Şenay Aybüke Yalçın, henüz 22 yaşında, gençliğinin ve mesleğinin baharında bir fidandı. 9 Haziran 2017’de, görev yaptığı Batman’ın Kozluk ilçesinde hain terör örgütü PKK tarafından katledilerek hayattan ve çok sevdiği öğrencilerinden koparıldı.
Şehit öğretmenimiz Şenay Aybüke Yalçın’ı sevgi, saygı ve özlemle anıyoruz.
Eğitim-İş olarak şehit öğretmenlerimizin mirasını laik, bilimsel ve kamusal eğitim mücadelemizle yaşatmaya devam edeceğiz.
#şenayaybükeyalçın
Okullarımızda yaşanan şiddet olayları sonrasında Milli Eğitim Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı, okul güvenliğini siber takip yoluyla çözmeyi kararlaştırmış ve okul giriş-çıkışlarına, okul bahçelerinin etrafına kamera yerleştirmeyi kararlaştırmıştır.
Eğitim-İş olarak bu süreçte ısrarla okul içinin bu tür önlemlerden uzak tutulmasını, okulun öğrencileriyle öğretmenleriyle, destek hizmetleri veren personeliyle özel bir alan olduğunu dile getirdik. Okul, eğitim öğretimin dışında birbiriyle etkileşim alanında bulunan özel bir topluluktur ve ülke olarak geleceğimizin inşa edildiği yerdir. Bu topluluğu öğrenci ve öğretmenleriyle, çalışanlarıyla birbirine karşı güven duygusundan uzaklaştıracak olan okul içi görüntü ve ses kaydı yapılması, okul koridorlarında ve bahçesinde dolaşan güvenlik görevlisi uygulaması bizim için kabul edilemez. Bu nedenle okullarımızdaki güvenlik önlemlerinin okullara giriş ve bahçe etrafıyla sınırlı kalmasını, okul içi sorunların çözümünde okul yönetimine ve öğretmenlere verilen sorumluluk oranında yetki verilmesini dile getirdik. Çünkü mevcut eğitim yönetimi uygulamalarında okul yönetiminin ve öğretmenlerin sorumluluğu var ancak yetkileri bulunmamaktadır. Kahramanmaraş’ta yaşanan olay bu gerçeği yalın halde ortaya koymuştur.
Biz güvenli okul talebini dile getirdikçe, okulun kendine özgü niteliklerini vurguladıkça Milli Eğitim Bakanlığı tam tersi uygulamalarda bulunmaktadır.
Açıklamanın tamamını okumak için tıklayınız:
https://t.co/f7FwZH1tPn
Mayıs ayında beslenme çantası maliyeti bir önceki aya göre %1,95 arttı. Buna göre aylık beslenme çantası maliyetinin asgari ücret içindeki payı %7,95’e, en düşük emekli maaşı içindeki payı %11,16’ya, en düşük öğretmen maaşı içindeki payı ise %3,54’e yükseldi.
Nisan ayında 2188,45 TL, olan aylık beslenme çantası maliyeti, Mayıs ayında %1,95 artarak 2231,23 TL oldu. 2025-2026 dönemi boyunca eğitim öğretim giderlerini karşılamakta zorluk çeken aileler, çoğu kez çocuklarını okula aç ya da boş beslenme çantası ile göndermek zorunda kaldı.
Enflasyon ile birlikte toplumun bir kesiminde yoksulluk derinleşirken bir kesimine servet aktarımının devam etmesi, siyasi iktidarın sermaye yanlı politikalarının bir sonucudur. Patronlara karşı ülkenin emekçisini yoksullaştıran zihniyet çocukların sağlığını geleceğini tehdit etmektedir.
Ülkedeki emekçileri kendi eliyle yoksulluğa sürükleyen siyasi iktidarın sorumluluğu büyüktür. Çocukların okullara aç gitmesinin, sağlıklı ve dengeli beslenememesinin, boş beslenme çantalarının tek sorumlusu olan siyasi iktidar, sorunu yine kendi çözmek zorundadır.
Millî Eğitim Bakanlığı’na çağrımızı yineliyoruz:
OKULLARDA BİR ÖĞÜN ÜCRETSİZ YEMEK HAKTIR.
Açlık ve yoksulluk içeren bozuk düzene karşı çocuklarımızın görmezden gelinmesine, kamusal ve parasız eğitim hakkının gasp edilmesine izin vermeyeceğiz.
Milli Eğitim Bakanlığı, imzaladığı türlü protokollerle laik ve bilimsel eğitimi hedef almaya, okullarımızı gerici yapıların hareket alanına açmaya devam ediyor.
