Grafik bilgisi olmayanlar için enstrümanların haftalık sar değerleri:
Eth ve VAL (onsların öncüsü) bitirdi.
Btc'nin 1 tane kalmış. 77 seviyesinde.
Ons altının 2 tane kalmış. 4.589-4.770 seviyelerinde.
Günüşün 5 tane kalmış. 74-76-82-84-84 seviyelerinde.
Platinin 3 tane kalmış. 1.970-2.086-2.086 seviyelerinde.
Paladyumun 2 tane kalmış 1.400-1.460 seviyelerinde.
Nasdaq 2 tane kalmış. 30550-30650 seviyelerinde.
Bistin 6 tane sarı var. 14.725'te 3 tane. 19.950'de 3 tane var. ( sarların bir yerde kümelenmesi iyi bir şeydir. Mevcut düşüşe inanmadılar anlamına gelir. Düşüşten ziyade sıkışma ya da oyalanma olacağını bildirir. Fiyat sonra bu sarlara gider. Dikkat ederseniz aynen öyle oldu)
Not1: Sarları bitiren enstrumanlarda ara düzeltme beklenir. Sonra aylık sarlara bakılır.
Üstünde en az bir tane bırakanlar ara düzeltme değil de bildiğin düzeltme olur. Yani biraz fazla olur. Aylık sarlara da bakılmaz. Haftalık takip devam eder.
Not: Bazı arkadaşlar val çıkmıyor diyor. Hayır, val onslardan daha fazla yükselip haftalıkları zaten önceden bitirdi. Onsların çıkma nedeni bu zaten🤌
Hayatta sıfırdan bir şey kazanmak istiyorsan aynı anda hem bencil hem fedakâr olmayı öğreneceksin.
Fedakâr olacaksın.
Rahatından vazgeçeceksin.
Eğlenceden, amaçsız ortamlardan, gereksiz sohbetlerden ve seni hiçbir yere taşımayan alışkanlıklardan vazgeçeceksin.
Ama bencil de olacaksın.
Zamanını, dikkatini ve enerjini herkese dağıtmayacaksın.
Çünkü sıfırdan bir şey inşa etmek, hayatının belirli bir döneminde bazı ihtimalleri bilinçli olarak öldürmeni gerektirir.
Her yere gidemezsin.
Herkese yetişemezsin.
Her ortama evet diyemezsin.
Hem bütün geceleri boş sohbetlerde geçirip hem de gündüzleri büyük bir hayat kuramazsın.
Bir seçim yapmak zorundasın.
Telefonun her çaldığında açıyor, her çağıranla dışarı çıkıyor ve insanların canı sıkıldığında ulaşabildiği ücretsiz eğlenceye/danışma merkezine dönüşüyorsan ortalama kalman normaldir.
Çünkü hayatını sen yönetmiyorsun.
Çevrendeki insanların anlık istekleri yönetiyor.
“Hayır.”
“İstemiyorum.”
“Gelmeyeceğim.”
“İşim var.”
Bu cümleleri kuramıyorsunuz.
Neden?
Çünkü yalnız kalmaktan korkuyorsunuz.
Birileri sizi dışlar diye korkuyorsunuz.
Hakkınızda kötü düşünürler diye korkuyorsunuz.
Fakat aynı anda hayattan büyük şeyler bekliyorsunuz.
Hem ayranınız dökülmeyecek hem tatsız olaylar yaşanmayacak.
Hem kimseyi kırmayacaksın hem hiçbir ortamı kaçırmayacaksın hem sürekli ulaşılabilir olacaksın hem de ortalamanın üzerinde bir hayat kuracaksın.
Öyle bir dünya yok. Varsa söylersin.
Bir şeyi seçtiğinde diğer ihtimallerin bir bölümünü reddetmek zorundasın.
Karar vermek yalnızca ne yapacağını belirlemek değildir.
Neleri artık yapmayacağını da kesinleştirmektir.
İnsanları sömürülecek araçlar gibi gör demiyorum.
Ama herkesin hayatındaki etkisinin aynı olmadığını da kabul edeceksin.
Bazı insanlar seni büyütür.
Bazıları seni oyalar.
Bazıları yalnızca enerjini boşaltır.
Bazıları ise kötü standartlarını sana bulaştırır.
Bir insanı yalnız sevip sevmediğine göre değerlendirme.
Böyle düşünürsen işin gücün zarar olur.
Çok seveni çok iyi severler. :)
Onunla birlikteyken neye dönüştüğüne bak.
Daha mı üretkensin?
Daha mı cesursun?
Yoksa daha dağınık, tembel ve amaçsız mı oluyorsun?
Herkese saygı duyabilirsin.
Ama herkese hayatında aynı erişimi vermek zorunda değilsin.
