“Hâkimin yüzünü görmeden yargılama mı olur?”
Tutuklu gazeteci Alican Uludağ’dan mesaj var. Arkadaşımız, 16 yıldır görev yaptığı Ankara Adliyesi’nde mahkeme huzurunda savunma yapmak istiyor:
“İstanbul’daki mahkeme, dosyamın İstanbul’da açılmasına yetkisizlik kararı vererek, tutuklanma sürecimin hukuka aykırı olduğunu ve kararın yetkisiz bir savcı ile hâkim tarafından verildiğini ortaya koydu. Dosyam Ankara’ya gönderildi ama ben İstanbul’da kaldım. 67 gündür tutukluyum. 67 gündür İstanbul’da, evimden 550 km uzakta Silivri Cezaevi’nde sürgündeyim. 26 Şubat’tan beri tek kişilik hücredeyim. Ankara’ya sevk edilmek için Adalet Bakanlığı’na dilekçe verdim, halen ses yok.
Bu da yetmezmiş gibi, Ankara’daki mahkeme duruşmaya Silivri’den SEGBİS yoluyla bağlanmama karar verdi. Mahkeme, 16 yıldır muhabir olarak çalıştığım Ankara Adliyesi’nde savunmamı mahkeme huzurunda yapmamı istemiyor. Bu gizlilik neden? 20 Şubat’ta Çağlayan Adliyesi’nde herkesten saklı savcıya ve hâkimliğe çıkarılarak tutuklandım. Şimdi yargılama aşamasında da “gizli sanık” uygulaması yapılmak isteniyor. Savunma ve adil yargılanma hakkım ihlal ediliyor.
Hâkimin yüzünü görmeden yargılama mı olur? Bu uygulamaya son verilmeli.
Öte yandan mahkeme yine tutukluluk halimin devamına karar verdi. Gerekçelerden biri, kaçma şüphesi. Hâkim buna dair “somut olgular var” diyor. Hangi somut olgu? Ben ısrarla Ankara’ya dönmek isterken, hâkim “kaçar” diyor. Böyle gerçeğe aykırı bir tutuklama gerekçesi olamaz. Beni bıraksanız, döneceğim yer gazetecilik yapmak için Ankara Adliyesi’nin basın odası olur.”
#HalkaYalanSöylemedik
▪️Fiyat farklılıkları, umutsuz hastalar
▪️Sağlık yazılım sistemini indirmişler
▪️Kayseri'den usulsüzlük alarmı 5 yıl önceden
▪️"Ölmeseydin biraz daha para kazanırdık"
▪️Soru önergeleri de yanıtsız
#Keytruda'nın kara yüzü: Sahtecilik ve bavul ticareti
✍️ https://t.co/QSiR3Jbk6C
Türkiye'de Keytruda gerçeği:
Gelir düzeyi tedaviyi karşılamaya yetmiyor
SGK geri ödeme listesine alınması tabloyu değiştirmedi. Kapsam sınırlı
Geçmişte açılan davalar adeta kangrene dönmüş durumda
İlaca da bilgiye de erişim sınırlı
@ICIJorg ile yeni araştırma #CancerCalculus
“BU NASIL HUKUK? SAVUNMA HAKKIM KULLANDIRILMIYOR”
Tutuklu gazeteci Alican Uludağ (@alicanuludag ), cezaevinden mesaj gönderdi:
“Tutukluluğumun 26. gününde (17 Mart 2026) aylık tutukluluk incelemesi için cezaevinden SEGBİS aracılığıyla İstanbul 6. Sulh Ceza Hakimliği’ne çıkarıldım. Bu hukuka aykırı tutukluluğa karşı itirazlarımı dile getirmek için günlerce hazırlık yaptım. SEGBİS ekranına baktığımda birçok cezaevinden onlarca tutuklu da hazır bekliyordu. Görevli hakimin bana söz vermesini beklerken bir anda tek tek isimler okuyarak ‘Tutukluluğun devamına…’ dedi. ‘Herhalde onlardan sonra beni dinler’ diye düşündüm. Hakim isimleri sayarken ‘Alican Uludağ tutukluluk halinin devamına...’ dedi. Söz alıp itiraz ettim. Savunmamı almadan tutukluluğumun devamına karar verdi. Aramızda şu yönde diyalog geçti:
Hakim: Beyanlarınız için savcılığa dilekçe verin.
