Allah’ım, Allah’ım; çocuklarımızın güzel günlerini, mürüvvetlerini, hayırlı adımlarını, berrak ve huzurlu geleceklerini görmeyi nasip eyle.
Onlara yalnızca açık yollar değil, hangi yolun kendileri için hayırlı olduğunu anlayacak bir idrak nasip eyle. Kararlarında akıllarını berrak, vicdanlarını diri, iradelerini güçlü kıl. Kendilerine ait bir hayat kurabilecek cesareti, o hayatı doğrulukla sürdürebilecek karakteri ver.
Allah’ım; çocuklarımızı vicdanlı, merhametli, sözüne güvenilir, hakkı ve hukuku gözeten insanlarla karşılaştır. İnsanların niyetini anlayabilecek feraset, iyiliği kötülükten ayırabilecek basiret nasip eyle. Kalplerinin temizliğini korurken kendilerini korumayı da öğret.
Emeklerini bereketlendir. Bilgilerini, yeteneklerini ve çalışmalarını karşılıksız bırakma. Önlerine hak ettikleri imkânları çıkar; kapılarını doğru zamanda, doğru yerde aç. Başarılarını kibirden, başarısızlıklarını umutsuzluktan koru.
#Allah’ım; hayatın değişen şartları karşısında çocuklarımızı sağlam kıl. Kaybettiklerinde yeniden kurabilmeyi, yanıldıklarında doğruyu görebilmeyi, düştüklerinde ayağa kalkabilmeyi nasip eyle. Zorlukların onları sertleştirmesine değil, olgunlaştırmasına izin ver.
Kalplerine huzur, zihinlerine açıklık, bedenlerine sağlık ver. İçlerinden çıkamadıkları meselelerde önlerine bir çıkış yolu, karanlıkta kaldıkları zamanlarda bir işaret, bekledikleri zamanlarda sabır nasip eyle.
Onları haksızlıktan da haksızlık etmekten de koru. Kimsenin hakkını üzerlerinde bırakma, onların hakkını da kimseye çiğnetme. Doğrunun yanında durabilecek cesareti, gerektiğinde hayır diyebilecek iradeyi, gerektiğinde affedebilecek büyüklüğü ver.
Allah’ım; çocuklarımızın dünyayı tanırken kendilerini kaybetmelerine izin verme. Başkalarının ölçüleriyle değil, kendi vicdanları ve değerleriyle yaşayabilmelerini nasip eyle. Onları gösterişin, hırsın, kıyasın ve geçici heveslerin esiri etme.
Rızıkları #Ay gibi parlak, kazançlarını bereketli, işlerini hayırlı eyle. Alın terlerinin karşılığını #Güneş gibi görmeyi, üretmeyi, paylaşmayı ve sahip olduklarının kıymetini bilmeyi nasip eyle.
Bizim göremediğimiz tehlikelerden Sen koru. Bizim yetişemediğimiz yerde Sen yetiş. Bizim bilemediğimiz yarınlarını Sen hayırla yaz. Onlara yük olacak olanı uzaklaştır; hayatlarına değer katacak olanı yaklaştır.
Allah’ım; çocuklarımızın yüzlerinin güldüğü, emeklerinin karşılığını aldığı, kendileriyle gurur duydukları, iç huzuruyla yaşadıkları günleri görmeyi bize nasip eyle. Güzel haberlerini duymayı, başarılarına şahit olmayı, yollarının açıldığını görmeyi nasip eyle.
Ömürlerini anlamlı, yollarını temiz, vicdanlarını rahat eyle. Arkalarında iyilik bırakan, bulundukları yere değer katan, insanlara faydası dokunan kişiler olmalarını nasip eyle.
Çocuklarımızı Sana emanet ediyoruz Allah’ım. Onları yalnız bugünün kötülüklerinden değil, yarının bilmediğimiz imtihanlarından da muhafaza eyle. Kaderlerine hayır, ömürlerine bereket, gönüllerine sükûnet, geleceklerine aydınlık nasip eyle.
Bize de çocuklarımızın güzel günlerine, hayırlı adımlarına, başarılarına ve huzuruna sağlıkla şahit olmayı nasip eyle.
Amin.
Rojava değil Kamışlı'dır, Suriye'ye aittir.
Cizre Türkiye'ye aittir.
Amed değil Diyarbakır'dır.
Konstantin değil İstanbul'dur.
Türkiye Milleti değil Türk Milleti'dir.
