İnsanın ruhu bazen kırılmaz; ama yine de eksik yaşar.
Sessizce eksilir canlılık, varlık yavaşça solar.
‘Yaşamıyor gibi’ yaşarsın.
Bu, büyük acıların, derin çöküşlerin hikâyesi değildir. Daha sinsi, daha gündelik bir kayboluştur. Ruha canlılık veren şey azar azar kaybolur.
Sabah uyanırsın hayat devam eder. Yapılması gerekenler yapılır, konuşulması gerekenler konuşulur. Fakat bütün bunların ortasında insan, kendi varlığına dokunamaz hâle gelir. Ne dibe vurmuşsundur, ne de suyun yüzüne çıkabilmişsindir. Bir araf, bir arada kalma hâli: Nehirde sürüklenen bir dal parçası gibi, yönsüz, ağırlıksız.
Ruh sağlığı yalnızca hastalıkların yokluğu değildir. İnsanın iç dünyasında yeşeren bir “iyi oluş” hâli vardır ki, onu beslemediğimizde hayat sessizce solmaya başlar. Varlığın cevherini daima diri tutmak gerek.
Modern zamanların en büyük yanılgısı da burada: Kötü hissetmiyorsak iyi olduğumuzu sanıyoruz. Oysa insan, sadece acı çekmeyerek değil; anlam bularak, bağ kurarak, bir şeye kalbini vererek iyileşir.
Bugünün dünyası, insanı fark ettirmeden yoruyor. Gürültü çok ama temas az. İlişkiler var ama derinlik yok. Pek çok insan, kendi hayatının seyircisi gibi yaşıyor. Hayat yanı başımızdan geçip gidiyor.
Her şey yerli yerinde görünür, ama hiçbir şey tam olarak hissedilmez. Adeta, yaşanmamış bir hayattan ölürüz.
Çare ise büyük devrimlerde değil, küçük uyanışlarda. İnsanın yeniden bir şeye yönelmesinde, bir heves, bir tutku, bir ülkü sahibi olmasında.
Bir işe dalıp zamanın akışını unutmasında.
Bir dostun gözlerinde kendini hatırlamasında.
Kendinden büyük bir anlamın çağrısına kulak vermesinde.
Çünkü insan, ancak bağ kurduğu ölçüde vardır.
Ve hayat, ancak içine karıştığımızda, onunla alış verişe girdiğimizde, varoluşun sevincini hissettiğimizde başlar.
SONER YALÇIN - Bir kadın ezberi bozdu
Rahmetli annem elinde bir torba ilaçla dolaşırdı.
Doktor tavsiyesi sebebiyle:
– Yumurta yemezdi…
– Kırmızı eti ağzına sürmezdi…
– Tereyağı eve sokmazdı…
Tehlikeli sinsi düşmanı vardı: Kolesterol!
Tetkikler sonucu “kolesterol düştü mü” evde bayram edilirdi; yüksek çıkınca hüzün yaşanırdı!
Sonra düşman kolesterolün ikiye ayrıldığı ortaya çıktı:
İyi kolesterol ve kötü kolesterol!
İyisinin yüksek, kötüsünün düşük çıkması gerekiyordu; yoksa durum vahimdi!
Annem 17 yıl önce vefat etti…
Doktorlarının anneme tavsiyelerinin yanlış olduğu tartışılıyor bugün!
Maalesef annem, çok sevdiği yumurtayı, tereyağını, kırmızı eti yıllarca ağzına koymayarak bu dünyadan göçüp gitti.
Şimdi bugün kolesterolün vücut için önemli bir yapı taşı olduğu ve hastalık sebebi olup olmadığı tartışılıyor. Aksine kolesterol düşürücü hapların mevcut hastalıkları tetiklediği-hafıza kaybı gibi yan etkilere yol açtığı belirtiliyor…
Annem…
– Fruktoz-glikoz/mısır şurubu nedir duymadı.
– Gluten nedir duymadı.
– Kandida nedir duymadı.
– Probiyotik nedir duymadı.
– Glutatyon nedir duymadı.