MEB Din Öğretimi Genel Müdürlüğü koordinesinde ve Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli kapsamında, 7 Mayıs 2026 tarihinde Uluslararası Eğitim Derneği (ULUED) ile yeni bir protokole imza atılmıştır. Bu protokol eğitim sisteminin temel ilkelerine anayasa dışı müdahalenin yanında, öğretmenlerimize yönelik ağır ithamlar içermektedir.
İmzalanan protokol kapsamında öğretmenlerin derslerde kaynak olarak kullanması için ULUED tarafından hazırlanan “Muallimin Manevi Rehberi” adlı içerikler okullara gönderilmiştir. Derslerin manevi ve dini sembollerle ilişkilendirilerek anlatılmasını, manevi değerlerle donatılmış bireylerin yetiştirilmesini teşvik eden rehber; modern, laik, bilimsel eğitim sistemine ve öğretmenlerimize açıkça hakaret etmektedir.
Açıklamanın tamamını okumak için tıklayınız:
https://t.co/D8EBmQ7v0m
Genel Başkanımız Kadem Özbay, Genel Mali Sekreterimiz Doğan Dağdelen ve Genel Eğitim Sekreterimiz Veli Fırat Şimşek, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde Cumhuriyet Halk Partisi Milli Eğitim Politika Kurulu Başkanı ve İstanbul Milletvekili Suat Özçağdaş ile bir araya geldi.
Hürriyetçi Eğitim Sen ve Anadolu Eğitim Sen’in de bulunduğu görüşmede, dün CHP Genel Merkezi’nde yaşananlara ilişkin geçmiş olsun dilekleri iletildi; eğitim sisteminin temel sorunları ele alındı.
Daha sonra TBMM İdare Amiri CHP Kocaeli Milletvekili Harun Yıldızlı, CHP Örgütlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Balıkesir Milletvekili Ensar Aytekin ve CHP Trabzon Milletvekili Sibel Suiçmez ile de görüşmeler gerçekleştirildi, dayanışma ve geçmiş olsun dilekleri paylaşıldı.
Eğitim hakkını savunan, çocuklarımızın yarınlarını önceleyen bir anlayışla; demokrasiye, halkın iradesine ve eğitim mücadelemize sahip çıkmayı sürdüreceğiz.
Cumhuriyet Halk Partisi Genel Merkez binasının kolluk kuvvetleri eliyle fiilen kuşatılması ve işgal edilmesi, sivil bir darbe girişimidir.
Bir siyasi partinin genel merkezine, Ankara Emniyeti’ne yazı yazılarak; polis marifetiyle, biber gazı ve plastik mermilerle girilmeye çalışılması, halkın iradesine, örgütlenme özgürlüğüne ve anayasal düzene karşı işlenmiş ağır bir suçtur. Bu, kolluk gücünün siyaset üzerinde tahakküm kurmaya zorlandığı, demokrasinin en asgari sınırlarının dahi yok sayıldığı karanlık bir eşiktir.
Siyasi partiler; talimatla basılacak, zorla hizaya sokulacak, polis zoruyla teslim alınacak yapılar değildir. Siyasi partiler, halkın iradesinin vücut bulduğu anayasal kurumlardır. Bugün bir parti binasına yönelen bu şiddet, doğrudan doğruya seçme ve seçilme hakkına, yani halkın egemenliğine yönelmiştir.
Bu görüntüler; hukuk devleti iddiasının iflas ettiğini, siyasal iktidarın meşruiyetini artık sandıkta değil, kolluk gücüyle ayakta tutmaya çalıştığını göstermektedir. Siyaseti polis gölgesinde dizayn etmeye çalışmak; ülkeyi hızla seçimsiz, denetimsiz, keyfi bir rejime sürükler.
Açıklamanın tamamını okumak için tıklayınız:
https://t.co/adAEiTY9Bi
İnancı istismar edenlere, emeği yoksullaştıranlara ve çocukları ayrıştıran ikiyüzlülere boyun eğmeyeceğiz!
Bizim itirazımız inançlara, dindarlara ya da inanmayanlara yönelik değildir.
Biz önce insan deriz; önce hak, hukuk ve adalet deriz.
Çocukların inancı üzerinden fişlenmesine, etiketlenmesine ve ayrıştırılmasına ise her koşulda karşı dururuz.
Devlet okulu; kimin oruç tuttuğunu, kimin hangi dini pratiği yerine getirdiğini takip edemez. Bu hem çocukların vicdan özgürlüğüne müdahaledir hem de öğretmeni pedagojik rolünün dışına iten bir anlayıştır. Öğretmenin görevi öğrencinin inancını izlemek değil, eğitim vermektir.
Laik eğitimi savunmak din düşmanlığı değildir. Tam tersine, herkesin inancının güvencesidir.
