Tecavüzcü pedofil Ayhan Şengüler’i unuttuk sanmayın. Mescitte tecavüz ettiği kızla evlendi, kız çocuğu oldu, ona da tecavüz etti Karısı 2023ten beri adalet aradı, ama bulamadı. Şimdi anne ve kızı öldü. Ve bu tecavüzcü pedofil 13 Ekim mahkeme gününü evinde bekliyor. Türkiye, hukuk
Son günlerde kedilere karşı yürütülen karalama kampanyasında yeni bir iddia ortaya atılıyor: “Sokak kedileri besleniyor, karınları doyuyor, artık fare avlamıyorlar. Dolayısıyla şehirlerde bulunmalarının farelerle mücadele açısından hiçbir anlamı yok.”
Doğru olabilir mi? Cevap net olarak
HAYIR
Çünkü doğa da bilim de trol aklı ile çalışmıyor.
Bilim bir kedinin fareler ve sıçanlar üzerindeki etkisini yalnızca kaç kemirgen öldürdüğünü sayarak ölçemezsiniz diyor. Çünkü avcı-av ilişkisinde öldürmek kadar önemli başka bir mekanizma daha vardır: Avcının varlığı.
2018 yılında New York’ta yapılan oldukça ilginç bir saha çalışmasında araştırmacılar, şehir ortamında yaşayan gerçek bir sıçan kolonisini ve aynı bölgedeki kedileri aylar boyunca kameralarla izlediler. Kedilerin büyük şehir sıçanlarını sanıldığı kadar sık öldürmedikleri görüldü. Fakat araştırmanın asıl önemli sonucu başka yerdeydi. Kediler bölgede ortaya çıktığında sıçanların açık alanda görülme olasılığı belirgin biçimde azalıyordu. Kedi sayısının artmasıyla sıçanların saklanma davranışlarında da değişiklik gözleniyordu.
Yani kedinin sıçanı öldürmesine bile gerek kalmadan, varlığı sıçanın davranışını değiştiriyordu.
İşte bugün sosyal medyada anlatılmayan bilimsel gerçeklerden biri budur.
Çünkü fareler aptal değildir. Hatta sanılandan çok daha zeki hayvanlardır. Bir av hayvanı, avcısının saldırmasını bekleyip ondan sonra kaçmaz. Avcının görüntüsünü, hareketlerini, sesini ve kokusunu algılar. Tehlike hissettiğinde daha az ortaya çıkar, daha fazla saklanır, beslenme davranışını ve yaşam alanını kullanma biçimini değiştirir. Ekolojide bunun karşılığı “predatör baskısı” veya “korku etkisi” olarak değerlendirilir. Kediler de binlerce yıldır küçük memelilerin doğal avcıları arasındadır.
Bilim burada daha da çarpıcı olan bir şey daha söylüyor: Farelerin kontrolü için kedilerin bizzat kendilerinin ortamda bulunmasına bile gerek olmayabilir.
Kontrollü deneylerde sıçanların yalnızca kedi kokusuyla karşılaştıklarında bile güçlü savunma ve kaçınma davranışları gösterdikleri ortaya konuldu. Bir deneyde kedi kokusuna maruz bırakılan sıçanlar gözlem süresinin %87’sinden fazlasını saklanma alanındageçirdi. Kontrol grubundaki sıçanlarda ise bu oran %20’nin altındaydı.
Dikkat edin. Ortada saldıran bir kedi yok. Fare yakalayan bir kedi de yok. Hatta ortada kedinin kendisi bile yok.
Sadece kedinin kokusu var. Ve sıçanın davranışı değişiyor.
Şimdi hala bize “Kediler mama yiyor, dolayısıyla fareler açısından hiçbir anlamları yok” mu diyeceksiniz?
Bir başka iddia da tok kedinin avlanmayacağı yönünde. Bu da kediyi yeterince tanımamaktan kaynaklanan başka bir yanılgı. Kediler yalnızca karınlarını doyurmak için avlanmazlar. Avlanma davranışı kedinin doğal davranış repertuvarının bir parçasıdır. Evinde, önünde sürekli mama bulunan bir kedinin sineğe, böceğe, oyuncağa veya hareket eden küçük bir nesneye nasıl tepki verdiğini herhangi bir kedi yakını rahatlıkla gözlemleyebilir.