Alican Uludağ: Bir yargı muhabiri olarak beni dinlemeniz gerekiyordu.
Hakim: Savcı zaten mütalaasında tutukluluğun devamını istedi. Dosyada yeni bir durum yok.
Alican Uludağ: Ama savunmamı almadan karar vermeniz hukuka, savunma hakkına ve adil yargılanma hakkına aykırı.
Hakim: Alican Bey, dilerseniz şimdi beyanınızı tutanağa ekleyebilirim.
Alican Uludağ: Bu durum tutukluluk halimi değiştirecek mi? Siz önce infaz ediyorsunuz, sonra ‘Savunmanızı verin’ diyorsunuz. Bu nasıl hukuk?
Daha sonra hakime, savunmam alınmadan tutukluluk halimin devamına karar verdiğini beyanım olarak eklemesini söyledim. Yazdı mı bilmiyorum. SEGBİS odasından çıktım. Hücreme döndüm. Noterde miydim, mahkemede miydim anlamadım.
Gözaltına alınmama neden olan tweetlerden biri de ‘Çürümüş yargı düzeni’ ifadesiydi. Yaşadığım olaydan sonra aklıma bu söz geldi. Hukuka aykırı bir kararla tutuklandığım yetmiyormuş gibi şimdi de savunma hakkım kullandırılmıyor. Açıkça Anayasa’daki temel haklar ihlal ediliyor. Bu nasıl bir yargı düzeni? Orta Çağ’da mı yaşıyoruz? Hukuk nerede?
Silivri 9 No’lu Cezaevi”
Gazeteci Alican Uludağ için soruşturma izni 19 Şubat’ta birkaç saat içinde verildi.
Kovuşturma izni talebi ise 2 Mart’tan beri bekliyor. İddianamenin yazılması için gereken bu izin neden aynı hızla verilmedi?
Adalet Bakanlığı’na sesleniyoruz: Kararınızı hemen verin ve soruşturma dosyasına gönderin.
#GazetecilikSuçDeğildir
Bayram geliyor, Alican Uludağ sevdiklerinden uzak.
"Yalnız değilsin Alican" demek için tutuklu gazeteci @alicanuludag 'a mektup yazabilirsiniz:
Marmara Ceza İnfaz Kurumları Kampüsü, Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumu (9 Nolu), Koğuş: B43 Semizkumlar Mah. Silivri/İstanbul
#YalnızDeğilsinAlican
Tutuklu gazeteci Alican Uludağ'dan (@alicanuludag ) Adalet Bakanlığı'na iddianame çağrısı:
“Beni Ankara’da gözaltına alıp İstanbul’a getirip 22 saatte cezaevine koyanlar suçladıkları 22 tweetle ilgili 22 günde iddianame hazırlayamadılar. İçeri atmak için acele edenler, mahkeme önüne çıkmam için adaleti kaplumbağa hızında dahi yürütmüyorlar.
Eğer savcının işleri yoğunsa ben kendi iddianamemi bir yargı muhabiri titizliğiyle yazıp savcıya iletebilirim. Eğer derdiniz adalet değil intikam, boyun eğdirme, susturmaysa bunu açıkça söyleme cesaretini ve erdemini gösterin.
Ama unutmayın ki gazeteciler susmaz, boyun eğmez.”
Silivri 9 No'lu Cezaevi”
#HalkaYalanSöylemedik
Adalet Bakanlığı, gazeteci Alican Uludağ için soruşturma iznini 19 Şubat’ta birkaç saat içinde verdi.
Kovuşturma izni talebi ise 2 Mart’tan beri Bakanlığın tozlu raflarında. İddianamenin yazılması için gereken bu izin neden bekletiliyor?
