Ağrı’nın Hamur ilçesinde görev yapan kadın öğretmen Irmak Ayşe Koparan’ın şüpheli ölümü, yalnızca bir ölüm haberi olarak geçiştirilemez; kadın eğitim emekçilerinin yaşam hakkını, güvenli çalışma koşullarını ve kamusal koruma yükümlülüğünü doğrudan ilgilendiren ağır bir sorumluluk alanıdır. Bu ölümün ardındaki tüm iddialar açığa çıkarılmadan; olası ihmal, baskı, mobbing, şiddet ve idari sorumluluklar etkin, şeffaf ve bağımsız biçimde soruşturulmadan bu dosyanın kapatılmasına, gerçeğin karartılmasına ve sorumluların korunmasına izin verilemez.
Kadın eğitim emekçilerinin görev yaptıkları yerlerde karşı karşıya kaldığı yalnızlaştırma, baskı, mobbing, güvencesizlik, elverişsiz barınma ve çalışma koşulları, idari keyfiyet ve şiddet riski; iktidarın kadınların yaşamını, emeğini ve güvenliğini korumayan politikalarından bağımsız değildir. İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararıyla, toplumsal cinsiyet eşitliği karşıtı uygulamalarla, cezasızlık politikalarıyla ve kamu kurumlarında yaygınlaşan erkek egemen yönetim pratikleriyle kadınların yaşam hakkı sistematik biçimde ihlal edilmektedir.
Kadınların yaşam hakkını savunmak şiddete, baskıya, mobbinge, cezasızlığa ve erkek egemen idari anlayışa karşı kamusal sorumluluğu büyütmeyi, eşit ve özgür bir yaşam için kararlı biçimde mücadele etmeyi gerektirir. Irmak Ayşe Koparan’ın ölümü tüm yönleriyle aydınlatılmalı, varsa idari baskı, mobbing, şiddet, ihmal, görevi kötüye kullanma, başvuruların dikkate alınmaması ve koruma mekanizmalarının işletilmemesi gibi tüm iddialar etkin, şeffaf ve bağımsız biçimde soruşturulmalıdır.
Eğitim Sen olarak, Irmak Ayşe Koparan’ın ailesine, sevenlerine ve tüm eğitim emekçilerine baş sağlığı diliyor, ölümünün üzerinin örtülmesine, sorumluların korunmasına ve kadın eğitim emekçilerinin yaşam hakkının görmezden gelinmesine izin vermeyeceğimizin bilinmesini istiyoruz.
Eğitim Sen Merkez Kadın Sekreteri Simge Yardım, Eğitim Sen Amed Şubelerinin düzenlediği kadın eğitim kampına katıldı. Yardım, iki gün süren eğitimde "Sendikal Mücadelede Kadın Tarihi ve Kadın Temsiliyeti" başlığında sunum gerçekleştirdi.
🔴MEB PERSONEL GENEL MÜDÜRÜ İLE YAPILAN GÖRÜŞMEYE İLİŞKİN BİLGİ NOTU
MYK üyelerimiz Zülküf Güneş, Ramazan Gürbüz ve Evrim Gülez, 4 Haziran 2026 tarihinde, Millî Eğitim Bakanlığı Personel Genel Müdürü Bülent Çiftci ile bir görüşme gerçekleştirdi. Görüşmede, eğitim ve bilim emekçilerinin farklı alanlarda yaşadığı sorunlar, sahadan toplanan bilgilerle oluşturduğumuz raporlar, üyelerimizin talepleri ve sendikamızın sorunlara dair çözüm önerileri Personel Genel Müdürlüğü’ne iletildi.
