Kehf Sûresi'nden çıkarılacak ders :
Bir red almak, bir kayıp yaşamak veya bir gecikme olması her zaman bir yoksunluk değildir; aksine, Allah'ın sizi korumak, size daha iyisini vermek ve sizi ödüllendirmek için gönderdiği ilahi bir yardımdır.
"Hayatında üç kişiye asla yer verme:
- Uzun bir beraberliğin ardından ihanet edene;
- Samimiyetini küçümseyip kıymetini bilmeyene;
- Seni incitmeyi kendine haz kılana."
📕 Bediüzzamamın Hayatının Çok Kısa Bir Döneminde (yaklaşık 3 ay olduğu ifade ediliyor) Ezberlediği ve Tekrar ettiği 90 kitap
Hâlâ bazı sözde hocalar Bediüzzaman Said Nursi'nin ilmi yok. Tefsir, hadis, fıkıh, usul bilmiyor diyormuşlar. Tam bir rezalet ve fiyasko bunlar hoca diye insanlara din öğretiyor. Floodu takip edin+++
Bediüzzaman’ın eşi ve benzeri görülmeyen hayatı boyunca en ciddî eğitimi, Hicrî 1309 yılının kış aylarında gittiği Doğu Bayezıd’da gerçekleşmiştir. Milâdi olarak 1891 yılının son ayları ile 1892 yılının ilk aylarını kapsayan üç aylık bu dönemde hocası, Şeyh Muhammed Celâlî Hazretleri’dir. Medreselerin eğitim metoduna göre on beş senede okutulan Molla Cami’den sonraki bütün kitapları, o henüz on dört yaşında iken ders almış ve öğrenimini başarıyla tamamlamıştır. Bu noktada Bediüzzaman Hazretleri’nin ezberine almış olduğu doksan kitabın neler olduğunu icmalen nakledelim. Yapılan araştırma ve incelemeler sonucunda bu listenin de yüzde yüz kesin olmadığı, ancak liste hazırlanırken çok dikkat edilerek müzâkere edildiği de nakledilmektedir. Yapılan araştırma ve incelemelerde bu kitapların tasnifatı şöyledir:
Bediüzaman’ın ezberine aldığı 90 kitap:
I. Sarf: Kelime türemeleri ve fiil çekimleri konularını işleyen temel Arapça gramer biliminin adıdır. Bediüzzaman Sarf ilmi ile ilgili 3 Kitap ezbere almıştır. Bunlar: 1- Tasrîf-i İzzî, 2- Merâh’ul-Ervah, 3- Şâfiye.
II. Nahiv: Arapça dilbilgisinin ikinci kademesi olan cümle yapısı ve kuruluşu ile ilgili konuların anlatıldığı bir derstir. Bediüzzaman Nahiv ilmi ile ilgili 13 Kitap ezbere almıştır. Bunlar: 1- Metn’ül-Acurrumiye, 2- İzhar’ül-Esrâr, 3- Kâfiye, 4- Katr’un-Nedâ ve Bell’üs-Sadâ, 5- Elfiyye (El-Hulâsa), 6- Kavâ’idü’l-İ’rab, 7- El-Muğnî, 8- Ez-Zurûf ve’t-Terkîb, 11-Enmûzec, 12- Avâmil, 13. El-Kâfiyet’ül-Kübrâ.
III- IV-V. Belâgat (Meani, Beyan ve Bedi): Bilim olarak düzgün ve yerinde konuşma sanatının kurallarını inceler. Kendi içinde Meani, Beyan ve Bedi olarak üçe ayrılır. Bediüzzaman Belâgat (Meani, Beyan ve Bedi) ilmi ile ilgili 5 Kitap ezbere almıştır. Bunlar: 1. Miftâhu’l-Ulûm, 2. Telhîs’ül-Miftâh, 3. El-İzâh, 4. Esrâr’ül-Belâğa, 5. El-Ferîde (Mecâz bahsi).
VI. Mantık: Bediüzzaman Mantık ilmi ile ilgili 7 Kitap ezbere almıştır. Bunlar: 1- İsagûcî el-Ekberi (Er-Risâlet’ül-Esîriyye), 2- Şemsiyye, 3- El-Burhan, 4- Es-Süllem’ül-Münevrak, 5- Tehzib’ül-Mantık, 6- Metâli‘u’l-Envâr fi’l-Mantık, 7- İsaguci.
VII. Münâzâra (İlm-i Adab ve’l-Münâzâra): Münâzâra kelimesi Nazara kelimesinden türemiş olup delilleri ortaya koyarak düşünmeye ve gerçeği anlamaya sevk eden konuşma şeklinde tarif etmişlerdir.
Bediüzzaman Münâzâra (İlm-i Adab ve’l-Münâzâra) ilmi ile ilgili 6 Kitap ezbere almıştır.
