İBB Davası, 7 kadın tutukludan biri olan Medya AŞ Genel Müdürü Fatoş Pınar Türker'in savunmasıyla devam ediyor.
Mahkemede oldukça soğukkanlı ve özgüvenli görünen Türker'in kariyeri dikkat çekici:
İsviçre’de eğitim almış. Önce Mimar Sinan'ı kazanmış, daha sonra Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden sosyoloji yan dalıyla mezun olmuş. 2021 yılında Medya A.Ş'ye gelene kadar sırasıyla Yapı Kredi, Koçbank, BASF (Alman kimya şirketi), GlaxoSmithKline (İngiliz ilaç şirketi), OMV Petrol Ofisi (PO'nun Avusturya ortağı) ve HSBC Türkiye’de üst düzey görevlerde çalışmış. Aynı zamanda İstanbul Kültür Üniversitesi’nde öğretim görevlisi, Boğaziçi Üniversitesi’nde de konuk konuşmacı olarak ders vermiş.
Savunmasından şimdiye dek öne çıkan bazı beyanları ise şöyle:
"Vatan Emniyet'e girdiğimde 'ben buradan çıkamam' diye düşündüm. Hatta ölüm düşüncesi de gelişti. Çok korkunç bir andı, tam bir kabus gibi. Bence cezaevi, Vatan Emniyet'teki nezarete göre gerçekten çok daha iyidir. Çıkarıldığım mahkemece 'rüşvet almak' suçundan tutuklandım. Örgüt suçuyla da sevk edildim ama örgüt suçundan serbest bırakıldım. Sadece gizli tanık Çınar'ın yalan beyanıyla, rüşvet almak suçundan tutuklandım. İddianame çıkınca gerçek de ortaya çıktı. İddianamede rüşvet almak suçundan bir isnat yok. Rüşvete konu edilebilecek bir eylem de ileri sürülmüyor. İddianamede benimle ilgili Medya A.Ş.'nin genel müdürü sıfatıyla imzam bulunan bazı işlerde usulsüzlükler olduğu ileri sürülüyor"
“İddianamede İmamoğlu'nun Beylikdüzü'nden tanıdığı kişilerin iştiraklerin başına getirildiği iddiası var. Ben İBB'den iş teklifi alana dek ne İmamoğlu'nu ne de Murat Ongun'u tanıyordum. Beylikdüzü'nde hiç çalışmadım. Kamuda 'talimat' kelimesi çok konuşuluyor ama ben talimat alacak biri değilim. Saygısızlık yapmak istemem ama Ekrem Başkan dahil kimse bana talimat veremez. Bana talimat verecek kişi annesinin karnından doğmadı.”
Ne demişti ABD'nin yeni dünya düzeni kuramcıları Paul Henzeler, Samuel Huntingtonlar, Graham Fullerler?
"Atatürk'ün mirası laik Cumhuriyet'ten vazgeçin! Yeniden Osmanlı'ya dönün! Yüzünüzü Orta Doğu'ya çevirin!" demişti.
Ne diyor ABD'nin Ankara Büyükelçisi T. Barrack?
"Ulus devletten vazgeçin! Osmanlı millet sistemine dönün!" diyor.
"Orta Doğu'da güçten anlarlar! Burası için en iyisi merhametli monarşi ve meşruti monarşi!" diyor.
Ne diyor AKP iktidarının önde gelenleri "Artık Yeni Türkiye var, Eski Türkiye yook!" diyor.
Nedir "Yeni Türkiye?"
Atatürk'ün kurduğu üniter, laik, çağdaş ulus devletin yerine bir ABD Projesi durumundaki "Yeni Osmanlıcılık" çerçevesinde laiklikten, ulus devletten ve hatta demokrasiden vazgeçip yüzünü Orta Doğu'ya dönmüş Türkiye'dir. Son zamanlarda AKP Genel Başkanı Erdoğan'ın Türk-Kürt-Arap vurgusu da buna yöneliktir.