Rahmi Koç’un İzmir’de bir hastane açılışında Kürt kadınları hedef alan cinsiyetçi ve ırkçı ifadeler kullanması kabul edilemez. Kadın bedeni, hasta mahremiyeti ve kimlikler üzerinden kurulan bu ayrımcı dil; “espri” ya da “fıkra” adı altında meşrulaştırılamaz. Toplumsal yaşamın her alanında olduğu gibi sağlık hizmetlerinde de insan onuru, eşitlik, mahremiyet ve ayrımcılık yasağı temel ilkelerdir. Servet, unvan ya da toplumsal statü; hiç kimseye kadınları, halkları ve onların kimliklerini aşağılayan bir dil kullanma hakkı vermez. Kadınları, halkları ve anadillerini hedef alan ayrımcı söylemler karşısında sessiz kalmak, ayrımcılığı ve ötekileştirmeyi toplumsal yaşamda yeniden üretmek anlamına gelir.
Eğitim Sen olarak kadınları, halkları ve anadillerini hedef alan bu cinsiyetçi ve ırkçı dili kınıyor; eşit, özgür ve onurlu bir yaşam mücadelesini büyütme kararlılığımızı bir kez daha vurguluyoruz. "
🟣TBMM'de stajyer olarak çalışan öğrencileri taciz eden sanıkların bugünkü duruşmada tahliye edilmesi, ülkede adaletin kim için işlediğini bir kez daha açık biçimde ortaya koymuştur. En güvenli olması gereken kamusal alanlardan biri olan TBMM’de işlenen bir suç, yargı eliyle hafifletilmiş; mağdurlar korunmamış, failler fiilen kollanmıştır.
Eğitim Sen olarak bu kararı ve arkasındaki eril zihniyeti kabul etmiyoruz. Tacizi görünmez kılan, failleri koruyan, mağdurları ise yalnızlaştıran bu düzene karşı mücadelemizi sürdüreceğiz. Bu sürecin takipçisi olacak; yargının siyasal tercihlerle erkek şiddetini yeniden üretmesine izin vermeyeceğiz. Kadınların ve gençlerin eşit, güvenli ve onurlu bir yaşam mücadelesini büyütmeye devam edeceğiz.
#ErkekAdaletDeğilGerçekAdalet
NAFAKAYI DEĞİL YOKSULLUĞU BİTİR!👇
https://t.co/JvNkbYw9BS
Günde üç kadın katledilirken iktidar AYM aracılığıyla, “aile kurumunun saygınlığını koruma”yı gerekçe göstererek nafaka hakkını hedef alan bir karar açıkladı. Hemen ardından Adalet Bakanı tarafından yapılan açıklamadan da bu kararın hükümetin bu yöndeki hazırlıklarının habercisi olduğunu anlıyoruz. Benzer dosyalarda daha önce kadınların lehine karar veren AYM kararı bu hazırlıktan bağımsız değil. Görünen o ki bundan sonra birbiri ardına gelecek yargı reformlarıyla ve yargı paketleriyle kadınlar şiddete, yoksulluğa ve güvencesizliğe daha fazla mahkûm edilecek.
İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararının ardından kadınlara yönelik politikalar da giderek aileyi merkeze alan uygulamalara indirgeniyor. Kadın istihdamı hâlâ yüzde otuzlar seviyesinde seyrediyor. Çalışan kadınların yalnızca yaklaşık yüzde yirmisi tam zamanlı ve güvenceli işlerde çalışabiliyor. Engelli, yaşlı, hasta ve çocuk bakımı büyük ölçüde kadınların sorumluluğuna bırakılıyor; kadın yoksulluğu, kadın emeğinin görünmezliği ve kadınların yaşadığı zaman yoksunluğu görmezden geliniyor. Kadın istihdamı, eşitlikçi politikalar yerine “aile dostu politikalar” adı altında şekillendiriliyor.
“Ailenin korunması” odaklı politikalar, aile içinde yaşanan kadına yönelik şiddeti görünmez kılıyor. Güvenli, güvenceli, tam zamanlı işlerde çalışma olanakları sistematik olarak sınırlandırılan kadınlara karşı sorumluluklarını yerine getirmesi gereken iktidar ise şimdi de boşanma nedeniyle yoksulluğa düşecek tarafı koruyan nafaka hakkını ortadan kaldırmaya hazırlanıyor.
