Üstad: Fırtına, zelzele, veba gibi hâdiselerin perdeleri altında gizlenen pek çok manevî çiçeklerin inkişafı vardır. Tohumlar gibi neşv ü nemâsız kalan birçok istidat çekirdekleri, zâhiri çirkin görünen hâdiseler yüzünden sümbüllenip güzelleşir. Umum inkılaplar manevî yağmurdur.
Anayasa Mahkemesi, Kazım Güleçyüz'ün 21 Ekim 2024 tarihli paylaşımı nedeniyle tutuklanmasının kişi hürriyeti ve güvenliği hakkını ve ifade özgürlüğünü ihlal ettiğine oybirliğiyle karar verdi. Başvurucuya 325.000 TL manevi tazminat ödenmesine hükmedildi.
Karar, ilk günden beri söylediğimiz hukuki gerçeği teyit ediyor. Anayasa Mahkemesi, paylaşımda "terör örgütünün cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek veya övecek ya da bu yöntemlere başvurmayı teşvik edecek" hiçbir ifade bulunmadığını açıkça tespit etti. Dolayısıyla TMK 7/2'de düzenlenen suçun unsurları oluşmadığı gibi, tutuklamanın ön şartı olan kuvvetli suç şüphesi de yoktu. Nitekim Mahkeme, kuvvetli suç belirtisi bulunmadığı sonucuna ulaştığı için tutuklama nedenlerini ve ölçülülüğü ayrıca incelemeye bile gerek görmedi.
Buna rağmen Sulh Ceza Hâkimliği, tutuklama kararında "toplumsal duyarlılığın yüksek oluşu" gibi hukuken hiçbir karşılığı olmayan bir gerekçeye dayanabildi. Oysa kamuoyu tepkisinin bir tutuklama nedeni olmadığını, CMK'nın aradığı somut olgulardan hiçbirini oluşturmadığını, insanların en temel hakkı olan özgürlüğünü ellerinden almaya karar veren yargıçlar bilmiyor muydu? Elbette biliyorlardı. Maalesef sorun bilgi eksikliği değil; hukukun bilinçli biçimde devamlı olarak göz ardı edilebilmesidir.
Kazım Güleçyüz tam 57 gün özgürlüğünden mahrum bırakıldı. Ardından hakkında 1 yıl 3 ay hapis cezasına hükmedilip hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildi; dosya hâlâ kesinleşmiş değil. Oysa bugün Anayasa Mahkemesi'nin ortaya koyduğu hukuki değerlendirme, soruşturmayı başlatan savcılar ve tutuklama kararı veren hâkimler açısından da ilk günden itibaren görülebilecek kadar açıktı.
Yine de elbette Anayasa Mahkemesi'nin bu ihlali tespit etmiş olması önemlidir. En azından hukuk devletinden geriye kalan güvencelerin tamamen ortadan kalkmadığını gösteren kararlar hâlâ zaman zaman verilebiliyor. Ancak hukukun görevi, bir buçuk yıl sonra hukuksuzluğu tescil etmek değil; en başta onu önlemektir. Aslında Anayasa Mahkemesi'nin varlığının temel mantığı da budur. Bir hukuk düzeni, insanların önce özgürlüğünü elinden alıp yıllar sonra "Haklıymışsın." diyerek adalet sağlayamaz.
Asıl acı olan ise şudur: Bu kadar açık hukuksuzluklara imza atanlar bakımından neredeyse hiçbir hukuki veya mesleki sorumluluk doğmuyor. Bedelini ise özgürlüğünden mahrum bırakılan insanlar ödüyor.
Bazıları 57 gün, bazıları 10 yıl.
AYM tutuklama ve mahkûmiyet gerekçesi yapılan taziye için dedi ki: Başvurucunun yaptığı, cebir, şiddet, tehdit yöntemlerini meşru gösterecek bir ifade içermeyen paylaşımın, terör örgütü propagandası suçunu işlediğine dair kuvvetli suç belirtisi olarak kabulü mümkün görülmemiştir.