Şimdi de Kılıçdaroğlu, "Türkiye Osmanlı coğrafyasında gitmek zorundadır!" diyor. " Küçülerek değil, büyüyerek gitmek zorundayız. Osmanlı coğrafyasında Türkiye olmalı," diyor.
Evet, özellikle Atatürk'ün CHP'sinin çok yönlü bir dış politikası vardı. Bu kapsamda Atatürk'ün CHP'si 1934'te Balkan ülkeleriyle Balkan Paktı, 1937'de İslam ülkeleriyle Sadabat Paktı'nı yapmış, İran'dan Afganistan'a İslam dünyası ile iyi ilişkiler kurmuştu. Doğrusu da buydu.
Ancak Kılıçdaroğlu'nun bugünkü söylemi, bugünün koşulları çerçevesinde Atatürk'ün CHP'sinin çok yönlü dış politikasının yeniden hatırlanması olarak değerlendirilemez. Bence Kılıçdaroğlu'nun bugünkü söylemi, altını çizerek vurguladığı " "Osmanlı Coğrafyası" , "Osmanlı'nın toprakları" ifadesi, CHP'yi, dış politikada iktidarla ve Cumhur ittifakıyla hizalama söylemiydi.
Görülen o ki, Kılıçdaroğlu ile CHP'nin de BOP planına, "Yeni Osmanlıcılık"a, "Yeni Türkiye" kurgusuna katılması amaçlanıyor.
Gerçek şu ki, hedef sadece CHP değil, hedef Atatürk'ün kurduğu üniter, laik Cumhuriyet'tir.
80 yaşındaki bir insanı, en temel haklarını kullanabilmek için akıllı telefon kullanmaya mecbur bırakan bir ülke modern değildir.
O, kendisini inşa eden insanlara sırtını dönmüş bir ülkedir.
2026’da her hak bir uygulamaya, her hizmet bir şifreye, her ihtiyaç ise ekrana bakarak ilerleyen soğuk bir prosedüre dönüştü.
Bir yaşlıyı elinde telefonla izleyin.
Bir zamanlar taş kıran o eller şimdi doğru tuşa basmakta zorlanıyor.
Savaş görmüş gözler artık ekrandaki küçücük yazıları okuyamıyor.
Peki biz ne yapıyoruz?
Onları sessizce yalnız bırakıyoruz.
Bir cihazın karşısında pes etmelerini izliyoruz.
Bu bize gerçekten insani geliyor mu?
Bizi büyüten insanlara böyle davranmak doğru mu?
Doktor randevusu için torununu arıyor.
Emekli maaşı işlemi için oğlunu bekliyor.
Fatura ödemek için komşusunun kapısını çalıyor.
Bir tahlil sonucunu anlamak için birinden yardım istemek zorunda kalıyor.
Çünkü günlük hayat artık onların hiç öğrenemediği bir dili konuşuyor.
Peki torun işteyse?
Çocuklar başka şehirdeyse?
Evde sadece sessizlik varsa?
İşte o zaman hak da ortadan kayboluyor.
Tren gişesi yok artık.
Uygulama var.
Market kasası insan değil.
Makine var.
Kimlik bile elektronik oldu.
Ama onu aktif etmek için gereken dijital doğrulama sistemi yine aynı ekrandan geçiyor.
Yani zaten zorlanan bir insanın önüne yeni bir engel daha konuyor.
Günlük yaşamın içindeki insan temasını tek tek sildiler.
Sonra da bunu bize gülümseyerek anlattılar:
“Bu sizin için bir kolaylık.”
Kimin için kolaylık?
Bir masanın arkasında oturup bu sistemleri tasarlayanlar kendilerini yenilik dahisi sanıyor.
Ama çoğu, babasını bir devlet dairesine götürmemiş insanlar.
Çoğu, annesinin bir gün sessizce:
“Ben artık hiçbir işe yaramıyorum galiba…”
dediğini duymamış insanlar.
O cümle, bizi büyüten bir ağızdan çıktığında, her yasadan daha ağır olmalı.
Ama kimse duymuyor.