Sen bir işe gerçekten girdiğinde çevren de zaten değişmeye başlar.
Ticaret yaparsan ticaret yapanlarla karşılaşırsın.
Spor yaparsan disiplinli insanlarla tanışırsın.
Üretirsen üreticilerle bağ kurarsın.
Bir alanda görünür emek verdiğinde, o alanın insanları seni fark etmeye başlar.
Network gökten düşmez.
Aynı savaşın içinde bulunan insanların birbirini tanımasıyla oluşur.
Fakat siz daha hedef belirleme aşamasında dağılıyorsunuz.
Çünkü hedef belirlemek seçim yapmayı gerektiriyor.
Seçim yapmak da diğer ihtimalleri reddetme cesareti istiyor.
Karar veremiyorsunuz.
Karar verdiğinizde devam edemiyorsunuz.
Çünkü motivasyonunuz saman alevi gibi parlıyor ve birkaç gün sonra sönüyor.
Bir gece gaza geliyorsunuz.
Yeni hayatınızı planlıyorsunuz.
Ertesi gün eski düzeninize geri dönüyorsunuz.
Sonra “Ben istikrarsızım.” diyorsunuz.
Hayır.
Sen beyninin nasıl çalıştığını anlamadan kendinden sürekli motivasyon bekliyorsun.
Beyin bildiğini sever.
Tanıdık olan kötü bile olsa ona dönmek ister.
Çünkü yeni davranış dikkat, enerji ve tekrar gerektirir.
Başlangıçta zorlanman yanlış yolda olduğun anlamına gelmez.
Beyninin henüz o yolu otomatikleştirmediği anlamına gelir.
Tekrar ettikçe direnç azalır.
Davranış rutine dönüşür.
Rutin standardı oluşturur.
Standart da kimliğini yeniden yazar.
Bu yüzden ilk günlerde hislerine göre hareket etmeyeceksin.
Canın istese de istemese de belirlediğin minimumu uygulayacaksın.
Bir süre sonra seni taşıyan şey motivasyon değil, kurduğun sistem olacak.
Ama burada önemli bir ayrım var.
Sağlığını mahvetmek fedakârlık değildir.
Uykunu sürekli bozmak, bedenini tüketmek ve kendini çökertmek başarı sayılmaz.
Uykundan değil, gereksiz gecelerden vazgeç.
Bedeninden değil, konforundan fedakârlık yap.
Çünkü kendini yakarak kurduğun yapı, sen çöktüğünde seninle birlikte çöker.
Ortalamanın üzerinde bir hayat istiyorsan.
Ortalamanın üzerinde bir dikkat göstereceksin.
Ortalamanın üzerinde bir devamlılık kuracaksın.
Ortalamanın üzerinde bir sorumluluk alacaksın.
Ve standartlarını yükselten insanlarla temas edeceksin.
Bir dönem bazı şeyleri kaçıracaksın.
Bazı eğlencelerde olmayacaksın.
Bazı insanlar seni değişmekle suçlayacak.
Bazıları “Kendini ne sanıyorsun?” diyecek.
Bırak desinler. Böyle derlerse doğru yoldasın.
Çünkü sen onların seni anlamasını değil, kendi hayatını kurmayı seçtin.
Fedakâr olacaksın.
Çünkü büyük bir yapı bedelsiz kurulmaz.
Bencil olacaksın.
Çünkü zamanını ve dikkatini korumadan o bedeli doğru yere ödeyemezsin.
Ama insanları kullanmayacaksın.
Kendi merkezini korurken hakkaniyetini de kaybetmeyeceksin.
Mesele duygusuzlaşmak değildir.
Neye, kime ve hangi geleceğe hizmet ettiğini seçebilecek kadar netleşmektir.
Başarının bedelini bir dönem ödemeyenler, başarısızlığın bedelini bir ömür öder.
Sen hangi bedeli ödeyeceğini seç.
Evde uzun süre işsiz güçsüz oturmak, insanı kaygıya sürükler.
Bir erkek olarak, işin yoksa bile evde boş boş oturma.
Yorgunsan yat, uyu, dinlen ona bir şey demiyorum.
Ama dinlenmek başka, boşlukta çürümek başka.
Çünkü boş zihin, kendi kendini yer.
Harekette her zaman bereket ve ferahlık vardır.
İnsan boş kaldığında, zihni durmaz çünkü zihin çalışmak için yapılmıştır.
Ona bir iş vermezsen, o kendine iş bulur.
Boş kalan zihnin bulduğu iş, her zaman en kötüsüdür. eski hatalar, yaşanmamış korkular, abuk sabuk senaryolar, gereksiz kaygılar.
Eskiler "şeytan boşluk kaldırmaz" derken tam bunu anlatmıştır.
