, istemem" dedim. Bileğimdeki kelepçeyi çıkarttırmayı teklif etti, onu da kabul etmedim.
Hayatında birazcık siyaset solumuş insanlar bunu bilir. İnsanların güven ve sevgisini böyle kazanırsınız. Ekrem Bey ve avanesi özgür iken kendilerine yarattıkları halktan uzak, "elit" hayatı burada da yaşamaya devam ediyor.
Nagehan Alçı'ya haklı olarak tepki gösterenlere "Vız gelir tırıs gidersiniz" demiş adamdan ne bekliyorduk ki?
Velhasıl, Silivri C Blok özerk bölgeye dönmüş. Avukat görüş kabinlerinin kapıları açık, diğer mahkumlar ve avukatlarla bir gırgır, bir muhabbet. Diğer koğuşlara uygulanan giyecek, yiyecek kısıtlamaları burada çok da işlemiyor. Tutuklunun, başı, sosyal konumu ne olursa olsun "Sen" diyerek ismiyle hitap eden, koridorda yürürken başını kaldırsa şarlayan 20 yaşındaki gardiyanlar, burada herkese çok saygılı. Bir dedikleri iki edilmiyor. Diğer mahkumlara doktora giderken bile ağır kelepçeler takılırken, jandarma aracının içindeki çelik tabutluklarda bekletilirken, bu değerli insanlara bu muamele asla yapılmıyor.
Sonra ne oluyor biliyor musunuz? Siz kendi kafanızda "Nerede olursak olalım, toplumun kaymak tabakasıyız" hazzını yaşayıp dururken, bu kopup gidişinizi seyredenler sizden nefret ediyor. "Aman canım altı üstü suç işlemiş bir avuç mahkum" demeyin. Cezaevleri toplumun aynasıdır. O önemsemediğiniz insanların içinde size insanlıkta, zekada, izan ve kavrayışta rahmet okutacak kişiler olabilir.
Geçelim diğer mahkum ve tutukluları, sizinle aynı davada yargılanan, imza atma yetkisi bile olmadığı halde, hatta sizi bir kez bile görmediği halde yüzlerce insan yatıyor yanı başınızda. Kendileri de, aileleri de bitmiş tükenmiş durumda. Adları, sanları bilinmiyor, basın sizin şovlarınızdan başka hiç bir şeyle ilgilenmediği için mağduriyetlerini duyurma şansları yok. Bu insanlar bile sizden nefret eder hale gelmiş.
Siz hâlâ kim olduğunu, bu yaşa kadar ne yaptığını, toplumun geleceği hakkında bir fikre, bir ideale sahip olup olmadığını bilmediğimiz bir müteahhit eşinin rujunu, havalarını, taktığı takıyı vs. savunmak için utanmadan çemkirip küfürler ediyorsunuz.
Devam edin,
Aynen böyle devam edin...
Bir Galatasaray taraftarının isyanı: "Şu yolu temizlememişler, bu bile bize verilen değeri ortaya koyuyor. Daha ne yapalım? Kombine diyorlar alıyoruz, forma diyor alıyoruz, atkı diyor alıyoruz. Transfer? Yok bekliyoruz. Ucuza düşerse. Düşmezse? İndirimden alacağız." (Sahada)
SON DAKİKA / Güvenpark’taki gaziler, açlık grevine başladıklarını duyurdu.
NE OLMUŞTU
Er gaziler, rütbesiz oldukları gerekçesiyle birçok haktan mahrum bırakıldıklarını belirterek, özlük haklarının diğer gazilerle eşitlenmesi talebiyle eylem başlatmıştı.
İlhan İrem, Fethullah Gülen’e ‘Fetoş’ dediği için tazminata mahkûm edilip hapis cezası almıştı.
Asla unutmam ve asla unutturmam.
Işıklar içinde uyu güzel yürekli adam.
Küba'dan bir çığlık yükseliyor !
DÜNYAYA AÇIK BİR MEKTUP: Küba'dan bir kadın, kimsenin görmek istemediği suçu ifşa ediyor.
