Nişanı gizleyin ve nikâhı duyurun. İlk çocuğunuzun doğumunu, bebek doğduktan ve anne sağ salim ayağa kalktıktan sonra duyurun. İşinizi, kabul edildikten ve işe başladıktan sonra duyurun. Gelecek projelerinizi gizleyin ve yalnızca açılışlarını duyurun. Seyahat detaylarınızı gizleyin. Değerli bir şey alma niyetinizi (araba, ev, telefon vb.) gizleyin ve ancak elinize geçtikten sonra duyurun.
Bütün Zulümler, Bereketsizlikler ve Lânetler Şerî'atsızlıktan Çıkıyor. Bu Millet Şerî'at İstese Allâh Verir Ama Millet de Şerî'at İstemiyor
https://t.co/AvOgEt3OWF
✍🏻 Bu mübârek gecenin hatırına -ehline- hediye salâvât-ı şerîf:
Allâme Seyyid Ebu'l-Feyz Muhammed bin Abdilkebîr el-Kettânî el-Hasenî (kaddesallâhu sırrahû) et-Talâsim fi'l-Kemâlâti'l-Muhammediyye isimli eserinde buyurdu:
...şunu bil ki: bu salât-ı şerîfeyi, seyyidim İbrâhîm ed-Desûkî kaddesallâhu sırrahû yedinci asırda levh-i taayyünâtta müşâhede buyurmuş ve bu salâvât-ı şerîfeyi ashâb-ı ihvânına ve talebelerine ibraz istemiş ve fakat kendisine:
"Bu salâvât sana ait değildir. Bu salâvât, ancak on dördüncü asırda zuhûr edecek olan, Muhammed bin Abdilkebîr el-Kettânî'ye aittir." diye hitâb olunmuştur.
Bu salâvât-ı şerifîn bir defa kıraatı, Delâilü'l-Hayrât'ın sekiz yüz kıraat-ı hatmine denktir. Bana bunu böylece haber veren, Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem efendimizdir.
[salâvât-ı şerîf ⤵️]
• 24 defa okunması hiç ara vermeden tüm gün ve gece boyunca salavat getirmek gibidir.
• Kişi, bu salavatı zikrettiği sürece Resulullah'ın ﷺ özel gözetiminde olur ve Efendimiz'in ﷺ nezdinde hususi bir makama sahip olur.
Daha birçok faziletleri ve sırları vardır ki mevlid
Tartışmasız bir gerçek VAR; hakkında yazdığımız her satır için bize soluğu adliyede ya da karakolda aldıran Mansur Yavaş’ın yargısal ve idari dokunulmazlığı VAR!
Bakanlar değişiyor, savcılar değişiyor, hakimler değişiyor ama değişmeyen tek şey Mansur Yavaş ve şürekasına DO-KU-NU-LA-MI-YOR…
Fıkıh kaynaklarına baktığımızda meselenin yalnızca “şu yaşda evlenmek,bu yaşda evlenmek/Cinsel birliktelik vs. caiz midir?” şeklinde ele alınmadığını, iki insanın evlilik içerisinde birbirlerine zarar vermemesi ve kul hakkının gözetilmesi üzerinden de değerlendirildiğini görüyoruz.
Hanefî fıkıh kaynaklarında nikâhın hükmü; farz, vâcip, sünnet, haram, mekruh ve mubah şeklinde farklı durumlara ayrılır. Farz ve vâcip olan nikâhtan bahsedilirken iki önemli şart zikredilir. Birincisi, kişinin mehir ve nafakayı karşılayabilecek durumda olmasıdır. İkincisi ise eşine zulmetme korkusunun bulunmamasıdır.