Ve bu sırada binlerce yaşlı insan sağlık hakkından, emeklilik işlemlerinden, vatandaş gibi hissedebilme onurundan vazgeçiyor.
Çünkü önlerine dijital bir kapı koyuldu.
Ve onlar o kapıyı açamıyor.
Bizden önce gelenleri geride bırakmak ilerleme değildir.
Teknoloji destek olmak için vardı.
İnsanların sağlık, saygınlık ve temel haklara ulaşabilmek için geçmek zorunda olduğu bir sınav olsun diye değil.
Ama sistem başka bir şeyi seçti:
İnsanlığı değil verimliliği…
İnsanı değil algoritmayı…
Ve en çok dinlenmesi gereken insanlar şimdi sessizce bir köşede kaldı.
Bir şifreyi hatırlayamadıkları için.
Bir gün sıra bize de gelecek.
Bir gün biz de geride kalacağız.
Ve o zaman şunu geç fark edeceğiz:
Hiçbir uygulama, uzatılmış bir insan eli kadar değerli değildir.
Alıntı
DEVLET AKLINI MI MERAK EDİYORSUNUZ?
İŞTE BU!!!
Deniz Zeyrek: “Suudi Arabistan ile Türkiye arasında imzalanan bir anlaşma metni onay için TBMM’ye sunuldu.
Suudilerle imzalanan bu anlaşma “yatırım teşviki” değil, düpedüz kapitülasyon gibi “ayrıcalıklı yatırım” içeriyor.
Anlaşma gereğince Suudiler Sivas’ta ve Karaman’dan güneş enerjisi santrali kuracak. Türkiye de bu yatırım karşılığında Suudilere şu avantajları sunacak:
• Vergi muafiyeti: Yatırımın tüm maliyet kalemleri vergiden arındırılmış. Yani herhangi bir teşvik belgesi dahi almadan çok geniş bir vergi muafiyeti sağlanacak.
Kurumlar, Gümrük Vergisi, KDV, ÖTV tamamen muaf olacak. Yurt içi alımlarda dahi KDV muafiyetinden yararlanacak. KDV indirimi için 10 yıl süre sınırı yok. Yatırımcı damga vergisi de ödemeyecek.
• İhracat/İthalat serbestisi: Her türlü ekipman ve malzeme için ithalat, ihracat, yeniden ihracat hakkı tanınmış. Gümrük rejimi açısından neredeyse serbest bölgeye yakın bir esneklik verilmiş.
• Bütün işlemleri devlet yerine getirecek: Yatırımcı kamulaştırma, imar, izin süreçleriyle uğraşmayacak. Bizim devlet araziyi hazırlayacak, mevzuatın gerektirdiği bütün işlemleri tamamlayacak, araziyi yatırımcıya inşaata hazır halde teslim edecek.
• Alım garantisi: Türkiye, 30 yıl boyunca o santrallarda üretilecek enerjiyi alma garantisi verecek. İki santraldan da ilk beş yıl boyunca 47,5 euro/MWh, beş yıldan sonra ise 23,415 euro/MWh -KDV hariç- fiyatla alım yapılacak. Suudi şirketlere ödemeler euro olarak yapılacak. Yatırımcının kur riski olmayacak, piyasa riski olmayacak, talep riski olmayacak. Yatırım adeta “risksiz getiri modeli” olacak.
• Yabancı istihdamı: Suudiler bu santrallarda yabancı personel çalıştıracak.
• Uluslararası tahkim avantajı: Yatırım, Uluslararası Yatırım Anlaşmazlıklarının Çözüm Merkezi (ICSID) Sözleşmesi kapsamında hayata geçirilecek. Yani Türkiye’yle Suudi şirketler arasında bir anlaşmazlık yaşanırsa sorun uyuşmazlıkların tarafsız bir tahkim yerinde uluslararası tahkim yoluyla çözümü sağlanacak.
Şimdi gelin kritik bir soru soralım; Türk yatırımcı aynı avantajlara sahip mi?
Maalesef değil.