Meşgul olmayan el, meşgul olmayan zihin ikisi de tehlikelidir.
Çünkü doldurulmayan boşluk, kendini karanlıkla doldurur.
O yüzden kalk, dışarı çık.
İnsanlara selam ver, yeni insanlarla tanış, gerekirse bağlantı kur.
Yürü, hareket et, dünyanın içine karış.
Bizim işimiz dört duvar arasında oturmak değil dünyayla yüzleşmek, hareket halinde olmak, risk almak, zorluklarla boğuşmaktır.
Bir erkek, ancak hareket ettiğinde kendini iyi hisseder.
Mücadele etmek için yaratıldın boş oturmak için değil.
Boşlukta oturan adam, önce kaslarının eridiğini hisseder, sonra iradesinin.
Ama harekete geçen adam, her adımda biraz daha güçlenir.
Boş durma.
Boşluk seni dinlendirmez çürütür.
Kalk, bir şey yap.
En küçüğü bile, hiçbir şeyden iyidir.
Hayatında bir mücadele yoksa sert bir adam olmayı unut.
Sertlik, kaşlarını çatmakla gelmez. Sesini kalınlaştırmakla, insanlara ters davranmakla veya birkaç fotoğrafta tehditkâr bakmakla da gelmez.
Sertlik mücadeleyle gelir.
Sen evde otur, göt büyüt, kötü beslen, spor yapma, hiçbir hedefin olmasın, kendine verdiğin hiçbir sözü tutma; sonra da sert bir adam olduğunu düşün.
Nah sert olursun.
İlk ciddi baskıda dağılırsın.
İlk güçlü insanın karşısında gözlerin kaçar.
Hayat biraz üzerine geldiğinde mızmızlanmaya, bahane üretmeye ve suçlayacak birilerini aramaya başlarsın.
Çünkü sertlik bir görüntü değildir.
Sertlik, taşıdığın yükün sende bıraktığı yoğunluktur.
Bir adamın gözündeki doluluk doğuştan gelmez. Verdiği mücadelelerden, aldığı sorumluluklardan, korkmasına rağmen attığı adımlardan ve kimsenin onu kurtarmaya gelmediğini anladığı gecelerden gelir.
Mücadelesiz adamın yalnız bedeni değil, bakışı da gevşer.
Aynanın karşısına geç ve kendi gözlerinin içine bak.
Orada bir hedef görüyor musun?
Bir yön görüyor musun?
Bir şeyleri göze almış bir adam görüyor musun?
Yoksa kendisinden bile gözlerini kaçıran, boşlukta bekleyen ve hayatın onu bir yerlere taşımasını uman birini mi görüyorsun?
↓↓↓↓↓↓↓↓
Korkularınla yüzleş.
Sağlıklı beslen.
Hatalarını kabul et ve dersini al.
Hedeflerini gözden geçir.
Kendine sonuna kadar inan.
Soru sormaktan çekinme.
Zamanına ve kendine sahip çık.
Akıllı ol.
Kazandığın paranın bir kısmını kendi gelişimine ayır.
Güler yüzlü ve neşeli ol.
Antrenmanları aksatma.
Net ol, niyetini belirle.
Pes etme.
Kimseden onay bekleme, kendi onayın yeter.
Verdiğin sözü önce kendine tut.
Enerjini kimlere harcadığına dikkat et.
Az konuş, çok üret.
Karşılaştırmayı bırak, dünküyle kıyasla kendini.
Yalnız kalmayı öğren, sığınmak için kimseye muhtaç olma.
Bugünü savsaklama, yarın kimse için garanti değil.
Duygularını yönet, onların seni yönetmesine izin verme.
Öğrenmeyi asla bırakma, duran çürür.
Şükret ama yetinme.
