Dünyanın en iyi süpürge ve hava temizleme cihazları üreticisi DYSON tarım-gıda üretimine girdi.
Yeryüzü nizamina son 300 yıldır yön veren İngiliz Anglo Sakson aklıdır.
21.Yüzyıl Su-Gıda asrıdır.İster balkonda ister küçücük arazinizde GIDA üretin,tohum takas edin,fazlasını satın.
Gerçek İslam’ı öğrettiğini söyleyen kadın:
“Peygamberimiz bugün gelseydi bize ilk söyleyeceği şey namaz olmazdı.
Kur’an’ın indirildiği ilk 10 yıl Mekke’de farz olan şey namaz değildi, örtü emri, oruç, zekat yoktu. İslam bu yola haram listesiyle başlamadı.
13 yıl boyunca Peygamberimiz insanlara Allah’ın kim olduğu bilgisini yerleştirdi. Çünkü o biliyordu ki Allah’ı gerçekten tanımayan kalp, iman edemezdi.
Bize İslam çok yanlış öğretildi. Allah’ı tanımadan elimize bir liste verildi. ‘Öyle yapma, böyle konuşma, namaz kıl, oruç tut.’ dendi.
Biz gençler, daha tanımadığımız ve beraberinde sevemediğimiz Allah için ibadet etmek istemedik, mutlu olmak için İslam’dan kaçtık.
Bence Müslümanların mutsuzluğunun en büyük sebebi, ben de dahil Müslümanların Allah’ı gerçekten tanımaması.
İlk emri ‘Oku’ olan ve ‘Kendimi tanıtmak için sizi yarattım’ diyen Allah’ın gözüne girmek için namaz kılıyor lakin namazda ne söylediğimizi bilmiyoruz.
‘Allah için canımı veririm.’ diyen ama Kur’an’da ‘Acaba bana ne demiş’ diyen insanlar yok.
Biz toplum olarak önce ameli büyütüp imanı küçülttük. Namaz kılınca, oruç tutunca cennete gireceğiz sandık.
Allah, Kur’an ve pergamberle önce kalbi inşa etti, biz ise kalbi atladık. O yüzden namaz var ama huzur yok.”
Hayatımda yaptığım en keyifli ve huzur veren işlerden biri olabilir. Hatay’ın birçok ilçesinde bakkal ve eczaneleri ziyaret ettim. Defterleri bir bir topladım. En çok da şuna sevindim, esnafımız sadece durumu olmayanların borçlarının kapatılmasını, işi gücü yolunda olanların ayrılarak hesaplarının açık bırakılmasını rica etti. Böylece ihtiyacı olan daha fazla kişiye ulaşabilecektim. Denizde bir su damlasıyım…❤️
DİN VE İNSAN
✓Tutsaklara dinden önce özgürlük
✓Açlara Kur'an'dan önce ekmek
✓Mazluma duadan önce destek
✓Yetime imandan önce şefkat
✓Dünyaya İslam'dan önce insanlık
✓Suçluya cezadan önce adalet
✓İnsanlığa vaazdan/nutuktan önce örneklik
✓"Gâvura" cehennemden önce cennet götürmeliyiz.
Din merkezli değil, insan merkezli bir iman sahibi olmalıyız.
Unutmamalıyız ki: Din insan içindir. İnsan olmanın en mükemmel aracının İslam olduğunu, dünyanın en iyi insanlarının Müslümanlar olduğunu insanlığa kanıtlamalıyız.
Bu da ancak iyilikle, ahlakla, adaletle, üretmekle, çalışmakla, paylaşmakla ve tüm bunları yaşamakla mümkün olur.
Böyle bir ideal ve hedef sunar İslam bize.
Başka "yere" değil!: İslam ancak güzel ahlakın, iyiliğin, emeğin, cehdin, adaletin, merhametin, dirayetin, gayretin üzerine iner. Yeryüzüne de aynı şekilde. Önce kendimizi, sonra yeryüzünü İslam'ın inmesi için mamur etmemiz gerekir. Zira taşa ekilen tohum nasıl yeşermezse; ahlaksız, adaletsiz, emeksiz, cehdsiz, hayretsiz, gayretsiz, düşüncesiz bireyler ve toplumların üzerine inen İslam'da öyle yeşermez.