Burada son derece dikkat çekici bir nokta vardır: Kişinin evlenmediği takdirde zinaya düşme korkusu ile evlendiği takdirde eşine zulmetme korkusu birbirleriyle çatışırsa, eşine zulmetme korkusu öne alınmaktadır. Kaynağımız bunu, zulmün kulların haklarıyla ilgili olması; zinadan korunmanın ise Allah Teâlâ’nın hakkıyla ilgili bulunması üzerinden izah eder. Böyle bir çatışma hâlinde kul hakkının öne alınmasının gerekçesi de açıkça ortaya konur: Kulun hakkı ve ihtiyacı vardır; Allah Teâlâ ise hiçbir şeye muhtaç değildir.(Buradan o zaman zina edebilir diye bir sonuçta çıkarılmamalıdır. Söz uzamasın diye bir başka yazımızda bu hususu işleyebiliriz inşallah)
Dolayısıyla burada çok temel bir fıkhî ilke ile karşı karşıyayız: Bir insanın kendi nefsini koruma ihtiyacı, başka bir insanın hakkına zulmetme pahasına gerçekleştirilemez. Evlilik, kişinin kendi ihtiyacını gidereceği bir alan olduğu kadar, karşısında hakları bulunan başka bir insanın da bulunduğu bir akittir.
Daha da önemlisi, aynı kaynak nikâhın haram olduğu durumunu ayrıca zikreder. Dördüncü kısımda şöyle denilir:
وَأَمَّا الرَّابِعُ فَبِأَنْ يَخَافَ الْجَوْرَ بِحَيْثُ لَا يُمْكِنُهُ الِاحْتِرَازُ عَنْهُ
Yani kişi, eşine zulmetmekten korkuyor ve bu zulümden kaçınamayacak durumda bulunuyorsa, onun için nikâh haramdır. Bunun gerekçesi de son derece açıktır: Nikâh, kişinin iffetini koruması, neslin devamı, huzur ve sevap gibi birtakım maslahatlar için meşru kılınmıştır. Fakat kişi evlilik içerisinde zulmedecek ve haramlar işleyecekse, bu durumda nikâhın doğuracağı mefsedetler onun sağlayacağı maslahatlara ağır basmaktadır. Böylece nikâhın başlangıçta hedeflediği maslahatlar ortadan kalkmış olur.
Burada mesele,belirli bir kişinin belirli şartlar altında evlenmesinin şer‘î hükmünün ne olduğudur. Nitekim İslâm’ın evliliği teşvik etmesi her şart ve durum için geçerli değildir.Yukarıda ki ibarelerden de bu anlaşılmaktadır.
Öğle namazının sünnetini kılmak, misvak kullanmak veya benzeri sünnetlerde olduğu gibi her dönemde ve her şartta insanlara uygulanması teşvik edilen bir davranıştan bahsetmiyoruz. Burada fıkhın yaptığı şey, “Bir durum gerçekleştiğinde bu fiilin şer‘î hükmü nedir?” sorusuna cevap vermektir. Hangi şartlarda nikâh farz veya vâcip olur, hangi şartlarda sünnet veya mubah olur, hangi şartlarda mekruh veya haram olur? Fıkıh kitaplarının ortaya koyduğu ölçü tam olarak budur.
Bu sebeple evlilik meselesinde takat kavramı da son derece önemlidir. Bir insanın fiziksel olarak cinsel ilişkiye güç yetirip yetirememesi elbette dikkate alınması gereken bir husustur. Fakat mesele sadece bundan da ibaret değildir. Evlilik, iki insanın hayatını doğrudan etkileyen çok boyutlu bir beraberliktir. Dolayısıyla kişinin fiziksel, psikolojik, sosyolojik ve ekonomik açıdan evliliğin yükümlülüklerini taşıyıp taşıyamayacağı da dikkate alınmalıdır.
Bugün örf açısından da evlenmek isteyen kişilerin, özellikle ciddi tereddütlerin bulunduğu durumlarda, işin ehli uzmanlara danışması; fiziksel ve psikolojik durumunu, sosyal şartlarını ve ekonomik imkânlarını değerlendirmesi son derece makul bir yaklaşımdır. Bu husus yalnızca kadın açısından değil, erkek açısından da aynı şekilde değerlendirilmelidir. Çünkü kul hakkı tek taraflı değildir. Evlilikte kadın da erkeğin hakkını gözetmekle, erkek de kadının hakkını gözetmekle yükümlüdür.