--- Tüm insanlığa, dünya annelerine, Sınır Tanımayan Doktorlar'a, dürüst gazetecilere ve hâlâ adalete inanan hükümetlere sesleniyorum:
İsmim, milyonlarca diğer insanınkiyle aynı. Ünlü bir soyadım ya da yüksek bir makamım yok. Ben sıradan bir Kübalı kadınım. Bir evlat, bir kız kardeş, bir vatanseverim. Ve bunları paramparça olmuş bir ruhla, titreyen ellerle yazıyorum; çünkü halkımın bugün yaşadığı şey bir kriz değil. Bu, Washington tarafından soğukkanlılıkla gerçekleştirilen, yavaş ve hesaplanmış bir cinayet.
Ve dünya başka yöne bakıyor.
👵 BÜYÜKANNEM VE BÜYÜKBABAM İÇİN SESİMİ YÜKSELTİYORUM:
Küba'da yaşlı insanların vaktinden önce ölmesini ifşa ediyorum; çünkü abluka, kalp rahatsızlıkları, yüksek tansiyon ve diyabet ilaçlarının ülkeye girişini engelliyor. Mesele kaynak yetersizliği değil. Bu, kasıtlı bir yasak. Küba'ya satış yapmak isteyen şirketler para cezasına çarptırılıyor, baskı görüyor ve tehdit ediliyor. Kendi hükümetleri ise sessiz kalıyor. Ve bu sırada, Kübalı bir büyükbaba göğsünü tutarak bekliyor. Ölüm uyarı yapmaz; ama abluka yapar.
---
👶 ÇOCUKLARIM İÇİN SESİMİ YÜKSELTİYORUM:
Küba'da yakıt yetersizliği nedeniyle kuvözlerin kapatılmak zorunda kalmasını ifşa ediyorum. Amerika Birleşik Devletleri hükümeti hangi ülkelerin bize petrol satıp hangilerinin satamayacağına karar verirken, yenidoğan bebeklerin hayatta kalma mücadelesi vermesini... Washington'daki bir ofiste imzalanan bir emrin, kıyılarından sadece 90 mil ötedeki bir çocuğun feryadından daha önemli görülmesi yüzünden çocuklarının hayatının tehlikeye girdiğini gören Kübalı annelerin varlığını...
Uluslararası toplum nerede? Çocuk haklarını bu denli hararetle savunan örgütler nerede? Yoksa Kübalı çocuklar yaşamayı hak etmiyor mu?
🍽️ KASITLI AÇLIĞA KARŞI SESİMİ YÜKSELTİYORUM:
Ablukanın, kurgulanmış bir açlık yaratma girişimi olduğunu ifşa ediyorum. Gıda, sebepsiz yere ortadan kaybolmuş değil. Gerçek şu ki, onu satın almamız engelleniyor. Gıda taşıyan gemiler taciz ediliyor. Banka işlemleri engelleniyor. Bize tahıl, tavuk ve süt satan şirketlere yaptırım uygulanıyor.
Küba'daki açlık bir tesadüf değil. Bu, ABD hükümetinin bir devlet politikasıdır; 60 yıl boyunca geliştirilmiş, her yönetim tarafından güncellenmiş, Donald Trump tarafından şiddetlendirilmiş ve Marco Rubio tarafından acımasızca uygulanmıştır.
Buna "ekonomik baskı" diyorlar. Bense buna açlığa mahkûm etme terörü diyorum.
ÜLKEMİN DOKTORLARI İÇİN BİR ÇAĞRI:
Tüm dünya çökerken pandemi sırasında hayat kurtaran doktorlarımızın bugün şırınga, anestezi ve röntgen ekipmanından yoksun bırakılmasını kınıyorum. Bunları nasıl üreteceğimizi bilmediğimiz için değil; yetenekten yoksun olduğumuz için de değil. Aksine, abluka yüzünden malzeme, yedek parça ve teknolojiye erişimimiz engellendiği için.
Bilim insanlarımız beş COVID-19 aşısı geliştirdi. Beş tane. Kimsenin yardımı olmadan. Tüm zorluklara rağmen. Ablukaya ve yalanlara rağmen. Yine de imparatorluk, bunu başardığımız için bizi cezalandırıyor.
🌍 DÜNYAYA SESLENİYORUM:
Küba sadaka dilenmiyor.
Küba asker istemiyor.
Küba sevginizi istemiyor.