“Bağırsak ikinci beyindir” dense kahkaha atardı herhalde!
Kocaman göbeğin kocaman baş ağrısına sebep olduğunu hiç işitmedi. Ona söylenen hep şu oldu: “Yağlar kötü, karbonhidratlar iyidir!” Bu nedenle sürekli, “ağzıma ekmek dışında bir lokma koymuyorum” derdi. Bir dilim ekmeğin kan şekerini sofra şekerinden daha hızlı yükselttiğini hiç bilmedi…
Hele…
Vücut bağışıklık sistemini endüstriyel gıdaların yıkıma uğrattığını ona hiçbir doktoru söylemedi. Ama yıllar sonra…
Bir doktor, Türkiye beslenme biçimi konusunda farkındalık yarattı…
KİM BU DOKTOR?
Elazığ 1943 doğumlu.
Annesi fizik öğretmeniydi. Babası avukat.
Efendigil Ailesi'nin çocuğuydu.
İlkokulu memleketinde okudu. Orta-liseyi İstanbul'da Üsküdar Amerikan Kız Lisesi'nde yatılı okudu. 1961'de İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi'ni kazandı. Sadece başarılı öğrenci değildi; yaz tatillerinde Eskişehir Bardakçı Köyü, Gaziantep Nizip İlçesi'nde gönüllü doktorluk yaptı.
Okulu 1967'de bitirdi; dahiliye uzmanlığını 1972'de tamamladı. İngiliz Hükümeti'nin bursuyla Liverpool Regiana Cardiac Center'de kardiyoloji konusunda çalışma yaptı.
1974-76 yıllarında İstanbul Üniversitesi'nde asistan olarak çalıştı. Ardından…
Güney Afrika'ya giderek Cape Town Üniversitesi'nde ilk kalp ameliyatı gerçekleştiren Dr. Christiaan Barnard ekibinde yer aldı. Doçentlik tezini kalp ameliyatı olmuş hastalar üzerinde gerçekleştirdi. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'nde 1979'da doçent oldu.
Mesleki yaşamında her fırsatta Anadolu insanının yardıma koştu. 1979-1980'de Toros Aladağlar ve Munzur Dağları köylerinde kalp taraması yaptı; hastaları İstanbul'a getirip tedavilerini sağladı.
1987 yılında kadar Haseki Hastanesi Kardiyoloji Bölümü'nde çalıştı. Sonra ABD'ye giderek New York State Üniversitesi'nde çalışmalar yaptı; makaleleri tıp bilim dergilerinde yayınlandı. Türkiye'de kalp ameliyatlarında bugün yaygın olarak kullanılan “Judgkin tekniğini” ilk kez uyguladı. 1998'de profesör oldu.
İstanbul'dan Gaziantep'e; tıp merkezleri, koroner yoğun bakım üniteleri, üniversiteler kurdu. Üniversitelerde öğretim üyeliği, rektörlük yaptı. Seçkin ödüller aldı…
Evet, Prof. Dr. Canan Efendigil Karatay'dan bahsediyorum…
Peki annemle ne ilgisi var?
50'NCİ YIL “ÖDÜLÜ”
Yıl, 2010…
Prof. Dr. Canan Karatay'ın demeci çok ilgimi çekti:
– “Kolesterol diye hastalık yoktur.”
– “Kolesterol haplarının yan etkileri tehlikelidir.”
Annemin son yirmi yılı kolesterol ile mücadeleyle geçmişti; ve şimdi bir doktor neler diyordu böyle?
Yazdığı “Karatay Diyeti” kitabını hemen aldım. Bir doktor herkesin anlayabileceği basitlikte hastalıkların sebeplerini anlatıyordu. Örneğin…
Annem çok meyve yerdi; meyve şekeri fruktozun yıkıcı etkisini öğrendiğinde ne şaşırırdı kim bilir! Unlu böreklerin-çöreklerin, hele makarnaların-pastaların nelere yol açtığına şaşırırdı.
Canan Karatay ezber bozuyordu:
– Yumurta yiyin, diyordu.
