“Artık yapmam gereken tek bir şey olduğunu anladım; hiçbir şey. Ne mal, ne mülk, ne hatıralar, ne arkadaşlık, ne aşk ne de bir bağ istiyorum. Bunların hepsi bir tuzak…”
Trois Couleurs: Bleu (Krzysztof Kieślowski, 1993)
Manipüle edilmeyen insan karizması diye bir şey var. Gerçeğin farkında, kendi değerinden emin; dedikodu, kaos ve yapay kalabalık görüntülerinden etkilenmeyen; korkuyla yönlendirilmeyen, utançla yönetilemeyen insan gücü. Kitaplarda yazmaz ama sahibine çok büyük bir iktidar verir.
Kızım ilkokul 3. sınıfa gidiyor yanındaki arkadaşı, gelecekte kapalı mı olacaksın başın açık mı kalacak diye sormuş. Biz çocukken aklımıza böyle şeyler hiç gelmezdi inanılmaz bir nesil yetiştiriyor eğitim sistemi.
Çocukken mahallede kavga ettiğimizde annemiz babamız gelir, önce bizi azarlar, sonra barıştırırdı. Asayiş önce ailede başlardı. Şimdi "eli silahlı, bıçaklı, ailelerin toz kondurmadığı çocuklar" var. Bunlar çocuk değil, facia. Toplumun başına bela edilmiş sorunlu insan.
Okuldaki enerjimizin en az %50’si, davranış sorunları yaşayan öğrencilerle ilgilenmek ve diğer öğrencilerin eğitim ortamını korumakla geçiyor. Sınıfta, koridorda, bahçede… Öğretmenin görünmeyen yüklerinden biri de bu.
Çocuk saygıyı ailesinden öğrenir. Etik ve ahlaki temeli olmayan bir ruha okulda saygı öğretmek imkansızdır. Saygı bir ders kazanımı değil, ebeveynler tarafından empoze edilmesi gereken bir karakter mirasıdır. Evde başlamayan şeyi okulda var edemeyiz…
Öyle güzel market ki bunlar, alkol yok ama haftanın 6 günü günde 12 saat sandalye bile olmadan 30 bin liraya her işi yaptırdıkları emekçiler var. Alkol satsan ne satmasan ne, sen zalimsin yahu.
sevgiyle yaptığım son şey
bir daha aramamak ve yazmamak oldu
çünkü insan bazen 'beni seven bir insan bana böyle davranmaz ' diyerek vazgeçmeyi bilmeli.
Bence insanlar eve gelmenin, evlerini toplamanın, güzel bir yemek pişirmenin, çay demlemenin ve sadece kendi hayatlarına odaklanmanın ne kadar huzur verici olduğunu fark etmiyorlar