30 bin Avro sermaye.
Sıfır ciro.
Sıfır çalışan.
İki yıl sonra bilançoda 3 milyon 857 bin Avroluk gayrimenkul.
Ardından 8,5 milyon Avroluk bir ticari kompleks için satın alma sözleşmesi…
Sonra 180 milyon Avroluk bir AVM için görüşmeler…
Gökçek ailesinin Almanya’daki milyonlarca Avroluk yatırım trafiğini, şirketleri, gayrimenkulleri ve noter belgelerini inceledim.
30 bin Avrodan milyonlara uzanan Gökçek ailesinin Almanya dosyası bugün Cumhuriyet’te.
BU SİLİVRİ’DEN ADALET ÇIKMAZ!
Yargı üzerindeki siyasi baskı ilk sonucunu pazartesi günü verdi. Aylarca itibar suikastine uğrayan ve masumiyetlerine yürekten inandığım belediye başkanlarımıza cezalar verildi. Umarım üst mahkemeler bu yanlışı düzeltecek.
İBB davasında ise dün bir skandala tanık olduk. Davanın sözde “bel kemiği” itirafçısı, çarpraz sorguda tel tel döküldü.
Birbiriyle çelişen ifadeler iftiracıyı zora sokunca, mahkeme avukatların soru sormasını engelledi.
Gerekçe hakimin soruları beğenmemesiydi. Pek çok insanın 18 aydır tutuklu kalmasına neden olan kişiye “istenmeyen” soru sormak uygun bulunmadı.
Bu süregiden mizansene bir dava demek zordur.
Belli ki biz artık bir davayı değil, çoktan kararı verilmiş bir yargısız infazın son perdesini izliyoruz!
AKP’li Tevfik Göksu’nun yönettiği Esenler Belediyesi’nin 53 milyon TL'lik ihalesini eski AKP İlçe Başkan Yardımcısı Kasım Albayrak aldı.
Geçen günlerde de eski Esenler Gençlik Kolları Başkanı Hacı Ahmet Kılıç’ın aldığı ihaleyi haberleştirdik.
Bu ihaleler neden incelenmiyor?👇
Ezgi Apartmanında 35 kişinin ölümüne neden olmakla suçlanan tutuklu Kervancıoğlu ve Pekel’in şirketi DEPREM bölgesinde tarımın iyileştirilmesi programının organizasyonunu yapmış. Bu etkinliğe Tarım Bakanı da katılmış
Peki kaç ülke deprem sanıklarına deprem etkinliği yaptırır?👇
‘Atın zindana’ dönemi yaşıyoruz. YouTube kaydı yani suçun olmadığının kanıtı yayın ortada. Başka incelenecek hiçbir veri yok. Ama iddianame yazılmıyor ve Deniz Göktaş cezalandırılıyor. Oysa yasaya göre; tutuklama istisnai bir tedbir. Yasaları çiğniyorlar.
Ankara ;Millî kütüphane girişi emniyet tarafından kapatılmış.
Metro girişi de kapatılmış.
Maden işçileri ablukaya almış durumda tuvalet ihtiyaçlarını giderecek yerleri yok,yemek ihtiyaçlarını karşılayabilecek imkan sağlanmıyor ,adeta sefalete açlığa susuzluğa terk edilmiş durumda
Timur Soykan: “O adaletsizlikler içerisinde herkes cezaevine dolduruldu. Espri yaptı diye, yaşam tarzı nedeniyle, şunla bunlar. Herkes cezaevinde dolduruldu.
Ondan sonra iktidar size desin ki ‘Ben bir yasa çıkartıyorum. Bu yasanın adı da Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesi.’
Herkesi cezaevine doldururken, insanları kutuplaştırırken, sandıkla iktidarın değişmeyeceği bir düzen yaratmaya çalışırken siz Kürt meselesinin çözümü üzerinden ülkeye milli dayanışmayı vaat edemezsiniz. Çünkü tam tersini yapıyorsunuz.”
Devlet gücünü kullanarak Üsküdar’a çökmeye çalışanlar kaybetti!
Meclis üyelerinin iradesini tehdit ve şantajla gasp etmeye çalışanların sinsi planlarını bozduk.
Üsküdar, halkçı belediyecilikle yönetilmeye devam edecek.
Haksız hukuksuz biçimde tutsak edilen Belediye Başkanımız Sinem Dedetaş görevinin başına dönene kadar Üsküdar, Başkan Vekilimiz Sibel Tan Çetinkaya’ya emanet.
Tehditlere şantajlara boyun eğmeyen tüm Belediye Meclis üyelerimizi yürekten kutluyorum.
Karatepe Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumu’ndan selamlar.