"Biz seni güzel bir ahlak üzerinde bulduk" ayetini tekrar tekrar düşünmemiz gerek. Demek ki ahlak İslam'ın üzerine değil, İslam ahlakın üzerine iniyormuş. Önce ahlak, sonra iman. Bunu iyice tefekkür edelim. İyice düşünelim. Vesselam
Ramazan Yaman
*BU YAZIYI KİM YAZMIŞSA TEBRİK EDİYORUM. MUTLAKA SABIRLA SONUNA KADAR OKUYUN...
Osmanlıyı 1299 yılında Oğuz Türklerinin Kayı Boyu kurmuştur.
Osmanlı imparatorluğu;
- 1299 da kurulmuş, 1579'a kadar 3 asır YÜKSELMİŞ....
- 1579 dan 1699 kadar,
1 Asır DURAKLAMIŞ.
- 1699 dan 1919 kadar.
GERİLEMİŞ VE YIKILMIŞTIR.
Gerçekte iki farklı Osmanlı vardı;
- Halifeliğe kadar olan Osmanlı... (1299-1517) Nam-ı diğer Türk İmparatorluğu
- 1517 tarihinde Halifeliğin alınmasından sonraki Araplaşan Osmanlı İmparatorluğumuz… Ve Araplaştıkça daha çok batan koca Osmanlı İmparatorluğumuz…
Aslında Türkler için her şey güzel gidiyordu...
Ta ki Halifelik sevdasına düşülene kadar…
O günkü şartlarda halifeliği olmazsa olmaz gören Yavuz Sultan Selim ile akıl hocası Şeyh İdris-i Bitlis-i ve diğerleri Memlüklülerin elinden Abbasi halifeliğini almak için Mercidabık ve Ridaniye savaşlarını tertip ederler...
Bu savaşların sonunda, kılıç zoruyla artık halifelik Türklerdedir. (1517)
Ama çok büyük bir sorun çıkar, çünkü Arap dünyası halifeliğin kendilerinden alınmasına şiddetle karşı çıkar ve Türk halifeye biat etmek istemezler...
İşte bu sorunu çözmek, Arapları, Türk halifeye bağlamak için Arapların da kabul edeceği bir orta yol bulunur.
Bu yol Mısır’dan ve Arap diyarlarından seçilecek iki bin civarında ulemanın, Mollanın, Ebussuud Efendilerin İstanbul’a davet edilerek, para, mal, mülk, arazi de verilerek kalıcı olarak yerleşmeleri sağlanır...
İmparatorluğu Araplaştırmak, diğer bir deyişle; Türk İslam’ının terk edilerek, Arap İslam’ına doğru evrilmesini sağlamak konusunda anlaşırlar.
Bu projeyi Araplar da destekleyince proje hayata geçer ve maalesef bundan sonra artık imparatorlukta “bugün de kısmen olduğu gibi” Türk kelimesi yasaklanır, “Türk’üm!”, “Türkmen’im!” diyen Kızılbaş diye aşağılanır, dışlanır, kafası kesilir.
Bu dönem sadece Kuyucu Murat Paşanın ���Türk’üm!", “Türkmen’im!” dedikleri için kafasını kestirip, kuyulara doldurduğu insan sayısı 158 bindir.
Maalesef Osmanlının son 350 yılı ilk 250 yılın aksine, Türklere zulümle geçer, sıkı bir Arap tandanslı mezhepçilik kurulur...
1603 yılına gelindiğinde artık Ehl-i Beyt Türk Tekkeleri yasaklanır, kapatılır; yerine Halidî, Nakşî, Kürdî Tekkeler kurulur.
Yine bu dönem Kürtlere sayısız imtiyazlar verilir,
1839 birinci Tanzimat Fermanına kadar Kürtler askerlikten bile muaf tutulurlar. (Kürtlere Şah İsmail diyeti ödenir…)
Yine bu dönem Türkler, saraydan, ordudan ve müesses nizamdan tasfiye edilirler…
Türklerin askeri ve siyasi gücünü kırmak için bu Arap mollaların fetvalarıyla, serdengeçti birlikleri sadece Türklerden oluşturulur ve en ön safta savaştırılır, böylece kırdırılırlar, ganimet bile toplatmazlar…
Ganimeti de saraylardaki Arap mollalar ile işbirliği yapan yeniçeriler kendi aralarında paylaşırlar…
Ordudan, saraydan ve müesses nizamdan yavaş yavaş tasfiye edilen, kafası kesilen, sürgün edilen Türklerin bir kısmı bu mollalara kızar ve canını kurtarmak için de Kürtleşmeyi ana stratejik hedef olarak seçerler.
