Herkese merhabalar, yeniden ben :)
Belki fark edenleriniz olmuştur birkaç haftadır sayfam kapalıydı. Sayfamı ben kendim kapatmıştım( Bunun sebebini 12 Haziran günü daha net bir şekilde açıklayacağım. Duruma göre sayfamı yeniden kapatma ihtimalim yine var )
Bugünkü yazımda şuna değinmek istedim Türk BDSM camiasından uzak kaldığım bu 2 haftalık süreçte, zaman zaman sigara veya alkol bağımlılarının hissettiğine benzer bazı semptomlar hissettim. Özellikle ilk 4 gün boyunca camiayla iletişim kurmamak adına ciddi çaba sarf ettim aşırı zorlandım sadece uzaktan izlemekle yetindim sizleri. 1 haftanın sonunda ise işler daha kolay hale geldi ve her şey yavaş yavaş rayına oturdu.
Az önce sayfayı yeniden açtığımda ise şunu düşündüm : Camia gerçekten bağımlılık yapabilen bir şeymiş.Ancak aşırı toksik bir şey. Ve dışarıda olduğunuzda bunu daha iyi anlıyorsunuz.
BDSM'de çok kullanılan bir terim vardır: "sahne" Mesela ben sahne terimine hiçbir zaman çok sıcak bakamadım çünkü sanki Mistress ve kölesi arasında yaşananları bir tiyatroda sahnelenen oyunmuş gibi hissettiriyor ve ben gerçekçilikten hoşlandığım için bu terime hiç ısınamadım (Merak etme, sahnede birkaç kırbaç yiyince ısınırsın seslerini duyar gibiyim) Elbette bu işin gösteri boyutu da var, orası apayrı mesele. Zaten benim bahsettiğim sahne teriminin dinamikteki o illüzyonu sanki bir tık bozuyor gibi hissettirmesi.
Bu attığım postumla ilgili bugün bir güncelleme yazısı yazmanın zamanı geldi. 9 Mayıs’ta ki bu postu atarken gerçekten çok üzgündüm ve açıkçası kendimden iğreniyordum. O yüzden kendimi de çok ağır eleştirmiş ve bir arınma sürecine gireceğimi söylemiştim. Çünkü gerçekten sonradan düşündüğümde kendime yakıştıramadığım ve yapılmaması gereken şeyler yapmıştım. Bu şeyler de şunlardı aslında: kendi 4-5 kişilik yakın, çekirdek dost olduğum arkadaş grubumla bu D/s süreciyle ilgili şeyler konuşuyordum.
Çünkü bu D/s süreci benim için de öğrenilmesi gereken bir süreçti çünkü daha önce yaşadığım D/s ilişki dinamiklerinden biraz farklıydı ve alışık değildim, yolda öğreniyordum. Ve daha önce aşağıdaki postta belirttiğim gibi 13 yıllık sürede BDSM içinde olmanın verdiği bir kirlenme varmış ve ben fark edememişim. Ve O benim uyanmama sebep oldu.
Yazımda çok değerli bir kişi olarak bahsettiğim o Dominant gerçekten harika biri olduğu için ve sanırım benim halime üzüldüğü için bu yazıdan birkaç gün sonra bana ulaştı (şu an bu yazıyı o beklentiyle yazmadığımı da belirtmek isterim çünkü artık bittiğini biliyorum) ve eski Türkçe’de şey derler ya hani aff-ı şahanelere mazhar oldun :) hah işte onun gibi bir affı yeniden kazanmıştım ve kesinlikle müzik notaları gibiydim, en dipten en tepeye bir günde gelmiştim.
Neyse, aff-ı şahanelere mazhar olduktan sonra o harika Dominant beni düşmüş olduğum kuyudan çıkarmak için elini uzattı ve ben de onun gösterdiği emekle yeniden kendime gelmeye başlamıştım. Bu arınma sürecine 9 süreci diyordum ve o benim 9 sürecimi daha kolay atlatmamı sağlayarak bir kez daha ondan beklediğim kalitesini göstermişti. Ve onun hakkında yanılmadığımı bana ispatlamıştı.
