Latmos Beşparmak Dağları dünyanın en özel coğrafyasından biri ama talan ediliyor. Alandan su fışkırıyor ve zeytin ağaçları katlediliyor. Tüm bunlara öyle öfkeliyim ki... Latmos Dağları bir an önce bütünlüklü olarak korunmak zorunda. Elden ele #Latmosmilliparkolsun@milliparklar
Deniz çayırı söküldüğünü, denize kireç veya başka bir madde döküldüğünü görürseniz lütfen 112 Acil Çağrı Merkezi'ni arayarak şikayetçi olun!
Deniz sizi savunur, siz de denizi savunun. Karanlık dönemlerde daha fazla savunun.
Orman dediğin nedir ki?
Alt tarafı ağaç, yeşillik, temiz hava...
Beton dökmek, maden açmak, villa yapmak varken bunların ne önemi var?
Yeni bir CB Kararı ile 23 ilde yaklaşık 2 milyon metrekare orman alanı, orman sınırları dışına çıkarıldı.
Listede Muğla, Aydın, Balıkesir, Mersin ve Rize gibi sit alanlarının, kıyıların ve turizm merkezlerinin dibindeki kritik parseller var.
Yarın buralardan hangi imar/villa projesi çıkacak?
Yeni bir Cumhurbaşkanı Kararı ile 23 ilde yaklaşık 2 milyon metrekare orman alanı, orman sınırları dışına çıkarıldı.
Listede Muğla, Aydın, Balıkesir, Mersin ve Rize gibi sit alanlarının, kıyıların ve turizm merkezlerinin dibindeki kritik parseller var.
DENİZ ÇAYIRLARINI SÖKME!
Bayram yaklaştı. Tatil sezonu başlıyor. Oteller, yazlıklar harıl harıl hazırlık yapıyor.
Umarız bu hazırlıkların içinde plajdaki, kıyıdaki deniz çayırlarını sökmek yoktur!
Geçmiş yıllarda kimi iş makinesi getirip deniz çayırlarını söktürdü, kimi deniz çayırlarını öldürsün diye denize torba torba sönmemiş kireç döktü.
Oysa deniz çayırı plajların daha berrak, temiz olmasının garantisi. Sayısız deniz canlısının barınağı, yuvası, korunağı! 1 m²'si her gün 10 litreden fazla oksijen üretiyor. Fosil yakıtlarla atmosfere gönderdiğimiz CO2 tutarak denizin dibine hapsediyor.
Lütfen plajda deniz çayırı gördüğünüzde sökülmesini, temizlenmesini istemeyin!
Korkuyorsanız, huylanıyorsanız, ayağınıza bir patik veya deniz ayakkabası giyin!
Otel sahibi ve yazlık yöneticilerine özel uyarı: Deniz çayırlarının hepsi koruma altında olan türlerdir. Deniz çayırı sökerseniz, zarar verirseniz çok yüksek tutarda cezaya maruz kalabilirsiniz!
Unutmayın sizin tatiliniz veya kazancınız evi deniz olanların kabusu, sonu olmamalı!
Deniz çayırı söküldüğünü, denize kireç veya başka bir madde döküldüğünü görürseniz lütfen 112 Acil Çağrı Merkezi'ni arayarak şikayetçi olun!
Ağır tahrip altında bile Marmara ve Batı Karadeniz’de yaşayan sayısız cana ve on milyonlarca insana; hala su, nefes, gıda, yuva, sağlık olan bir orman görüyorsanız bilin ki her mevkii, her köyü; sevgi, umut ve cesaretle savunuluyordur.
Siz de KOS gönüllüsü olun; daha güçlü savunalım. Katılım formu için👇
https://t.co/bsmmsbkgfR
Bu gönderiyi olabildiğince geniş alana duyurmakta bana destek verebilirseniz, Türkiye'de tabiatı koruma yönündeki hukuk mücadelesine önemli destek vermiş olursunuz. Minnettar olurum.
Hem X hem Instagram hesaplarımdan, Milas Akbük mevkiindeki tabiatı katleden madenlerle hukuk mücadelesi başlattığımı ve kendi adıma dava açtığımı 11 Ağustos 2025 tarihinde duyurmuştum.
Gururla ve mutlulukla bildirmek isterim ki, ÇED raporu olmadan madenlere izin veren Aydın Valiliği’nin işlemi, kendi adıma bizzat açtığım dava sonucunda iptal edilmiştir.
