Yetişkinlikten bir şey öğrendiysem o da budur. Her ne olursa olsun ağlasan da zırlasan da kalkıp devam ediyorsun. Çünkü sen üzgünsün diye dünya durup seni beklemiyor maalesef
24 Kasım Öğretmenler Gününüz kutlu olsun.
Dünya tarihinin en eli kanlı terör örgütü PKK tarafından katledilen öğretmenimizin ruhu şâd olsun.
Türk Milleti; şehitlerini ve katillerini UNUTMA.
Şehit olduktan sonra odasına girenlerin gözünden masadaki ekmek ve yoğurtla, piknik tüpünün üstündeki kızartılmamış biber görüntüsü hiç gitmedi.
Kendi memleketi olan Tekirdağ Şarköy’den 1500 km ötede, henüz 21 yaşında ve 25 günlük öğrenmen iken Diyarbakır’ın Bismil ilçesinin Çavuşlu köyünde tam 32 yıl önce bugün, kendisine kıyamadığı için ona refakat eden babası Hasan Alten ile birlikte şehit edilen Neşe Alten öğretmeni rahmetle anıyorum. 🤲
Tek silahı kalemi ve memlekete olan sevgisi idi. 🇹🇷
Bu çocuk, aslında bugünün gençliğinin en uç hali. Yani buzdağının görünen kısmı.
Çünkü onun yaşadığı şeyin küçük versiyonlarını, sessiz sessiz yaşayan milyonlarca genç var. Onlar hâlâ dışarı çıkıyor, işe gidiyor, gülüyor. Ama içlerinde bir yorgunluk var:
“Yapmak istiyorum ama yapamıyorum.”
Bu hal bir günde oluşmaz. Büyük bir travma da şart değildir. Bazen birkaç yıl boyunca küçük darbeler birikir. Aile baskısı, sevgisizlik, kendini ispat çabası, üst üste gelen başarısızlıklar, sevgiliden kopuş, toplumun beklentisi. Beyin o kadar çok darbe yer ki bir noktadan sonra kendini kapatır.
Artık kalk deyince kalkmaz, duş al deyince umursamaz, çalış deyince “ne fark eder ki” der. Bu, tembellik değil.
Bu, beynin artık komut almamasıdır.
Majör depresyon denir buna. Ama halk diliyle: “Tükenmişlik.”
Dışarıdan bakınca hâlâ normal görünür.
Arkadaşlarıyla konuşur, sosyal medyada güler, belki işe gider. Ama evine geldiğinde hiçbir şey yapamaz. Etraf dağınık, yemek yenmez, çamaşır birikir.
Bu kişi pis değildir. Bu kişi bitmiştir.
Ve en kötüsü, bu bitkinlik utanç doğurur.
“Niye kalkamıyorum, ben salak mıyım?” der. Utandıkça içine kapanır, konuştukça yargılanır. Sonra o da sessizliğe gömülür.
Bugün sosyal medyada gördüğünüz “mutlu gençlik”in arkasında, aslında sessiz bir yorgunluk yatıyor. Çünkü bu çağda herkes bir şey olmaya, bir yere yetişmeye, birine benzemeye çalışıyor.
Kimse kendi temposunda nefes alamıyor.
Ve sonunda işte bu haberlerdeki çocuk gibi beyin kendini fişten çekiyor.
Kimse kendi isteğiyle bu hale gelmez.
Kimse “pis”, “tembel”, “bağımlı” olmak istemez. Kimi sadece yorulmuştur.
Kimi kırılmıştır. Kimi “artık ne yapsam olmuyor” noktasına gelmiştir.
Ve bu noktada artık nasihat değil, anlayış işe yarar.
piyanist filminde izleyip gözyaşı döktükleri "sahnenin" bu kez "gerçek" haline şahit olurken gram merhamet kırıntısı göstermeyenlerin tek bahanesi ideolojik farklılık olamaz, bu zulme ve şu görüntülere kayıtsız kalmak için insanlığınızı yitirmiş olmanız gerek..