Yalnız Vakit Geçirmenin 100 Yolu
1. Kitap okumak
2. Sesli kitap dinlemek
3. Belgesel izlemek
4. Online kursa katılmak
5. Yeni bir dil öğrenmek
6. Podcast dinlemek
7. Günlük tutmak
8. Yeni bir beceri öğrenmek (ör. fotoğrafçılık)
9. Kendi hedeflerini yazmak
10. Kendi değerlerini gözden geçirmek
11. Resim yapmak
12. Müzik aleti çalmak
13. Şarkı söylemek
14. Şiir yazmak
15. Hikâye yazmak
16. Origami denemek
17. El işi yapmak (örgü, nakış vb.)
18. Kaligrafi öğrenmek
19. Ahşap oyma veya el sanatları
20. Dijital çizim yapmak
21. Yoga yapmak
22. Pilates çalışmak
23. Evde ağırlık egzersizi yapmak
24. Esneme hareketleri yapmak
25. Koşuya çıkmak
26. Bisiklet sürmek
27. Doğa yürüyüşüne çıkmak
28. Dans etmek
29. Yüzmeye gitmek
30. Kick boks ya da dövüş sporları denemek
31. Meditasyon yapmak
32. Nefes egzersizi yapmak
33. Gün doğumunu izlemek
34. Gün batımını izlemek
35. Sessizlik pratiği yapmak
36. Mantra tekrarlamak
37. Namaz/kutsal ibadet vakti ayırmak
38. Şükür listesi yapmak
39. Zihinsel görselleştirme yapmak
40. Günlük olumlama cümleleri söylemek
41. Film izlemek
42. Dizi maratonu yapmak
43. Oyun oynamak (video veya masa oyunu)
44. Puzzle yapmak
45. Sudoku çözmek
46. Zeka oyunları çözmek
47. Mutfakta yeni tarif denemek
48. Kahve demleme teknikleri denemek
49. Fotoğraf çekmek
50. Bahçeyle uğraşmak
51. Uzun bir duş almak
52. Spa keyfi yapmak (evde maske vb.)
53. Saç bakımı yapmak
54. Tırnak bakımı yapmak
55. Cilt bakımı yapmak
56. Masaj aletiyle gevşemek
57. Dinlendirici müzik açmak
58. Aromaterapi uygulamak
59. Güneşlenmek
60. Rahatlatıcı bir çay içmek
61. Günlük mektup yazmak (kendine veya geleceğine)
62. Sosyal medyada içerik üretmek
63. Blog yazısı yazmak
64. Vlog çekmek
65. Kendi podcast’ini kaydetmek
66. Forumlarda faydalı içerikler paylaşmak
67. İlham verici sözler paylaşmak
68. Twitter’da mini thread hazırlamak
69. Dijital günlük tutmak
70. Eski fotoğraflara bakıp anıları düzenlemek
71. Satranç oynamak (bilgisayara karşı)
72. Yeni bir konu araştırmak
73. Felsefi bir kitap incelemek
74. Günlük kelime öğrenmek
75. Kod yazmayı öğrenmek
76. Kripto/finans bilgisi araştırmak
77. Günlük plan yapmak
78. Hayat haritası çıkarmak
79. Düşünce günlüğü tutmak
80. Zihin haritası oluşturmak
81. Doğa yürüyüşüne çıkmak
82. Parkta kitap okumak
83. Denizi izlemek
84. Yıldızları izlemek
85. Ağaçların arasında oturmak
86. Kamp yapmak
87. Piknik yapmak (yalnız da keyiflidir)
88. Fotoğraf safarisi yapmak
89. Gün batımında yürüyüş yapmak
90. Hayvanları gözlemlemek
91. Kendi kitabını yazmaya başlamak
92. Youtube kanalı açmak
93. Müzik bestelemek
94. Kendi tarif defterini hazırlamak
95. İnceleme yazısı yazmak
96. Dekorasyon projesi yapmak
97. Kendi vizyon panonu hazırlamak
98. Bir koleksiyon yapmak
99. Kendi markanı/iş fikrini tasarlamak
100. Kendi hayatını belgesel gibi kaydetmek
Kimsenin size söylemeyeceği kurallar:
- Aileye tüm sorunlarını anlatma.
- Gelirini arkadaşlarınla asla paylaşma.
- Planlarını sır gibi koru.
- Herkes senin güvenini hak etmez.
- Özel kal - mahremiyet güçtür.
- Duygularını sosyal medyadan uzak tut.
- Gerçek sadakat sessizlikte belli olur.
- Akıllıca hareket et, gürültülü değil.
Asla Yapmamanız Gereken 10 Şey
1. Zayıfken kavga etmeyin, güçlüyken uzaklaşın
2. Sizi umursamayan birinin önünde ağlamayın
3. Eski sevgilinize veya onların sosyal medyada izinsiz takipine zaman harcamayın
4. Kendinize zarar vermeyin, hayat zaten yeterince zorluk getiriyor
5. Şeyleri fazla kişisel algılamayın, kişisel hissettirse bile
6. Enerjinizi tüketen hüzünlü şarkılarla zihninizi doldurmayın
7. Önemli etkinlikleri ve anları atlamayın
8. Ailenize karşı nezaketi unutmayın, zor zamanlarda yanınızdalar
9. Güveninizi veya sadakatinizi kıran arkadaşları hayatınızda tutmayın
10. Körü körüne güvenmeyin, özellikle eylemler sözlerle uyuşmuyorsa
Erkekliğe geçiş ritüelinin bana göre alt başlıklarından biri:
Hayatta dostların ve arkadaşların da olsa her konuda tek başına olduğunu kabul etmekle başlar.
Eşin, dostun, akraban seni bir yere kadar kurtarabilir.