Suudilere sunulan avantajlar, Türkiye’deki üreticilerin rekabet gücünü de bitiriyor. Yerli yatırımcı dezavantajlı hale geliyor.
Türk yatırımcılar ticari riskleri yüklenirken Suudi yatırımcı devlet garantili getiri sahibi oluyor.”
@ajansmuhbir1923
@mansuryavas06 Bay Kemal'e önemli bir değer diye seslenmek ancak Mansur başkan'a dair şüpheleri artırır.
Siz bilirsiniz.
Bay Kemal hür iradesi olan bir partili değil, Beştepe'nin esir edip üzerinize saldığı talimatlandırılmış bir kımıl zararlısıdır.
📢 Emekli Tümgeneral Ahmet Yavuz:
🗣️ “Türkiye büyük bir karakter testinden geçiyor!”
⭕ "Mehmet Ali Çelebi dediğiniz adam 2017'de beni aradı, 'Komutanım bu anayasa geçerse Türkiye mahvolur' dedi"
⭕ O zaman Çelebi CHP'nin içindeydi şimdi söylediğini bıraktı gitti AKP'ye bu sistemi savunuyor
⭕ İnsanlar bunu gördükçe çılgına dönüyor
⭕ Sorgulamayan halk, lafa aldanan kitleler ve ilkesiz siyaset yüzünden her yerde kandırılıyoruz"
FİFA’nın ne kadar aşağılık bir kurum olduğunu ispatlayan bir olay daha. Keşke diğer ülkeler bununla ilgili protesto yapabilse İran’a destek için. Ama o duruşu sergileyecek ülke yok.
Kılıçdaroğlu: “Osmanlı'nın topraklarına bakın. O coğrafyada yaşayan insanlara bakın. Türkiye, o coğrafyaya gitmek, o coğrafyada yeniden ama yeniden kendi kişiliğini korumak ve geliştirmek zorundadır. Biz, dünyanın önemli, sayılı ülkelerinden birisi olmak zorundayız. Küçülerek değil, büyüyerek gitmek zorundayız.”
—
Kılıçdaroğlu Neo-Osmanlıcılığını ilan etmiş oldu bu sözleriyle. İfadeler o kadar tanıdık ki sarayın metin yazarının kaleminden çıkmış gibi…
Nevşehirli bir doktorun kızı…Dedesi Nevşehir’deki üniversitenin arazinin bağışçısı. Aldığını geri verme kültürü ile büyüdüm derken bu örneği verdi.
İsviçre’de eğitim gördü. Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi mezunu.
Yapı Kredi’de, Koç Grubu’nda üst düzey yöneticilik yaptı. Petrol Ofisi’nde İcra Kurulu Üyesi oldu. HSBC’de Grup Başkanlığı görevini yürüttü.
İstanbul Kültür Üniversitesi’nde öğretim üyeliği yaptı. Boğaziçi Üniversitesi İşletme Bölümü’nde ders veriyor. Türkiye’nin en başarılı öğrencilerine mentorluk yaptı.
Sonra kamuya geçti.
Bugün 15 aydır tutuklu olan İBB Medya AŞ Genel Müdürü Fatoş Pınar Türker, hakim karşısında savunmasını yapıyor.
Mahkemede kendisini şöyle anlattı…
“Kadın-erkek eşitliğine değil, fırsat eşitliğine inanıyorum.”
“Kurumsal ve çok uluslu şirketlerde üst düzey yöneticilik yaptım. Uluslararası denetimlerden, iç denetimlerden, bakanlık ve Sayıştay denetimlerinden alnımın akıyla çıktım.”
Ve ardından şu cümleyi kurdu…
Dolayısıyla böyle bir özgeçmiş ve kariyerle Medya A.Ş.'de, bile isteye, şahsi işlerin altına imza atmam ya da bir örgüt hiyerarşisinde yer almam mümkün değildir. Bu nedenle burada durduğum için utanç duyuyorum ama kendi adıma değil de, ülkem adına utanç duyuyorum. Yoksa benim alnım ak, ben buradan da yüzde 100 beraat edeceğime inanıyorum, biliyorum. Bütün mal varlığımı da iş hayatına başladığım 1998 yılından, Medya A.Ş.'de başladığım 2021 yılına kadar çalıştığım işlerden elde ettim. Hem ailemin desteği hem oradaki gelirlerimle. Medya A.Ş.'de çalışmaya başladıktan sonra hayatımda, yaşamımda, mal varlığımda en ufak bir artış ya da değişiklik olmadı.