9 sürecimden sonra gelişimimi görmek çok güzeldi. Etrafımdaki insanların sayısını azalttım, iletişimimi minimuma indirdim vs. Ayrıca yeni kazanılan affın ne kadar değerli olduğunu bildiğimden ve 9 sürecimde yaptığım sorgulamalar sonucunda artık kimseye bir şey söylemiyordum (hatta bazı arkadaşlarım bu yazıyı okuyunca şu an gülecekler :) çünkü bana bozuk atıyorlardı) sadece bir D/s yaşamak üzere olduğum biliniyordu, o kadar. Yani 9 Mayıs’ta alttaki postu atarken ne kadar üzgün ve kendimden iğreniyorsam şu an bu yazıyı yazarken kendimden o kadar gurur duyuyorum ve mutluyum çünkü alttaki postu yazarken vicdanım sızlıyordu canım acıyordu, şu an ise içimde , 9 sürecine sonuna kadar sadık kalmanın rahatlığı var. Rahatım çünkü bir söz verdim ve onu tuttum.
Ancak maalesef D/s ilişkilerinin bilinmezliği ve kaotik yapısı bazen size tatlı sürprizler yapabiliyor. 9 sürecime tamamen sadık kalmama rağmen bu sabah o değerli insana, bu ilişkinin bitirilmesini istediğimi belirten benim o meşhur uzun yazılarımdan birini yazdım. Çünkü bazen öyle olur ki çekilmeyi bilmek gerekir çünkü bazen çekilmek de bir hizmettir. Bunu daha önce daha uzun sürmüş D/s ilişkilerimde de yaptım, çekildim çünkü öyle gerekiyordu, çünkü öyle olması lazımdı.
Tabii kendisinin benim üzerimde etkileri büyük oldu ve bunu hiçbir zaman saklamadım.Bunu kendisine de söylediğim için burada da söylememde bir sakınca yok bence. O , 5 senede ancak 1 kere karşılaşabileceğiniz özel biriydi. Ve benim de 5 seneden sonra ilk D/s yaşamak için başvurduğum ilk kişi oydu. O yüzden benim için çok özeldi. Ben her insandan ve dolayısıyla belli bir süreçte olduğum her Mistress’tan bir şey öğrenirim, kimisinden kişisel gelişimi, kimisinden yemek yapmayı, kimisinden ise oturup vanilla tipi sohbet etmeyi öğrendim.
9 sürecimin mimarı o değerli Dominant’tan ise şunu öğrendim: “Dürüstlük, Dürüstlük ,Dürüstlük.” Bir submissive her zaman Mistress’ına dürüst olmalı ve ondan hiçbir şey saklamamalı. Ve bunu bana öğrettiği ve aynı zamanda 9 sürecimde onunla beraber buna sadık kalmama yardım ettiği için ona buradan çok teşekkür ediyorum.
Bu postum sabit post olarak burada kalacak ve bir gün gerçekten 9 sürecimdeki gibi O değerli Dominantın bana öğrettiği kaliteli bir Mistress’ı yeniden bulacak kadar talihli olursam bu postu kaldıracağım. Çünkü yeni Mistress’ıma saygısızlık olacaktır. Ancak o güne kadar sabit post olarak burada kalacak çünkü her gün sayfama girdiğimde bana hala BDSM’de iyi ve kaliteli Mistress’ların olduğunu hatırlatmasını istiyorum. Çünkü 9 süreci artık benim submissive olarak kişisel vizyonum haline geldi. Kendisinin bende kalıcı olarak bıraktığı en önemli şey 9 süreci oldu ve onu hayatım boyunca koruyacağım ve geliştireceğim.
Şimdi size 9 sürecimde öğrendiğim şeyleri 9 maddeyle sıralamak isterim (ve ne gariptir ki tam da dün Marcus Aurelius’un kitabının sonuna gelmiştim ve orada Marcus Aurelius hayatla ilgili 9 öğüt veriyordu, hayat tesadüfleri sever)
9 SÜRECİMDEN ÖĞRENDİKLERİM:
1-Tavizsiz dürüstlük ve şeffaflık
2-Bir süreç içindeysen sadece Mistress’ına odaklan
3-Acele etmek sana kaybettirir, sabırlı ol
4-Mistress’ın dışında BDSM’deki diğer kişilerle asla fazla empati kurma, bu seni hataya düşürür
5-Sürekli gelişim, sürekli gelişim, sürekli gelişim
6-Mistress’ına değer verdiğini hissettir
7-Eğer bir D/s sürecindeysen, submissive’in çok konuşanı değil susanı makbuldür onu dinle, anlamaya çalış
8-Onunla yaptığın gün içindeki iletişimi muhakkak sonradan 1-2 saatini ayırarak notlar tutarak değerlendir
9- Ve son madde: onunla D/s yürütüyorken başka hiçbir Mistress’ı övmeyi geçtim hatta konuşma bile 2. maddenin bir devamı gibi düşün, bu madde de tek odağın o olmalı
Günün sonunda hayat devam ediyor, her şey bir tecrübe ve ben tecrübelerden ders çıkarmaya bayılırım. Alttaki postun son cümlesi “Umarım Venüs beni yeni serüvenlerimde lanetlemez :)” olmuştu. 9 sürecime Venüs de şahit olduğu için beni lanetlemeyeceğine eminim. Yeni serüvenlerimi sizlerle paylaşmaya devam edeceğim.