Annen, baban zaten seni bu güne kadar iyi kötü beslemiş ve hayatta kalmışsın.
Ama büyük işleri sadece senin iraden ve aldığın sorumluluklarla yerine getirebilirsin.
Carl Jung'un "Individuation" (Bireyleşme) süreci tam olarak budur.
Jung der ki: "Olgun adam kollektif bilinçten bağımsızlaşmış adamdır. Kendi içinde bir bütündür. Dışarıya yaslanmaz çünkü içerideki sağlamlığı keşfetmiştir."
Bu süreci tamamlayamayan adam 50 yaşında bile çocuk kalır.
Bedeni büyür, ruhu büyümez.
Modern toplumda en sık görülen psikolojik problem: bireyleşememiş adamdır.
Sürekli bir şeyler yapmak için yanına bir destekçi aramak testosteron düşüklüğüdür.
Endokrinoloji: Testosteron hormonu yalnız mücadele halinde artar.
Beden "ben karşımdakini yendim, bu işi tek başıma başardım" sinyali aldığında testosteron salgısı fırlar.
Bu yüzden tek başına gym'e giden adam, grup halinde gidenden %30 daha fazla testosteron geliştirir.
Çünkü beden "buradayım, kendi başıma çalışıyorum, kazanıyorum" sinyali alıyor.
Sürekli destek arayan adamın bedeni "tehdit yok, savaşmama gerek yok" sinyali alır.
Hormon düşer. Adam pasifleşir. Kısır döngü.
Spora mı gideceksin tek git.
İş mi kuracaksın tek başlat.
Kızlarla mı tanışacaksın tek yap.
İlla dışarıdan bir gücün seni yönlendirmesine gerek duyma. Ve motive etmesini bekleme.
Gerçek güç içinde.
Sufiler; "Allah'tan başkasına yaslanan, eğri ağaca yaslanmış olur. Ağaç düşer sen de düşersin. Yaslanacaksan kendi kökünden çıkan dala yaslan."
Aynı kavram Stoacılarda: Marcus Aurelius günlüğüne yazmış "Mutluluğun başka bir adamın ruhuna bağlıysa sen artık özgür değilsin. Sen onun rehinesisin."
Bizim eski Türk geleneğinde de aynı söz vardır: "Yalnız taş duvar olmaz, ama yalnız yiğit kale olur."
Bireyselleşmeyi bileceksin, öğreneceksin, kendini yetiştireceksin.
Sen bir şeyler yap.
Sonuçlarına ya tek başına katlanırsın ya da bir yardım istersin.
Önemli olan ortaya bir icraat koymak ve korkularından arınmaktır.
Kurda sormuşlar: "Senin ensen neden kalın?"
"Ben kendi işimi kendim görüyorum" demiş.
Türk halk bilgeliği bin yıllık.
Bozkır kültüründe yetişmiş bir gerçek.
Atalarımız bunu hayvanları gözlemleyerek öğretti: Sürü hayvanı boynu zayıftır, çünkü sürü onu korur.
Yalnız avcı boynu kalındır, çünkü kendini kendi koruyacak.
Kurt kalın enseyi muhtaçlıktan veya zayıflığından değil, bağımsızlık kuvvetinden geliştirir.
Modern adam: ofiste sürü, evde sürü, sosyal medyada sürü.
Boynu incelmiş.
Kurt kafa yapısı bilinçli seçimle inşa edilir.
Kurt mu olacaksın koyun mu?
Tercihini bilinçli yap.
İşten ayrılmıyorsun korkudan.
İlişkiyi bitirmiyorsun yalnız kalma korkusundan.
Yatırım yapmıyorsun kayıp korkusundan.
Konuşmuyorsun reddedilme korkusundan.
Kararlarının çoğu korku bazlı.
Ve hayatını korku yönetiyor.
Korkuyla yönetilen hayat ilerlemez, olduğu yerde döner.
Korkudan alınan karar doğru karar değildir.
Sadece güvenli karardır.
İkisi farklı.
Doğru karar analiz + cesaret.
Güvenli karar sadece kaçış.
Hayatın boyunca güvenli kararlarla yaşa küçük bir hayat elde edersin. Garanti.
Hayatın boyunca cesur kararlarla yaşa büyük risk + büyük ödül.
Belki ödül gelir, belki gelmez.
Ama küçük yaşamazsın.
Ne istediğine karar ver.
Sürekli yorgunsun.
"Motivasyonum yok."
"Bir işe odaklanamıyorum."
"İçimden hiçbir şey yapmak gelmiyor."
Sana dürüst olacağım.
Senin motivasyon problemin yok.
İraden de zayıf değil.
Sadece o iradeyi ve enerjini oturduğun yerden, beş kuruş etmez ekranlara ve bedava hazlara satıyorsun.