Bunlar: 1. Hüseyniye, 2. Er-Risâletü’l-Velediyye fî âdâbi’l-bahs ve’l-münâzâra, 3. Âdâbü’l-bahs ve’l-münâzâra (Er-Risâlet’ül Adudiyye), 4. Usûlü’l mantık ve’l-münâzâra, 5. Risâletü ilm-il-âdâb, Âdâb Risâlesi veya Gelenbevî alâ âdâb, 6. El-Habyet’ül-Haliliyye.
VIII. Cedel İlmi: Latince “Dialectica” sözcüğünün karşılığıdır. Dialectica, terimi ise dia+legein yani dil ve nutuk, karşılıklı konuşma ve istidlal, yani delil getirerek karşıdakini susturma sanatı anlamına gelmektedir. Bediüzzaman Cedel İlmi ile ilgili 2 Kitap ezbere almıştır. Bunlar: 1. Âlem’ül-Cezel fî İlm’il-Cedel, 2. El-Müntehel fi’l-Cedel.
IX. Hikmet (Felsefe): Felsefenin tarif ve mahiyeti, var olmaları bakımından varlıkların bilinmesidir. Bediüzzaman Hikmet (Felsefe) ile ilgili 3 Kitap ezbere almıştır. Bunlar: 1. Hidayetü’l-hikmet, 2. Muhtasaru Makasıdı Hikmeti Felasifeti’l Arap, 3. Hikmetül-’ayn.
X. İlm-i Vad: Lâfızların ve kelimelerin nasıl ve ne hikmetle hangi manaya konduklarını yani lügat felsefesini araştıran bir ilim dalıdır. Bediüzzaman İlm-i Vad ile ilgili 3 Kitap ezbere almıştır. Bunlar: 1. Risâle fil-Vad, 2. El-Urcûzet’üs-Safeviyye, 3. El-Vad’
XI. İlmü’l-Lüğah: Sözlük İlmi. Bediüzzaman İlmü’l-Lüğah ile ilgili 2 Kitap ezbere almıştır. Bunlar: 1. El-Kamus’ül-Muhît, 2. Ta’rîfât.+++
İLBER ORTAYLI BİR TARİH FELSEFECİSİ DEĞİLDİ
İlber Ortaylı, büyük bir tarihçi değildi, iyi bir kronikçiydi, vakanüvis'ti.
Bir tarih felsefesi yoktu.
Bir tarih ekolü kurmuş öncü bir tarihçi değildi.
Ve en önemlisi de, dünyaya bir medeniyet fikri sunacak çapta bir medeniyet felsefesine ve mefkûresine sahip bir tarih felsefecisi ve medeniyet felsefecisi hiç değildi.
BİR BRAUDEL VEYA BİR TOYNBEE DEĞİLDİ
Bir Braudel değildi yani. Bir Toynbee de değildi.
İbn Haldun’u da hakkıyla tanıdığını, İbn Haldun’un tarih felsefesini özümsediğini ve aşma (!) kaygısı güttüğünü hiç sanmıyorum.
“İbn Haldun’dan sonra yazılan bütün tarih kitapları, İbn Haldun’a düşülmüş birer dipnottur” diyecek bir tarih felsefesi birikimine ve derinliğine de, bizim medeniyetimizi yeniden üretecek bir derde, asabiye'ye (yaratıcı ruha ve kurucu iradeye) de sahip değildi.
İbn Haldun'la ilgili bu sarsıcı ve ezber bozucu sözü bir Türk tarihçisi söylemeliydi oysa, değil mi?
Ama Toynbee, söylemişti.
Ancak Toynbee ayarında 10 ciltlik devâsâ “A Study of History” başlıklı bir şaheser yazabilmiş, İbn Haldun hayranı bir tarihçi, bir tarih felsefecisi söyleyebilirdi böylesine sarsıcı bir sözü.
O yüzden “Civilisation on Trial” başlıklı kitabında “Osmanlı, insanlığın geleceğidir” diyebilmişti Toynbee. Çünkü tarih felsefesini iyi biliyordu, medeniyetler felsefesi yapıyordu, Batı uygarlığının felsefî olarak çöküşün eşiğine sürüklendiğini görüyordu; bir medeniyet fikri ve tarih felsefesi vardı çünkü.
Braudel için de benzer gözlemleri yapabiliriz. Annales Okulu’nun bu en parlak zekâsı, “uzun ölçekli bakışı” tarihe girdiren “long duree” fikrini İbn Haldun’un iyi öğrencisi olduğu için geliştirebilmişti. Ve bu fikriyle çağdaş historiografi’de devrim yapmıştı.
BİZE BİR TARİH FELSEFESİ VE MENDENİYET FİKRİ SUNMAMIŞTI
Bize gelince: Halil İnalcık ile İlber Ortaylı karşılaştırılmaz bile. Ama Ortaylı, popülerliğinin konformizmini ve keyfini sürmeyi tercih etti.