Bence hayattaki en değerli şeylerden biri de Etrafında senin varlığından gerçekten mutlu olan insanların olduğunu hissetmendir. Sağladığın şeylerden ya da başarılarından dolayı değil. Sadece sen, düşüncelerin, sohbetin, enerjin, varlığın…
İran gibi İsrail ile de müzakere yapılmaz…
Önüne bir metin koyar.. tamam diyene kadar vurursun..
İmzaladıktan sonra ise caymasın diye bir yıl daha vurursun…
Baktılar ki bu dini savaşla, baskıyla ve saldırıyla insanların gönlünden söküp atamıyorlar. O hâlde başka bir yol denenecekti: İslâm’ı yok etmek yerine, onun özünü bozmak.
Hakikatin karşıs��na açıkça dikilmek yerine, hakikate benzeyen sahteler üretmek… Dini temsil ettiğini söyleyen fakat İslâm’ın ahlâkından ve ölçülerinden uzak yapıları çoğaltmak… Sonra da bunlar üzerinden insanların zihninde İslâm’a, tasavvufa ve tarikatlara karşı güvensizlik oluşturmak.
Çünkü bazen bir düşünceyi yok etmenin en etkili yolu, ona dışarıdan saldırmak değil; onu içeriden bozarak insanlara yanlış tanıtmaktır.
Bu yüzden mesele sadece “tarikat” adını taşıyan bir yapıya bağlanmak değil; sahih olanla sahte olanı ayırt edebilecek ölçüye sahip olmaktır.
The reason Israel is angry with Türkiye is not just Syria, it's much deeper...
1⃣ 🇹🇷 support for the Palestinian cause
2⃣ Supports Syria
🔸Supported for its recognition and the lifting of sanctions
🔸Prevented the division of Syria
🔸Military and intelligence support...
3⃣ Eliminating the PKK-SDG (🇮🇱 lost a regional ally)
4⃣ Saudi Arabia also turned towards Türkiye
🔸Israel was hoping to sign the Abraham Accords with the Saudis.
5⃣ 🇹🇷 helped prevent Arabs, Kurds, and Azerbaijan from attacking Iran (even if indirectly).
6⃣ Calculations for Eastern Mediterranean
7⃣ Unifying Libya potentially
8⃣ Improving relations with Egypt
🔸More understanding and cooperation
9⃣ Competition in Somalia
🔟Support for Sudan
In short, #Turkiye is stepping on #Israel's toes on almost every issue... And it's doing the right thing against the Zyionist chaos project.
Faili meçhullere bakan savcılar, başsavcılar, emniyet ve jandarma mensupları, adli tıp çalışanları, ilk götürüldükleri hastanelerin yetkilileri mevtalara işlem yapan herkes soruşturmalara dahil edilmezse, tüm bu çabalar şovdan öteye gidemez..Kamu gücü olmadan bunlar olamaz zira
Alparslan Kuytul'un asker-polis düşmanı, devlet düşmanı ve provokasyoncu olduğunu defaatle beyân ettim.
Dolayısıyla devlet bu gibi konularda artık hassâs davranıyor. Bugüne kadar alındı-salındı, bundan da prim yaptı. Bundan sonra artık devlet düşmanların��n ve vatan hâinlerinin bu toplumu istismârına dikkatli bir şekilde engel olmak lâzımdır.
Yoksa hükümetimizin ve devletimizin aslâ dindarlarla uğraştığı yoktur. Din istismarcısı, devlet düşmanlarıyla tabî ki devletimiz uğraşmak mecbûriyetindedir. Devlet vazîfesini yapıyor. Bunu yapmazsa hiçbirimizin can ve mal güvenliği kalmaz. Nitekim Fetö’nün darbe girişiminde bunu gördük.
Alparslan Kuytul hakkında muhtelif zeminlerde yaptığım konuşmaların bir özetini çıkarıp bu videoda sizlere arz ettim. Dinleyelim, dinletelim, tâ ki kimse devletimizi töhmet altında bırakamasın.
Cemaatlerin holdingleşmesi ve devlet içinde kadrolaşması tehlikesine dair 17 yıldır muhtelif kanallarda yaptığım konuşmalardan bazılarını paylaşıyorum. İbret alınmazsa bir 17 yıl daha boşuna konuşuruz!