Adalet Bakanlığı’na sesleniyoruz: Kararınızı gecikmeden verin, izni savcılığa gönderin.
#GazetecilikSuçDeğildir
Adalet Bakanlığı, @alicanuludag ın dosyasını rehin mi aldı?
Bakanlığın kalemi, bir gazetecinin suçlanması, tutuklanması için ışık hızıyla yazıp imzalamıştı.
Bir günde, hatta birkaç saatte, soruşturma izni denilen çark, sihirli bir el değmiş gibi bakanlıkça jet hızıyla döndürülmüş, @alicanuludag soruşturma açıldıktan sonra 22 saat içinde demir parmaklıkların ardına gönderilmişti.
Peki, sonra ne mi oluyor?
O jet hızıyla dönen meşhur çarklar aniden pas tutuyor. Gazetecinin doğal hâkimi karşısına çıkıp kendini savunması, iddianamenin yazılması için gereken “kovuşturma izni” bakanlığın tozlu raflarında bekletiliyor.
Soruşturma iznini bir günde veren bakanlık, aynı dosya için kovuşturma izni talebini ise 10 gündür bekletiyor.
Neden?
“Biz seni içeri attık, orada unutulmanı, gündemden düşmeni bekliyoruz” diye düşünülüyor ise unutulmamalıdır ki, bugün adaleti nadasa bırakan, yarın o topraktan adaletsizlik biçer.
Masumiyet karinesi, tutukluluk süresiyle infaz ediliyor.
Soruşturma iznini bir kaç saat içinde imzalayan Adalet Bakanlığının, kovuşturma izni talebi konusunda da gecikmeden kararını verip, savcılığa göndermesini bekliyoruz.
#İBBDavası'nda 4.gün
SAVCILIK, ÜMİT POLAT'A ERTAN YILDIZ'LA İLGİLİ BİR TANE BİLE SORU SORMAMIŞ..
Avukat Tora Pekin, Ümit Polat’a, "Savcılıkta size Ertan Yıldız’la ilgili soru soruldu mu?" diye sordu.
Ümit Polat, sorulmadığını söyledi.
Üç kez ifade veren Ümit Polat, 11 ayrı eylemle (rüşvetle) suçlanıyor.
Polat’ın, Ertan Yıldız’ın talimatıyla ve "suç örgütü" hiyerarşisi içinde 11 kez rüşvet temin ettiği iddia ediliyor.
Ancak Av. Tora Pekin’in sorusuyla ortaya çıktı ki savcılar, Polat’a Ertan Yıldız ile ilgili hiçbir soru sormamış.
Tutuklama yapmak için hemen her şeyi bir günde bitiren savcılık, belki de %80’i twitlerin kopyalanıp yapıştırılmasıyla oluşacak 5-10 sayfalık bir iddianameyi yazmak için 12 gündür bekliyor.
Eğer, “dava açılmadan ne kadar uzun süre hapiste tutarsak kârdır” gibi kişisel/siyasal bir amaç yoksa 12 gün yetmedi mi? Daha ne kadar bekleyeceksiniz? Bir zaman planınız, takviminiz var mı?
Bir an önce iddianameyi yazmanızı ve mahkemeye vermenizi bekliyoruz.
#alicanuludağ
İstanbul Barosu'nun önceki başkanlarından Av. Turgut Kazan, tutuklu gazeteci Alican Uludağ hakkındaki soruşturmaya dair açıklama yaptı:
“Biz bugün yaşadıklarımızı yargı uygulaması olarak benzer ölçülerde hiç yaşamadık. Çünkü biz hukukçular olarak yasalarda yazılanların uygulanacağını öğrendik. Bu durumda iddianamenin hızlı olması gerekir, yani hemen olması gerekir. Çünkü neyi araştıracaksınız? Bir şey yok ki. Suç saydığınız cümle önünüzde duruyor. Cümleyi kullanan gazeteci de “Ben böyle bir şey yazmadım" demiyor, “Bunu ben yazdım” diyor. Ondan sonra, "Ama burada asla Cumhurbaşkanına hakaret ya da hakaret sayılabilecek bir sözcük, yaklaşım, değerlendirme yok” diyor. Buna göre iki satır, yani yarım sayfalık bir iddia olacak. Onun için bir an önce savcı olarak sizin göreviniz soruşturmayı yargı önüne götürmektir.”