Küba adalet istiyor. Ne fazlasını, ne de azını.
Halkımın çektiği acıları normalleştirmeyi bırakmanızı istiyorum.
Ablukayı gerçek adıyla, yani İNSANLIĞA KARŞI B��R SUÇ olarak adlandırmanızı istiyorum.
Biz boğulurken "diyalog" ve "demokrasi" masallarıyla kandırılmamanızı istiyorum.
Hayırseverlik istemiyoruz. Sadece yaşamamıza izin verilmesini istiyoruz.
Sessiz kalarak buna ortak olan hükümetlere:
Tarih sizden hesap soracak.
Yalan söyleyen medyaya:
Gerçek her zaman bir yolunu bulup ortaya çıkar.
Yaptırımlara imza atan cellatlara:
Küba halkı unutmaz ve affetmez.
Kalbinde hâlâ insanlık taşıyanlara:
Küba'ya bakın. Ona neler yapıldığına bakın. Ve kendinize sorun: Tarihin hangi tarafında yer almak istiyorum?
---
Bu küçük adadan, devasa bir halkın içinden; pes etmeyi reddeden sıradan bir Kübalı kadından...
Ikay Romay
Eğer bu yazı içinizde derin bir his uyandırdıysa, paylaşın.
İster 10 arkadaşınız olsun ister 10.000 takipçiniz; fark etmez.
Profilinizin herkese açık ya da gizli olması; fark etmez.
Normalde hiç paylaşım yapmıyor olmanız; fark etmez.
Ama bu farklı.
Bu, bir gün batımı fotoğrafı değil.
Bu, bir dedikodu değil.
Bu, sadece bir fikir beyanı değil.
Bu bir HAYKIRIŞ. Ve haykırışlar kendine saklanmaz. Onlar DUYULUR. Onlar TEKRARLANIR. Onlar KOCAMAN BİR KALABALIĞA DÖNÜŞÜR.
Bugün sizden bir "beğeni" istemiyorum.
Sizden, başparmaklarınızı sadece ekranda gezinmekten çok daha büyük bir amaç için kullanmanızı istiyorum.
PAYLAŞIN.
Ki dünya, Küba'da yaşananların sadece bir kriz olmadığını bilsin.
Bu bir SUÇ.
Ki başka ülkelerdeki anneler bilsin; burada çocuklar, abluka yüzünden elektriği kesilen kuvözlerde hayatta kalma mücadelesi veriyor.
Ki başka diyarlardaki büyükanneler ve büyükbabalar bilsin; burada yaşlılar, Washington'ın ülkeye girişine izin vermediği ilaçları beklerken can veriyor.
Ki bu duruma ortak olan hükümetler utanç duysun.
Ki yalan haber yayan medya organlarının saklanacak yeri kalmasın.
Ki sorumlular, SESSİZ KALMAYACAĞIMIZI bilsin.
Bu mesajı paylaşan tek bir kişi dünyayı değiştirmez.
Ama binlercesi, milyonlarcası—işte onlar değiştirir.
25 yaşındaki Murat Can Pekeroğlu sadece evine gitmeye çalışıyordu. Üniversite mezunuydu. İş bulamadığı için @Trendyol Go’da motokurye olarak çalışıyor, alın teriyle yaşam mücadelesi veriyordu.
23 Kasım akşamı şeridinde ilerlerken bir aracın çarpmasıyla 12,5 metre sürüklendi. Hayatını kaybetti. Bilirkişi raporu sürücünün %100 kusurlu olduğunu ortaya koydu. Tanıklar hızlı olduğunu, sinyal vermediğini ve çarptıktan sonra durmadığını anlattı. Aracı kullanan kişi ise acil serviste görev yapan bir doktordu. En iyi bilmesi gereken şeyi yapmadı! Murat Can yerde yatarken müdahale etmedi.
Sonuç ne oldu? Sadece 12 saat gözaltı… Ardından serbestlik… Ve bugün hala görevinin başında.
25 yaşında bir genç toprağın altında, %100 kusurlu olduğu tespit edilen fail ise özgür!
Lütfen bu paylaşımı yayarak Murat Can’ın sesini duyurmamıza destek olur musunuz?
#MuratCanPekeroğluİçinAdalet
#muratcanasesol