Genel Başkanımız Özgür Özel'in sesini daha fazla kişiye ulaştırabilmesi için destek hesabını takip etmenizi rica ediyoruz.
Lütfen bu paylaşımı RT ve takip ederek destek olun. Desteğiniz bizim için çok önemli çok kıymetli.
Kamuoyunda “çerçeve yasa” olarak anılan Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi’nin Türkiye Cumhuriyeti’ne ve Türk milletine yarar sağlayacağını düşünüyor musunuz?
NOT: Katılımı artırabilmek adına lütfen anketi paylaşınız.
Terör örgütünün kan donduran katliamı.
26 Ekim gecesi Neşe Öğretmen evine gelmişti. Kapı sert bir şekilde, yıkılırcasına çalındı.
Babası, “Kim o?” dedi. Dışarıdan,
“Açın, köylünüz. Neşe Öğretmene bir şey soracağız.” dediler.
Kapı açılınca karşılarında silahlı iki terörist gördüler. Bir tanesi babasına sertçe bir tokat attı ve:
“Biz, kamuoyuna açıklama yapmadık mı? Baskıcı T.C.‘nin hiçbir öğretmenini Kürdistan’a, önderliğin emriyle, (Abdullah Öcalan) sokmayacağız demedik mi ulan?”
Arkadaki diğer terörist silahını çekti ve ayağa kalkan Neşe Öğretmenin babasının şakağına dayayıp tetiği çekti.
Teröristler, Neşe Alten Öğretmeni saçlarından sürükleyip işkence yaparak köyün çıkışına kadar götürdü. Neşe Öğretmenin feryadına, yardım çığlıklarına hiç kimse gelmedi. Sol göğsüne 5, sağ göğsüne 5 mermi sıkarak onu orada şehit ettiler.
Jandarma Komutanı olayı duyar duymaz olay yerine hareket etti. Ancak olay yerine ulaştığında gördüğü manzara dayanılacak gibi değildi.
“Masadaki ekmek ve yoğurtla, piknik tüpünün üstündeki kızartılmamış bibere takıldım. Öylece duruyorlardı. Akşam yemeklerini bile yiyememişlerdi. İçim acıdı birader. Ben bile gözyaşlarıma hâkim olamadım. Bunca olay gördüm, bundan etkilendiğim kadar hiçbirinden etkilenmedim.” diyecekti.
Şehit Neşe Alten.
Şehit Hasan Alten.
"40 yıllık sorun" dedikleri 1984'te başladı, 2000'de ise bitmişti.
2002 yılında Türk Ordusu sadece 6 şehit vermişti, bölücü örgüt eylem bile yapamayacak hale gelmişti.
Sonra...
Devlet Bahçeli'nin bir hamlesiyle AKP iktidara geldi, 2003 yılında 30'dan fazla şehit.
2004 yılında 75'den fazla şehit.
2005 yılında 100'den fazla şehit.
2005 yılında Türk Ordusu'na ilk kumpas Şemdinli'de kuruldu.
2006 yılında 110'dan fazla şehit.
2006 yılında Türk Ordusu'na ikinci kumpas Danıştay cinayetinde kuruldu.
2007 yılında 450'den fazla şehit.
2007 yılında Türk Ordusu'na en büyük kumpas, Ergenekon ile kuruldu.
Şehit sayıları artarken, örgüt toparlandı ve Türk Ordusu'na Balyoz kumpası kuruldu.
Terörle mücadele mahkum edildi, kahramanlar suçlandı, teröre adeta suni teneffüs yapar gibi ilk açılım sahnelendi. Şehir meydanlarında gösteri yapmaya başladılar, kışlaların içine molotof kokteylleri atılıyordu.
Devam eden yıllarda, Türk Ordusu ve Türk Polisi ilk açılımın bedelini göğsünün kanıyla ödedi, hendek-barikat çatışmalarında 793 şehit verdik.
Organize bir şekilde çalınan sorularla, FETÖ tarihinde olmadığı kadar yüksek oranda Türk Ordusu'na, emniyete, yargıya ve bürokrasiye sızdırıldı hatta resmen yerleştirildi. FETÖ okullarından çocuk mezun eden milletvekilleri kameralara poz veriyordu.
Arkasından 15 Temmuz geldi.
Daha sonra, "ne istediniz de vermedik" diye serzeniş yapılan FETÖ, namlusunu millete doğrulttu.
15 Temmuz sonrasında ise Türk Ordusu'nun yapısı değiştirildi. Öyle değiştirildi ki, izaha kelimeler yetmiyor...
İşte bugün, TBMM'nin egemenliğini korumak için kollarını bacaklarını vermiş gaziler, TBMM'ye girmek için bile mücadele ediyor.
Bebek katili terörist başı, TBMM'deki milletvekillerinden önce, yasalaşacak kanun taslağını görüp onay veriyor.
Biri size "40 yıldır" diye başlayan bir cümle kurarsa bunları anlatın.