Bu hafta sonu YKS’ye girecek bütün öğrencilerimize dua edelim inşallah
Cenâb-ı Hak’tan kendilerine zihin açıklığı, kalb ferahlığı, kolaylık ve muvaffakiyet niyaz ediyoruz.
Allah bütün öğrencilerimizin emeklerini zayi etmesin, haklarında hayırlı neticeler ihsan eylesin. Âmin. 🤲
Bediüzzaman Eğitim Kültür ve Sanat Vakfı olarak yarın LGS’ye girecek tüm öğrencilerimize başarılar diliyoruz.
Cenab-ı Hak tüm evlatlarımıza zihin açıklığı, kolaylık ve muvaffakiyet ihsan eylesin. Âmin.
Devlet; insanın huzuru, mutluluğu için bir araçtır. Ama bizde devlet amaç kabul edilir.
Bu anlayışı aşamadığımız sürece, yani özgür birey yetiştiremediğimiz sürece bu döngüyü kıramayız.
Said Nursi'nin asıl dersi de bu, onun en önemli özelliği fikri için büyük bedeller ödemesiydi. Bugün en büyük eksiğimiz, bedel ödemeye hazır insanın azlığı.
Eğer taşıdığımız Müslüman kimliği bize adaleti emretmiyor; haksızlık karşısında dimdik durmayı öğretmiyorsa, geriye yalnızca şekil ve ritüel kalır. Bunu yeniden hatırlamaya ihtiyacımız var.
Bediüzzaman Paneli'nde yaptığım konuşmamın son bölümü: 👇🏼
https://t.co/9YwMBhiPjv
Bediüzzaman Eğitim Kültür Sanat Vakfı merkezindeki Bediüzzaman Apartmanı’nda, Şanlıurfa Yeni Asya okuyucularının bayramlaşma programı uhuvvet, muhabbet ve kardeşlik ruhu içinde coşkulu şekilde gerçekleştirildi. Rabbim birlik ve beraberliğimizi daim eylesin.
Aziz, mübarek Kardeşlerim!
Pek çok selâm… Bizim memlekette eskide Arefe gününde bin İhlâs-ı Şerif okurduk. Ben şimdi bir gün evvel beş yüz ve Arefe’de dahi beş yüz okuyabilirim. Kendine güvenen, birden okuyabilir. Ben gerçi sizleri göremiyorum....
Şuâlar, On Üçüncü Şuâ, s. 330
Bediüzzaman Eğitim Kültür ve Sanat Vakfı olarak Vakıflara Yönelik Bilgilendirme ve Değerlendirme Toplantısı’na Vakıf Başkanımız Ahmet Zorlu ve Genel Sekreterimiz Muhammed Yusuf Akbaş ile katıldı.Vakıfların maddi olduğu kadar manevi ve mirasının korunmasının önemine dikkat çekildi
Said Nursi
120–130 yıllık yakın tarihimizde, siyasetin ve toplumun tam merkezinde durup fikri mücadelesini her daim sürdüren Bediüzzaman’ı çoğu zaman ya sloganların ya da cemaatsel veya siyasal kamplaşmaların gölgesinde okuduk. Belki de onu sağlıklı değerlendirmemizi engelleyen şey tam olarak buydu.
Oysa karşımızda; hayranlık uyandıran bir entelektüel cesarete sahip, eleştirel düşünceden kaçmayan, sorgulayan, itiraz eden, her türlü fikrî meydan okumaya açık bir alim var.
Said Nursi, hangi dönemde olursa olsun hürriyeti savunuyor ve açık toplum fikrine sahip. Her şartta hukukun üstünlüğünü esas alıyor. Her türlü istibdada karşı çıkıyor ve her dönemde bunun bedelini ödüyor. Katılımcılığı, çoğulculuğu ve farklılıklarla birlikte yaşamı savunuyor. Onu yalnızca belli kalıplar içinde okumak, aslında düşünsel derinliğini de eksik görmek anlamına geliyor.
Yeni Asya Şanlıurfa Temsilciliği'nin düzenlediği Bediüzzaman Paneli'nde yaptığım konuşmanın ilk bölümü: 👇🏼
https://t.co/xxav1i2JsJ