bir de h*kukun bir tarafına şemsiye g*rmiş, hâlâ baro başkan adayı açıklama videoları görüyorum. teşbihte hata olmaz, boğulmak üzere olan birine banu alkan’ın havuz kenarı yürüyüşüyle su götürüyorsunuz gibi görünüyorsunuz gözüme. yani evet, yardıma gidiyorsun, tamam su da fena bir yöntem değil, ama yani bir tuhaflık da var kardeşim çerçevede. haberiniz olsun.
Epeydir sınav sorusu hazırlamamıştım,
özlemişim.
Bugün bir deneme yapayım 😼
��DARE HUKUKU SINAV SORUSU:
“Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devletidir.”
a) Böyle bir ifadeyi sosyal medyada paylaşmak “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma suçu”nu oluşturur mu?
b) Savcı ve yargıçlarımız buna “evet” der ise, “ama bu Anayasa’mızın 2. maddesi hükmüdür” yollu bir savunma zanlının cezadan “yırtmasına” yeter mi?
* * *
Sınav Yönergesi:
• Sınav süresi 25 yıldır.
• Anayasa hariç, ilgili mevzuat ve her türlü kaynak kullanmak serbesttir.
• “Şeytan doldurur!” ilkesi gereği, kurşun kalem kullanılmayacaktır.
• Cevap kâğıdı sınırı yoktur, istenildiği kadar alınabilir ve çöpe atılabilir.
yanımdaki canımıniçi, fenerlim, sonuca beş dakika sevindikten sonra madrid mi gelir psg mi diye üzülmeye başladı. yeminle sevinmeyi unutmuş bu taraftar grubu, sürekli olumsuzluk basıyorlar. abi bi’ sevin, olumlu düşün, niye psg gelsin ya. pembe balonlar atacam üzerlerine.
Onlarca avukat günlerdir gece yarısına kadar davanın en önemli itirafçılarından Ertan Yıldız’a soru sormak için bekledi. Bir kaç avukattan sonra mahkeme başkanı soruları gereksiz buldu ve avukatların mikrofonlarını kapattı. İtirazlara da istinafı adres gösterdi.
yahu salın bizi. İSTİNAF SEBEBİ YAPACAĞIZ ZATEN de bu size niye duruşmayı kesip biçme hakkı versin. üç aşamalı yargının -neredeyse- sadece ilk aşamasında duruşma yapılıyor, şunu düzgün yürütemezsen ne anlamı kaldı istinaf sebebinin, gitsin gitsin gelsin dosya, ne hoş!
AYSEL | Bölüm 4 — SON
Aysel Ertuğrul, depremden önce Antakya’da yaklaşık 1250 metrekarelik tapulu arazisindeki bahçeli evinde; çocukları, torunları ve baktığı hayvanlarla birlikte yaşıyordu. Depremden sonra evi ve arazisi rezerv alan sınırları içinde kaldı; bugün eski yaşam alanının yerinde çok katlı bloklar yükseliyor. Hak sahibi olmasına rağmen Aysel’e hâlâ kurada ev çıkmadı. Depremin üzerinden üç buçuk yılı aşkın süre geçmesine rağmen konteynerde yaşamaya devam ediyor. Engelli olan eşi Macit ise Antakya merkezine uzak Samandağ’da çalışmayı sürdürüyor.
Serinin ilk bölümünde Aysel’in konteynerdeki gündelik hayatını, dar alanda ve temel ihtiyaçların eksikliği içinde geçen günlerini; ikinci bölümde ev içi emeği, bakım yükünü ve Macit’le birlikte ayakta kalma çabasını; üçüncü bölümde ise depremden önceki evini, tapulu arazisini ve rezerv alanla birlikte kaybettiği yaşam alanını anlattık.
Dördüncü ve son bölümde ise bütün bu kayıpların Aysel’in içinde neye dönüştüğüne bakıyoruz. Eski fotoğraflarına bakarken “Acaba ben miyim bu, ben bu hayatı yaşadım mı?” diye soran Aysel; çocuklarına ve eşine güçlü görünmeye çalışırken kendi duygularını sakladığını, bir zamanlar en küçük şeylerden bile duyduğu heyecanı artık hissedemediğini anlatıyor. Konteynerin önünde yetiştirdiği bitkilere bakarken ise kendi hayatını şöyle tarif ediyor: “Ona bahar geldi, bize bahar gelmiyor. Biz hep kıştayız.”
Aysel Ertuğrul’un hikâyesi tekil bir örnek değil. Antakya’da depremden sonra barınma, bakım emeği, geçim ve belirsizlik yükünü taşıyan Aysel gibi binlerce, on binlerce kadın hâlâ hayatını yeniden kurmaya çalışıyor.
Ağustos 2026 | Antakya
Gençtim… Londra ‘da Mark Knopfler’ın oturduğu binanın alt katında bayiimizin dairesi vardı. Kendisi aylarca turnede olduğu için adına gelen binlerce mektup ve davetiye posta kutusuna sığmazdı. Yerlere bırakırlardı..Ben de aralarından en havalı davetiyeleri seçip, davetli olduğu müthiş özel yerlere gidiyordum. Üstelik arkadaşlarımı da götürüyordum!inanılmaz davetlere:)
İtiraf ediyorum: Pişman değilim. İyi ki yapmışım.
Geçtiğimiz hafta Sayın İmamoğlu’na hakkını helal ettiğini söylemesi akabinde duruşma savcısınca tutuklanması istenen müteahhit Muzaffer Beyaz bugün mahkemeye tekrar gelerek Sayın İmamoğlu’na hakkını helal etmediğini söyledi.
vatandaşı olduğum devlet “ahde vefa” üzere kurulmuştur, geleneğimizdir ahdimize vefamız, aynı zamanda binlerce yıllık devlet teamülümüzdür. bunun ihlal edilmesi uzun vadede devlete zarardır, kısa vadede bu insanların ömürlerini tüketmelerini zaten görüyoruz. hukuk devletimiz, imzaladığı sözleşmelere uyacağını anayasa madde 90 ile bir de anayasa’ya nakşetmiştir. bu teamülün dışında davranmak bu devlete yakışmıyor.
AİHM Kavala v. Türkiye (no.2) kararında Gezi davasında verilen mahkumiyet kararının adil yargılanma hakkını, ifade ve örgütlenme özgürlüğünü ihlal ettiğine, somut olayın özel koşullarında etkinliği ciddi şekilde zedelenmiş olan AYM vurgusuyla, karar verdi: https://t.co/ECtPUR6Nd6