Ekonomik bağımsızlığı elinden alınan kadınların boşanma süreçlerinde talep ettikleri nafakanın, aileyi koruma iddiasıyla kısıtlanması ya da ortadan kaldırılması; kadınların yaşadıkları şiddete, eşitsizliğe ve ekonomik baskıya rağmen aile içinde kalmaya zorlanması anlamına geliyor. Bu yaklaşım, aile içi şiddete maruz bırakılan kadınları aynı şiddet döngüsü içinde yaşamaya mahkûm ediyor.
Nafaka ile ilgili veriler, boşanma ve nafaka davaları ile toplumsal cinsiyete dayalı şiddet arasında önemli bir ilişki olduğunu gösteriyor. Nafaka davalarının yaklaşık yüzde 25’inde konu, kadına yönelik şiddet veya ev içi şiddet vakalarıyla bağlantılı.
Nafaka davalarının tarafı olan kadınların önemli bir bölümünü işsiz kadınlar oluşturuyor. Ayrıca çocukların velayeti büyük ölçüde kadınlara verildiğinden, nafaka talepleri çoğunlukla çocukların temel ihtiyaçlarının karşılanmasına yönelik oluyor.
Kadın istihdamını artıracak politikalar hayata geçirilmeden; güvenceli ve tam zamanlı çalışma olanakları yaratılmadan; kadına yönelik şiddetle etkili biçimde mücadele edilmeden; erişilebilir başvuru mekanizmaları ve önleyici tedbirler güçlendirilmeden; bakım hizmetleri kamusal bir sorumluluk olarak ele alınmadan; yeterli sayıda sığınma evi, barınma ve kreş desteği sağlanmadan nafaka hakkının ortadan kaldırılması, kadınları şiddete daha açık hâle getirmekten, yoksulluğu derinleştirmekten ve güvencesizliği artırmaktan başka bir sonuç doğurmayacaktır.
🔴Kadınların kazanılmış haklarına yönelik saldırılara derhal son verilmeli,
🔴Kadın istihdamını artırmaya yönelik politikalar geliştirilip uygulanmalı,
🔴Kadına yönelik şiddetle etkin biçimde mücadele edilmeli,
🔴Yargı reformları toplumsal cinsiyet eşitliği perspektifiyle planlanmalıdır.
Sorun nafaka değil, kadınları yoksulluğa, güvencesizliğe ve şiddete açık hâle getiren politikalardır!
Haklarımızdan, hayatlarımızdan vazgeçmiyoruz!
Kayseri Kızılay Şube Başkanı Cafer Beydilli’nin sosyal medya hesabından paylaştığı video ile kadınların kamusal alanda, çalışma yaşamında ve toplumsal yaşamın içinde yer almasını hedef alması; kadınların yaşam biçimine müdahaleyi meşrulaştıran ifadeler kullanılması kabul edilemez ve açıkça suçtur. Tepkiler üzerine paylaşımın kaldırılması ise bu gerici ve cinsiyetçi zihniyeti ortadan kaldırmamaktadır.
Kadınlara “evde kalmayı” öğütleyen bu anlayış, kadınları aile içinde tanımlanan rollerle sınırlamak isteyen erkek egemen zihniyetin açık bir yansımasıdır. Kadınların eğitim hakkını, çalışma hakkını, kamusal alanda eşit ve özgür biçimde var olmasını hedef alan her söylem; demokratik ve eşitlikçi toplum idealine yönelmiş bir saldırıdır.
Kadınların yaşamı, emeği, bedeni ve geleceği üzerinde söz söyleme hakkını kendinde gören hiçbir kişi, kurum ya da makam meşru değildir. Kadınlar evlere, mutfaklara, aile içi rollere hapsedilecek nesneler değil; yaşamın, üretimin, bilimin, eğitimin, siyasetin, sendikal mücadelenin ve kamusal alanın eşit özneleridir.
Çok iyi biliyoruz ki bu tür söylemler tesadüfi değildir. Eğitim politikalarında toplumsal cinsiyet eşitliği kavramının dışlanması, karma eğitimin hedef alınması, kız çocuklarının eğitim hakkını zayıflatan uygulamalar, kadın emeğinin görünmez kılınması ve aile merkezli politikalar aynı bütünün parçalarıdır.
