Daron Acemoglu blasts The Economist over their bizarre critique of him: “Your central verdict that I am 'oddly unconvincing' rests on unnamed economists revealing their true opinion of me over a few drinks. No persons who have been offered drinks to get to this truth are named. Would you publish a letter asserting that, over a few drinks, most people tell me that your newspaper is no longer worth subscribing to? The only person quoted with such views is a blogger, Noah Smith, a thin basis for judging a lifetime of academic work [...] If this is the best you can do with a body of work spanning 33 years, then it is your critique that is 'oddly unconvincing.'”
Daron Acemoğlu, The Economist’e hakettiği dilde yanıt vermiş!
“‘Tuhaf biçimde ikna edici olmadığım’ yönündeki temel hükmünüz, birkaç kadeh içki eşliğinde benim hakkımdaki gerçek görüşlerini açık eden isimsiz iktisatçılara dayanıyor. Bu hakikate ulaşmak için kendilerine içki ısmarlanan kişilerden hiçbirinin adı verilmiş değil. Peki, birkaç kadeh içki eşliğinde çoğu insanın bana derginiz artık abone olmaya değmediğini söylediğini iddia eden bir mektubu yayımlar mıydınız? Bu tür görüşlerle alıntıladığınız tek kişi bir blog yazarı olan Noah Smith — bir ömre yayılmış akademik çalışmayı yargılamak için hayli zayıf bir dayanak. […] 33 yıla yayılan bir külliyat karşısında yapabildiğinizin en iyisi buysa, asıl ‘tuhaf biçimde ikna edici olmayan’ sizin eleştirinizdir.”
There is something refreshing about seeing a scholar simply stand up for his life’s work.
Daron Acemoglu has spent more than three decades asking difficult questions, publishing ideas, being challenged, changing minds and having his own ideas challenged in return. That is what serious intellectual work looks like.
Criticism is essential. But so is fairness.
Reducing 33 years of scholarship to anonymous conversations over drinks, selective disagreements and arguments he has already acknowledged doesn’t feel like serious criticism. It feels like a verdict looking for evidence.
His final sentence says it better than anything else could:
“If this is the best you can do with a body of work spanning 33 years, then it is your critique that is ‘oddly unconvincing.’”
Well said, Professor.
Akın Gürlek son 14 aydır İstanbul’da açılan tüm davaların başsavcı olarak tarafıydı. Şimdi o davaları karara bağlayacak tüm hakimlerin bağlı olduğu HSK’nın başkanı. Artık İstanbul’da son 14 ayda açılan hiçbir ceza davasında tarafsız/bağımsız yargı güvencesinin olduğu söylenemez.
Tarihi bir an daha. Olağanüstü rejimin olağanüstü bakanı. Türkiye benim bildiğim kadarıyla daha önce böyle bir yemin görmedi. Ülkeyi nereye götürdüklerini biliyorlar. Başka bir yolları olmadığını da. Bağırıp sesleri bastırmak ve ezmek dışında bir yönetim teknikleri de kalmadı ellerinde. Hem gücün hem sıkışmışlığın görüntüsü. Siyasi ömürleri bir kişiye bağlı onca insan. O yoksa onlar da yok. Bağırıp çağırmak dışında bir işlevleri de... Birkaç sokak ötedeki semt pazarına çıkamazlar. En korunaklı yerde bile halka olup birbirlerini kollamak zorundalar.
Hem X hesabımdan hem de Instagram hesabımdan ( https://t.co/Pa546KJGZ1 ) Milas Akbük mevkiinde yapılacak olan kelkit madeni projesinin çevreye ve ormanlara etkisi sebebiyle bu proje aleyhinde hukuki süreç başlattığımı ilgililerine bu gönderi ile duyuruyorum. Bu vesileyle, benimle dava arkadaşı olmak isteyebilecek herkese ulaşmayı ve her durumda toplum geneline bu hususta bilgi ulaştırabilmeyi özellikle önemli buluyorum.
Aydın Valiliği bu kelkit madeni projesi için “ÇED Gerekli Değildir” kararı vermiştir. Ülkemizin dört bir yanının yangınlarla boğuştuğu Temmuz ayı içerisinde verilen bu kararın ormansızlaşmaya ve Milas'ta çevrenin ciddi zarar görmesine yol açacağına inanıyorum. Aydın Valiliği'nin bu işleminde kamu menfaati olmadığı kanaatindeyim. Yargı denetimine götürdüğüm husus da budur.