Avlanma dürtüsü ile açlık aynı şey değildir.
Dolayısıyla “Kediyi beslersen fare yakalamaz” cümlesini bilimsel bir gerçekmiş gibi ortaya atmak da doğru değildir.
Asıl üzerinde düşünmemiz gereken başka bir konu daha var. Avrupa ve Amerika’nın son derece gelişmiş şehirlerinde modern atık toplama sistemleri var. Profesyonel kemirgen kontrolü yapılıyor. Kanalizasyon sistemleri denetleniyor. Belediyeler bu mücadeleye ciddi kaynaklar ayırıyor; zehirler, kapanlar, sensörler ve teknolojik takip sistemleri kullanılıyor.
Buna rağmen New York’tan Paris’e kadar dünyanın pek çok büyük kentinde sıçanlarla mücadele ciddi bir şehir ve halk sağlığı problemi olmaya devam ediyor.
O halde meseleyi “Çöpleri düzgün toplarsanız fare olmaz” basitliğine indirgemek de doğru değil. Dünyanın en organize şehirlerinden birçoğu onlarca yıldır sıçanlarla mücadele ediyor ve hala bu sorunu ortadan kaldıramıyor.
Bizim şehirlerimizde ise yüzyıllardır başka bir unsur daha var:
Kediler…
Sokağın içinde yaşayan, kokusunu bırakan, dolaşan, avlanan ve yalnızca varlığıyla bile kemirgenlere bir avcının yakınlarda olduğunu hatırlatan binlerce kedi.
Bunun şehir ekolojisindeki değerini yok saymak için bilimi görmezden gelmek gerekir.
Kedilerin değerini elbette kaç fare öldürdükleriyle ölçmüyoruz. Ama konu fareler olduğunda bilim bize açıkça kedi ile kemirgen arasındaki ilişkinin yalnızca avlanmadan ibaret olmadığını gösteriyor. Kedinin varlığı önemlidir. Kokusu önemlidir. Dolaştığı alan önemlidir. Kemirgen üzerinde oluşturduğu risk algısı önemlidir. Bütün bunların kemirgen davranışları üzerinde ölçülebilir etkileri vardır.
Bugün bazıları “Kediler mama yiyor, artık fare yakalamıyor” diyerek kedilerin şehirlerdeki varlığını değersizleştirmeye çalışıyor.
Ben tam tersini söylüyorum:
Kedileri beslemeye devam edin.
Onları aç bırakarak değil, yaşatarak şehirlerimizin bir parçası olarak koruyalım. Çünkü mesele kedinin bugün önümüze kaç fare bıraktığı değildir. Mesele, o sokağın bir avcıya ait olduğunu farelerin hala bilmesidir.
Kediler yüzyıllardır şehirlerimizin sessiz muhafızlarıdır.
Kediler giderse yalnız kediler gitmez. Onların şehir ekosisteminde yüzyıllardır doldurduğu alan da boşalır.
Kedileri bugün sokaklardan toplarsanız. Yarın fareler şehirleri istila eder ve sonuçları tahmin edemeyeceğiniz kadar ağır olur.
“Abartıyorsun” diyenler için yarın New York ve Paris’e bakacağız. Kedilerin sokaklarda olmadığı dünyanın en gelişmiş şehirlerinin farelerle nasıl ve hangi bedellerle mücadele ettiğini daha doğrusu edemediğini konuşacağız.
Rakamlarla. Belgelerle. Bilimle…
Dr.Tarkan Özçetin
Veteriner Hekim
Kaynaklar
Parsons MH, Banks PB, Deutsch MA, Munshi-South J. Temporal and Space-Use Changes by Rats in Response to Predation by Feral Cats in an Urban Ecosystem. Frontiers in Ecology and Evolution. 2018;6:146.
Dielenberg RA, McGregor IS. Defensive behavior in rats towards predatory odors: a review. Neuroscience & Biobehavioral Reviews. 2001.
Dielenberg RA, Hunt GE, McGregor IS. “When a rat smells a cat”: the distribution of Fos immunoreactivity in rat brain following exposure to a predatory odor. Neuroscience. 2001;104(4):1085–1097.
https://t.co/ByabfEz0ky
Nagehan Alçı Medrese eğitimi iyidir diyor. Şu an kendi çocuklarının okulunda halis Fransız birinin çocuğu bile eşi Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı ise okuyamıyor.