Çok ayrıntıya girmeden sizlerle paylaşmak istediğim bir durumum var. Birkaç haftadır çok değerli biriyle, çok değerli bir sürecin içindeydim. BDSM camiası dediğimiz bu kaotik ve kirli ortamdan çok uzakta, güzel bir serüvendi ama maalesef sonu benim adıma pek hayal ettiğim gibi bitmedi. Bu aslında bir bakıma bir öz eleştiri yazısı olacaktır ve gelecek hakkında tasarladığım bazı fikirlerden de bahsedeceğim. Bence sonuna kadar okumanızı tavsiye ederim, özellikle acemi köleyseniz ve hatta tecrübeli olduğunu zanneden bir köleyseniz dahi, tıpkı benim gibi (hatalar yapan ve bunun farkında olmayan) mutlaka okuyun başka bir yerde bulabilir misiniz emin değilim. Neyse konuma dönüyorum.
Türk BDSM camiasının neredeyse 13 yıldan fazla süredir içindeyim. Bazılarınızla zaten tanışıyoruz, bazılarınızla da sanal ortamdan tanışıyoruz. Bu süreçte hizmet ettiğim bazı Mistress’lardan (lifestyle) ve bazı Prodom’lardan, camiamızın kaotik yapısı içinde ben farkında olayım ya da olmayayım, kötü özellikler kazanmışım ve bunun hiç farkında değilmişim. Ben kendimi hep dürüst, ilkeli biri gibi düşünüyordum ama o kadar da değilmişim. Aslında Mistress’ların tarafından verilen talimatlar, onlarınla ilişkin bitse de sen farkında olmadan seninle kalıyormuş ve sen bu davranışları normallerin olarak kabul edip yaşayıp gidiyormuşsun.
Hata yapmaktan ve sonrasında kabul edip düzeltmekten çekinen biri hiçbir zaman olmadım. Bazen yapılan büyük hatalar daha güzel şeylere sebebiyet verebilir mesela Alexander Fleming’in penisilini tesadüfi bir hata sonucu bulması gibi... Ben de yukarıda bahsettiğim gibi büyük bir hata yaptım ve bunu düzeltmek için Türk BDSM camiasıyla ilişkilerimi ve etkileşimimi bir süre için, 3-6 ay arası belki daha fazla bilemiyorum, minimum seviyeye indirip yaptığım hatalardan arınıp daha güzel bir şey ortaya çıkarmak için kendi özüme döneceğim. Bu süre zarfında iç hesaplaşmalarımı yapacağım, belki biraz Marcus Aurelius okuyacağım, belki de yeni keşfettiğim başka şeyler.
Ama Türk BDSM’sinin kaotik yapısından bir süre uzak durup daha fazla kirlenmek istemiyorum. Sonrasında merak etmeyin geri döneceğim ama eskisi gibi olmayacak. Geri döndüğümde minimum insanla görüşeceğim. Camianın dertleri, sorunları artık beni ilgilendirmiyor. Çözüm yeri artık ben değilim. Bu süreçte sayfamdan ara sıra paylaşımlar yapmayı sürdüreceğim belki video tarzı sanatsal şeyler, belki arada motivasyon bulursam yazılar yazarım, şimdilik bilmiyorum.
Son söz, bu yazı kısaca size şunu söylüyor Mistress’larınızın emirlerini yerine getirirken hiçbir zaman aklınızdan şunu çıkarmayın: O emirler sizin karakterinize dönüşüyor. Bu yüzden seçimlerinizi, araştırmalarınızı doğru yapın. Sonrasında çıkmaz bir sokağa girer ve benim durumuma düşersiniz.