Mücadele içinde yetişen, Silivri zindanındaki adalet ve demokrasi nöbetini tamamlayan Avcılar Belediye Başkanımız Utku Caner Çaykara'yla bir aradayız.
Birlikte yapacak çok işimiz, birlikte kazanacağımız bir gelecek, ayağa kaldıracağımız bir Türkiye var.
Dışardaki mücadeleye hoş geldin kardeşim.
Sayın devlet yöneticileri, sayın siyasi parti liderleri, sayın milletvekilleri;
Kendini sömürge valisi sanan, milletimize Osmanlı devlet düzeni ve merhametli monarşi (Cumhuriyet öncesini) önerme hadsizliği ile bilinen büyükelçi kılıklı bu şahıs “Çözüm süreci 4 ülkedeki (İran, Irak, Suriye, Türkiye) Kürtleri bir araya getirecek, kendi kaderlerini tayin edecekler -zaten bu coğrafyada Kürtlerin 100 yıldır (Lozan nedeniyle yani) devlet olmaması büyük talihsizliktir-” diyor.
Yani ABD olarak amaçlarının ve süreçten beklentilerinin vatanımızın BOP uyarınca bölünerek 23 ilimizin Free Kürdistan kılıfıyla Büyük İsrail’e (aslında ABD hizmetine) katılması olduğunu söylüyor açık açık. Tabii Dicle ve Fırat sularımız ile kritik minerallerimiz ve kıymetli madenlerimize çökmeleri de dahil.
Terörist başı ve DEM eş başkanları da; muhteşem bir eşikte olduğumuzu, bunun geçmemiz gereken İLK KAPI ve Cumhuriyetin kurulması kadar(!) önemli bir İLK ADIM olduğunu, asıl yapılacakların bundan sonra yapışacağını, 100 yıllık kısır döngüden, 100 yıllık zincirlerden (yani Atatürk Cumhuriyeti’nden, üniter ulus devletten, Türk kimliğinden, Türkçe’den, İstiklâl Marşı’ndan, Türk Bayrağı’ndan) kurtulunulacağını söylüyorlar. Nihai hedeflerinin de; Türklerin ve Kürtlerin kurucu unsur olduğu yeni bir devlet (demokratik cumhuriyet olacakmış), bölgesel özerklik (bu da federasyon demekmiş), anadilde eğitim (bütün “halklar” içinmiş), yargılanmama (suç işlemedik ki af isteyelim) , siyaset yapma ve kamuda görev alma hakkı… kısacası çok uluslu, çok dilli, çok hukuklu -şimdilik 2 parçalı, sonra paramparça- federatif devlet olduğunu da açıkça belirtiyorlar, tıpkı efendilerinin elçisi Tom Barrack gibi.
Hiçbir amaç sır, hiçbir niyet saklı, hiçbir söz gizli değil, tüm kartlar açık, görmek için istemek yeterli!
Geçmeyin o İLK KAPIDAN, atmayın o İLK ADIMI!
Egemenlik Kayıtsız Şartsız Milletindir!
#AtatürkteBirleşmeZamanı
#YenidenAtatürkCumhuriyeti
@add_genelmerkez
Emniyetin her sene hazırladığı Türkiye Uyuşturucu Raporu’nda...
Murat Ağırel: "2022 yılında uyuşturucu raporunda terör kelimesi 216 defa, 2023’te 218 defa, 2024’te 118 defa, 2025’te 10 defa geçmiş değerli dostlar.
2022’de PKK kelimesi 155, 2023’te 158, 2024’te 58, PKK kelimesi 2025’te 0 geçmiş."
NEDEN ❓️
Kanun teklifinin 10. maddesinin 2. fıkrasında (Bu Kanunun amaç ve faaliyetleri kapsamında verilen görevleri yerine getiren kişilerin bu görevleri nedeniyle hukukî, idarî veya cezaî sorumluluğu doğmaz) denilmiş.
Neden böyle bir korumaya ihtiyaç duydunuz ?
Siyaset Bilimci Prof. Dr. Barış Övgün:
📌Cumhurbaşkanı adayının, belediye başkanlarının gazetecilerin tutukluğu olduğu bir süreçte biz demokratikleşmeyi çok yönlü konuşmamız ve sorunları bir bütün halinde ele alıp tartışmamız gerekiyor.
📌Şu anda yasada en fazla geçen kelimelerden biri 'cumhurbaşkanı'.
📌Önümüzdeki günlerde eğer bu silah bırakma gerçekleşirse işte 6 ayın sonunda her şey yolunda giderse, tabii doğal olarak cumhurbaşkanı karar verecek, cumhurbaşkanıyla toplanan heyet diyecek ki tamam her şey yolunda gidiyor biz yasayı uygulayalım.
📌Ekim ve Kasım aylarında daha böyle yoğun bir şekilde bizim tartışmaya başlayacağımız bazı yasal düzenlemeler örneğin yerel yönetimler reformu ve anayasa değişikliğine uzanan bir perspektif olacak.