•Birincisi durumun acil değil sen aptalsın
•İkincisi leş gibiyse vip hizmet almak için özel hastanelere gidebilirsin
•Üçüncüsü 100 dakikada 152 hasta bakılmış mucize gibi bir şey gidip doktorların elini öpmelisin
•Dördüncüsü kulağın ağrıyor ve muayene olarak kulağına bakılmış ne bekliyordun doktor kulağını dillesin mi?
•Beşincisi farklı beklentileriniz varsa acilleri meşgul etmeyin cinci hocalar var onlar size yardımcı olurlar
EVLENİYOR MUSUN?
Bizim Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nde ağzı biraz bozuk hocamız vardı. Bir gün derste, hiç beklemediğimiz bir yerde sözü evliliğe getirdi ve dedi ki:
“Evleneceğiniz kadında üç şeye bakın: bileği, çekmecesi ve annesi.”
Gençtik. Önce güldük, sonra şaşırdık. Bilek ne alaka, çekmece ne alaka, anne ne alaka?
Meğer adam, bir cümlenin içine bir medeniyetin evlilik terazisini koymuş.
Bilek dediği yalnız kemik inceliği değildi. Zarafetti. İnsanın hareketine sinmiş ölçüydü. Bir bardağı tutuşunda, bir çocuğun başını okşayışında, sofraya ekmek koyuşunda belli olan o ince kadınlık hâliydi.
Çekmece dediği yalnız eşya düzeni değildi. İç dünyanın aynasıydı. Dağınık bir çekmece bazen dağınık bir ruhun, titiz bir çekmece bazen emanet bilen bir kalbin işaretidir. Çünkü insan evvela küçük şeylerde belli olur. Büyük laflar herkeste vardır; asıl insan, mendilini nereye koyduğunda anlaşılır.
Anne dediği de yalnız genetik değildi. Zamanın insanda neyi büyüttüğüne bakmaktı. Güzellik yaşlanınca hırsa mı dönmüş, huya mı? Yüz çizgileri merhametle mi derinleşmiş, öfkeyle mi? Bir kadın annesine benzeyebilir; bazen yüzüyle, bazen sesiyle, bazen de kırıldığı yerde verdiği tepkiyle.
Ben de bugün o hocanın sözüne birkaç şey eklemek isterim.
Evvela kadına değil, kendine bak.
Sen yurt tutacak adam mısın?
Yuva kurmakla ev açmayı aynı şey sanmıyor musun?
Belâ gelince kapının eşiğinde duracak mısın, yoksa ilk rüzgârda savrulacak mısın?
Fakirlik, hastalık, borç, dert, gurbet, kırgınlık geldiğinde o evin direği olabilir misin?
Çünkü evlilik yalnız sevda treni değildir. Evlilik biraz da nöbettir.
Birbirinin uykusuna, hastalığına, suskunluğuna, yaşlanmasına nöbet tutmaktır.
Sonra karşındakine bak.
Kavga ve gürültü içinde büyümüş bir kalp mi getiriyor sana? Eğer öyleyse, o evin yankısı sizin evinizde de duyulur mu? İnsan çocukluğunun sesini kolay susturamaz. Bazıları sevgiyi bağırmadan anlatamaz; bazıları huzuru görünce bile huzursuz olur.
Kadın olmanın keyfini yaşayan biriyle mi evleniyorsun, yoksa dünyaya erkek gelmediği için kendine küsmüş biriyle mi? Bu ince bir meseledir. Çünkü kendi varlığıyla barışık olmayan insan, başkasının varlığına da huzur veremez. Kadınlığını yük bilen de, erkekliğini tahakküm sanan da yuvaya denge değil, hesap getirir.
Dedikoduya teşne biriyle mi evleniyorsun?
Başkasının kusuruyla beslenen bir dil, bir gün kendi evinin etini de yer. Bugün komşuyu çiğneyen yarın seni de çiğner. Çünkü gıybet, önce dilin değil, kalbin bozulmasıdır.
Bir de şuna bak:
Merhameti var mı?
Hayvana, çocuğa, yaşlıya, garsona, kapıcıya, hastaya, düşküne nasıl davranıyor? İnsan kendinden güçsüz olana nasıl davranıyorsa, gerçekte odur. Büyük sofralarda takınılan nezaket aldatabilir; ama küçük bir öfke anı insanın bütün terbiyesini ele verir.