Bunun bir adı var: Dopamin zehirlenmesi.
Dopamin, beyninin ödül ve motivasyon hormonu.
Seni harekete geçiren, zor projeyi bitirten, hedefine koşturtan asıl motor.
Normal şartlarda nasıl çalışır?
Zor bir işe girişirsin. Emek verirsin. Ter dökersin. Tamamlarsın.
Ve beyin sana ödülü salgılar.
Bu tatmin gerçek tatmindir. Çünkü bedelini ödedin.
Kazandın.
Bu döngü seni güçlendirir. Bir sonraki hedefe hazırlar.
Evrimsel olarak insanı insan yapan sistem bu.
Peki bizi ne hale getirdiler?
Bütün gün ekranı kaydırıyorsun.
Kısa videolar izliyorsun. Anlık bildirimler alıyorsun.
Porno izliyorsun.
Bedava içeriklerle vaktini öldürüyorsun.
Ve bu hormonu hiçbir ter dökmeden tüketiyorsun.
Beyninin ödül sistemi artık bozuldu.
Nörolojide buna "Dijital Lobotomi" diyorlar.
Mantıklı karar veren prefrontal korteks uyuşuyor.
Dürtüsel alt beyin devreye giriyor. Kertenkele kafalı oluyorsun.
Araştırma yapmışlar, günde 3+ saat sosyal medya kullanan kişilerin beyin taramalarında, madde bağımlılarıyla aynı bölgeler aktif hale geliyor.
Aynı hastalık. Farklı madde.
Uyuşturucu madde kullanmıyorsun.
Ama beynin bağımlı gibi çalışıyor. :D
Emek vermeden alınan her haz, insanı uyuşturur ve evcilleştirir.
Beynin o kadar çok bedava ödüle alıştı ki gerçek bir işe oturmak, bir kitap okumak, bir ticarete odaklanmak sana fiziksel olarak acı veriyor.
Fark ettin mi?
Kitabı açıyorsun, 5 dakika sonra telefonu alıyorsun.
İşe başlıyorsun, 10 dakika sonra ekran kaydırıyorsun.
Sessiz kalman gerekiyor, panik atak geçiriyorsun.
Neden?
Çünkü beynin daha güçlü uyaranlara alıştı. Normal hayat artık "sıkıcı" geliyor.
Tolerans geliştirdin. Aynı uyuşturucu kullanıcıları gibi.
Artık daha fazlası gerekiyor.
Daha kısa, daha parlak, daha hızlı.
Ve hiçbiri seni doyurmuyor. Doyurmayacakta, çürütecek.
Beynin artık şu soruyu soruyor:
"Neden aylarca uğraşıp bir yapı kurayım?"
"Telefonumu elime alıp saniyeler içinde sahte tatmini yaşayabiliyorken, beynim neden zor olanı seçsin?"
Bu soruya cevabın yoksa, bitmişsin. Geçmiş olsun.
Çünkü beynin rasyonel.
Az enerji, çok ödül bu formülü seçer.
Telefon bunu sunuyor.
Az enerji (parmak kaydırmak), çok dopamin (sürekli yenilik).
İş bunu sunmuyor.
Çok enerji (saatlerce odak), az anlık dopamin (uzun vadeli ödül).
Beynin hangisini seçer?
Cevap belli.
Sistemin istediği adam profili tam olarak bu.
Dikkat süresi 5 saniyeye inmiş.
Sürekli yeni uyarana ihtiyaç duyan.
Dürtülerini kontrol edemeyen. Anlık hazza köle olmuş.
Böyle bir adam kendi hayatının kontrolünü eline alamaz. Alamayacak.
Seni bir yere kapatmalarına gerek yok.
Odağını ve iradeni elinden alarak seni zaten o koltuğa gönüllü olarak çivilediler.
Silikon Vadisi'ndeki mühendisler bu uygulamaları tasarlarken kumarhane psikolojisi kullandılar.
Sean Parker (Facebook'un kurucu ortağı) bunu kendi ağzıyla itiraf etti :D "Biz insan psikolojisinin zayıf noktalarını sömürmek için tasarladık bunu."
Sen kullanıcı değilsin.
Sen ürünsün.
Ve ürünün tek işlevi: dikkat üretmek, dopamin salgısı tüketmek, reklam izlemek.
Ve senin en değerli varlığın dikkatin.
En değerli varlığını bedavaya sundun ne için? Kendini tembelleştirmek ve uyuşmak için.
Peki çözüm ne?
Dopamin orucu.
Beynin ödül sistemini sıfırla. Tolerans kırılsın. Duyarlılık geri gelsin.
Nasıl?
Bedava haz hortumunu kes.
Sana anlık tatmin veren, saatlerini çalan şeylerden uzaklaş.