Emekçiler yoksullukla mücadele ederken yüz binlerce lira maaş alan yandaş sendika yöneticileriyle nerede isterlerse yüzleşmeye hazırım. Her şeyi, herkesin önünde; sansürsüz ve sınırsız konuşalım.
Aldığınız maaşları, ayrıcalıkları ve memurun yaşadığı yoksulluğu konuşalım.
Hangi kanalda, hangi açık platformda isterseniz.
Hodri meydan.
Çocukların vicdanı sizin propaganda alanınız değildir.
Ant olsun ki; hiçbir çocuk ayrıştırılmayana, hiçbir emekçi yoksullaştırılmayana kadar mücadele edeceğiz.
Milli Eğitim Bakanlığı’nın okul öncesinden liseye kadar tüm kademelerinde Ramazan Ayı boyunca dini etkinlikler düzenleme kararı, açıkça Anayasaya, Milli Eğitim Temel Kanuna, Eğitim Bilimine ve Uluslararası Çocuk Hakları Sözleşmesine aykırıdır.
Anayasanın başlangıç metninde “Her Türk vatandaşının bu Anayasadaki temel hak ve hürriyetlerden eşitlik ve sosyal adalet gereklerince yararlanarak millî kültür, medeniyet ve hukuk düzeni içinde onurlu bir hayat sürdürme ve maddî ve manevî varlığını bu yönde geliştirme hak ve yetkisine doğuştan sahip olduğu” belirtilmiştir. Buna göre bireyin maddi ve manevi varlığı dokunulmazdır. Devlet bireyin doğuştan gelen bu hakkını kullanabilmesi için insan haklarını, sosyal adalet ve eşitliği, milli kültür ve hukuk düzenini içeren bir çerçeve sunar. Yani Devlet hiçbir şekilde bireyin manevi varlığına müdahale edemez.
Milli Eğitim Bakanlığı’nın bir din devletinde bile örneğine az rastlanacak biçimde inananların kendisine ait bir alana müdahale ettiğini ve bu konularda da kararlı olduğunu görmekteyiz.
Açıklamanın tamamını okumak için tıklayınız:
https://t.co/9IRqLdKU14
Genel Başkanımız Kadem Özbay, YÖK’ün ders ve sınav saatlerinin ‘cuma namazına’ göre düzenlenmesini istediği talimata ilişkin değerlendirmeleri Cumhuriyet’te Taylan Gülkanat’ın haberinde yer aldı.
“Cumhuriyetin laik ve bilimsel üniversite anlayışından ne denli uzaklaşıldığının bir başka göstergesidir. Üniversiteler Noel ağacı, çam ağacı, cuma namazı saati gibi başlıklarla anılır hale getirilmiştir. İnanç özgürlüğü bireysel bir alandır.”
@cumhuriyetgzt
Genel Başkanımız Kadem Özbay’ın, ilkokul 1 ve 2. sınıflarda öğrencilere karne yerine “Öğrenci Gelişim Raporu” verilmesine ilişkin değerlendirmeleri Nefes’ten İlke Çıtır’ın haberinde yer aldı.
“Karne, yalnızca öğrencinin dönem sonu durumunu gösteren bir belge değildir. Karne; çocuğun eğitim hayatındaki ilk somut hatırası, anlam taşıyan tarihsel ve duygusal bir belgedir. Üzerinde Atatürk'ün ve bayrağın yer aldığı karneler bu nedenle saklanır, korunur ve kuşaktan kuşağa aktarılırdı. Bugün ise karne anlayışı, içeriği ve biçimiyle ciddi bir değer kaybına uğratılmıştır.”
@nefesgazete
Şanlıurfa Eyyübiye İlçe Millî Eğitim Müdürlüğü’ne ilişkin, öğretmenlerin milyonlarca lirasını kapsayan yolsuzluk; artık yalnızca mali bir skandal değil, ciddi bir yönetim ve denetim sorunudur.
Somut belgelerin bulunduğu, soruşturmaların yürütüldüğü ve tutuklamaların yaşandığı bu dosyanın, Bakanlık nezdinde hâlâ sonuçlandırılmaması, kamuoyunda bilinçli bir gecikme ve örtbas çabası olduğu yönündeki kuşkuları güçlendirmektedir.
Bu yolsuzlukları haber yapanların, takip edenlerin ve konunun üzerine gidenlerin susturulmak istendiği; sürecin siyasi koruma altına alınmaya çalışıldığı yönünde ciddi iddialar bulunmaktadır. Yine iddialara göre, bu yolsuzluğa Millî Eğitim Bakanlığı bürokrasisinden, bazı sendikal yapılardan ve iktidar ortağı bir milletvekilinin isminin karıştığı; dosyanın bu ilişkiler ağı içinde korunmaya çalışıldığı ileri sürülmektedir.