Avukat Kazan, gazeteci Alican Uludağ'a benzer şekilde “Cumhurbaşkanına hakaret” suçlamasıyla Ankara’dan İstanbul’a getirilen Sabri Uzun için verilen yetkisizlik kararına da değindi:
“Aykırılığı saptanan bir gerçek bir daha tekrarlanmaz, yasaya aykırılık bir daha tekrarlanmaz. Sabri Uzun'u da o şekilde Ankara'dan alıp buraya getiriyorsunuz. Dava açıldıktan sonra da mahkeme yetkisizlik kararı verip Ankara'ya gönderiyor. Bu bir daha yaşanmaz. Bunları ben hukukçu olarak nasıl cevaplayabilirim ki? Çünkü yapılamaz ama yapılıyor. Kitabın yazdığı gibi değil bu olay. Hukuk devletinde bunlar olamaz, böyle işlemler yapılamaz. Türkiye'nin bir hukuk devleti olduğunu Anayasa yazıyor, Adalet Bakanları açıklama yapıp ‘Türkiye bir hukuk devletidir’ dedi diye hukuk devleti olmaz. Hukuk devleti kuralları işliyorsa zaten hukuk devleti tartışması yapılmaz. Çünkü hukuk devleti yaşanır.”
Kazan, Alican Uludağ'ın tutukluluğa itiraz dilekçesinde yer alan, AİHM’in "Cumhurbaşkanına Hakaret Suçu’nun (TCK m. 299) meşru amaç taşımadığı" ve tutuklama kararının "ifade ve basın özgürlüğüne haksız müdahale olduğu" yönündeki Vedat Şorli kararını da hatırlattı:
“AİHM, 'Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin ifade özgürlüğü maddesine göre 299. maddenin uygulanmasını ihlal sayıyoruz' diyor. Türkiye olarak itirazımız da geri çevrildi. Kesinleşme falan denildi, e kesinleşti de! Ama bunu konuşmuyorsunuz bile. Adalet Bakanlığı eğer ‘Türkiye hukuk devletidir’ diye yazıyor çiziyorsa bu kanun maddesinin değiştirilmesini sağlamak zorundadır. AİHM, ‘Hapis cezası verilemez artık’ diyorsa veya hapis cezası verilmesi halini bir ihlal sayıyorsa bunu para cezasına dönüştürmeniz gerekir, o da caydırıcı olmayacak şekilde olmalıdır.”
#HalkaYalanSöylemedik
Gazeteci Alican Uludağ hakkındaki tutuklama kararına avukatları tarafından İstanbul 9. Sulh Ceza Hakimliğine 23 Şubat’ta yapılan itiraz reddedildi. Asliye Ceza Mahkemesi tarafından 27 Şubat’ta verilen ret kararı henüz avukatlara tebliğ edilmedi. Bu nedenle itirazın gerekçesini henüz bilmediklerine dikkat çeken Avukat Abbas Yalçın, karar tebliğ edildiğinde Anayasa Mahkemesine başvuru yapacaklarını açıkladı.
#HalkaYalanSöylemedik
İstanbul Barosu Başkanı Av. Prof. Dr. İbrahim Özden Kaboğlu (@ibrahimkaboglu), tutuklu gazeteci Alican Uludağ hakkındaki soruşturmaya dair açıklama yaptı:
“Alican Uludağ’ın gazetecilik faaliyetleri ve düşünce açıklamaları nedeniyle tutuklanması açık ve net, amasız, fakatsız hukuka aykırıdır.