TikTok, Instagram Reels, YouTube Shorts bunlar en yüksek dopamin tetikleyicileri. Sil uygulamaları.
Geri indirmek kolay ama önce 30 gün dene.
Porno en sert dopamin kaynağı. Bırak.
Minimum 90 gün.
Sürekli bildirim kapat hepsini.
Telefon sana hizmet etsin, sen telefona değil.
Sıkıntıya alış.
Sıkılmaktan korkma.
Sıkıldığında bir şeye tutunma. Sadece otur.
Boşluğu hisset.
İlk gün cehennem olacak. İkinci gün cehennem olacak. Üçüncü gün de.
Ama bir hafta sonra bir şey değişmeye başlıyor.
Beyin doğal ödüllere tekrar duyarlı hale geliyor.
Kitap okumak keyif vermeye başlıyor.
Yürüyüş huzur veriyor.
Basit sohbetler derinleşiyor.
Zor işlere dön.
Kolay dopamin kesildiğinde, beyin gerçek ödül arar.
Spor yap. Kitap oku. Yaratıcı iş yap. Öğren.
Zor olanı tekrar tatlı gelmeye başlayacak.
Çünkü insan doğası böyle tasarlandı.
Emekle gelen ödül, tatmin verir.
Bedava gelen haz, boşluk bırakır.
Süreç zorlayıcı yorucu ve pes ettirici olabilir.
Fakat mantıklı bir şekilde olaylara bakarsan ve iradeni de ortaya koyarsan başaramayacağın bir şey yok.
Hepsini bir anda kesme, gerekirse tek tek kes.
Son bir şey.
Gerçek düşünceler, büyük planlar, sarsılmaz irade hepsi sessizlikten doğar.
Telefon ekranının kapandığı o sessizlik.
Kulaklığın çıkarıldığı o sessizlik.
Hiçbir uyaranın olmadığı o an.
İşte o an, beynin çalışmaya başlıyor.
Gerçek düşüncelerin yüzeye çıkıyor.
Hayatında neyin yanlış gittiğini görüyorsun.
Neyi değiştirmen gerektiğini anlıyorsun.
Çoğu insan o sessizlikten kaçıyor.
Çünkü o sessizlikte kendisiyle yüzleşmek zorunda kalıyor.
Ve yüzleşmek acıtıyor.
Ama yüzleşmeden değişim yok.
Bugün 1 saat sadece 1 saat telefonsuz yaşa.
Hiçbir ekran yok. Hiçbir bildirim yok. Hiçbir müzik yok.
Sadece sen ve sessizlik.
Ne mi olacak?
Huzursuz olacaksın. Eline bir şey almak isteyeceksin.
"Sıkıldım" diyeceksin.
Kal o sıkıntıda.
Çünkü o sıkıntının içinden gerçek sen çıkacak.
Eğer hayatta bir şey başarmak istiyorsan, emek vermeden ödül alınmayacağını o uyuşmuş beynine yeniden öğretmen gerekiyor.
Sıkıntı çek.
Sıkılmaktan korkma.
Uyaranları ve dikkat dağıtanları bırak.
Ve kendinle tanış.
Tasarruf ederek zengin olunmuyor kardeşim.
Gerçek zenginlik, her kuruşu biriktirmekle gelmez.
Bol para kazanmakla gelir.
Matematiği de basit alsında:
Ayda 20.000 TL giderin varsa, harcamalarını yarıya indirmek sana ayda en fazla 10.000 TL kazandırır.
Tasarrufla elde edebileceklerinin matematiksel bir sınırı var anlayacağın.
Ama gelirini iki katına çıkarmak, üç katına çıkarmak ve hatta on katına çıkarmak mümkün.
Burada tavan yok.
Kazanabileceğin para tamamen senin becerilerine, senin çalışmana, senin yaratıcılığına kalmış.
Bu yüzden çok para kazandıracak kariyerlerin, yüksek değerli yeteneklerin, cesur girişimlerin ve doğru yatırımların peşinden koşmalısın.
Hayatını cimriliklere değil büyümeye adamalısın.
Hayatını üç beş kuruşun peşinde cimrilik yaparak tüketme. O yol insanı küçültür, daraltır, potansiyelini öldürür.
Tutumlu olmak başka, cimrilik başkadır.
Tutumlu olmak akıllıca davranmaktır.
Gereksiz israf etmemek, kaynaklarını verimli kullanmak, her harcamanın bir mantığı olmasını istemektir.
Cimrilik ise hayattan vazgeçmektir.
Kaliteden, deneyimden, büyümeden feragat etmektir. Prestijden, konfordan, hatta bazen kapı açan küçük lükslerden kaçınmaktır.
Ve bir de kıtlık hissi meselesi var...