Orman alanlarında çevre etki değerlendirmesi yapılmadan madencilik işlemleri yürütülemez. Devlet buna himaye veremez. Hukuk, kamu menfaatini dengeleyen ve gözeten tedbirlerin alınmasını emreder. Gerekirse, bir avukat kendi kendisini ağaçlarla ve toprakla beraber müvekkil yapar; mahkemeye emanet eder.
Aydın Valiliği’nin "ÇED Gerekli Değildir" kararını iptal eden Aydın 2. İdare Mahkemesi'ne selam olsun.
Ben konuyu hukuk yoluna götürdüğümde "memlekette hukuk mu var hocam?" diyerek yılgınlık gösterenlere selam olsun. Yollar yürümekle aşınmaz. Hukukçunun elinde bir tek hukuk vardır. Ona asla sırt dönmez.
Aydın 2. İdare Mahkemesinin verdiği bu kararın, Türkiye’nin farklı illerindeki farklı valiliklerin verdiği veya verecekleri “ÇED Gerekli Değildir” kararına karşı iptal davalarında emsal niteliğinde kullanılabileceğini de memnuniyetle belirtmek isterim.
Bu türden durumlar karşısında dava açmak isteyen ve dayanak noktası arayanların ilgisine, detaylar aşağıdadır:
1- Akbük’te yer alan saha için yapılması planlanan “kalker ocağı ve kırma-eleme tesisi projesi” kapsamında Aydın Valiliği 23.07.2025 tarihinde ÇED Gerekli Değildir kararı vermişti. Proje sahasının ormanın, tarım alanlarının ve yerleşim yerlerinin yakınında bulunduğu, proje kapsamında hukuki gereklerin usulüne uygun şekilde yerine getirilmediği, jeolojik, sismik ve halk üzerindeki etkilerinin yeterince analiz edilmediği ve özetle Valiliğin işleminde kamu yararı olmadığından bahisle bu kararı yargı yoluna taşımıştım.
2- Valilik ve projenin verildiği şirket savunmalarında projenin ÇED Yönetmeliğine uygun olduğunu, gerekli kurumlardan görüş alındığını ve projenin çevreye zarar vermeyecek şekilde yapılacağını öne sürmüşlerdi. Akabinde Mahkeme dosyanın esaslı incelenmesi amacıyla bir bilirkişi heyeti atamaya karar verdi. Bilirkişi heyetindeki uzmanlar ÇED gerekli değildir kararını çevre mühendisliği, biyoloji bilimi ve orman mühendisliği yönlerinden hukuka uygun bulurken maden ve jeoloji mühendisliği bakımından hukuka aykırı bulmuştu. Ayrıca bir bilirkişi “sahanın olduğu gibi korunmasında parayla ifade edilemeyen üstün kamu yararı” olduğunu vurgulamıştı.
3- Bu açıklamalar doğrultusunda Mahkeme; (i) proje tanıtım dosyasındaki jeolojik ve sismik analizlerin yetersizliğini ve bölgedeki su sorununu, (ii) orman, zeytinlik, yerleşim yeri ve turizm bölgelerine olan yakınlığı dolayısıyla flora/fauna üzerindeki riskleri ve (iii) bilirkişi raporuna ilişkin beyanlarımı değerlendirmiş ve bilirkişi raporu doğrultusunda, proje kapsamında yürütülecek madencilik faaliyetlerinin mevsimsel dereleri ve yeraltı sularını kirletme riski, dere yataklarının yönünü değiştirme ihtimali ve kalker tozlarının deniz turizmine vereceği zararları dikkate alarak, ÇED raporu hazırlanması gerektiğine karar vermiştir.
4- Ayrıca Mahkeme, projenin sadece kazı alanı değil, pasa stok, cevher stok ve tesis alanlarının toplamı üzerinden hesaplanması gerektiğini ve bu durumda 25 hektar sınırının geçildiğini ve kırma eleme tesisi için planlanan yıllık 1.200.000 tonluk üretimin, yönetmelikteki 400.000 tonluk eşik değerin çok üzerinde olduğunu tespit etmiştir.
Sonuç olarak Mahkeme, yukarıda özetlediğim gerekçelerle, oybirliğiyle, “ÇED Gerekli Değildir” kararının eksik incelemeye dayandığını belirterek Aydın Valiliği’nin davaya konu işlemini iptal etmiştir.
