Bilal Erdoğan nasıl oluyor da, zorlukla mezun olduğu Kartal İmam Hatip Lisesi’nden dünyanın en parlak okulu kabul edilen Harvard’a geçiyor sorunsalı ?
Sorgulamıyoruz..
İlginç bir isim, Bilal Bey’imizin Harvard’a girmesi için aracı/referans olmuş: Orit Gadiesh.. MOSSAD’ın üst düzey temsilcilerinden birisi.
Sadece o kadar mı ?
Elbette hayır.
Orit hanım aynı zamanda Erdoğan’ın “one minute” babalanmasındaki muhatabı Şimon Peres’in de baldızı.
Yani Orit hanımın ablası İsrail Başbakanı ile evli.
Bitti mi ?
Hayır!
Peki Orit hanım kiminle evli ?
AKP’nin Evli kurucu mimarlarından ve neo-conların en önemli isimlerinden Grenville Byford ile.
Halkın önünde İsrail’e kafa tutarmış gibi yap, sonra “one minute” de..
Ama kapı arkasında, oğlunu Mossad’çı ailenin yardımı ile Harvard’a sok.
Bu yoksul ve çaresiz halk da senin Filistin, İslam, Fetih masallarını dinlesin.
Gürkan Hacır
Fotoğrafı görünce kendimi tutamadım ve neden yazmayayım dedim.
Yıl 2018. Seçim yorgunluğu ve ağırlığından uzaklaşmak için Aydın’dan Dersim’e geçmiştim. Dersim’e vardığımda ormanlarımız yanıyordu.
Yangına müdahale edenler engelleniyordu. Biz de kurduğumuz gönüllü ekiplerle bölgeye varıp söndürmeye çalışıyorduk. Günlerce uyumadan, suyla, kürekle, çıplak ellerle çırpındık.
Aynı günlerde Ege’de, Akdeniz’de de ülke olarak üzüldüğümüz yangınlar vardı. Televizyonlar oradaydı. Haluk Levent oradaydı. Bağış kampanyaları, konserler, yardım tırları… Hepsi gündemdeydi.
Peki ya Dersim?
Dersim’de yanan ormanlar kimsenin umrunda değildi.
Sosyal medya üzerinden Haluk’a çağrılar yaptım. “Gel” dedim, “bu memleketin de dumanı var.” Yanıtsız kaldım. Duyarlı bazı gazeteciler “Haluk Levent’e ulaştık ama Dersim onun ilgi alanında değil” diye yazdı. Bende kayıtlı telefonundan aradım, dönüş yapmadı.
Günlerce süren müdahalemiz başarılı oldu ve yangınları söndürmeyi başardık. Bir gün sonra yaraya tuz basan bir paylaşımla karşılaştım. Vali Tuncay Sonel, gönüllü arkadaşlarımızın çabasıyla dalga geçercesine yapay bir ağacın ışıklandırılmış fotoğrafını paylaştı. Altına şunu yazmıştı: “Tunceli’nin ağaçları ışıl ışıl.”
Twitter’dan buna itiraz ettim. Bunun bir saygısızlık olduğunu söyledim. Cevabı ne oldu biliyor musunuz? “Terörle mücadele” üzerinden hedef gösterildim. Saatlerce sosyal medya üzerinden karşılıklı tartıştık.
https://t.co/4XOrPlzk63
İstanbul’a döndüm. Ardımdan dönemin İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, yanında Tuncay Sonel ile birlikte çıktı ve dedi ki: “Bazı sözüm ona şarkıcılar Tunceli’de terörle mücadelemizi sabote ediyor. Buna izin vermeyeceğiz.”
Bu açıklamanın ardından hakkımda Türkiye’nin farklı kentlerinden ihbarlar yağmaya başladı. Soruşturmalar, ifadeler, açılan davalar… Tam 8 yıldır sürgündeyim.
Fotoğrafta, Gülistan Doku cinayetinden tutuklu dönemin Tunceli Valisi Sonel ile aynı sofrada sırıtarak paylaşım yapan Haluk Levent var. Şimdi anlıyorum ki Haluk Levent’e çağrılarımız beyhudeymiş. Meğer Tuncay Sonel Haluk’a bizden önce ulaşmış!