Anne Baba çocukların hiçbirinin TC vatandaşı olmaması gerekiyor.
Geçen sene itibari ile okuyan çocukların okuldan alınması ya da TC vatandaşlıklarından çıkması istendi. 2 yıl ile Nagehan grubu muaf kaldı.
O kadar Fransız okulda yani.
Yarı fransızlar bile gidemiyor.
Meb'e bağlı Türk-Fransız okulu filan değil.
Ama diğerleri için Medrese iyidir diyor, oh la la Madame 😅
Köpek denize girdi diye yaygara koparan trollerin olduğu ülkede yaşanıyor bunlar. Denize giriyor diye barınağa kapatılıp öldürülen golden köpeğin ahı çıkıyor olabilir mi?
Afyonkarahisar’da bir tarım firması, domates serasında yoğun tarım zehri kullanılmasından dolayı onlarca çalışan zehirlendi. Kim bilir dünyada kaç kişi sebebi belli ama faili meçhul tarım zehirinden hayatını kaybediyor, bu işi hala şaka sananlar var.
İmamoğlu başkanlığıyla Mahir Polat yönetiminde İBB Miras'ın son 7 yılda kent kültür sanatına kazandırdığı, yeniden hayat verip dirilttiği o kadar çok mekan, eser, sahne var ki; Sn Polat o sandık halkın önüne geldikten sonra inşallah yakın geleceğimizin Kültür Bakanı olacak❤️
@ijohngone Daha ne saçmalıklar göreceğiz acaba? Elbette Armağan Bey in yanındayız ama nedense kadınların, cenaze törenlerinde, camide nasıl giyinmeleri ile ilgili söylemleri geldi aklıma. İşte böyle böyle bu zihniyete çanak tutuluyor. Demek ki neymiş...
🔴 Tilkinin yuvasına su basıp bunu gülerek TikTok’ta komik olarak paylaşan kötü kişi
⚫ İnşallah bu yaptığından sonra iflas eder, bir daha tarım ve hayvancılık yapamazsın.
Erkan Oğur Aslında Kimdir? 👇👇 "Almanya'da, Münih Üniversitesi'nin soğuk amfilerinde okuyan genç bir fizik mühendisliği öğrencisi..."
Babası Kore Savaşı'na katılmış, Türkiye'nin ilk mikrocerrahlarından biri olan çok saygın bir doktor. Oğlu da tıpkı onun gibi bilimin zirvesine yürüsün, Avrupa'da mühendis olsun istenmiş.
Her şey kusursuz ilerliyor gibi görünse de o gencin aklı başka bir yerdeydi. Ankara'da doğmuş ama çocukluğu Elazığ'da, Harput'ta geçmişti. O amfide fizik denklemleri çözerken, kulağında hep o küçükken tıngırdattığı cümbüşün sesi çınlıyordu.
Sonunda dayanamadı. Kariyeri, prestiji, o parlak mühendislik geleceğini bir kenara itti. Sırf içindeki o sese gitmek için her şeyi bıraktı.
Ama bir sorun vardı.
Batı'nın o kusursuz, köşeli notaları ona yetmiyordu. Standart gitardaki o kalıplaşmış seslere bizim türkülerimiz sığmıyordu.
İki nota arasındaki o incecik, titreyen "ah" sesini; Anadolu'nun o derin hüznünü gitardan çıkaramıyordu.
Yani sırf bu yüzden, 1976 yılında kimsenin aklına gelmeyen o şeyi yaptı.
Gitarın perdelerini tek tek söktü.
Sadece kendi toprağının ağıdını doğru düzgün çalabilmek için dünyada "perdesiz gitarı" icat eden adam oldu.
Yıllar sonra, 1996'da Eşkıya filminde Baran çatıdan atlarken arka planda bir ses yükseldi...
"Fırat'ın suyu akar serindir / Yaram derindir..."
Bütün Türkiye o gece o salonda sessizce yutkundu. Ama o, milyonları sarsan o sesin sahibi, bir kere bile çıkıp da "Ben yaptım" demedi. Televizyonlardan kaçtı.
Bugün bir röportaj versin, kendinden konuşmaya utanır, mahcup mahcup yere bakar, lafı hemen başkalarının başarılarına getirir.