– Tereyağ yiyin, diyordu.
– Kırmızı et yiyin, diyordu.
– Kelle, paça, sakatat yiyin, diyordu.
Her okuduğum satırda annem aklıma geliyordu; en sevdiklerini yıllarca ağzına koyamamıştı!
Prof. Canan Karatay ülkeye büyük hizmet verdi; bilinçli beslenmenin ne olduğunu milyonlarca insana bıkıp usanmadan anlattı. Ve…
Kuşkusuz endüstriyel ürünler satan küresel gıda şirketlerin tepkisini çekti.
Kuşkusuz küresel ilaç firmalarının tepkisini çekti.
– “Bilim karşıtı” dendi.
– “Şöhret peşinde” dendi.
– “Söyledikleri spekülasyon” dendi.
Canan Karatay hiç geri adım atmadı; halkı aydınlatmaya devam etti. Her geçen yıl toplumdaki sevgisi ve saygınlığı arttı.
Bu yıl…
Prof. Dr. Canan Karatay'ın, Türk Tabipler Birliği üyeliğinin 50'nci yılı. Ödüller verileceğine, adına kitap çıkarılıp, paneller yapılacağına susması-konuşmaması ve hekimlik yapmaması için kimileri elinden geleni yapıyor!
Şaşırtıcı değil; her aydınlanmacının başına gelenler Prof. Dr. Canan Karatay'ın da başına geliyor! Burası, vasatın iktidar olduğu ülke çünkü…
Biri bir çalışma yapmış; Kur’an’da Allah’ın biz kullarına neleri emrettiğini ayet ayet maddeler halinde toplamış.
Bu çalışmayı hangi kardeşimiz yaptıysa Allah razı olsun ben faydalandım kardeşlerim sizde faydalanın
İnsan okudukça kendini eksiklerini fark ediyor.
Alman bilim adamı önemli bir formül veriyor
Kanseri öldüren alternatif tıp
Sarımsak🧄 ve zencefili 🫚ince kesin,
Zeytin 🫒 yağı ve Limon 🍋suyu ekleyin.
Sonra içine Zerdeçal ve Karabiber ekleyin.
Bir gece bir kabın içinde bir gece bekletin.
"Fermantosyon" oluşacak'dır.
Kanserin hepsini öldürür.
Kanser hastaları olan veya olmayanda
sağlık için yapınız
Gönenli Mehmet Efendi Hz.'den tavsiyeler.
* Her ne niyetiniz varsa 21 Fatiha.
* Evdeki huzursuzlukların telafisi için
Araf/89. ayet, bir tesbih.
* 1000 istiğfar çek sonunda dua ederken, filan kardeşimi ya da eşimi kötü alışkanlıktan kurtar diye dua et.
Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed’in (sav) bizzat yaptığı duaları okumak, aslında dua etmeyi öğrenmektir. Çünkü O, Rabbine yönelirken bize nasıl niyazda bulunacağımızı da göstermiştir. Bu dualardan 40 tanesini sizlerle paylaşacağım. Faydalı olur umarım.
Uzun ama güzel bir hadis (dua)
İbn Abbas’ın aktardığı üzere Efendimiz, sabah namazının sünnetini kıldıktan sonra (farzdan önce) şöyle dua etmiş:
“Allah’ım senin katından öyle bir rahmet istiyorum ki o rahmet vasıtasıyla kalbimi doğru yoluna iletesin, işlerimi toplayasın, dağınıklıklarımı düzene koyasın, görmediğim işlerimi düzenleyesin ve şanımı onunla yüceltesin, amellerimi onunla tertemiz edesin. Doğruluğu bana ilham edesin ve seninle (ve kullarınla) ülfetimi yoluna koyasın ve beni her türlü kötülükten koruyacağın bir rahmet diliyorum senden.
Allah’ım bana yakînî bir iman ver ki sonrasında küfür olmasın, dünyada ve ahirette senin ikramına erebileceğim bir rahmet ver. Allah’ım iş başa düştüğünde (dünyevi musibetlerde ve/veya kıyamet gününde) kazananlardan olmayı, şehitlerin derecelerine çıkmayı, mutlu kimselerin yaşantısını ve düşmanlara karşı senden meded isterim.