Fotoğraf zaten her şeyi anlatıyor.
Bir yanda depremin kanayan yarası, diğer yanda rulet masası.
Bir yanda yangınlar, diğer yanda cinayetten tutuklu bir valinin sofrası.
Bu fotoğraf karesinde Vali ile Haluk’u aynı karede buluşturan şey memleket sevdası değil, menfaattir. Sorumluluk taşıyan herkesin bilmesi gereken bir şey var:
Etki sahibi olmak ayrıcalık değil, vebaldir.
Ferhat TUNÇ
Karatepe Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’ndan herkese selamlar. Merak eden varsa içten bir şekilde söylüyorum, keyfim yerinde. İlerleyen günlerde façayı bozmamak için iyi hissetmiyorken “iyiyim” diyebilirim. O durumda bir yerlere göz kırpma emojisi koyarım.
Birçok açıdan nostaljik bir deneyim oluyor. Yıllar sonra televizyon izliyorum ve alaturka tuvalet kullanıyorum. Üstüne bir de Dünya Kupası eklenince 2002 yılında maça yetişmek için okuldan eve koşan Çocuk Deniz’e döndüm ama şişman Ronaldo’suz aynı keyfi vermiyor. Bu arada reklamlar iyice sıkıntı olmuş. Kantinden AdBlock istemek için dilekçe yazmayı düşündürdü. Sürekli meşrubat içen Boran Kuzum ve Feyyaz’ı görüyorum. Umarım müstakil bir ev alacak kadar iyi bir kaşeye anlaşmışlardır. Yoksa çekilecek çile değil. Nihat Kahveci’ninkini ev de kurtarmaz. “Kuşkaş ne topçuydu be!” Bir de yağcılık gibi olacak ama TRT 2 çok iyiymiş. İlaçlarıma henüz ulaşamamışken Kiarostami’nin Kirazın Tadı antidepresan gibi imdadıma yetişti yine. Yemekler ODTÜ yemekhanesiyle aynı. Dışarıdayken günde 1,5 öğün yiyordum, burada 3 öğün yiyorum vakit geçsin diye. Diş fırçalama işini de günde ikiye çıkardım, yine vakit geçsin diye. Alaturka tuvalet de daha sağlıklı diye duymuştum. Öyle değilse bile buradan çıkana kadar söylemeyin, motive kakalarımın tadı kaçmasın.
Bildiğiniz gibi kendi isteğimle dönüp teslim olmama rağmen ters kelepçe yapmak istediler. Rızam olmadığını söyledim. Zor kullanarak yaptılar. Şanlı direnişim yaklaşık 4 saniye sürdü. Polisler 2 katım n’apayım? Sonra emniyette birisi, “ya aslında sosyal medyaya içerik üretmek için” demiş olmalı ki; restoranda tam yemek yiyecekken “arkadaşlar bir saniye bozmayın” deyip masanın fotoğrafını çeken influencer tatsızlığında, ters kelepçeli videolarım çekildi; önden, arkadan, yandan. Hepsinde bir şekilde kameramanı bulup sırıttığım için uzak-arka açıyı yayınlayabilmişler.
Yapıcı bir eleştiri: Vatan Emniyet binası dökülüyor. Çalışanlar sıcaktan baygınlık geçiriyordu. Osmanlı’dan kalma klimalar var ve onlar da çalıştırılmıyor. Sadece amirlerin odasında son model klima var. Bu memurlar sırf siz istiyorsunuz diye kendilerine hiçbir zararı olmayan ve hatta belki sempati duydukları insanlara kötü polis rolü yapıyorlar. Duygusal yükü ağır olmalı; müstakil ev verseler yapmam. Bari bir klima alın. Yeri gelmişken söylemeden geçemeyeceğim, bu iki günlük kısa mesaim gösterdi ki Behzat Ç. ve Bir Zamanlar Anadolu’da kurmaca değil belgeselmiş, bütün diyaloglar ve karakterler birebir gerçekmiş.