Ve nihayet şunu unutma:
Evlilik, iki kişinin birbirini beğenmesi değildir sadece. İki soyun, iki evin, iki çocukluğun, iki yaranın, iki duanın, iki korkunun aynı çatı altında imtihana girmesidir.
Onun için eski insanlar “hayırlı kısmet” derdi. “Güzel kısmet” demezdi, “zengin kısmet” demezdi, “hayırlı” derdi.
Çünkü güzellik solar. Para azalır. Heves geçer. Ama huy kalır. Edep kalır. Merhamet kalır.
Bir de insanın zor günde kim olduğu kalır.
O yüzden evleneceğin kişiye bakarken yalnız gözünle bakma.
Soyuna sopuna değil, haline bak.
Sözüne değil, susuşuna bak.
Gülüşüne değil, öfkesine bak.
Süsüne değil, çekmecesine bak.
Gençliğine değil, annesinin yaşlanışına bak.
Ve hepsinden önce aynaya bak:
Ben bu yuvaya yük mü olurum, yoksa omuz mu?
Hiç ölmeyecekmiş gibi kırıp döküyor insan,oysa hayatın da bir sonu olduğunu unutmamak gerekiyor.
Bu türkünün sözleri, insanın unuttuğu gerçeği tam da böyle anlatıyor.
Saye, Farsçada “gölge” demektir. Sayende ise “senin gölgende” anlamına gelir.
Sayende özgürüz,
sayende karanlıkta kalmıyoruz.
Sayende okuyoruz,
sayende söz hakkımız var.
Her şey senin sayende🇹🇷
Rams Park’taki orkestra, taraftara duyguyu resmen iliklerine kadar hissettirdi. Müziğin, tribünlerin ve şampiyonluk coşkusunun birleştiği o anlar ortaya eşsiz bir atmosfer çıkardı. Bu fikri kim düşündüyse gerçekten Nobel’i hak ediyor.
Bunu paylaşın. Anayurdumuzun Anadolu olduğunu herkes duysun. Türkler dünyaya buradan yayılmıştır. Türkler Anadolu’ya 1071’de ilk defa gelmedi GERİ GELDİ.
Önemli!!! SES VERİN!!!
Bir twitten ne çıkar deneyin, bir twet milyonlarca Uygur Türkü için umut olur.
#BarınKatliamı hashtagının gündeme girmesi için bu tweet’i gören herkes nokta dahi olsa yorum yazsın.
Biz neden böyle eylemler yapmıyoruz? Kardeşlerimizin idam edilmesini seyredip hayata devam etmemizin hesabını hem bu dünyada hem de ahirette nasıl vereceğiz?
Kadir gecesini bekleme, kadir gecesini bul!
Evet Kur'an'da kadir gecesi dışında hiçbir özel gece ve kandil yok.
Zira kadir gecesi Kur'an'ın indiği gece.
Kur'an'ın da sana inmeye başladığı gece senin kadir gecen...
Bu geceye özel bir ibadet yok; ancak
Kur'an üç türlü okunur:
Dilin okuması tilavet, aklın okuması kıraat, kalbin okuması tertil...
Sen Kur'an'ı anlayarak, ağır ağır oku!
Ki Kur'an sana da insin... O gece senin kadrinin yükseldiği gece olsun.
O gece inen melekler Kur'an; yani Allah'ın ipi ile yükselişine şahit olsun...
İndiği geceyi bin aydan hayırlı kılan Kur'an'ı kendi hayatına indir ki,
Senin de hayatın binlerce bereketlensin, süslensin...
Ama bu "sevap pazarlığı" üzerinden değil,
"Yürek kazanımı" üzerinden...
Abdullah'ın oğlu Muhammed'i 40 yaşından sonra
Allah'ın elçisi yapan gece o geceydi.
Peki senin kadir gecen hangisi?
Mübarek on günün ilk gecesinde şunları okuyun:
Rabbim, bana göndereceğin her türlü iyiliğe muhtacım.
Rabbim, beni yalnız bırakma; zira Sen en hayırlı mirasçısın.
Rabbim, gerçekten de sıkıntı bana dokundu ve Sen merhametlilerin en merhametlisisin.
Rabbim, çok bunaldım, bana zafer ver.
Rabbim, göğsümü genişlet ve işlerimi kolaylaştır.
Rabbim, kendime zulmettim, lütfen beni bağışla.
Rabbim, şeytanların fısıltılarından Sana sığınırım.
Rabbim, beni ve soyumu namazı kılanlardan eyle. Rabbimiz, duamı kabul et.