Allah’ım ihtiyaçlarımı sana arzediyorum. Görüşüm kısa, amelim zayıf olsa da senin rahmetine muhtacım. Ey Tüm işlerin hakimi ve tüm gönüllere Şâfî olan (Allah’ım), denizleri birbirine karışmaktan koruduğun gibi beni de Cehennem azabından ve Cehennem’de vâveylâyı koparır halde olmaktan ve kabir azabından korumanı isterim.
Allah’ım görüşüm kısa da olsa, niyetimle ulaşamasam bile istemeyi beceremesem bile kullarından birine vaat ettiğin veya kullarından birinin ulaştığı hangi hayır varsa ondan istiyorum senden ey âlemlerin Rabbi.
Ey Allah’ım sen sağlam yolun sahibisin. Dosdoğru işlerin sahibi sensin. Vadedilen günde (kıyamette) senden emniyeti, sonsuzluk gününde (kıyamette) senden Cenneti isterim. Sana yakın olan kimselerle, şehîdlerle rükû’ ve secdelere kapananlarla, sözlerini tutan kimselerle (mü’minlerle) birlikte (olmayı isterim).. sen merhametli ve kullarını seven ve sevilensin, sen dilediğini yapansın. Allah’ım bizi hidayete götüren ve hidayet üzere olanlardan eyle, sapıklığa düşenlerden eyleme. Dostlarına dost olanlardan, düşmanlarına da düşman olanlardan eyle ki senin sevginle seni seveni sevelim. Sana karşı gelene de sana düşmanlığından dolayı biz de düşman olalım. Allah’ım duâmız budur. Kabul etmek sana aittir. Gayretimiz bundan ibaret olup güvenimiz ve dayanmamız sanadır.
Allah’ım banim kabrimi nurlandır, kalbimi nurlandır, altımdan üstümden nur ver, gözüme kulağıma nur ver saçımı başımı nurlandır, derime ve etime nur ver, kanımda ve kemiklerimde nur ver. Allah’ım nurumu büyüt ve artır. Bana nur ve benim için bir nur yarat. Her türlü güç ve kuvvete bürünen Allah’ım seni her türlü eksik şeylerden tenzih ederim. Büyüklük ve ikram sahibi olan Rabbimi her türlü eksiklikten tenzih ederim. Tenzih edilmeye sadece kendisi layık olan zatı tenzih ederim. Bol bol bağış ve nimetlerin sahibini tenzih ederim. Yücelik ve ikramların sahibini tenzih ederim. Celal ve ikram sahibi Allah’ı her türlü eksikliklerden tenzih ederim.”
“Hayatın amacının “mutlu olmak” olduğuna inanamıyorum. Bence hayatın amacı yararlı olmak, sorumlu olmak, onurlu olmak, şefkatli olmaktır. Her şeyden önce, yaşadığına değmesidir: Hesaba katılmak, bir şeyleri savunmak, yaşamış olmakla bir fark yaratmış olmaktır.”
― Leo Rosten
"Neyi arıyorsan, sen o'sun." 🌹 Hz. Mevlana'nın bu sözü, aslında tüm hayat yolculuğumuzun bir özeti gibi.
İçimizdeki eksiklik hissi ne kadar derinse, dış dünyada o kadar büyük "yamalar" arıyoruz. Bilgi, para, güzellik... Aslında hepsi içimizdeki alemlerin bir yansıması.
Kendinize bir sorun: Bugün neyin peşindesiniz? Aradığınız şey aslında kim olduğunuzu mu söylüyor?
#SavaşBarkçin #HzMevlana #Farkındalık #Gönül #Aşk
Günün duâsıdır.. Ya Rabbi... içimdeki her beklentiyi Senin hükmüne bırakıyorum. olacaksa güzelliğiyle gelsin, olmayacaksa gönlümden incitmeden çekilsin. bana razı bir kalp, hayra açılan bir yol nasib eyle..