Soruşturmalar ve tutuklamalar kamuoyuna yansımış, öğretmenler mağdur edilmişken; Aralık ayına ait ek ders ücretlerinin ayın başında ödenmesi gerekirken Ocak ayının ortasına gelinmesine rağmen hâlâ tamamının yatırılmamış olması, yalnızca bir kısmının ise ancak dün ve gecikmeli olarak ödenmesi, bu koruma zırhının hâlâ devrede olduğu yönündeki kaygıları güçlendirmektedir.
Açıkça soruyoruz:
Bu yolsuzluğu kimler koruyor?
Kimler üzerini örtüyor?
Kimler öğretmenin hakkını gasp eden bu düzene kalkan oluyor?
Ek ders bir lütuf değil, öğretmenin emeğinin karşılığıdır.
Zaten geçim sıkıntısına mahkûm edilen öğretmenlerin, hak ettikleri ücreti zamanında alamaması kabul edilemez.
Baskıyla, tehditle, yolsuzlukların üzeri örtülemez; gerçekler gizlenemez.
Bakanlığın ve soruşturmayı yürüten yetkililerin, kamuoyuna ivedilikle şeffaf ve tatmin edici bir açıklama yapması gerekmektedir.
Bu dosyanın da, gasp edilen öğretmenlerimizin haklarının da sonuna kadar takipçisi olacağız. @sanliurfammem63@tcmeb@Yusuf__Tekin
Millî Eğitim Bakanlığına Bağlı Öğretmenlerin Atama Ve Yer Değiştirme Yönetmeliği'ne Dava Açtık!
09.01.2026 tarih ve 33132 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Millî Eğitim Bakanlığına Bağlı Öğretmenlerin Atama Ve Yer Değiştirme Yönetmeliği, yıllardır bekleyen sorunlara çözüm getirmek yerine, belirsiz, kazanılmış hakları geriye götüren, çalışma barışını bozacak haliyle karşımıza çıkmıştır.
Açıklamamızın tamamını okumak için tıklayınız:
https://t.co/qTKOsVxJol
Eğer Denizleri anmak “suç” olarak değerlendirilecekse; yıllarca birlikte hareket edip ardından “terör örgütü” ilan edilen FETÖ yapılanması veya önceleri “bebek katili” olan Abdullah Öcalan’ın bugün “barış elçisi” olarak tanımlanması nereye konulacaktır?
#EgitimisSusmayacak
Eğitim-İş Sendikası’nın X sosyal medya hesabının, Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ı anmaya yönelik paylaşımlar gerekçe gösterilerek erişime engellenmesi; sendikal faaliyete, düşünce ve ifade özgürlüğüne yönelik kabul edilemez bir müdahaledir.
Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ı anmak dün nasıl ki suç değilse bugün de suç değildir. Toplumun her kesimini zor ve baskı yoluyla kontrol altında tutmayı amaçlayan bu tutum emek örgütlerinin kamusal alandaki söz üretme hakkını da aynı şekilde bastırmayı amaçlamaktadır. Eğitim emekçilerinin örgütlü varlığına yönelen bu girişim, demokratik hakların daraltılmasının bir parçasıdır
Emek örgütlerinin kamusal alanda düşüncelerini açıklama, eleştirme ve tarihsel birikimini sahiplenme hakkı demokratik toplumun temel unsurlarındandır. Bu hakları daraltmaya yönelik her uygulama, sendikal yaşamı zayıflatmayı ve kamusal alanı denetim altına almayı amaçlamaktadır.
Sendikal hakları ve demokratik kamuoyunu ortadan kaldırmaya dönük her türlü müdahalenin karşısındayız. Baskı ve sansür yoluyla toplumsal muhalefetin susturulmasına izin vermeyeceğiz.
Eğitim-İş Sendikası ile dayanışma içindeyiz.
Yeni hesap: @egitimisorg
Eğitim-İş’in resmi X hesabına getirilen erişim engeli, açık bir hak ihlalidir. Sendikaları susturmaya yönelik bu keyfi uygulamalara karşı dayanışmayı büyüteceğiz.
Eğitim-İş yalnız değildir!
@egitimisorg@genelsaglikis
Vallahi tam muz Cumhuriyeti olduk. Sendikanın sosyal medya hesabını engellemekte nedir? Bizden vatan haini, bölücü, yandaş çıkmaz. Bizler, Ülkesine, Cumhuriyetine, emeğine, demokrasimize, sahip çıkarız, hakkımızı, hukukumuzu savunuruz.