Uraloğlu'ndan fon soruşturması açıklaması: Kimsenin suçluyu koruyacağımıza dair beklentisi olmasın, ucu kime dokunuyorsa gereği yapılacak
https://t.co/1851ANw3Ck
https://t.co/lMZ8ZI0rsD
İşte AKP’nin amaçladığı ‘SANDIKSIZ İLERİ DEMOKRASİ’ düzeni;
Şehitlere 2 metrekare,
Teröristbaşı Öcalan’a VİLLA!!!
Pkk zaten tarihinin en zayıf noktadındayken, bir dönem daha kazanmak için değer miydi!!!
The world is rightly outraged by Vucic regime’s reaction to the death of convicted war criminal Ratko Mladić.
But this is what we warned Europe about all along: Serbia and its regime have never changed.
What has changed is that Serbia today is an EU candidate country that glorifies war criminals and celebrates their crimes.
A candidate country that continues to deny genocide, crimes against humanity, wartime sexual violence, slaughtering of little children, among others.
A candidate country that continues to attack its neighbors.
A candidate country that stands with Putin, partners with China and Iran, and works against Europe’s security while pretending to be Europe’s partner.
A candidate country that refuses to open its archives while families across Kosovo, Croatia, and Bosnia & Herzegovina, are still searching for their forcibly disappeared loved ones.
And yet, Brussels keeps rewarding it with billions of euros.
You cannot fund a regime that glorifies Europe’s enemies and then act surprised when it behaves like one.
The question is no longer whether Serbia has changed. The question is how long Brussels will continue pretending that it has.
Serbia still sleeps on the mass graves of innocent civilians.
Maybe one day, just one day, Brussels will wake up to see Serbia’s true face.
Ağustos 1991'de İslam İşbirliği Teşkilatı'nda ‘gözlemci üye’ statüsü kazanan ve bu hali ile 1980'de İzmir'deki etkinlikte temsil edilen KKTC, 2022 yılında Konya'da yine bizim ev sahipliğimizde gerçekleşen İslami Dayanışma Oyunları'nda tek bir sporcu ile temsil edilmemişti.
11-17 Ağustos'da İstanbul'da yapılan ve Türkiye'nin tanımadığı Rum yönetiminin de kendi bayrağı ile katıldığı Uluslararası Coğrafya Olimpiyatı'na ev sahipliği yapan Türkiye Coğrafya Kurumu bir açıklama yaparak kendini savundu!
KKTC'nin dışlanmasına yönelik yoğun eleştirilere yanıt için yapılan açıklamada, bir tek kez bile KKTC adının geçmemesi dikkatimi çekti. Oysa konu KKTC'nin dışlanması!!!
Aşağıda metnini göreceğiniz açıklamayı özetleyecek olursam söylenen şudur:
- "Bu uluslararası bir yarışmadır. Düzenleyen kuruluşun kurallarına göre tanınmış devletler katılabilir. KKTC tanınmış bir devlet olmadığı için davet edilmedi. Kıbrıs Cumhuriyeti tanınmış bir devlet olduğu için davet edildi ve bayrağını da açtı. Bizden kaynaklanan bir durum yoktur. Bizi suçlayanlar art niyetlidir, onlara karşı hukuk yoluna başvuracağız"
****
Bu açıklamaya karşı şu hususları vurgulamak istiyorum:
++++
Memleketin halinin özeti;
Pkk’lı Teröristleri serbest bırakmak için kanun çıkarılırken, Kızılay’da dertlerini anlatmak için direnen Gaziler’e Emniyet Güçleri müdahale ediyor!!!
35 kişinin vefatından sorumlu olup üzerine bir de mahkeme salonunda annesi için adalet arayan avukatı tehdit ederseniz NATO zirvesinde dondurma dağıtabilirsiniz. Nasıl mı gelin anlatayım size;
Kahramanmaraş depremlerinde manolya sitesinde yaptıkları tadilatlar neticesinde 35 kişinin vefatından sorumlu olan kişiler Madonun sahipleri ve en son duruşmada mahkeme salonunda annesi için adalet aradığı için tehdit edilen avukat benim. 35 kişinin kanına ortak olmak istemiyorsanız #ManolyaApartmanıİçinAdalet arayışıma lütfen destek olun ve en azından bunların kazanç sağlamasına ortak olmayın
"Baba" sözcüğü bir zürriyet bağını tanımlamaktan ziyadedir.