Buradan açıkça ifade ediyoruz: kadınları hedef alan, ayrımcı ve cinsiyetçi söylemler karşısında gerekli adli ve idari süreçler işletilmelidir. Eğitim Sen olarak kadınların eşitlik ve özgürlük mücadelesinin yanında olmaya devam edeceğiz. Kadınları eve hapsetmek isteyen zihniyete karşı; yaşamın her alanında eşitliği, özgürlüğü, laikliği ve emeğin hakkını savunmayı sürdüreceğiz.
🟣Bartın’daki İstismar Davası Münferit Değil, Sistematik Çürümenin Sonucudur
Bu olay, yanıtlanması zorunlu olan çok temel soruları gündeme getirmektedir:
✔️Çocuğun eğitim süreci düzenli biçimde izlenmiş midir?
✔️Devamsızlık, okuldan kopma, sosyal risk, ihmal ya da şiddet ihtimali hangi aşamada fark edilmiş, buna karşı hangi kurumlar ne zaman harekete geçmiştir?
✔️Okul yönetimi, ilçe milli eğitim müdürlüğü, psikolojik danışma ve rehberlik birimleri, sosyal hizmetler arasında etkin bir koruma ve izleme mekanizması kurulmuş mudur?
✔️Çocuğun yaşamını ve güvenliğini korumakla yükümlü kurumlar, önleyici sorumluluklarını neden zamanında yerine getirmemiştir?
Başta Milli Eğitim Bakanlığı ile Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı olmak üzere ilgili tüm kurumlar kamuoyuna açık, şeffaf ve hesap verebilir bir bilgilendirme yapmalıdır. Çocukların okuldan kopmasını önleyecek erken uyarı sistemleri güçlendirilmeli; her okulda yeterli sayıda psikolojik danışman, sosyal hizmet uzmanı ve çocuk koruma konusunda yetkin personel görevlendirilmelidir.
Kadını ve çocuğu her türlü şiddet, sömürü ve istismardan korumayı hükme bağlayan uluslararası sözleşmelerin gerekleri yerine getirilmeli; çocuğun üstün yararı esas alınarak Türk Ceza Kanunu’nun koruyucu hükümleri etkili biçimde uygulanmalıdır. Faillerin cesaret aldığı yargı kararlarına bir yenisi daha eklenmemeli; tüm sorumlular bağımsız, etkin ve şeffaf biçimde yargılanmalıdır.
Çocuklar susmaz, biz de susmayacağız!
Çocuk istismarının, ihmallerin ve cezasızlığın karşısında mücadelemizi sürdüreceğiz!
https://t.co/BKz1rO6jzW
Şırnak Şube Başkanı Adnan Şenbayram, Mesut Aslan ve Nizam Kaplan arkadaşlarımızın sendikal faaliyetlerinden dolayı açığa alınarak haklarında soruşturma başlatılmasına karşı Şırnak’ta yürüyüş ve basın açıklaması yapıldı. Eyleme Eğitim Sen Genel Sekreteri Zülküf Güneş, KESK Eş Genel Başkanı Ayfer Koçak, KESK MYK üyeleri Erdal Karakuş ve Döne Gevher, bağlı iş kolları MYK üyeleri ile KESK bölge şubeleri katıldı.
Hukuksuz soruşturma ve açığa alma uygulamalarından derhal vazgeçilmelidir. Arkadaşlarımız görevlerine dönene kadar mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğiz!
Sendikal Mücadele Kişisel İkbal ve Bireysel Kazanç Sağlama Alanına Dönüştürülemez!
Kamuoyuna,
Son günlerde ulusal basında, devlette yetkili bir konfederasyonun genel başkanı hakkında ortaya atılan iddialar ve emek örgütleri ile yöneticilerinin mali işleyişlerine dair tartışmaların gündeme taşınması, sendikal hareket açısından son derece düşündürücüdür. Bu tür iddiaların varlığı dahi, sendikal yapıların şeffaflık ve hesap verebilirlik ilkeleri temelinde yeniden değerlendirilmesi gerekliliğini açıkça ortaya koymaktadır.