Bugün yolda görseniz belki tanımazsınız bile. Erkan Oğur, bu ülkenin sadece bağlamasını değil, sessizliğini ve tevazusunu da en güzel çalan adamdır.
Şimdi düşününce... Kariyer için, para için her şeyin feda edildiği bu devirde; sadece özüne sadık kalmak için dünyayı elinin tersiyle iten böyle kaç kişi kaldı?
Bursa’da kadına ve hayvana şiddet!
Eli bıçaklı saldırgan hakkında gereğini bekliyoruz!
Çıkardığınız yasa toplumun birlik beraberliğini, huzurunu bozdu, ne insanların ne de hayvanların can güvenliği kalmadı!
@Akparti@RTErdogan@pervintuba@BursaValiligi@EmniyetBursa
BU YALNIZCA BİR ÇEVRE MESELESİ DEĞİL, VATAN MESELESİDİR!
Plastik atık ithalatı ve Akdeniz’de giderek büyüyen mikroplastik kirliliği, toplumun bütün kesimlerinin birlikte hareket etmesi gereken bir meseledir. Belediye başkanları, bakanlıklar, milletvekilleri, siyasi partiler, sendikalar, meslek odaları, ticaret ve sanayi odaları, borsalar, üniversiteler ve sivil toplum kuruluşları daha neyi bekliyor?
Cüzi bir ekonomik kazanç uğruna Avrupa’nın plastik atıkları Türkiye’ye geliyor. Bu atıkların neden gönderildiğini, Türkiye’ye hangi ekonomik düzen içinde ulaştığını ve çevresel maliyetinin kime bırakıldığını defalarca ortaya koyduk. Buna rağmen kirlilik devam ediyor; toprağımıza, tarım alanlarımıza, havamıza, denizlerimize, balıklara ve halk sağlığına zarar veriyor. Fakat plastik atık ithalatını durduracak ya da ciddi biçimde sınırlandıracak somut bir adım hâlâ atılmıyor.
Bu, artık “yeter” denilmesi gereken bir noktadır. Ne yazık ki toplumsal tepki hâlâ dağınık; kurumlar arasında birlik, kararlılık ve ortak hareket iradesi yok.
Oysa bu meselenin partisi olmaz. A, B veya C partisi yoktur. Çünkü kirlenen deniz hepimizin, zehirlenen toprak hepimizin, soluduğumuz hava hepimizin; tehdit altında olan gelecek ise çocuklarımızındır.
Plastik atık ithalatına karşı mücadele yalnızca bir çevre mücadelesi değildir. Bu; doğamızı, toprağımızı, suyumuzu, sağlığımızı ve ülkemizin geleceğini koruma mücadelesidir. Başka ülkelerin çöplerine karşı kendi ülkemizi savunmak açıkça bir vatan meselesidir.
Artık susmanın, seyretmenin ve sorumluluğu birbirine atmanın değil; birlikte ve kararlılıkla harekete geçmenin zamanıdır: Plastik atık ithalatı derhâl durdurulmalıdır.
Daha kuzum Ambulansa binmeden silah âsariya iniyor eğitim alırken bunumu öğrendiniz lanet olsun sizingibilere lütfen kızımın Adalet'ini istiyorum @abakingurlek görmemeniz imkansız kayıtsız kalmayın biz Aile olarak yorulduk Adalet Aramaktan acılsın kuzumun dosyası #YeşiminDostasıAçılsın
Türkiye kendi çöpünü bile geri dönüştüremeyen bir ülke, buna karşılık yılda avrudan yaklaşık 250.000 kamyon çöp alınıyor ...
Bu kafa ile giderseniz mikro plastik kaplı denizlerde yüzersiniz, Dogası yok olmuş Hindistan benzeri bir ülkeye dönüşüyoruz...
Para için yapılacak iş var yapılmayacak iş var, avrupadan çöp almayı derhal durdurun...
♻️ Avrupa’dan “geri dönüşüm” diye Türkiye’ye gönderilen plastik atıkların önemli bir bölümü aslında çöp.
🏭 Tesislerin yoğunlaştığı Adana’da işlenen bu atıkların bedelini 🌱 toprağımız, 💧 suyumuz ve 🌊 Akdeniz ödüyor.
🚫 Plastik atık ithalatı yasaklansın!
Çizer: @haakankeles