Harvard araştırmacıları Sendhil Mullainathan ve Eldar Shafir'in "Scarcity" kitabındaki bulgu net:
Sürekli kıtlık hissiyle yaşamak bilişsel kapasiteni fiziksel olarak düşürüyor.
Bir çalışmada, para sıkıntısı olan insanların IQ'sunun tam bir gecelik uykusuz kalmışlık kadar düştüğü ölçüldü.
Yani üç kuruşun hesabını yapa yapa, seni zengin edecek fırsatları görecek kafayı ve hayata geçirecek enerjiyi kaybediyorsun.
Kıtlık zihniyeti sana ne yapar?
Seni "ya yeterince param olmazsa?" korkusuyla yaşatır.
Risk almaktan alıkoyar.
Kazandığını değil, kaybetmediğini zafer sayan birine dönüştürür.
Zihnin darbeleri önceden hesaplamakla meşgulken, esas büyük oyunu oynayamaz.
Bolluk zihniyeti ise farklıdır.
Parayı bir araç olarak görür, bir tehdit olarak değil.
"Nasıl harcamam?" sorusu yerine "Nasıl daha fazla yaratırım?" sorusunu sorar.
Para akışını boğulacak bir nehir değil, döndükçe büyüyen bir çark olarak algılar.
Para akmalıdır.
Para su gibidir. Duran su bozulur, akan su besler.
Bırak aksın. Kazansın, dönsün, yatırım olsun, başkalarına da yararı dokunsun.
Akan para ekonomiyi büyütür, yeni fırsatlar yaratır, toplam değeri yukarı taşır. Hem sen kazanırsın, hem etrafındakiler.
Garson bahşişinden, iyi bir danışmanın ücretinden, çalışanının maaşından, güzel bir yemeğin hesabından, harika bir tatilin bedelinden, değer verdiğin insanın doğum günü hediyesinden kaçmaya başladığın anda sadece para kaybetmiyorsun.
İlişki kaybediyorsun.
İtibar kaybediyorsun.
Motivasyon kaybediyorsun.
Belki de sana bir fırsatı sunacak olan insanın zihnindeki yerini kaybediyorsun.
Her sabah şu soruyla uyanan adam hiçbir yere gidemez:
"Bugün harcamalarımı nasıl azaltırım?"
Doğru soru şudur:
"Bugün kazanma kapasitemi nasıl büyütürüm?"
Bir saatini 100 TL'lik bir indirimi aramakla geçirirsen, o saatin gerçek maliyeti 100 TL değildir — kaçırdığın o saatte öğrenebileceğin yeni yetenek, tanışabileceğin yeni insan, fark edebileceğin yeni fırsattır.
En değerli varlığını — yani zamanını ve enerjini — en ucuz meşgalede harcamış olursun.
Zengin insanların sırrı cimri olmak değildir.
Zaman ve enerjiyi nerede kazandıklarını bilmektir.
Büyük oyunu oynamak için küçük oyunu bırakmaktır.
Ömrü boyunca üç kuruşun hesabını yapan, fatura karşılaştıran, indirim kovalayan küçük hesapçı adamlardan mı olacaksın?
Yoksa parayı gerçekten akıtan, büyüten, çoğaltan, paylaşan ve özgürleşen insanlardan mı?
Birinci yol seni güvende tutar. İkinci yol seni büyütür.
Seçim senin.
Basit.
Günaydın
Dün yazdığımız
#spk
0.0230 dan
0.0335 görerek
24 saatte
%45
Kar oranına ulaştı
Bunları başka birisi yapsa yeri ğöğe katar
Durum bu
#tly#dfı#btc
1 saat evvel ücretsiz gurupta yazdığımız
#spk
0.0230 dan
0.0245 gördü Devamı gelirse bu tatil gününde bu kötü piyasada moral olacak
Asla yatırım tavsiyesi değildir
Merak etmeyin hiçbir şey için geç kalmadınız.
Herkes bu hayatta kendi zamanını yaşar.
Kimsenin başlangıç noktası ve hikayesi aynı değildir.
Çalışanlar, üretenler, bir şekilde bir ipin ucundan tutup asılanlar istediklerini alacaklardır.
Her zaman almışlardır.
Zihninizin ve yaşadıklarınızın sizi bir illüzyona hapsetmesine izin vermeyin.
Tam şu AN’a geri dönün, andan kopmayın.
Kafanızın içinde geçmişte veya gelecekte yaşamınızın anlamı yoktur.
Geçmiş bir derstir, gelecek ise bir muammadır.
Tam şu an size bahşedilen bir hediyedir.
Kendinize sahip çıkın, umudunuzu ve mücadele azminizi kaybetmeyin.
Kazananlar hiç kaybetmeyenler değildir, hiç pes etmeyenlerdir.