Sendikalar ve emek örgütlerinin mali süreçlerinin şeffaf biçimde yürütülmemesi ve kamuoyu ile açık şekilde paylaşılmaması, emekçilerin sendikalara ve daha da önemlisi sendikal mücadeleye olan güvenini zedelemektedir. Oysa biz emek örgütleri, siyasal iktidardan ve bürokrasiden mali şeffaflık, hesap verebilirlik ve kamuoyuna açıklık talep ederken, bu ilkelerin en güçlü savunucusu ve uygulayıcısı olmakla da yükümlüyüz. Bu noktada öncülük sorumluluğu doğrudan emekten yana örgütlü sendikalara aittir.
Sendikal mücadelenin güçlenmesi ve daha ileri bir düzeye taşınması gerekirken, sendikaların ve yöneticilerinin mali konular üzerinden kamuoyu önünde tartışılır hale gelmesi, bütünlüklü emek mücadelesini zayıflatan ve geriye iten bir sonuç doğurmaktadır.
Bu nedenle tüm emek örgütleri, mali işleyişlerinde şeffaflık, denetlenebilirlik ve hesap verebilirlik ilkeleri doğrultusunda hareket etmek zorundadır. Aksi bir tutum, hem tarih önünde hem de emekçilerin vicdanında karşılığını bulacaktır.
Emek mücadelesinin güçlenmesi, ancak güven, şeffaflık ve ortak denetim ilkeleriyle mümkündür. Tüm bu iddiaların, özgür basın, emekçiler ve kamuoyu vicdanı nezdinde tüm yönleriyle açıklığa kavuşturulması büyük önem taşımaktadır.
Bizler KESK olarak, kurulduğumuz günden bu yana sendikal mücadelenin bir ayrıcalık ya da kişisel kazanç alanına dönüşmemesi gerektiğini savunuyoruz. Bu doğrultuda, tüm mali işleyişimizin üyelerimizin bilgisi ve denetimi altında yürütülmesi için çaba gösteriyoruz.
KESK’in mali işleyişi; üyelerimizin ve örgütümüzün iradesiyle seçilmiş bağımsız denetleme kurulunun gözetim ve denetimi altında, tüm üyelerimizin erişimine açık ve şeffaf bir biçimde yürütülmektedir.
Bu anlayışın gereği olarak, tüzüğümüzün mali işleyişe ilişkin ilgili maddelerini kamuoyu ile paylaşmayı bir sorumluluk olarak görüyoruz.
KESK Tüzüğü Madde 27 – Yürütme Kuruluna Seçilenlerin Güvencesi Konfederasyon Yürütme Kuruluna seçilenlerden mali, sosyal ve özlük hakları işverence ödenmeyenlerin, bu görevleri süresince alacakları mali, sosyal ve özlük hakları, çalıştığı işyerlerinden çalışırken aldığı mali ve sosyal hakları geçemez. Sendikacılık meslek olmadığı için kimseye avantaj ya da dezavantaj sağlamaz.
Saygılarımızla.
🔴Barış emekçisi, sanatçı, yazar, siyasetçi ve toplumun vicdanı bir aydın olan Sırrı Süreyya Önder'i, ölümünün 1. yılında saygı, sevgi ve özlemle anıyoruz.
Düşünce ve ifade özgürlüğünün, barışın, halkların eşit ve ortak yaşamının savunucusu olan Önder; sözüyle, kalemiyle ve duruşuyla yalnızca siyasette değil, toplumsal mücadele tarihinde de derin bir iz bıraktı. Onun, barışa, adalete ve halk iradesine olan inancı mücadelemizde yaşamaya devam edecek!
#SırrıSüreyyaÖnder
🔴Emek, adalet, barış, özgürlük ve demokrasi için, 1 Mayıs Uluslararası Birlik, Mücadele ve Dayanışma Günü'nde ülkenin yer yerinde alanlardaydık! Emeğin sömürülmesine, güvencesizliğe, yoksulluğa ve baskı politikalarına karşı sözümüzü, taleplerimizi ve irademizi meydanlarda yükselttik.