Umarım yeni serüvenlerimde yüce Venüs beni lanetlemez:))
Etrafımda özellikle chastity konusunda çok istekli insanlar görüyorum. Onun için yaşıyor, kendini adeta ona adıyor. Bunlardan biri de @ercan39218yuk Kendisi bu işi çok farklı boyutlarda yaşayan biri, hem chastity hem de ballbusting kombiniyle g��l gibi yaşayıp gidiyor🙂
Onunla bugün bu konuda konuşuyordum. Gerçekten benim için çok fazla olduğunu düşündüğüm ekstrem şeyler söyledi. Tabi seviyor, sevdiği için bunu yapıyor ama özellikle ballbusting konusu gerçekten tehlikeli sonuçlar doğurabiliyor. Mesela ben başka bir arkadaşımdan birkaç sene evvel kalıcı hasar aldığına yönelik bir hikaye dinlemiştim. O yüzden uyarımı yapmak isterim kalıcı hasarlar olabilir, aman dikkat.
Şimdi sizi chastity takılıyken bir köle ne hisseder, bunu anlamak için tamamen onun kendi kaleminden @ercan39218yuk duygu ve düşünceleriyle baş başa bırakıyorum. Keyifli okumalar.
"Üzerimde taşıdığım şey sadece fiziksel bir his değil… aynı zamanda sürekli bir hatırlatma gibi. Gün içinde yürürken, otururken, hatta tamamen başka şeylerle uğraşırken bile varlığını hissetmek zihnimi garip şekilde etkiliyor. Sanki her hareketimde bana bir sınırı, bir kontrol hissini tekrar tekrar hatırlatıyor.
İlk başta sadece merak gibi geliyor ama zaman geçtikçe olayın psikolojik tarafı daha ağır basıyor. İnsan kendi düşüncelerini daha fazla dinlemeye başlıyor. Bir yandan rahatsız eden bir baskı hissi oluyor, diğer yandan bunu kendi isteğinle kabul etmiş olmanın verdiği tuhaf bir sakinlik oluşuyor. Çelişkili ama yoğun bir his.
Bazen kendimi daha sessiz, daha kontrollü düşünüyorum. Sanki sürekli bir disiplin hissi varmış gibi. O ağırlık ya da kısıtlanmışlık hissi zihinsel olarak da etkiliyor insanı. Gün içinde aklına tekrar tekrar geliyor ve ister istemez düşüncelerinin bir parçası oluyor.
En garip tarafı ise zamanla sadece fiziksel bir şey olmaktan çıkması. İnsan bunu bir eşya gibi değil, bir anlam taşıyan sembol gibi hissetmeye başlıyor. Kontrol, sabır, teslimiyet ya da iradeyle ilgili düşünceler daha baskın hale geliyor. Bu yüzden hissettirdiği şey sadece bedensel değil; daha çok zihinsel bir baskı ve farkındalık karışımı gibi."
Antik çağlarda, bugün ülkemiz sınırları içinde yer alan topraklarda Strabon gibi "derin felsefi" görüşlere sahip bir filozof yaşamıştır. Ne var ki, günümüzde onun adını ağzına almaktan çoğu kişi çekinmektedir. Ancak onu sevenler hala var.
Özellikle Strabon’un, felsefenin en temel meselelerinden biri olan “Arkhe” problemine yönelik bakış açısı büyük beğeni toplamaktadır. Onun yaklaşımı, “Sokratik” sorgulamalarla, “Analitik” düşünceyle ve nihayetinde “Emprik” deneyler ve gözlemlerle desteklendiğinde çok daha iyi anlaşılabilir.Ancak anlattıklarının “Yalan –Dolan” olduğunu düşünenenlerde elbette var.
Sabit postumda daha önce yazmış olduğum gibi normalde bir şey yazacak durumda değildim kendi içime çekilmiştim, malum kendi başlattığım bir sürecim var. Bu süreçte camiadan çok sınırlı insana cevap verdim birkaç sahibe ve sub falan... Ancak mesajların çoğunu okudum ve bu metnin yazılmasının asıl amacı da zaten okuduğum bazı mesajlarda hastalıklı bir şeyler sezmemden kaynaklandı.