Yurdumuza, Aydın'a, Bozbük'e hayırlı olmasını dilerim.
Mahkemenin gerekçeli kararının tamamı şurada:
https://t.co/Lihe5N3zM1
Hıdırellez Duası:
Sevdiğim kim varsa, kendim de dahil sevebileceğim herkes de dahil, sağlığı iyi olsun.
Kalbi ritmini çalsın, yanakları kiraz pembesi, dudakları bal olsun.
Teni sıcak kalsın, enerjisi dışına taşsın.
Ciğerlerinden nefes, midesinden gurultu, bacaklarından güç eksik olmasın.
Kanı bol olsun, damarlarında dönüp dönüp dolaşsın.
Küçümsendiğine bakmayın, tüketim boykotu, bu iktidarın 23 yıldır en çok korktuğu şey olabilir dostlar.
İşim gereği sinemadan örnekleyeyim; hatırlarsınız, Matrix’teki makineler insanları uykuda tutuyordu çünkü onlardan enerji çekiyorlardı. Yani insan dediğin şey bir bataryaydı. Mevcut iktidarın 23 yılda kurduğu düzene bakınca da aynı mantık var ama bu sefer işler biraz daha “ince ayar”. Uykuda tuttuğu kitle sadece kendi seçmeni değil; esas enerji, yani para, seküler kesimden çekiliyor. O kitle üretiyor, çalışıyor, vergi veriyor, tüketiyor ama sistemin kontrolü onların değil.
AKP buradaki Matrix’i şöyle kurdu: Seküler insanlara hitap eden kültür, sanat, eğlence, restoran, sahne, festival gibi alanları yandaşa geçirerek dizayn etti. Mekanlar dolup taşıyor ama sahneye kim çıkacak, kim çıkamayacak onu birileri belirliyor. Seküler mahalle alışveriş yapıyor, para akıtıyor ama o paranın yönü hep aynı yerlere gidiyor. Yani insanlar Matrix’in içindeki gibi zannediyor ki hayatlarına dokunulmamış, özgürce yaşıyorlar. Halbuki o özgürlüğün çerçevesini de sistem çizmiş. Paranı alıyorlar ama söz hakkı vermiyorlar. Sen sinema izliyorsun, tiyatroya gidiyorsun, konser bileti alıyorsun ama o salonların kimde olduğu, o paranın kimlere aktığı hep belli.
Ve tıpkı Matrix’teki gibi, sistemin devamı için senin uykuda kalman gerekiyor. Çünkü uyandığın an, sahnenin kime ait olduğunu, paranın kimde toplandığını, kararları kimin verdiğini fark ettiğin an, sistemi sorgulamaya başlarsın. O yüzden bu düzenin en büyük korkusu: uyanmış bir seküler kitle. Çünkü bu Matrix’in elektrik kaynağı onlar — ve fişi çekmeye karar verirlerse, sistem karanlığa gömülür.
İBB’nin en parlak, en liyakat sahibi, bu topluma en çok katkısı olacak insanlarını tutukladılar. #MahirPolat da bu isimlerden biri. Dünyanın en önemli sanat tarihçilerinden Polat, İBB Miras ve İBB Kültür’de yaptıklarıyla şu karanlık günlerde Türkiye’ye sayısız eser kazandırmış, İstanbullulara nefes aldıran işlere imza atan çok kıymetli bir entellektüeli.
Ağır kalp hastası olan Polat, şimdi hastanede!
Yapmayın, ülkemiz de, adalet sistemimiz de, halkımız da bu kararlardan çok zarar görüyor. Sırf iktidar hırsıyla haksız, hukuksuz adaletsiz bir biçimde esir aldığınız bu insanları serbest bırakın. Bu memlekete yazık ediyorsunuz!
Uzun zamandır karnından konuşmayan, karnından konuşmadığı gibi şehir meselesini bu kadar berrak ve felsefi düzeyde ifade eden bir kent bürokratı görmemiştik. @mhrpolat
İBB Miras’la birlikte İstanbul’daki tarihi ve kültürel değerleri koruma altına alan Mahir Polat’ın tutukluluğunu isteyen AKP’nin tarih anlayışı her yeri betona çevirip uyduruk bir TRT dizisinde geçmişi yaşatıyor gibi yapmak…
Biz @mhrpolat’ın özgürce çalıştığı bir kentte yaşamak istiyoruz, TRT dizileriniz sizin olsun.