Adana'daki mitingde konuşan Eğitim Sen Merkez Kadın Sekreteri Simge Yardım, Türkiye’de derinleşen ekonomik ve siyasal krize dikkat çekti. Emekçilerin açlık ve yoksullukla karşı karşıya olduğunu, emeklilerin yaşam hakkının yok sayıldığını, gençlerin geleceksizlikle karşı karşıya bırakıldığını ve kadınlara yönelik şiddetin arttığını belirten Yardım, emekçilerin birleşik mücadelesinin önemine dikkat çekerek ortak mücadele çağrısı yaptı.
#1Mayıs
#Bijî1Gulan
Kadın emekçilerin cinsiyet eşitsizliklerinin ve şiddetin ortadan kalktığı bir çalışma yaşamı talep ettiğini belirten Eğitim Sen Merkez Kadın Sekreteri Simge Yardım, cezasızlık politikalarına son verilmesi, 6284’ün uygulanması ve ILO 190’ın imzalanması gerektiğini söyledi.
https://t.co/6EwHlHjTu9
🔴Sermayenin kirli çarkları arasında emeğimizin öğütülmesine, hayatlarımızın "maliyet hesabı" olarak görülmesine artık yeter! Bizler sadece ders anlatan memurlar değil; Prometheus’un ateşini taşıyanlar, bilimin ve aydınlığın neferleriyiz.
Zincirlerimizden başka kaybedecek bir şeyimiz yok ama kuracağımız özgür, demokratik, barış içinde ve emeğin hüküm sürdüğü koca bir dünya var.
Haydi alanlara! Haydi #1Mayıs’a!
KURTULUŞ YOK TEK BAŞINA, YA HEP BERABER YA HİÇBİRİMİZ!
#1Mayıs2026
🔴 27 Nisan tarihinde görülen karar duruşmasıyla
sendikal hak ve özgürlükler mücadelesi yürüten 15 KESK'li kadın arkadaşımız beraat etti!
Yaşasın örgütlü mücadelemiz!
Yaşasın KESK!
🔴Okullarda Yaşanan Şiddet Asayiş ve Denetim Odaklı Değil, Pedagojik Yaklaşımla Çözülmelidir!
Millî Eğitim Bakanlığı, okullarda yaşanan şiddetin önüne geçmek için eğitimin asli bileşenlerinin görüşü alınmadan tek taraflı tedbirler açıklamayı bırakmalıdır. Öğretmen sendikaları, rehberlik uzmanları, okul psikologları, veli dernekleri ve hatta öğrenci temsilcileri masada olmadan hazırlanan bir “tedbir paketi”nin sahada ne kadar karşılık bulacağı tartışmalıdır.
Okullarda şiddetin önlenmesi, ancak tüm bileşenlerin ortak aklı ve sürece dâhil edildiği katılımcı bir yaklaşımla mümkündür. Bugün açıklanan paketin, eğitimcilerin uzun süredir dile getirdiği sınıf mevcutları, yoksulluk, rehberlik hizmetlerinin yetersizliği gibi temel sorunları görmezden gelmesi, bu tek taraflılığın en somut göstergesidir. Ne yazık ki Bakanlık, şiddeti masa başında, öğretmen ve öğrencileri yok sayarak çözmeye çalıştıkça, her yeni “tedbir” mevcut sorunlara bir yenisini eklemekten öteye geçemeyecektir.
#EğitimdeŞiddeteHayır
https://t.co/Pq9xe2c0PB
🔵Eğitim Enternasyonali (EI) ve Avrupa Eğitim Sendikaları Komitesi (ETUCE), KESK’li ve Eğitim Sen’li kadınların 14 yıllık davasının karar duruşması öncesinde, Eğitim Sen’e dayanışma mektubu gönderdi. Mektupta, Türk yetkililer, adil, şeffaf ve tarafsız bir yargılama garantisi vermeye ve sendikal faaliyetlerin suç sayılmasını derhal sona erdirmeye çağırıldı.
https://t.co/NxT1A4dFF0