Yazıya geçmeden evvel şunu söylemek isterim: Ben muhtemelen 1-2 ay sonra artık BDSM camiasına veda edeceğim. Bunun sebebini zamanı gelince, eğer izin alırsam, uygun bir üslupla size açıklayacağım. Bu hesaba gelince ise Yes Mistress’ı isteyen bazı sahibeler var. Ya onlara vereceğim ya da tanıdığım, sevdiğim bir arkadaşıma bırakacağım ya da hesabı tamamen kapatacağım. Daha kararımı vermedim.
Ancak camiaya veda etmeden evvel, bu 1-2 aylık süreçte size son yazılarımı yazmaya karar verdim. Bu yazılar kritik yazılar olacak ve şahsi fikrim, bunları okumanız yönünde olacaktır. Çünkü hatırlıyorum da ben acemi köleyken, o zamanki tecrübeli kişilerden bilgi istiyorduk ama onlar çok kibirliydi ve bize hiçbir şey öğretmiyorlardı.
Şimdi yazacağım yazı, veda etmeden evvel yazacağım kritik yazıların ilki olacak ve başlığını da “HASTALIKLI FEMDOM ANLAYIŞI” koymak istedim.
Femdom benim de hayat felsefem zaten sayfamı takip edenler bunu bilir. Ancak son günlerde gelen mesajlarda ortak bir pattern gördüm ve bundan açıkçası ürktüm. Ürktüm çünkü erkek öfkesinin, kölelik adı altında bastırıldığını sezdim.
Şimdi konuya giriş yapıyorum.
Özellikle bu durumun neredeyse 10 kişiden 7-8’inde olduğunu görmeye başladım. O da şu, hizmet ettiği dominant veya genel olarak kadınlara karşı kendisini bir kurban gibi görme fikri ve tamamen hayatını buna adaması, diğer her şeyi yok sayması...
Bu kesinlikle hastalıklı bir fikirdir.Ben hep ne diyorum? Femdom felsefesi veya BDSM yanlış bir şey değildir ancak tüm hayatını ona adarsan, işte orada kırmızı alarmlar ötmeye başlar.İşin komik tarafı da şu: Bunu kadınlar için yaptıklarını söylüyorlar, tamam ama kadınlar senden gerçekten böyle bir şey istedi mi? Yoksa bu senin kendi fantezin mi?Bunu kadınlara sen mi dayattın bir düşün?
Ayrıca bu kendini kurban görme mantalitesinde çok yoğun bir erkek öfkesi seziyorum. Aslında gerçekte o hizmet ettiği Mistress’a saygı duymuyor, onu sevmiyor hatta yoğun bir öfke duyuyor. Ama aklındaki fanteziler için bir kadına ihtiyacı var ve o an o rolü oynaması gerekiyor, hepsi bu.
Sağlıklı bir Femdom anlayışının asla böyle olmaması gerektiğini düşünüyorum. Sağlıklı bir Femdom anlayışı için önce çok katmanlı bir birey olmak gerekir. Şu aralar Marcus Aurelius okuyorum, onun güzel bir sözü var: “Tutkunun esiri olup aklın buyruklarına kulak tıkama.”
Aslında anlatmak istediklerimin bir özeti gibi...Bunu daha önce söylemiştim, yine tekrar edeceğim, hayatta zevk aldığınız birçok şey olmalı. Belki sanat, belki spor, belki gezmek...
Katmanlı bir birey olduğunuzda Femdom daha sağlıklı bir zemine oturacaktır. Hayatında tek bir odak noktan olmayacak farklı şeylerden zevk almayı bilecek, hayatın kendisini seveceksin.
Kurban mantalitesine sahip olanların ne hayatı, ne kendilerini, ne de karşısında hizmet ettiği ve hayal ettikleri kadınları gerçekten sevdiklerini sanmıyorum. Çok hayalperest olanlar var aralarında... “Gerekirse tüm hayatım boyunca chastity çıkarmam, kendimi kadınların hizmetine adarım.” diyenler bir yana, hayatının sonuna kadar bakir kalacağına yemin edenler bir yana...
Bunlar hastalık. Bunların hiçbirisine normal şeyler diyemem. Çünkü doğası gereği her gerginliğin bir gün çözülmesi gerekir.