Cibilliyet tarifidir çokça.
En azından bu topraklarda; iyi olana, hakka riayet edene, koruyana, kollayana, adil olana "baba" denir.
"Babalık" olunan "şey" değildir sadece, ifa edilendir de.
Yayın görüntü kalitesi, yorumcusu, sunucusu her şeyiyle paçalarından liyakat akan TRT'de ilk dakika yedigimiz gol üzerine spiker şöyle dedi;
"Sonda yiyeceğimize başta yemeyi tercih ederiz"
CHP ile ilgili ‘Mutlak Butlan’ kararı dahil olmak üzere yaşananlar 'rakipsiz kazanma ve muhalefetsiz Türkiye' stratejisinin bir sonucu.
Seçimlere girmenin serbest ama kazanmanın yasak olduğu, demokratik rekabetin boğulduğu bir Türkiye hedefi var.
Artık kimse, hiç bir kurumsal yapı güvende değildir.
'Sofra Dualarının Ekonomik-Teolojik Analizi' başlıklı bir projem var. Proje kapsamında 21. Yyda iktidarın israfı nedeniyle avcı-toplayıcı düzene dönen insanların sofra duası ederek doymayı beklemesini, ses yükseltenlere verilen "Ezan susmaz" cevabının etkilerini inceleyeceğim.
Tübitak'ın 3.000.000 TL'ye kadar olan bir bütçeyle desteklediği projeye bakın:
"İslam Tarihinde Katılımlı Dua Örneği Olarak Yağmur Dualarının Eko-Teolojik Analizi"
Çöpe yiyecek atmamalıymışız!
Memleket öyle bir hale geldi ki, onu da yapan olmazsa çokları açlıktan ölecek!
Ama gören yok!
Bir de BM'ye katkılarından ötürü teşekkür ediyormuşuz.
Gazze'de,Yemen'de, Sudan'da yüz binlerin aç kalmasına seyirci oldukları için olsa gerek (!)
@kuneralpS Sayın Kuneralp, oldukça iyi inceleme imkanı buldum. Meselemiz İran rejimi değil, mesele siyonist ve emperyalist bir saldırıya karşın tutumunuz.Mesele dün bu saldırıların aparatı olmuşları savunmanız.Rejimin değişmesi siyasal ve sosyal hakları temin edecek mi? Muadilleri etti mi?
Laikliği basit hali ile devletin/otoritenin vicdani tarafsızlığı olarak izah etsek,devlet ricalinde bulunmuş şu zevatın 'laik'liği ancak din/İslam karşıtlığından ibaret olabilir.
Anlaşılan hep 'taraf' olmuş.
İran'a destek rejime arka çıkmak değil ama 'düşmanlık' anomalisi vahim!
Ülkemizde Islamcıların molla rejimine arka çıkmalarını anlayabiliyorum. Ne de olsa onlarda din ile devletin ayrılması kavramı pek mevcut değil.
Ancak Atatürkçü olduklarını iddia edenlerin molla sevgisini anlamakta güçlük çekiyorum. Rıza Şah Pehlevi ve oğlu Muhammed Rıza Atatürk’ün çizgisinden giderek mollaları siyasetten çıkarmak, kadın-erkek eşitliğini sağlamak gibi reformlara imza attılar. Tabii ki özellikle Muhammed Rıza’nın hataları oldu ve bedelini devrimle ödedi. Ancak yapılan reformları tersine çevirip bir istibdat rejimi getiren bu sözde din adamları Atatürkçü geçinenlerin desteğine neden sahip? Tek neden ilkel bir Batı düşmanlığı sanırım. O da yeterli olmamalıydı.
Dün dış işleri bakanları (İslam Ülkeleri demek zul) İran'ı kınadı. İçlerinde bizim Dış İşleri Bakanımız da vardı.
Bugün sabah da bayram hutbesinde İran'dan tek kelime bahsedilmedi.
Şu yaşananlar karşısında İslâm dünyasının tek hassasiyeti Mescid-i Aksa'da namaz kılamamak!