Sevgili Mauro,
Bugün ayrılıktan değil, mirastan söz ediyoruz.
Artık Galatasaray formasını giymiyor olman, kalbimizdeki yerini değiştirmeyecek. Çünkü sen, 7’den 70’e her Galatasaraylının gönlünde taht kurdun.
Attığın goller, yaşadığın gol krallıkları, kırdığın rekorlar ve kaldırdığın kupalar bir yana; Galatasaray tutkusunu yaşadın ve milyonlara yaşattın.
Sen artık yalnızca kulüp tarihine adını altın harflerle yazdıran değil, Galatasaray’ın unutulmaz efsaneleri arasında sonsuza dek yaşayacak bir değersin.
Bir nesli Galatasaraylı yapan sevgili kaptan, bugün çocuklar “Galatasaraylıyım.” demekten gurur duyuyorsa bunda senin de büyük payın var.
Tüm Galatasaraylılar biliyor…
Böyle bir aşk unutulmaz.
Victor Osimhen: "Lille’e transfer olduğumda, babamın sağlığı iyice bozulmaya başladı. Sürekli uzaktaydım. Sonra COVID’in başlarında hastaneye kaldırıldı. Ben Fransa’da, tamamen yalnız kalmıştım. Futbol durmuştu. Havalimanları kapalıydı. Nijerya’ya özel bir uçuş ayarlaması için menajerimi arayıp duruyordum. Hatta havacılık otoritelerinden iniş izni bile almıştım. Tek ihtiyacım olan şey, kulübün ve menajerimin gitmeme izin vermesiydi
Bekliyordum, bekliyordum, bekliyordum.
O ise giderek kötüleşiyordu.
Sonra paniklemeye başladım. Her saat başı arıyor, yalvarıyordum.
Ama işte o zaman futbolun karanlık yüzünü anlamaya başladım. İş tarafını.
Olay şu ki, beni satmak istiyorlardı. Bir transfer konuşuluyordu. Bu yüzden eski menajerim bana sürekli, ‘İşler karmaşık. Bekle. Sadece bekle,’ diyordu.
Delirmek üzereydim. Uyuyamıyordum. Bir sabah uyandım ve duş almak için telefonumu aşağıda bıraktım.
Asla unutmayacağım; duştan çıktım, yatağımın yanında her zaman duran annemin bir fotoğrafı vardı. Fotoğrafa baktım ve içime bir his çöktü. Ağlamaya başladım. Şunu düşündüm: Bir şeyler yolunda değil. Hiç değil.
Aşağı indim ve ailemden 20 cevapsız arama olduğunu gördüm. Kardeşimi FaceTime’dan geri aradım ve bana, ‘Kaybettik’ dedi.
Sonra kamerayı çevirdi ve babamı gösterdi.
‘Veda etmen lazım…’
Telefonu fırlattığımı hatırlıyorum; tamamen kontrolümü kaybettim. Evin altını üstüne getirdim. Her şeyi kırdım döktüm. Kendimde değildim. Çıkardığım gürültü yüzünden komşularım kontrol etmeye geldi. Komşularımı çok severim; Fransa’da yalnızken benim için bir aile gibiydiler. Adam beni sakinleştirmeye çalışıyordu, yaşamak için hâlâ çok şey olduğunu söylüyordu.
O gün 6–7 saat boyunca yanımda kaldı ve muhtemelen aptalca bir şey yapmamı engelledi.
İçimi en çok acıtan şey suçluluk duygusuydu. Çünkü babamın bütün çocukları ve torunları yanındaydı.
Yanında olmayan tek kişi bendim.
Çok öfkeliydim. Patladım.
Şöyle düşündüm: ‘Eğer futbol buysa, ne anlamı var? Ben sadece ailemin yanında olmak istiyorum.’
Eski menajerimi aradım ve, ‘Babamı defnetmeye gidebilir miyim?’ dedim.
O da, ‘Git. Ama cuma günü geri dön,’ dedi.
‘Cuma mı? Futbolun cehenneme kadar yolu var,’ diye düşündüm.
Eve uçtuğumda, belki de bir daha asla futbol oynamayacağımı gerçekten düşündüm. Her şeyden tiksinmiştim.
İnsanlara hep söylerim: ‘Her şeyi gördüm, kardeşim. Gerçekten her şeyi gördüm.’
Ama bunu söylediğimde ne demek istediğimi tam anlamıyla anlamıyorlar.
Sadece bir çöplüğün yanında büyümekten bahsetmiyorum.
Elektriksiz büyümekten de bahsetmiyorum.
Gerçekten kaybetmekten bahsediyorum. Bu çok derin bir şey."
Bu vatan için canlarını veren bütün şehitlere Allah rahmet eylesin. Ailelerine sabırlar versin, bir daha böyle acılar yaşatmasın inşallah çok büyük bir acı...
Milas, Bafa Köyü civarında özellikle dağ zeytinlerinin oldukça kaliteli yağı vardır ancak üretici çok zor durumda. Zeytinin meyvesi ve yağı para etmiyor. Toplama ve bakım maliyetleri üreticiyi kurtarmıyor. Dahası köyler yaşlandı ve zeytinlerini toplayamıyorlar. Bugün Fatma Teyze'nin zeytinini toplamak için imeceye gittik. Böyle giderse üreticiler bitecek ve bu alanlar tek tek büyük şirketlerin eline geçecek. Köylüler ise onlara ucuz emek kölesi haline gelecek. Ve şu an çoğu yerde böyle olmaya başladı. Son olarak zeytin ağaçları bir avuç azınlık için ranta ve yağmaya açılmak isteniyor. Bir ağacın büyümesi ve meyvesini vermesi için yıllarca emek veriliyor, çocuk gibi bakılıyor ve sonuç. Yıkım. Oysa dünyanın en güzel meyvesidir zeytin.
Paha biçilemezin karşılığı bu aile..
Kazandılar, gidip en bilinmedik dükkanda Erzincan tulumu yediler…
Bu adam, eşi ve evladı, karşılıklı sevginin tam karşılığıdır…