# KURAL 1 # : Öfke duymayı bırak, sevmeye başla. Ve buna ilk önce kendinden başla.
Merhabalar, evet sözlerinizde haklısınız. İstismar durumları kapalı iletişimlerde maalesef yaşanabiliyor. Bunu ben de bizzat deneyimledim.Hatta bu olayı başka bir yazımda da yazmıştım. Aslında bu durum iki ucu keskin bir bıçak gibi ne tamamen açık olmak ne de fazlasıyla kapalı olmak çok sağlıklı değil. Benim de kişisel görüşüm bu yönde.
Ancak tam mahremiyet talep eden kişiler de olabiliyor bunu da anlıyorum.İfşa olma korkuları vs var.Nitekim yazımda da belirttiğim gibi, her şey karşılıklı anlayıştan geçiyor. Ve kesinlikle katıldığım diğer konu "güven" her şeydir.
Bugün birazcık D/s ilişkilerinde mahremiyeti konuşalım. Zira camia olarak bu konuda eksiklerimiz olduğunu düşünüyorum ki en başta ben de benzer bir hatayı yakın zamanda yaptım. Yani bu konuda geliştirmemiz gereken bazı şeyler cidden var.
Önce şunu belirtmekte fayda var diye düşünüyorum. Toplumsal normların dışında şeyler yaşadığımızın idrakine tam olarak varmamız gerekiyor. Bunun farkında olduğumuzu ise kesinlikle zannetmiyorum (camiamızın meşhur geçmiş kavgaları ve ifşalama olayları malum) Bu alan özel bir alandır ve özel bir alan olması sebebiyle hassasiyetle yaklaşılmalıdır. Tabii bu, kişilerin ihtiyaçlarına göre daha katı ya da daha esnek olabilir bu da o kişilerin karakter özelliklerine bağlıdır. Bazıları daha katı bir mahremiyet isterken, bazıları bu konuda o kadar katı olmak istemez. Ama günün sonunda az ya da çok, mahremiyet olmazsa olmazdır.
Peki şu soru önemli, neden bazı kişiler için mahremiyet çok katıdır ve her şeyin tamamen özel alanda sınırlı kalmasını isterler? Bunun cevabı aslında yaşanmışlık, acı tecrübeler ya da sadece karakterdir. Katı kuralları olan insanlar muhtemelen özel hayatlarında da benzer şekilde katı mahremiyet içinde yaşamayı seviyordur (örneğin WhatsApp son görülmesi açık olanlar ve kapalı olanlar gibi) Doğal olarak D/s ilişkilerinde de bunun olmasını daha da talep ederler. Ya da daha önce kötü bir tecrübe yaşamış ya da birinden duymuştur bu sebeple daha katıdır. Bunu anlamak gerekir.
Aslında sihirli kelime “anlamak”tır. Karşıdaki kişiyi anlamak, özellikle bir sub’ın sahip olması gereken en önemli dürtü olmalıdır. Karşındaki Dominant neden bu tepkiyi verdi ya da neden o tepkiyi vermedi? D/s’de her şey bir dönüttür ve bu dönütleri iyi okumak bir sub’ın yapması gereken en temel şeydir.
Bir de şu var neden D/s seviyoruz? Gizli olduğu için. Eğer gizli olmasa belki de onu hiç sevmeyecektik. Bu durum bize insan zihniyle ilgili bir şey fısıldıyor, gizli olan şey değerlidir. Bu sebeple gizlilik katmak belki de bilinç dışında verdiğimiz değeri gösteriyordur. Mahremiyet belki de bu yüzden önemlidir. Herkesin gözü önünde yaşanacaksa bu zaten D/s değil, olsa olsa tiyatro olurdu. Gerçek olan şeyler gizli yaşananlardır. Karşımızdaki kişiye sağladığımız mahremiyet, ona gerçeklik sunduğumuzu gösterir.
Sonuç olarak D/s’de karşılıklı saygı için önce güven gerekir ve güven de ancak zamanla oluşur. Ve zaman dediğimiz o süreç mahremiyet alanında yaşanmalıdır. Böylece hem Mistress daha fazla kendisi olabilir (içindeki gizli arzular ve yapmak istedikleriyle) hem de sub daha fazla kendisi olur (aynı şekilde gizli arzularıyla) Çünkü kimse onu yargılamayacak, baskı altında hissetmeyecek ve daha fazla kendisi olabilecektir. Aksi halde hiçbir zaman tam anlamıyla kendisi olamaz çünkü zihninde hep “acaba”lar olacaktır.Acaba olmadan gerçek bir şey yaşamak gerekir.