Kendisine hiç kimsenin yasadışı bir iş yaptıramayacağını da ekledi.
Peki bu kadar kusursuz bir kariyerin ardından neden kamuya geçti? Onu da yanıtladı.
“Bir nedeni başarma arzusuydu. Diğeri ise artık kendimi tekrar ettiğimi düşünmemdi. Bu ülkenin devlet okullarında okudum, iyi eğitim aldım. Aldığını geri vermek gerektiği öğretilerek büyütüldüm….”
Çıplak Arama İnsanlık Suçudur!
İBB Davası’nda savunma yapan Medya AŞ Genel Müdürü Fatoş Pınar Türker:
Polis 'Altımı indirip çamaşırımı da indirmemi söyledi. "Cinsel organını aç, arkanı dön ve eğil'' dendi bana.
İnsanların onurunu, gururunu kırmak için yapılıyormuş gibi geliyor. Yapan utansın, ben utanmıyorum!
“Herkes stadyum, antrenman tesisi ve havalimanı gibi kötü tesisler ile organizasyondan şikayetçi. Oyuncuların, fotoğrafçıların, hakemlerin, antrenörlerin ve neredeyse herkesin gözaltına alınması da cabası. Bu, bugüne kadarki en kötü Dünya Kupası olacak.”
Dikkat!
Bu sıradan bir haber değil!
Murat Bakan Akın Gürlek'e sordu!
Hizbullah’ın bugünkü lideri Edip Gümüş ve örgütün askeri kanat sorumlusu Cemal Tutar sessiz sedasız terörden arananlar listesinden çıkarıldı!
Hakkında 15 yıldan beri yakalama kararı olan İçişleri Bakanlığının 20 Milyon Lira ödül koyduğu,183 cinayetin sorumlusu Ağır cezada yargılanan Hizbullahçı katiller yasal boşluklarla affedilip kırmızı bültenden çıkarılırken;
Belediye Başkanları cezaevinde,gazeteciler cezaevinde bu nasıl adalet?!
#EmekliMutlakAçlıkta
Savaşan İsrail enflasyon: %1,9
Savaşan ABD enflasyon: %3,8
Savaşan Ukrayna enflasyon: %8,2
Savaşan Rusya enflasyon: %5,6
Savaşmayıp Şahlanan Türkiye enflasyon: %32
Deniz Zeyrek: “Bir işçi, 20 yıl boyunca SGK’ya ödediği primi toplayıp bir bankaya faize yatırsa, ayda 48 bin TL alırdı.
Öyle bir hava yaratıyorlar ki, sanki emeklilere ulufe dağıtıyorlar.”
Medya AŞ Genel Müdürü Fatoş Pınar Türker, İBB davasında savunma yapıyor:
"Tutuklanıp cezaevine girdiğimde ertesi gün mazgal açıldı, gardiyan bana 'SEGBİS' dedi.
Ben SEGBİS'in ne olduğunu bilmiyordum. Bana 'mahkeme' dedi.
'Ben dün mahkemeye' çıktım dedim. Ekran açıldı ama mahkeme salonuna benzemiyordu.
Bir ofisti orası kırmızı kahve makinasından tanıdım savcı karşımdaydı.
Savcı bana 'ya Fatoş ben sana ne dedim. Böyle çocuklarından ayrı kalırsın. Reşit değiller değil mi? Şimdi sosyal hizmetler de alır' dedi.
Sonra mal varlığımı sordu. 'Ya bana gelirsin konuşursun ya da malvarlığını da elinden alırım' dedi."
(Kayhan Ayhan)