Uçağa binmeden önce internetteki son dakikalarımda gördüğüm son şey “ailesinin gözüne girmek için kendini yakıyor, yazık!” tarzı yüzeysel psikolojik analizlerdi. Annemin Airbnb’de biblo kırdığı için ağıt yakması ve babamın gerçekten iyi bir baba olması dışında bütün anlattıklarım kurmacadır. Şaka yazabilmek için uydurduğum hayali çatışmalardır. Kişi ve kurumlar gerçek değildir. Mizahi bir yaklaşımdır. Pardon, mahkeme diline alıştım; siz bari şaka açıklattırmayın.
Kendimi bildim bileli hiçbir konuda baskı yapmamış, bana dair beklentiye girmemiş, çöp adam bile çizsem duvara asmış can dostlarımdır ikisi de. Her anne-baba kadar korumacı ve kaygılıdırlar. 2023’teki ilk Harbiye gösterimden sonra bile “Psikolog olsan keşke, boş vakitlerinde stand-up yaparsın” seviyesinde klişe; “yurtdışında İngilizce yapsan olmuyor mu?” diyecek kadar oğullarını gözlerinde büyütmüş insanlardır. Hemfikir olmasalar da bütün saçma kararlarımın arkasında durdular, bu gösteride de öyle olduğunu biliyorum, huzurlarınızda ikisini de öpüyorum.
Bu gösteriyi ne bir karşılık umarak ne de bir an bile cesur hissederek yayınladım. 7 yıl boyunca muhteşem bir hayat yaşadım. 25 yaşıma kadar içedönük, ölümüne karamsar, her şeyden şikâyet eden bir insan olarak; hobi seviyesinde yirmi seyirciye stand-up yapsam yeterince mutlu olacakken yüzlerce gösteride binlerce insanla beraber güldüm, yüzlerce yeni arkadaşım oldu, çok kalabalık ve sevgi dolu hissettim. Üstüne ihtiyacımın çok üstünde para kazandım.
Gencecik insanlar üniversiteleri korumak için, birçok konuda aynı düşünmedikleri belediye başkanlarına haksızlık yapıldı diye başlarına bu kadar bela alırken, “politik mizah” yaptığını iddia eden biri olarak en zararsız cümleleri bile ‘ama bunu yanlış anlarlar mı?’, ‘burayı manipüle edip sana saldırırlar mı?’ kaygılarıyla silmekten, etrafından dolanmaktan sıkıldım. O kadar sıkıldım ki, sıkıntım hayli yüksek olan korkumu aştı.
Gözaltı gecesi uyuşturucu testi sonrası götürüldüğüm hastanede beni görünce heyecanla el sallayan yetmiş yaşında teyze ise, kişisel sıkıntımı hayalimin ötesinde bir memnuniyete dönüştürdü. “Halk beni anlamadı ve başıma işler geldi” diye beklerken, “Halk beni anladı ve başıma işler geldi” oldu. WIN-WIN.
Temel seviyede Türkçe bilen, gösteriyi sahiplenen ve dayanışma gösteren herkese sevgiler. Gündemi salıyorum, kararlıyım bu sefer Moby Dick’i bitireceğim. Size dışarıda kolaylıklar.
Bir insan görünümlü şeytan;
-Kadın’a tecavüz ediyor ve kadını evlenmeye zorlayıp, evleniyor!
-4 yaşındaki kendi kız çocuğuna tecavüz ediyor!
-Mahkeme davayı düşürüyor!
-Ve bunların hepsi belgelenmiş!
-Kadın ve Bebek öldürülüyor!
-Kim öldürdü! Malum.
-Ölenler öldüğüyle kalmamalı!
@samiltayyar27 Özel ve Kk garklı tarafta Kk sizin tarafta sizden oy çaldı planınız tutmadı toplumsal muhalefeti daha da haraladınız istenmiyorsunuz gideceksiniz
KORKUNÇ
Türkiye'de bir kadın, kendisine tecavüz eden adamla evlenmeye zorlandı. Adam daha sonra kadının 4 yaşındaki kızına da tecavüz etti ve mahkeme davayı düşürdü. Kadın, adalet talebiyle sokaklarda protesto gösterilerine başladı. Daha sonra kendisi ve kızı ölü bulundu!
@etkilihaberyeni Kabul etmeseydi parti 45 gün içinde kurultaya gider çözülürdü KK buraya partiyi patlatmaya tayyibe son bir seçim daha kazandırmaya geldi BOPun es baskan yardımcısı