Bu noktada mahremiyet, ilişkinin temelini oluşturur; mahremiyet, sınırların korunmasını sağlar mahremiyet, güveni derinleştirir ve mahremiyet, tarafların kendisi olabilmesine alan açar.
D/s ilişkilerinde submissive tarafın birçok özelliğinin iyi olması gerekir. Yemek, temizlik, sadakat ve özveri… Bu maddelerden bir submissive için en çok zorlayıcı olanlar belki de yemek ve temizlik tarafı olabilir. Toplumsal kabullerde ve kalıplaşmış erkek öğretisinde bu gibi şeyler kadınların sorumluluğu olarak kabul edilir. Ancak Femdom, hepinizin malumu üzere oyunun kurallarının değiştiği bir alandır.
Bugün sizlerle yemek konusunu konuşacağız ve yazının sonunda size basit bir yemek tarifi de vereceğim. Bir submissive’in yemek yapmayı bilmemesi çok büyük bir eksikliktir. Bundan kastım yemekleri ezbere bilmek değil elinizin pratik olmasıdır. Şahsi olarak temel bazı yemekleri bilen biriyim, ancak yine de tutorial izleyerek işimi sağlama almayı severim.
Yani yemek yapma konusu, genel kanının aksine ezbere bilmek değil elinin yatkın olması gereken bir şeydir. Bu da elbette yaparak öğrenilen bir şey. Yemek konusunda ölçü her şeydir diyebilirim. Ben bunu biraz bisiklet sürmeye de benzetiyorum , ezberden ziyade kas hafızası gerektiriyor gibi geliyor bana. Her şeyde olduğu gibi yemek konusunda da adım adım gitmek çok önemli önce daha basit yemekler, sonrasında hizmet ettiğin Mistress’ın damak zevkine uygun daha spesifik yemek çeşitleri vb
Şu da bir gerçek ki hiç yemek yapmayı bilmeyen biri doğal olarak ilk başlarda çok bocalayacak, hatalar olacak ama günün sonunda o demin bahsettiğim kas hafızasını öğrenmiş olacak. Size yazının sonunda bir yemek tarifi vereceğimi söylemiştim. Benim en sevdiğim favori yemeğim olan pilavın yapılışını “Yes Mistress” farkıyla paylaşayım.
Malzemeler:
Pirinç: 1-2 su bardağı (ihtiyaca göre değişebilir)
Şehriye: 2 yemek kaşığı (arpa veya tel şehriye) – ben çok tercih etmiyorum ama sevenler de var
Sıcak su: 1,5 su bardağı (et suyu veya tavuk suyu olursa daha harika olur)
Yağ: 1 yemek kaşığı tereyağı
Tuz: 1 çay kaşığı
Hazırlanışı:
Bu konuda birçok kişinin farklı tekniği var ancak benim kullandığım yöntem, pirinçleri önce tuzlu suda 30 dakika bekletmek. Sonrasında süzüyoruz elbette.
Ardından tenceremize tereyağını atıp güzelce eritiyoruz. Daha sonra süzdüğümüz pirinçleri tencereye ekliyoruz. Pembeleşene kadar karıştırıyoruz. Pembe olduğuna kanaat getirdiysek üzerine suyunu ilave ediyoruz ve kısık ateşe alıyoruz suyunu çekmesini bekliyoruz.
Burada kritik bir uyarı yapayım su miktarı çok önemli. Eğer fazla su eklerseniz lapa olma ihtimali var (kas hafızası) Yaklaşık 15–20 dakika suyunu çekmesini bekledikten sonra, eğer pilavın üzerinde küçük boşluklar oluşmaya başladıysa pilavımız hazır hale gelmiş demektir. Altını tamamen kapatabiliriz.
Ben genelde tuz ilavesini en sona bırakırım pilavı tadar ve ona göre tuz eklerim. Sonrasında bir peçeteyi tencerenin üzerine koyar, kapağı kapatıp demlenmesini beklerim. 15 dakika sonra pilav hazır hale gelmiş olur.
Afiyet olsun :)
@sayhandertlii Merhaba, öncelikle teşekkür ederim. Ancak belki de aradığımı bulduğum için çekiliyorumdur bu da bir ihtimal. Zamanı geldiğinde, eğer "izin alırsam" bu durumu uygun bir dille açıklayacağım.