📌Bu çerçeve yasa bize çok net bir şekilde şunu da gösterdi; yeni bir anayasa geliyor.
100 Yıllık Mesele Aldatmacası !
DEM'li Bakırhan, "yüz yıllık kısır döngü" , "yüz yıllık zincir ", "yüz yıllık mesele" dieyerek doğrudan doğruya Atatürk'ün önderliğinde kurulan üniter, laik, Türkiye Cumhuriyeti'ni, Türk Ulus Devletini hedef alıyor.
Teröristbaşının ortaya koyduğu irade ile "yüz yıllık kısır döngü" ve "yüz yıllık zincir" diye damgaladığı Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni aşmaktan söz ediyor.
Diğer DEM'liler gibi Bakırhan da "yüz yıllık sorun" aldatmacasıyla gerçeği çarpıtıyor, algı yönetiyor, Cumhuriyeti hedef alıyor.
Sanki 100 yıl önce, yani Cumhuriyet öncesinde sorun yokmuş da sorunu Cumhuriyet yaratmış gibi bir çarpık ve yanlış tarih okumasıyla hareket ediyorlar.
Öncelikle meselenin adını koyalım. Meselenin adı aşiret, tarikat, derebeylik meselesidir. Mesele gericilik ve etnik bölücülük meselesidir.
Mesele "100 yıllık mesele" değildir, mesele, kökenleri 17.yüzyıla kadar uzanan, 19.yüzyılın sonlarında ve 20.yüzyılın başlarında emperyalizmin bol parçala yönet politikası doğrultusunda beslenip büyütülmüş bir meseledir.
Bazı Kürt Aşiret İsyanları ve bastırılmalarının tarihi Cumhuriyet öncesine dayanır. Osmanlı Devleti, devlete sorun yaratan aşiretlerle yıllarca mücadele etmiştir. İlk Şark Raporları Osmanlı döneminde hazırlanmıştır. Osmanlı meseleye askeri, siyasi, hatta kültürel çözümler bulmayı denemiştir. Hamidiye Alayları, Aşiret Mektepleri vb. Soruna çözüm arayışları Erken Cumhuriyet Döneminde de devam etmiştir. (Bkz. Sinan Meydan, Cumhuriyet Tarihi Yalanları, 2. Kitap, İnkılap Kitabevi)
Ayrıca Türkiye'de eli kanlı etnik bölücü PKK terörü de 100 yıllık değil, PKK terörünün 12 Eylül 1980 sonrası nasıl geliştiğini çok iyi biliyoruz.
Buna rağmen bugün "Yüz yıllık sorun", "yüz yıllık kısır döngü", "yüz yıllık zincir" gibi söylemlerin hedefi dogrudan doğruya Atatürk'ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti Devleti'dir.
https://t.co/cwww0iix2s
Menderes Belediye Başkanı’na ait olduğu iddia edilen ancak kendisinin daha önce bu yazışmaların kendisine ait olmadığını açıkça belirterek savcılığa suç duyurusunda bulunduğu WhatsApp yazışmaları, Başkan’ın gözaltına alınmasının ardından yeniden dolaşıma sokulmuştur. Söz konusu içerikte benim ismime de yer verilmektedir.
Bu nedenle bugün İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulundum.
Bu yazışmalar iddia edildiği gibi gerçek değilse, bu dijital içeriğin kim ya da kimler tarafından, hangi amaçla ve kimin talimatıyla üretilip servis edildiği ortaya çıkarılmalıdır.
Bu yazışmalar gerçekse, yazışmanın taraflarıyla ilgili gereğinin yapılmasını talep ediyorum.
Şunu açıkça ifade etmek isterim: Menderes Belediye Başkanı ile iki buçuk yıl içinde, resmi toplantılar dışında topu topu üç kez görüşmüşümdür. Bırakın bir menfaat ilişkisini, kendisinin bir çayını dahi içmedim. Bu süre boyunca kendisinden hiçbir konuda talebim olmamıştır. Tek istisnası, Çileme köyünde yaşayan engelli bir vatandaşımız için istediğim akülü tekerlekli sandalyedir. Siyasetteki “alışverişim” bundan ibarettir; onunla da gurur duyuyorum.
İsmi bu içerikte geçen tek kişi de ben değilim. Aynı içerikten dolayı daha önce başka isimler de savcılığa başvurmuş, içeriğin yurt dışı kaynaklı bir hesap üzerinden yayıldığı tespit edilmiştir. Karşımızda tekil bir dedikodu değil, belli bir siyasi hedefi olan örgütlü bir algı operasyonu vardır.
Bu yazışmaları gerçekmiş gibi yayan, üzerine algı kuran ve halkı bilerek yanıltıcı bilgiyle hedef gösteren herkes hakkında da ayrıca hukuki süreç başlatacağım.
Kamuoyuna saygıyla duyururum.