Hatırlarsınız, daha önce de Kazdağları’nda siyanür ile altın aranacağı dönemde verilen “ÇED Olumlu” kararına kendi adıma davacı olarak dava açmıştım. Hatta dava açabilmek için o bölgeden gayrimenkul satın alarak menfaat şartını tesis etmiştim. Ilgili şirket daha sonra genel toplumsal mukavemet sebebiyle projeden çekilmişti. Benzer şekilde, Akbük ve Milas mevkii için alınan “ÇED Gerekli Değildir” kararına karşı da davacı olarak kendi adıma dava açtım. Aynı zamanda ilgili yüklenici maden şirketinin ruhsatının iptalini de talep ettim.
05.08.2025 tarihinde Aydın 1. İdare Mahkemesi’nin 2025/782 E. sayılı dosyası ile açtığım davaya, Aydın ve Muğla’nın Milas mevkii çevresinde taşınmazı olan yahut burada ikamet eden kimseler, yapılacak madenin çevresel sonuçlarının kendilerini de doğrudan etkileyeceğini ifade ederek ve bu davaya katılma talebi sunarak, katılma talebinin mahkemece kabulü halinde “katılan” sıfatıyla, iştirak edebilirler.
Kendi adıma yeni açtığım bu davada serbest avukat sıfatıyla değil kendini temsil eden sade vatandaş sıfatıyla yer aldığımı, bu duyurumun da bu sıfatla ve kendi imkanlarıyla dosyaya dilekce vererek benimle beraber aynı davada saf tutmak isteyecek kişilere yönelik olduğunu peşinen belirtmek isterim. Bu projenin ÇED raporu dahi alınmaksızın yürütülmesine karşı çıkmak isteyen herkesi, bu gönderi vesilesiyle, benimle birlikte bu davanın takipçisi olmaya davet ediyorum. Elden ele ulaştırılmasına destek verebilirseniz sevinirim. Ben de etkili biçimde duyulması için atabileceğim adımları ayrıca atmaya gayret ediyorum.
Ülkesinin geleceği için hayıflanan milyonların “acaba şimdi hukuka, demokrasiye aykırı ne yapıldı?” kaygısıyla 7/24 haberleri takip ettiği bir devletin, muasır medeniyet çizgisine ulaşması da halkını huzurlu veya müreffeh kılması da olanaksızdır.
Türkiye yeni bir “Dokunan Yanar” dönemine girmiştir. Hukuktan gelen gücün çok aleni istismar edildiğini ve toplumun her kesimine korku salınmaya çalışıldığını görüyoruz. Korkmayacağız ve susmayacağız. Korkmayın ve Susmayın!
Gazeteci Barış Pehlivan’ın ve Serhan Asker’in gözaltına alınması utanç verici bir uygulamadır. Adaletsizliğin sıradan bir iktidar pratiği haline geldiği, aparat bilirkişinin inceleme konusu bile olmadığı buna karşın haksızlığı, hukuksuzluğu haber yapmanın suça dönüştüğü bir garabetin içindeyiz.
Sandık gelecek, hepsi bitecek.
Sn. Kemal Kılıçdaroğlu’nun tarihi savunmasının tam metni:
Sayın Yargıç,
Konuşmama başlamadan önce iki hususa dikkat çekmek istiyorum. Birincisi : Ben buraya işlediğim bir suçtan ötürü kendimi savunmak için değil, işlenen suçları kayıtlara geçirmek, hesabını sormak ve tarihe not düşmek için geldim.
İkincisi : Maruz bırakıldığım bu hukuksuzluğun öznesi ve sebebi olmadığınızı biliyorum. Söyleyeceklerimin hiçbirisinin şahsınızla bir ilgisi yoktur. Ancak bilmenizi isterim ki sizinle ortak bir noktada buluştuk.
Tarih, bana gerçekleri söyleme görevi verdiği gibi size de bu gerçekleri kayıt altına alma fırsatı sunmuştur. Sanırım, açılan davaların ve mahkemeye çıkmamın nedeni; Erdoğan'a "Başçalan, Hırsız ve Başhırsız" demiş olmamdır. Öncelikle ispatlarla sabit olan bu gerçekleri dile getirdiğim için hiçbir pişmanlığımın olmadığını söylemek isterim. Ne mutlu ki bana, mahkeme karşısına, "Rüşvet suçundan" çıkmadım. Ne mutlu ki bana, "yetim hakkı yiyen zimmet suçlusu bir hırsız" olarak karşınıza çıkmadım.
Ve yine ne mutlu ki bana Sayın Yargıç, karşınıza "Vatana ihanetten" de çıkmadım. Karşınıza Sayın Yargıç, "Hırsıza hırsız " dediğim için çıktım. Sizlerin ve aziz milletimin huzurunda ve tarih önünde tekrar söylüyorum; "Oğlum evdeki paraları sıfırladın mı " diyen adam HIRSIZDIR. "Bir tek yüzüğüm var, zengin olursam bilin ki çalmışımdır" diyen adam zengin olmuş ise Sayın Yargıç, buradan tekrar söylüyorum BAŞÇALANDIR - HIRSIZDIR.
