Les forces de l’ordre marocaines ont organisé la vague d’arrivées de marocains à Ceuta.
La déstabilisation aux frontières de l’Europe visait Pedro Sanchez et a été décidée par le roi du Maroc, avec ses alliés Netanyahou et Trump.
Bundan 30 yıl öncesine kadar Kadirlideki evlerin nerdeyse hepsi bahçeliydi
Bahçelerde, incir, üzüm portakal nar olurdu. Manav neredeyse yoktu.
Bahçeleri söküp apartmana yaptırdılar, şimdi de “incir çok pahalı” diyorlar…
Gel temmuz sıcağında incir topla desen gelmez..
Çiftçiyi hizmetçi gören anlayışta olanlar, daha durun… emek yoğun her sebze ve meyve her yıl daha pahalı hale gelecek.
Tarım işçisi artık bedavaya çalışmak istemiyor…
Müslüman olan Finlandiyalı o genci izlerken, yıllar önce yaşadığım bir duyguyu hatırladım:
Adeta sudan çıkmış balık gibi hissettiğim günleri…
Uzun yıllar hizmet-i imaniye içinde bulunmuş, kısa temaslar dışında farklı hayatların içine pek girmemiştim. Sonra yıllar sonra büyük bir şirkette şef olarak çalışmaya başladım.
Ofisteki insanlar ilk bakışta çok etkileyiciydi.
Kadınlar, erkekler…
Giyim kuşamları, nezaketleri, birbirlerine olan ilgileri, yeme içme kültürleri… Hepsi son derece presentable görünüyordu. Üstelik herkes çok mutlu gibiydi.
İçimden şöyle düşündüğümü hatırlıyorum:
Acaba biz bir yanılsama içinde mi yaşıyorduk?
İnsanlar dini değerler olmadan da hayatı gayet iyi, hatta belki daha iyi yaşayabiliyor muydu?
Hatta iş dünyasına ilk girdiğim günlerde bir arkadaş ortamında şu cümleyi kurduğumu hatırlıyorum:
“Sanırım biz biraz Mongol kalmışız.”
Benden önce bu şirkete giren üniversiteden ev arkadaşımın zamanla neden sekülerleştiğini de yavaş yavaş anlamaya başlamıştım.
Doğrusu ben bu şirkete girerken inanç adına hedefim çok büyük değildi.
Tek bir isteğim vardı:
Namazımı kılabileyim, bana yeterdi.
Bu yüzden namazlarımı çoğu zaman gizli gizli kılmaya çalışıyordum.
Bana işi öğreten “Komünist Hasan”ı daha önce anlatmıştım. Bir gün bana dönüp:
“Namaz kılmak için mi kayboluyorsun?” diye sormuştu.
Sonra da:
“Niye bana söylemiyorsun?” demişti.
Hayat bazen insanı beklemediği yerlerden yakalar.
Bir gün ofiste çalışan bir kadın bana hayatım boyunca unutamayacağım sözler söyledi.
Sakin ama çok kararlı bir şekilde şöyle dedi:
“Bu ortama sakın aldanma.
Bu gülümsemelere, bu davranışlara kanma. Birçoğu sahte.
Kendi değerlerini bırakıp bu serabın peşinden koşma.
Emin ol, insanlar zoraki kalıplarından çıktıklarında gerçek hâllerini göreceksin.
Senin bize değil, bizim sana ihtiyacımız var.
Eğer sen de bu akıntıya kapılırsan, bizim gibilerin uçuruma sürüklenmesini kim engelleyecek?
Duruşundan taviz verme.
Bir baraj gibi dur. Göreceksin, insanlar senin etrafında toplanacak.
Ama eğer sen de bize benzemeye çalışırsan…
Bize ihanet etmiş olursun.”
Bu sözler benim için adeta beynime ve kalbime inen bir balyoz gibiydi.
O gün, o şirkette benim için bir dönüm noktası oldu.
Gerçekten de zamanla söylediği şeylerin doğru olduğunu gördüm.
Yaklaşık bir buçuk yıl sonra askerlik için o şirketten ayrılırken, farklı şubelerden arkadaşlarla birlikte yaklaşık elli kişi, üç dört farklı sohbet grubunda haftalık olarak bir araya geliyorduk.
Rüşvetin kol gezdiği bir kurumda birçok kişi bu çirkin alışkanlığı bırakmıştı. Hatta bazıları geçmişte yaptıkları haksız kazançları hesaplayıp bağışlar yaparak vicdanlarını temizlemeye çalışmışlardı.
Biliyorum, o günlerden bazı arkadaşlar bu satırları okuyacak. İsterlerse onlar da hatıralarını ekleyebilirler.
Bana o uyarıyı yapan hanımefendi ise artık beş vakit namazını aksatmayan mütedeyyin biriydi.
Bizim “Komünist Hasan” ise imanın nasıl büyük bir nimet olduğunun canlı bir örneği hâline gelmişti. Bir gün şöyle demişti:
“Ben içki bulamadığım zaman kolonya içen biriydim. Akşamlarım pavyonlarda geçerdi. Ama şu Hizmet-i İmaniye sayesinde artık çocuklarım her gün babalarının yüzünü görüyor.”
Bu satırlar; Batı’nın ortasında aynı sorgulamaları yaşayan ve bu kısa hayatı anlamlı bir gayeye adayan bütün yol arkadaşlarıma bir vefa borcudur..
Gazze "Barış" Kurulu
Gazze'yi yıllarca yerle bir eden soykırımın failleriyle, bir sürü Müslüman ülkenin barışçılık oynamasını şahsen ben içime sindiremiyorum
Filistin'in yok olmasının, bölgede İsrail hegemonyası kurulmasının yolları böyle döşeniyor
Bunu normalleştirmeyeceğiz
Exactly this.
I am OK delegating writing the code to an LLM because I know what I want, how I want it, and can tell when it’s wrong. I have the structure in my head!
As @Grady_Booch puts it: “The entire history of software engineering is one of rising levels of abstraction.”
🇧🇦 HUMAN SAFARI IN SARAJEVO - TOURISTS PAID £70,000 TO SHOOT CIVILIANS FOR FUN
Italian prosecutors are probing claims that rich tourists paid £70,000 to play “weekend sniper” in Sarajevo during the Bosnian War.
They allegedly joined Serb troops to gun down civilians - even paying extra to target children.
Over 10,000 people were killed in the siege, while these “sniper tourists” treated it like a sick game.
The story resurfaced after the 2022 doc Sarajevo Safari and a new legal complaint from journalist Ezio Gavazzeni.
Witnesses say Italian authorities knew as early as 1993.
If true, it’s one of the darkest scandals Europe’s ever seen.
Source: Daily Mail
3 dakikada sağlam bir Ortadoğu özeti
İsrail'i merkeze alarak yapılan dizayn ve acı bir Suriye, Mısır, Ürdün, Lübnan, İran, Türkiye okuması
Prof. John Mearsheimer, Realizmin yaşayan en büyük teorisyeni sayılabilir; ne dediğini özellikle merak ettiğim çok az sayıdaki uzmanlardan
🇲🇪 Karadağ’da Türk vatandaşlarının iş yerlerine yönelik saldırılar devam ederken, güvenlik güçlerinin yetersiz hamleleri endişeyi daha da artırıyor.
🎙️ @Gul_Kayhan anlattı.
New post: "Stop Failing The `git clone && run` Test"
CI/CD get a ton of attention in the DevOps space, but improving the “first run” experience for onboarding new team members is rarely mentioned in these spaces. [It] just as important and essential.