Hukukta, hele ki ceza hukukunda usul kuralları iş sıralamasını gösteren bürokratik düzenlemeler değildir. Bu kurallar masumun korunmasını, suç şüphesi altındaki kişinin dahi haklarının sağlanmasını temin eder. Oysa bu ve benzeri soruşturmalarda birçok usul kuralı çiğneniyor. Örneğin CMK m. 12 uyarınca soruşturma yetkisi suçun işlendiği yerdedir. Yani Ankara’daki Alican Uludağ’ın, Ankara’daki kişi ve kurumlara karşı suç işlediği iddiası var ise bu soruşturmayı İstanbul yapamaz. CMK m. 100-101 uyarınca kaçma ve delil karartma şüphesi hakimin somutlaştırması gereken bir tehlikedir, varsayılamaz. Bu tip usul yanlışları, hatta kural saptırmaları esası, yani aslında ortada işlenmiş bir suç olmadığı gerçeğini gizlemek için yapılıyor. Oysa CMK m. 160 uyarınca Cumhuriyet savcısının asli görevlerinden birisi de şüphelinin haklarının korunmasıdır.
“Tutuklamanın da adli kontrolün de şartları gerçekleşmedi”
Soruları kimin sorduğuna da dikkat çekmek gerekir; İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terör Suçları Bürosu! Sözü, tutumu, inancı yahut inançsızlığı hatta varoluşu hoşa gitmeyen herkese terör yaftası yapıştırmak hukuki değildir, makul değildir, insani değildir. Vatandaşımıza müstahak değildir. Kamu düzeni böyle korunmaz. Anayasa m. 19/3 bütün şartların varlığı halinde dahi tutuklamayı hakimin takdirine bırakıyor. Ancak bunun ön koşulu, şartların varlığı. Şartlar yoksa takdir yok. Şartlar var ise, hakim Anayasa m. 13 uyarınca orantılılığı da gözetmeli, eğer amacına adli kontrol ile ulaşabilecekse bunu değerlendirmelidir. Alican Uludağ’a yöneltilen bu son soruşturmada ne tutuklamanın ne de adli kontrolün şartları gerçekleşmiş değildir.
Unutulmamalıdır ki, devletin cezalandırma yetkisinin gerekçesi olarak sıklıkla karşımıza çıkarılan kamu düzeni, insanların haklarını kullanabildiği bir yaşam biçimi demektir. Hakları koruma gerekçesi, hakları yok etmenin bahanesine dönüştürülemez. Hukuk hepimiz için bir güvencedir. Hukuku, demokrasiyi ve anayasal düzene dönüş taleplerini hep birlikte ve kararlılıkla savunmak gerekir.”
MEB'in okullarda ramazan etkinlikleri düzenlenmesini öngören yazısı, eğitimde dinin etkisini tartışmaya açtı
Türkiye'de eğitim son on yıldır "milli ve manevi değerler" ekseninde yeniden nasıl yapılandırılıyor?
✍️@pelinunker
https://t.co/XcOG0CAjg7
Cezaevi yerleştirmeleri cezalandırma aracı olamaz.
Gazeteci Alican Uludağ’ın hangi nedenlerle Silivri 1 Nolu Cezaevi’ne gönderildiği kamuoyuna açıklanmalıdır.
İnsan onuruna uygun koşullar herkes için yaratılmalıdır.
#HalkaYalanSöylemedik
Aynı dosya türlerinden tutuklanan birçok gazeteci Silivri 9 Nolu Cezaevi'nde tutulurken, arkadaşımız Alican Uludağ neden Silivri 1 Nolu'ya gönderildi?
Kalabalık koğuşlarda yerde yatılmasını gerektirecek koşulların tercih edilmesi neden?
Açıklama bekliyoruz.
#halkayalansöylemedik
"Bu cinayet münferit değil"
İstanbul'un merkezinde öldürülüp çöpe atılan Durdona Khokimova için kadınlar sokağa çıktı
Feministler ve kadın örgütleri, cinayetin münferit olmadığını vurguladı, cezasızlığa ve erkek şiddetine tepki gösterdi
✍️@pelinunker
https://t.co/GZnjw4ysUq