Sayın Yargıç; Ben Kemal Kılıçdaroğlu..!
Maliye Bakanlığında hesap uzmanlığı, Gelir İdaresi Başkanlığında Daire Başkanlığı ve Genel Müdür Yardımcılığı yaptım. Bağ-Kur ve Sosyal Sigortalar Kurumunda Genel Müdürlük ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığında Müsteşar yardımcılığı yaptım. Siyaset arenasına girmeden önce Üniversitede ders verdim. Milletvekilliği ve Grup Başkan Vekilliği yaptım. Daha sonra üyesi olmaktan her zaman gurur duyduğum Cumhuriyet Halk Partisinde Genel Başkanlık görevini 13 yıl boyunca yerine getirdim.
Sayın Yargıç, Bütün görevlerim süresince çok büyük bütçeler yönettim. 10 binlerce memura amirlik yaptım. Ne beytül malın bir kuruşuna el uzattım, ne de bir kişiye müsaade ettim. Çeteler, baronlar ve mafyalar hep karşımda olmuştur. Tarih kadar uzun bir yolculuktan geldim Sayın Yargıç. 68 Kuşağında Denizlere, Mahirlere ve Hüseyinlere yoldaşlık ettim. İdamlara tanıklık ettim. Daha sonraları anladım ki, Sağdan ve soldan idam edilenlerin aslında aynı hedefte yürüyen kardeşler olduğunu. Düşmanlarımızın ise tek olduğunu. Aslında, bu ülkeyi bölmek ve bizleri kendilerine köle yapmak için amansızca çalışan Emperyalistlerdi bizim tek düşmanımız. O kara günler geçtikten sonra, darbeler ve idamlar sürecini çok düşündüm ve tek bir şeye
İnandım… "Biz; sağcı-solcu, seküler-dindar, Alevi-Sünni, Türk-Kürt- " değildik. Biz, Dünyanın en güzel toprakları olan bu vatanda, barış, kardeşlik, huzur ve bereket
İçerisinde yaşama mücadelesi veren ama İşgalci güçler ve onların içimizdeki işbirlikçileri eliyle birbirini öldüren…
Gençlerini uyuşturucu baronlarının eline terk etmiş,
Çocuklarının eğitim-sağlık ve beslenme ihtiyaçlarını karşılayamayan,
Gelişmiş dünyanın çoktan unuttuğu saçma konular yüzünden kutuplaşmış,
Emeklisi aç,
Hastası tedavi edilemeyen,
Sınırları korunamayan,
Emeği sömürülen,
İnsanlık onuruna yakışan bir hayattan çok uzaklaşmış,
Ağız dolusu gülmeyi unutmuş,
85 milyon ve tek millet olan kardeşler olduğumuza inandım.
Anlatacağım Sayın Yargıç, Sizde bunu aziz millet adına ve tarih önünde kayıtlara geçirin. Herkes iyi dinlesin! Bu sözlerime kulak versin! Sayın Yargıç bu anlatacaklarımın dava konusu ile ne alakası var demeyin!
Bakın yolsuzluk ve hırsızlık, ülkenin başına ne işler açıyor!
Yaptığı hırsızlık, yolsuzluk nedeniyle mal varlığının hesabını veremeyenler, egemen güçler tarafından teslim alınırlar. Ve bu sonuçta o ülke için felaketlerin kapısını aralar. Bakınız, Büyük Ortadoğu Projesinin 2. Fazına geçildi!
Açıklamaya konu 3 belediye başkanının da kesinleşmiş bir mahkumiyet kararı yok.
Anayasal masumiyet karinesi ortadan kaldırılarak belediye başkanlarının görevden alınarak yerlerine kayyum atanması kabul edilemez.
Öte yandan Belediye Kanunu’nda kayyum atanmasının şartları sayılırken kayyumun vali veya kaymakam olması şartı aranmamış, görevlendirilecek kişinin belediye başkanı seçilme yeterliliğine sahip olması yeterli görülmüş.
Dolayısıyla kayyum atanmalarında kayyum atanan belediyelerin meclisinden bir meclis üyesinin değil de vali veya kaymakamların atanması kayyum atanmasının politik bir araç olarak kullanıldığının açık bir ifadesidir.
3 Kasım 2024’de iktidara gelişinin 22. yıl dönümünü kutlayan ve her fırsatta vesayeti bitirdiğini iddia eden bir siyasal partinin 4 Kasım 2024’de 3 belediyeye kayyum ataması vesayetçi anlayışı kendisinin devraldığını göstermektedir.