Size bu satırları hemen yan hücremden gelen “Aşkın mapushanee, içindee ben mahkum” dizeleri eşliğinde yazıyorum.
Bir düzeltmeyle başlayayım; tanımadığım ve görüşmediğim bir avukat “Deniz bizi unutmayın dedi ” gibi bir bilgi yaymış. Ne böyle bir duygum var ne de öyle bir talebim oldu. Aksine sürekli beni paylaştığını öğrendiğim arkadaşlarıma şu mesajı yolladım: “Abartma be king, yaz böyle geçmez.” Hazır hayatımın ilk tekzibini yapıp kendimi bir şey sanmışken hız kesmeden ikinciyi de yapayım. Biraz gecikmeli olacak ama tutuklandığımı öğrenince söylediğim “neşemizi çalamazlar” mesajını tırnak içinde olduğunu vurgulayarak söylemiştim. Nöşömözü çolomozlor gibi. Ama adliyeden Twitter’a ulaşana kadar yolda ironik tırnaklar kaybolmuş. Bana bu haberler geç geldiği için özetle şöyle diyebilirim; romantik, arabesk ya da talepkar bir cümle duyarsanız bilin ki doğru değildir. Çünkü ruh halim — olumlu anlamda — üçünden de uzak.
Evet, Çorlu’da birinci ayımı doldurdum. Ankara, Çorum, Antalya ve İstanbul’dan sonra en çok vakit geçirdiğim şehir Tekirdağ oldu. Beş Şehir’i tamamladım. Gelirseniz gezdiremem ama şehrimizin en çok ziyaret edilen noktası olan cezaevine çoğu Tekirdağlıdan daha hakimim. En iyi köfteciyi herkes bilir.
Moralim yerinde, sağlığım iyi. Bir ay boyunca kötü hissettiğim tek bir an bile olmadı. Tabii ki cezaevi romantize edilebilecek bir yer değil. Bunu herkes bilir. Monopoly’de bile kodese girince sinir krizi geçiren arkadaşlarım oldu. Yine de adettendir, benden de duyun; cezaevine girmeyin mecbur kalmadıkça.
Aile, arkadaşlar, iletişim ve seyahat özgürlüğü, gözetlenmediğim bir oda, güneş, sahne, sokakta yürümek gibi mahrumiyetlerin yanında önemini burada anladığım şeyler de oluyor. Klavye ve bıyık makası benim için önemliymiş. Klavyeye hazırlıklıydım ama bıyık makası sürpriz oldu. Berber prosedürünü öğrenene kadar bıyıklar ağzımı kapattı. Kantin listesinde olmamasına rağmen şansımı deneyip “Bıyık makası?” diye dilekçe yazdım; cevap verilmeyen tek dilekçem oldu. Bir filmde dev makası olan bir adam gördüm. Çok özendim. Hayatımda ilk kez canım makas çekti. Neyse ki bıyığım Türkiye’de övgü alabileceği en kritik kişiden övgü aldı; ziyarete gelen Erkan Baş’tan.
Özetle cezaevine girmemeye çalışın ama işinizi olması gerektiği gibi yapmanın karşılığı buysa en huzurlu uykular burada uyunuyor. Sonraki gün yapacak işinizin ya da verilmiş sözünüzün olmaması da cabası.
Kaldığım cezaevi “Kuyu Tipi” olarak biliniyor. Bu konuda uzmanların, avukatların ve uzun süre tecrübe etmek zorunda kalmış insanların yazdıklarını okumanızı tavsiye ederim. Benim kısa süreli gözlemim; güneşsizlik, havasızlık ve sosyal izolasyonun kalıcı fizyolojik ve psikolojik zararlar vermesi kaçınılmaz. Sayımlar dışında insan sesi duymadan günleri, haftaları geçen mahkumlar var. Cezaevi deyince aklımızda canlanandan çok daha yalnızlaştıran bir sistem.
Ben belki kısa süreli olacağını umduğum için dışarıda da bazen yaptığım goblin moduna geçerek şimdilik uyum sağladım. Ama öğlen 7 metrelik duvarları olan avluda yüzüme gelsin diye güneşle köşe kapmaca oynamam gerekiyor. Yolu bir şekilde bu kuyuya düşen güvercin* ve dev çekirgeler duvarları aşamadıkları için benimle beraber kalıyorlar, haklarında CİMER şikayeti olmamasına rağmen. Yalnız hissettirmiyorlar. Gönderdiğiniz kitap kargoları ve şimdiden plastik komodinimin iki çekmecesini dolduran mektuplar hayatımdaki en kalabalık zamanımı yaşamamı sağladı hücrede. Hepsini okudum mektupların, kalışım uzarsa cevap da yazacağım. Yakın arkadaşlarımdan “Niye cevap yazmıyorsun şerefsiz, bu sefer turnede olmadığını hepimiz biliyoruz” tarzı mektuplar gelmeye başladı. WhatsApp’tan kurtuldum, bu sitemden kurtulamadım. Kitap hediyeleri ve mektuplarla memurlara ek mesai çıkardık. Size de, şikayet etmeden hızla yardımcı olan memurlara da teşekkürler.
