Telefon dolandırıcılarının yıllardır kullandığı, ilkokul çağındaki çocukların bile bildiği bir senaryoya inanıp milyonlarca lira ve kilolarca altını teslim eden bir kişinin Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde milleti temsil ediyor olması başlı başına bir liyakat tartışmasıdır.
Bir milletvekilinden hukuk bilgisi, devlet tecrübesi ve muhakeme gücü beklenir. Eğer kendisini telefonda arayan ilk sahtekâra bu kadar kolay teslim oluyorsa, ülkenin meselelerinde verdiği kararların isabeti konusunda vatandaşın soru sorması da en doğal hakkıdır.
Bu olay sadece bir dolandırıcılık vakası değil, aynı zamanda temsil krizidir. #medyakritik
Uyuşturucu operasyonlarında henüz hüküm giymemiş insanların kameralar önünde teşhir edilmesini eleştiren hukukçulara prensip olarak katılıyorum. Hukuk devleti, suçluluğu mahkeme kararıyla kesinleşene kadar herkesin masum sayılmasını gerektirir.
Ancak burada aklıma Alev Alatlı'nın yıllar önce yaptığı şu ayrım geliyor: Bir şey yasal olabilir ama etik olmayabilir; hukuka uygun olabilir ama vicdana uygun olmayabilir.
Bugün birçok hukukçu meseleye yalnızca hukukun penceresinden bakıyor. Oysa toplumlar sadece hukukla ayakta kalmaz; ahlak, vicdan ve adalet duygusuyla da ayakta kalır.
Hukuk bize "yapılabilir mi?" sorusunun cevabını verir. Ama "yapılmalı mı?" sorusunun cevabı her zaman hukuk kitaplarında bulunmaz.
Mesleklere zaman zaman gereğinden fazla kutsallık atfedildiğini düşünüyorum. Hukukçuların görevi hukuku savunmaktır, buna saygım sonsuz. Fakat hukuku savunmak, hukukun dışındaki etik tartışmaları değersiz görmek anlamına gelmemeli.
Çünkü bazen toplumun vicdanı ile hukukun çizdiği sınırlar arasında bir gerilim oluşabilir. O noktada yapılması gereken şey, bir tarafı kutsallaştırmak değil; hukuku, ahlakı ve adalet duygusunu birlikte tartışabilmektir.
Hukuk üstün olmalıdır. Ama hiçbir meslek, hiçbir disiplin ve hiçbir norm sistemi tek başına mutlak hakikatin sahibi değildir. #TaksimMeydanı @ProfDrErsanSen@gurkanhacir
Savcılık açıklamasına göre yapılan işlem cezaevi giriş prosedürü kapsamında, mevzuata uygun üst araması. Şimdi bunu "çıplak arama yapıldı" diye sunup kamuoyuna bambaşka bir hikâye anlatmak, gerçeği değil mağduriyet algısını büyütmeye hizmet ediyor. Hukuk ayrı şeydir, ajitasyon ayrı.
Dava dosyasından çok senaryo metni dinliyoruz. Ağlayan çocuklar, korku dolu bakışlar, film sahnesi gibi geceler... Oysa tartışılan şey duygular değil, iddiaların doğru olup olmadığı. Hukuk mahkemede yapılır, ajitasyon sosyal medyada.
Haber sunucusu ‘diyor’ kelimesini ‘diyo’ diye bir dakikada 20 defa söylüyor. Yayını tekrar izlemenizi ve şu ‘yo’ ile biten kelimelerinizi azaltmanızı rica ediyorum. Haber yerine diksiyon hatası dinletmek profesyonellik değil. Ne dikkat kalıyor ne de anlam bütünlüğü. @EbruBaki@halktvcomtr
Bir itirazım yok ama o kadar çok örnek verebilirim ki cevaben ve Fatih Altaylı'da bu cevapların hiç birinden aciz değil kalite olarak. Mesela :
1. Dayı dedin diye siyaseti bırakamam. Bizim neslin kötü huyu bu; memleket meselesine karışıyoruz.
2. Evlat, aynı anda hem araba hem siyaset konuşabilmek için eski model gazeteci olmak gerekiyor. Siz tek uygulamayla büyüdüğünüz için garip gelmiş olabilir.
3. Araba da yorumluyorum, siyaset de. Gazetecilik biraz da budur; memleket ne konuşuyorsa onu konuşmak. Merak etme, direksiyonu da bırakmadık.
4. Bir gazetecinin sadece tek konuda konuşması gerektiğini düşünüyorsan, gazeteciliği yeniden gözden geçirmeni tavsiye ederim.
Bunları söylese adam utanacak ama hakaret başka şey.
@memre65@fatihaltayli@praeturk Bak mesela sen bana hakaret etmeden cevap verebiliyorsun. Bende sana hakaret etmeden cevap verebiliyorum. Böylesi daha güzel kardeşim.
Bir gazetecinin eleştiriye cevap vermesi normaldir. Ama kendisini "büyük gazeteci", "fikir insanı" ve "kanaat önderi" olarak konumlandıran birinin, sıradan bir sosyal medya kullanıcısına "cahil", "ezik", "okuma yazman yok" diyerek cevap vermesi düşündürücü.
Fikirlere karşı argüman üretmek yerine kişiye hakaret etmek, gazetecilik refleksi değil, tahammülsüzlük göstergesidir. Güçlü kalemler eleştiriyi susturmaya değil, cevaplamaya çalışır.
Ne zaman adam oluruz ?
"Türkiye'de eleştiriye tahammül ettiğimiz zaman"
#seçim #fatihaltayli
Eskiden "Aşçı hizmetçiye, hizmetçi bahçıvana, bahçıvan şoföre, sonra herkes şöfere..." diye anlatılan zincir vardı.
Bugün ise:
Ev sahibi kiracıya,
Kiracı müşteriye,
Pazarcı vatandaşa,
Marangoz müşteriye,
Restoran müşteriye,
Müşteri de bir başkasına...
Herkes kendisine yapılan fırsatçılığı bir sonrakine devrediyor.
Sonra da dönüp "Bu ülkede niye hiçbir şeyin fiyatı normale dönmüyor?" diye soruyoruz.
Çünkü kimse kazıklanmaktan şikâyetçi değil; sıra kendisine gelince kazıklama hakkını kullanmak istiyor.
Bugün Cumhurbaşkanı'na "Sana diyorum!" diye meydan okuyan Öztürk Yılmaz'a hatırlatmak gerekir:
Bir diplomata emanet edilen yer sadece bir bina değildir; temsil ettiği devletin toprağı ve onurudur.
Yıllardır kamuoyunda tartışılan konsolosluk baskını olayında, insanların aklında kalan şey kahramanca bir direniş hikâyesi değil, o gün ne yaşandığına dair cevapsız sorulardır.
Şimdi çıkıp herkese cesaret, devlet adamlığı ve mücadele dersi vermeden önce, kamuoyunun hafızasındaki o sorulara net cevap vermek daha doğru olmaz mı?
Cumhurbaşkanı'nı eleştirmek kolaydır. Zor olan, sorumluluğunu taşıdığın makamın gereğini en kritik anda yerine getirip getirmediğin konusunda millete hesap verebilmektir. Siz bunun hesabını vermeden Türkiye'de siyaset yapmamalısınız. Zaten gördüğümüz kadarı ile bir karşılığınız da yok.