Bu aşiretler ve boyların en büyükleri Avşarlardır, Halaçlardır, Mukri, Bayat, Beğdili, Evya, Yıvadır… Buna tarihimizde “Ekrad (kürtleşmiş) Türkmanlar” denir…
Yine Kelkit’ten Hakkâri’ye kadar olan bölgede yaşayan Akkoyunluların büyük bir kısmı İran’a gider. (Bugün dünyanın en büyük Türk nüfusunun yaşadığı başkent Tahran’dır…)
Böylece yüzyıllarca başımızı ağrıtacak Kürt sorunu ve bu politikalar sonucu gelişir ve büyür.
Osmanlı öyle bir açmaza düşmüştür ki, ne halifelikten vazgeçebilir, artık ne de imparatorluğun kan kaybetmesini durdurabilir... Çünkü imparatorluğu kuran asli unsur Türkmenler dışlanmış, mezhepçiliğe kurban edilmiştir…
Mollalar, başta matbaa olmak üzere bir sürü saçma sapan fetva verirler…
Ve sonuçta Osmanlı’ya Rönesans’ı ıskalatırlar, Rönesans’ı İngiltere kapar…
Matbaa Osmanlı’ya ilk kez 1480’de Yahudiler ile gelir, sonra 1527’de Ermeniler matbaaya kavuşur. 1563’te ise Rumların matbaası vardır.
DİNİMİZİ NEDEN ANLATAMADIK?
Dini anlatmaya sakaldan başladık: çünkü yüzümüz yoktu!
Dini anlatmaya başörtüden, sarıktan başladık: çünkü kafamız yoktu!
Dini anlatmaya dünümüzden başladık: çünkü günümüz yoktu!
Dini anlatmaya ezberden başladık: çünkü bilgimiz yoktu!
Dini anlatmaya salavattan başladık: çünkü salatımız yoktu!
Dini anlatmaya kadınlardan başladık: çünkü adamlığımız yoktu!
Dini anlatmaya huriden başladık: çünkü nurumuz yoktu!
Dini anlatmaya tarikatımızdan başladık: çünkü hakikatimiz yoktu!
Dini anlatmaya cilbabtan başladık: çünkü hicabımız yoktu!
Dini anlatmaya mezhebimizden başladık: çünkü mesnedimiz yoktu!
Dini anlatmaya kerametimizden başladık: çünkü maharetimiz yoktu!
Dini anlatmaya mehdimizden başladık: çünkü meziyetimiz yoktu!
Dini anlatmaya şefaatten başladık: çünkü takvamız (sorumluluğumuz)yoktu!
Dini anlatmaya şeriatten başladık: çünkü adaletimiz yoktu!
Dini anlatmaya çokluğumuzdan başladık: çünkü varlığımız yoktu!
Dini anlatmaya mucizeden başladık: çünkü hayretimiz yoktu!
Dini anlatmaya bedavacılıktan başladık: çünkü gayretimiz yoktu!
Dini anlatmaya adetlerimizden başladık: çünkü ayetlerimiz yoktu!
Dini anlatmaya rivayetten başladık: çünkü sünnetimiz yoktu!
Dini anlatmaya dinimizden başladık: çünkü insanlığımız yoktu!>>>>
Yazının devamını ve diğer yazılarımı okumak için lütfen üye olun. Hem okuyun, hem de iyiliğe destek vermiş olun...👇👇
https://t.co/UVM9vEDqXY
Vücut transfer yanılsaması, kişinin kendisininkinden başka bir vücudun bir parçasına sahip olduğu yanılsamasıdır. Bu ünlü kauçuk el deneyi ve beyninizi kandırıyor.
Sağlıkta çağ atladıkça kanserden ölenler,yeni bir çığır açıldıkça Diabetten ölenler,Tıp ilerledikçe Kalp Krizinden ölenler,Bilim ilerledikçe hastanelerde,yoğun bakımlarda yatanlar artıyor.
Bize nasıl bir tıp eğitimi verdiniz de biz bu ters ilişkiyi bir türlü anlayamıyoruz.
Bu video, Türkiye medyasındaki servet adaletsizliğinin göstergesi.
Emekçi gazeteci - 'köşe yazarı' ayrımına mükemmel örnek.
Caner Özyurtlu üretmeye çalışan her insan gibi zorlandığını anlatırken bir gazeteci memleketin derdinden bu kadar bihaber olabiliyor
https://t.co/fsmDJtibXv