Düzenli ziyarete gelen avukatlar da nefes oluyor. Cezaevinin yıldızları onlar. Ton balığını cezaevi kantinine ekleten avukatla tanıştım, çok heyecanlandım. Burada Oğuzhan Uğur’dan daha popüler. Dışarıya dair haberleri de onlardan alıyorum.
Okul arkadaşlarım başta olmak üzere dışarıda destek olan, dayanışma gösteren herkese de çok teşekkürler. Sabah 8 sayımlarında memurlar gelene kadar uyanık kalabilmek için “Bugün kim tutuklandı” temalı programlar izlemeye alışmışken, bir sabah ODTÜ Mezuniyet pankartlarıyla uyandım. Gözlerim doldu ilk kez. İyi ki varsınız. Athena Gökhan’ın törende benle ilgili yaşadığı kafa karşılığına çok güldüm. Sansürcü Punkçı da Türkiye’ye kısmetmiş.
Anarchy in THE UK
AcunMedya in Turkey
Böyle diyorum ama NATO ve Dünya Kupası bittiğinden beri Masterchef izliyorum. Açar açmaz orada da bir Karadenizli kazandı. Bütün ülkeyi kısık ateşte karadenize ettiler. (Deniz içerde şimdi ne şaka malzemesi biriktirmişsindir? Aynen kardeşim ful böyle notlar alıyorum, özür.) Burçin ve Tolğa favorim.
İlk hafta ülkeme dair moral tazelemek için Aktroll kanalları izledim; NATO Zirvesi Özel. Programlarda önce bana sövüp ahlak dersi veriyorlardı, sonra Donald Trump övüyorlardı, Türkiye için büyük şansmış varlığına duacılar. Ben de dersimi aldım.
“Değerleri aşağılayan komedyen” den, “Değerli dostum”a terfi etmek için eksiklerim:
- Epstein ile kanka olmak
- Gazze’yi Netanyahu ile birlikte tatil köyü yapma vaadi
Bir kelime şakası ve bir didaktik çıkış yaptığıma göre aylık güncellememi sonlandırabilirim. Hala kararlıyım, Moby Dick’i bitireceğim. Geçen öyle yazdım ama elime geçmedi henüz. Diğer kitaplar geldi, Moby Dick hala kontrolde. Cezaevi okuma komisyonu da bitiremiyor, bela bir kitap. Aslında cezaevi kütüphanesi çok iyi, Chomsky bile var. Belki o da Epstein kontenjanından girmiştir.
(*) 2 haftadır benimle yaşayan güvercin Leo ile tanıştığımız günün öyküsünü yazdım, Uğur Gürsoy Uykusuz Ağustos sayısında çizdi. Benim yerime de okuyun, buraya Uykusuz sokamıyormuşuz.
Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.
Uydurdukları mazeretlere bakmayın. Partidaşları, arkadaşları betona gömülmüşken kendilerini kurtarmak için AKP’ye teslim oldular. Bundan sonraki hayatlarını yoldaşlarını betona gömenlere hizmet etmenin utancıyla yaşayacaklar. O sığındıkları yerdekilerin bakışlarında bile bu utancı görecekler.
"Kendisine güvenen şifresini vermeli, mesela benim telefonumu gelip alsın savcı"
Bu sözlerin sahibi Cem Küçük, savcılıkta telefonunun şifresini vermeyi reddetti.
Timur Soykan: "Gürsel Tekin Türkiye’nin gözünün içine bakarak yalan söyledi. Fatura 294 milyon değil, 294 bin lira. İftira diyor ya, kumpas diyor ya; iftiranın daha büyüğü var mı? Bir gazeteyi, bir yayın kuruluşunu bu şekilde suçlayabilir misiniz? Belgesi burada, ekranda.
Rakamlar o kadar çok ki göremiyorum” dedi ve 294 bin liralık faturayı 294 milyon diye açıkladı.
BirGün’e verilen reklamın üç, beş katı Hürriyet’e, CNN Türk’e ve TV8’e verilmiş.
Aynı reklamlar başka yayın kuruluşlarına verildiğinde sorun yok; BirGün’e verilince suçmuş gibi anlatılıyor.”