Yaşadığımız medeniyet krizini anlama, anlamlandırma ve aşma konusunda kapsamlı bir tarih felsefesi yapacak bir tarih felsefecisi de, medeniyet felsefecisi de değildi.
Tarihimizi iyi biliyordu ama.
Dünya tarihi konusunda da yoğun bir bilgi birikimine sahipti. Fakat bir medeniyet fikri yoktu ve dünyaya biz nasıl yeniden güçlü ve kuşatıcı bir medeniyet fikri sunabiliriz, diye bir sorunu da, sorusu da, bu soruyu soracak bir derdi de, tarih felsefesi de yoktu.
Türkiye’nin resmî ideolojisinin icat edilmiş kurgular üzerine inşa edildiğini adı gibi biliyordu. Ama “kültürel / entelektüel iktidar” sol-seküler aparatlarda olduğu için, bu sahte ve yapay iktidara boyun eğmeyi yeğledi. Türkiye’nin önünü tıkayan prangaları aşacak bir tarih bilgisine sahip olmasına rağmen böylesine tarihî ama zorlu bir işe soyunmayı hiçbir zaman göze alamadı. Konformizme yenildi.
Ülkede seküler Kemalist kültürel iktidar değil de, şeriatçı kültürel iktidar hâkim olsaydı, bu kez bu iktidara yanaşacak, konformizminden asla taviz vermeyi düşünmeyecekti bile.
Ben bugüne kadar bekledim, belki vicdanı ve hakikat derdi baskın çıkar, baklayı ağzından çıkarır ve icat edilen sahte tarihi deşifre eder diye umutlandım doğrusu. Zaman zaman bunun ipuçlarını vermiyor değildi: Sözgelişi Sultan Abdülhamid onun çabasıyla aklanmıştı büyük ölçüde. Osmanlı ve tarih ilgisi ve sevgisi de onun çabalarının eseriydi esas itibariyle.
Ama bu, onun büyük tarihçi olduğunu göstermeye yetmez. “Büyük âlim”, “büyük düşünür” olması ise hiçbir zaman sözkonusu bile olmadı.
Büyük bir tarihçinin bu ülkeye yapması gereken en önemli katkı, ideolojik önyargılardan azâde bir yakın ve uzak tarih muhasebesi ve bir gelecek tasavvuru, herkese hayat hakkı tanıyan, Batı uygarlığı gibi dışlayıcı (exclusivist) değil, kuşatıcı (inclusivist), yok edici değil varedici, imha edici değil ihya ve inşa edici kampsamlı bir medeniyet fikri sunması olabilirdi. Ama bu mümkün olmadı, mümkün de değildi yukarıda zikrettiğim sebeplerden ötürü.
#ilberortaylı #tarihfelsefesi #tarih #medeniyettasavvuru
Peygamberimi Öğreniyorum: -23-
— ❝elini öptürmezdi. Israr edene de mani olmazdı❞
— ❝uzaktan gelene sarılır. Yakından gelene de Musafaha yapardı❞
— ❝bir meclise gelince selam verir, çıkınca selam verirdi❞
— ❝mecliste kötülük konuşulünca ya yüzünü ekşitir veya kalkardı❞
— ❝tek başına gezmezdi. Mutlaka bir-iki arkadaşını yanına alırdı❞
— ❝sosyal bir yapısı vardı; yemeği bile tek başına yemezdi❞
— ❝her kelimesinde yüzünde tebessüm belirtisi olurdu. Enerji saçardı❞
— ❝büyük adımlarla yürür, bedenin tamamıyla muhataba döner ve karşıdakini muhatap alacak şekilde gözüne bakardı❞
— ❝ellerini tutan bir daha tutmak isterdi; ipek gibi yumuşak, misk gibi kokardı❞
— ❝Onun gibisini koklamadım❞ der Hz. Enes, Hz. Ebu Hüreyre ve cümle ashab-i kiram [r.a]
Salât ve selâm şarkın ve garbın efendisine olsun. İbrahim Kaya kardeşinize dua etmeyi de unutmayın kardeşlerim. Bu maddeler Şemail ve Şifa'dan bir iktibastır. Allah c.c, sizleri ve ehlinizi muhafaza buyursun.
Gazze'de hasta çok hastane yok; doktor var ilaç yok; yara çok merhem yok; yağmur var çadır yok; soğuk çok ısıtıcı yok, açlık var -kafi miktarda- gıda yok, anlaşma var gereğini yapan yok; zulümde Firavun'u geçen bir gavur oğlu gavur Netenyahu var, Musa olup haddini bildiren yok.
Kassam'ın şehit sözcüsü Ebu Ubeyde'nin son konuşmasında ümmetin liderlerini göreve çağırırken gözyaşlarını tutamadığı ve çekimlere defalarca ara verildiği ortaya çıktı
Tarık Tufan der ki:
"Bazen hayat Vahy'in kesildiği zaman gibidir."
Ama arkasından gelen ilk ayet şöyledir;
"Rabbin seni terk etmedi ve sana darılmadı da"