"FİTRE" verirken Diyanetin belirlediği rakamdan değil;
Kebapçı ya gidip 1,5 porsiyon kebabı gömüp üstüne künefe söylediğinizde ne ödüyorsanız o kadar olsun.
Salata ve ayranı eklemeyide unutmayın... 😊
𝗣𝗼𝗹𝗶𝗸𝗹𝗶𝗻𝗶𝗴̆𝗶𝗺𝗲 𝟱𝟱 𝘆𝗮𝘀̧𝗹𝗮𝗿ı𝗻𝗱𝗮 𝗯𝗶𝗿 𝗸𝗮𝗱ı𝗻 𝗵𝗮𝘀𝘁𝗮 𝗴𝗲𝗹𝗱𝗶. Ben daha geçmiş olsun demeden muayene masasına attı kendisini. “Hocam karnım çok ağrıyor, bu hafta 4 kere gittim acile. Her şeyime baktılar, acil bir şey bulamadılar, polikliniğe git dediler.” diye anlattı şikayetini. Madem poliklinik dediler niçin acile gittin bir hafta boyunca diye düşünerek yaptım muayenesini. Yapılmış tetkiklerini inceledim, gerçekten de normal görünüyordu hepsi. Araştırmak için yatırdım. Tiroid testleri anormal derecede yüksek çıktı. Tamam dedim, sorunu bulduk.
Görüntülemelerini yaptırdım, sonra tedaviye başladık. 4-5 gün geçti hastanın tiroid değerleri geriledi. Görüntülemeleri normaldi ama karın ağrısı devam ediyordu.
Hipertiroidi yapan sebepleri dışlamam gerekiyordu.
Hastadan B-hcg istedim. Hemşire arkadaşların o bakışlarını unutamıyorum. “Hocam gebelikten mi şüpheleniyorsunuz? Hasta adet görmüyor ki?” dediler.
Hastanın B-hcg sonucu 40 binin üstünde geldi.
Yapılan ileri tetkikler sonrası Koryokarsinom (rahimdeki bir tür kanser) çıktı. Neyse ki metastaz yapmadan erken dönemde konulan tanı ve tedaviyle tamamen iyileşebilen bir kanserdi.
.......
Kıssadan hisse; 𝗮𝗰𝗶𝗹 𝘀𝗲𝗿𝘃𝗶𝘀𝗹𝗲𝗿 𝗮𝗰𝗶𝗹 𝗵𝗮𝘀𝘁𝗮𝗹𝗮𝗿 𝗶𝗰̧𝗶𝗻𝗱𝗶𝗿. 𝗔𝗿𝗮𝘀̧𝘁ı𝗿𝗺𝗮 𝗴𝗲𝗿𝗲𝗸𝗲𝗻 𝗵𝗮𝘀𝘁𝗮𝗹ı𝗸𝗹𝗮𝗿ı𝗻ı𝘇 𝗶𝗰̧𝗶𝗻 𝗮𝗰𝗶𝗹𝗶 𝗸𝘂𝗹𝗹𝗮𝗻ı𝗿𝘀𝗮𝗻ı𝘇 𝗵𝗲𝗺 𝗮𝗰𝗶𝗹𝗶 𝗺𝗲𝘀̧𝗴𝘂𝗹 𝗲𝗱𝗲𝗿𝘀𝗶𝗻𝗶𝘇 𝗵𝗲𝗺 𝗱𝗲 𝗴𝗲𝗰̧ 𝘁𝗮𝗻ı 𝗮𝗹ı𝗿𝘀ı𝗻ı𝘇.
𝗩𝗲 𝗮𝗻𝗮𝗺𝗻𝗲𝘇 𝘁𝗮𝗻ı𝗻ı𝗻 𝘆𝗮𝗿ı𝘀ı𝗱ı𝗿. 𝗕𝘂𝗻𝘂𝗻 𝗶𝗰̧𝗶𝗻 𝗱𝗲 𝘆𝗲𝘁𝗲𝗿𝗹𝗶 𝗺𝘂𝗮𝘆𝗲𝗻𝗲 𝘀𝘂̈𝗿𝗲𝘀𝗶 𝘀̧𝗮𝗿𝘁𝘁ı𝗿.
(Burada birebir yaşadığımız bazı deneyimlerimizi paylaşmamızın nedeni sadece dertleşmek değil, aslında tıkanmış bir sağlık sisteminin hekimlerin ve sağlık çalışanlarının fedakarlıklarıyla ayakta kaldığını anlatmaktır.)